Sunday, September 26, 2010

yoksul hayatımızın,
cennetten görünüşü gibi,
biraz uçuk renkli.

Saturday, September 11, 2010

Nocturne in G Minor


Çok soğuk bir kış günü,içimde pembe bale mayosu,çantamda patiklerim ve kurabiyelerim ve-her zamanki gibi-daha yedi yaşımda bile söyleniyorum:''Of yine solfej var!''

Küçük bir bale okulum var ve benden yaşça küçük sınıf arkadaşlarım.Her sene Royal Academy sınavı oluyorum,her sınava girişimde heyecanlanıyor,ismimi unutuyorum,titreyen ellerimle barı tutmaya çalışıyorum.

Yine bir kış günü,hep özendiğim ve çok sevdiğim öğretmenim Özlem Güzel derse giriyor,tchaikovsky veya chopin çalıyor ve işte bu tını nasıl yerleşmişse kulağıma,seneler sonra bile gitmiyor.

Saatlerce aynada yanlışlarıma bakıyorum,kimi zaman aynı hareketi beş,on kez tekrarlıyorum.Esniyoruz ve ders bitiyor.Ondan hemen sonra solfej başlıyor.

Ben solfej derslerine hiçbir zaman girmek istemiyorum ama sevgili,çok sevdiğim Sevinç öğretmen olduğu için yine bir şekilde giriyorum.

Genelde kış oldu mu,derste dahi çişim geliyor:)Tuvalet sıralarını hatırlıyorum;minik minik pembe mayolu balerinler dersten çıkmışlar tuvalette sıra beklerken bir şeylere sürekli gülüyorlar ve tabii tutmak daha da zor oluyor.

En sonunda solfej bitiyor,anneler gelmiş çocukları giydiriyorlar.Herkes hazırlanıyor,haftaya cumartesiye kadar öğretmenlere hoşçakal denip,çıkılıyor.

Yine bir cumartesi yine çok sevdiğim öğretmenlerimden bir tanesi sevgili Hande Tanver derse giriyor,esniyoruz ve ders başlıyor:''Yeşeren,ayağına bak,çocuklar dik durun,kareyi bozma'' veya ''relevé'ye kalkıyoruz,yavaşça iniyoruz'gibi sayısız fransızca ve italyanca terimlerle dersler geçiyor.Sonrası yine solfej,hazırlanma ve evlere dağılma.

Son iki sene de modern dans derleri de başlıyor.Yine çok çok sevdiğim sevgili Seda Işça'nın ilk dersini hatırlıyorum.Eyvah demiştim içimden,çünkü derste bir türlü klasik balenin verdiği disiplinden,normdan kurtulup kendimi derse verememiştim.Fakat zamanla bu ders ve Seda Işça bana çok büyük bir vizyon veriyor;hiç tanımadığım dans topluluklarını öğreniyorum,artık ayaklarıma değil,baştan itibaren tüm vücuduma aynada bakar oluyorum.

Son olarak o yıl sonu gösterileri;kuliste koşuşan tütülü minik balerinler,kıyafetler,patikler ve en sonunda sahne!Sahnede olmak çok değişik bir his.Benim için,çok değerli bir şey.Hiç kimseyi görmüyorsunuz,sadece dans ediyorsunuz ve sonunda o görmedikleriniz sizi alkışlıyor.O mutluluğun benim için tarifi olamaz.Benim için çok değerli ve orası,benim huzur bulduğum tek yerdi.Bundan sonra değişik bir şey oldu ve ne zaman bale ve dans gösterisi izlesem,bir sahne kokusu almaya başladım.Bu çoğu zaman beni ağlatabiliyor,orada olamayıp onları karşıdan izlemek,ama aynı anda onlara baktığımda her biriyle,her bir dans topluluğuyla yaptıklarının ne kadar zor ve acı şartlarda icra edildiğini bildiğimden gurur duyuyorum,işte bu da beni mutlu ediyor,gülümsüyorum.

İşte böyle geçen sekiz yıldan sonra,bir gün baleyi bırakacağımı öğreniyorum ve bırakmak zorunda kalıyorum.Ondan sonra da bir daha bir türlü başlayamıyorum.Araya bir üç sene giriyor,üç sene sonra küçük workshoplarla tekrardan dansa dönüyorum,bu sefer modern dans.

Yine klasik balenin vücuduma aşıladığı normlardan bir türlü kurtulamıyorum ama zamanla alışıyorum.Alıştıkça normları da yıkıyor ve modern dansı sevmeye başlıyorum.Üç ayrı yerde modern dans eğitimi aldıktan sonra,son olarak sevgili Evrim Akyay ve Tuğrul Savaşçı bana modern dansı en az Seda Işça kadar sevdiriyorlar,şimdilik ona da ara veriyorum.

En çok bu konuyu düşündüm,gitmeyi düşünürken,nasıl ara vereceğim yine,yine nasıl bırakacağım diye.

Ben,düşündüm de çok özlemişim;kendimi aynada ayaklarıma bakarken görmeyi,aynı hareketi on kez tekrarlamayı,fransızca terimler duymayı,sıkılarak solfej dersine girmeyi,kuliste yaşadığım heyecanı,alkış aldığımdaki sonsuz mutluluğu,minik balerin Yeşo'yu.

İşte bu yüzden çoğu zaman çok sevmeme rağmen,klasik müzik dinleyemiyor,gösterilere bilerek gitmiyorum.

Üzülüyorum,ağlıyorum,çok özlüyorum.
Tüm bu sekiz yıl boyunca yanımda olan ve beni destekleyen,büyüten sevgili;
Özlem Sucuoğlu Güzel'e,
Hande Tanver'e,
Sevinç Yıldız'a,
Modern-çağdaş dans da bana çok şey katan;
Seda Isça,Aslı Öztürk,Mihran Tomasyan ve Evrim Akyay'a
ve diğer herkese sonsuz teşekkürler.

Sunday, September 5, 2010

Severim Bilirsin

En sevdiğim yol;uçağa binmek üzere gidilen yol.
En en sevdiğim adrenalin;uçağın tribülansı,göğsünün inip inip kalkması.
En en en sevdiğim keyif;başka bir şehirde gözlerimi açmak.
En en en en sevdiğim kararsızlık;valiz hazırlamak.
En en en en en sevdiğim huzur;başka insanlar tanımak.
En en en en en en çok istediğim şey;Londra'da yaşamak,ölmek,nefes almak.
En en en en en en en son dinlediğim ses;Morrison ile Crystal Ship.
En en en en en en en en son okuduğum şiir;Kristal Denizaltı.
En en en en en en en en en son çok kırılıp parçalara ayrılan şey kalbim.
Kristal dağılınca,çöpe atmak zor gelir,çünkü değerlidir.Ama dağılmıştır,kırılmıştır bir kere,yapıştırmak istesen hangi bir parçasını yapıştırabilirsin ki?
Dünyamda yerin bir yer,bazen tebessüm ettiğim bazen suratımı astığım bir yer.

Thursday, September 2, 2010

Winter




Winter time winds blow cold the season
Fallen in love,I'm hopin to be.
Wind is so cold,is that the reason?
Keeping you warm,your hands touching me.
Come with me dance,my dear
Winter's so cold this year
You're so warm,
My wintertime love to be.
Winter time winds blue and freezin'
Comin' from northern storms in the sea
Love has been lost,is that the reason?
Trying desperately to be free
Come with me dance,my dear,
Winter's so cold,in this year.
You're so warm,
My wintertime love to be.

Romanesque


Yoksul ve yaşlı bir kadınım ben.
Cahilim,hem ne okumam ne de yazmam var.
Resmini görürüm kilisemde;
Arplarla,lavtalarla cennetin,
Ve de günahkarların yandığı cehennemin.
Biri ürkütür beni,öteki sevince boğar.


François Vilton


Wednesday, September 1, 2010

İllüzyonist


'Ortak bir şeyimiz yoktu.ben&şebek oğlan-onun sıkıcılığını paylaştım&ona verecek bir şeyim de yoktu-
&kendimi eğlendirdim'
'O,sabahtan akşama kadar kırlardan bir avuç rüzgar&uyuz artıklar&kendi içinde mutlu değil-bırak öyle kalsın&çiçeğin yağmura ihtiyacı var'
Bob Dylan