Sunday, August 29, 2010

Flutter*



İyi zamana denk geldim.Okudukça,gördükçe,duydukça dünyam o kadar genişliyor ki,diğerlerinin karınca yuvası kadar dünyaları ve olaylarının yanında.Ben büyüdüğümü gördükçe onlar daha da ufalıyorlar.
Vicdan dedikleri şey varya,düşününce şimdi yine iyi ki tokat atmadım,iyi ki alıp yerden yere vurmadım,iyi ki hiçbir kötü söz söylemedim,intikam almadım diyorum.Çünkü sölesem,atsam,alsam vicdanımın bu kadar huzurlu olmasına imkan olmazdı.Ben olmazdım çünkü.Her seferinde yolumu şaşırtacak şeylerle karşılaştım ama ne iyi,hiçbir zaman ben olmaktan çıkmadım.Ama bana dokunan yılanında vicdanıyla nefes alması çok zor.
Benim kalbimi düşürmemeye dikkat etmeliler.

*Sixteen Horsepower's song,Flutter 

Monday, August 16, 2010

Il Sogno

Il sogno...
Voi chiedete cos'é il sogno?
Dell'amore é il bisogno
E scambiarsi sensazioni
Condividere emozioni...
E come l'essersi trovati
Senza essersi cercati!
E qualcosa di reale:
Non si puo sempre spiegare
E l'unione tra cielo e stelle
E sentirsi stessa pelle
E la voglia di capirsi
La scoperta nel sentirsi
E una scelta chiaramente
Prima il cuore poi la mente.
Siamo stati fortunati
Proprio si,privileggiati
Gli altri,miseri,non sanno
Cosa poi si perderanno!
La morale in questa storia,
La sapete poi qual'é?
Dell'amore é la vittoria:
Ecco il sogno che cos'é!
A Michela Scalas

Sunday, August 15, 2010

Üzüldüm Görünce


Dante'nin infernosunda binbeşyüz gün.
Kıskançlık dolu,inat dolu,diri diri yakılıyorum,yanıyorum ve tamam, arafa geçişim için bir sebep:
Özlüyorum.
Muafım ben.
Ama görüyorum ya işte...
''Cennetle dünya arasındaki mavi ufuktayım,her gün birbirine benziyor,her gece aynı rüyayı görüyorum;kimsenin duymadığı çığlığı,kalbimin yerinden fırlayacakmışcasına atışını...''
Gerçekten çok zor.Her zamanki gibi.
Ne acı şey kar orada yağarken,bunu görememek,sanki sürekli önümden çekilen hayatı izliyor gibiyim.
Yağmur yağdığında orada yağmurla yürüyememek;sonbaharı orada görememek.
Dedikodu kazanın içinde ama en güzel sunum içinde kendime bakmak ama görememek.
O kadar yaşlanıyorum ki bir anda,bunları hissedince o kadar kopuyor ki her şey...
Keşke diyorum aşık olsaydım.Çünkü bu zaman o zaman değil,hayal ettiğin şeyin içinde realite gözlüklerinle kendini görmek bambaşka çok başka bir acı veriyor,aşık olduğuna ulaşamamaktan bile.
Dinlenmek ne demek?Uzanmak,uyumak,sessiz huzurlu bir yere gitmek...ama benim için değişti.Ben dikerken,uykularımı kaçırıp kalkıp notlar alırken,hayal ederken,çizerken dinlenir oldum artık.Böyle olması gerektiği için mi yoksa yaşadıklarımdan dolayı böyle olduğu için midir bu?Her ikisi de ve birbirinden bağımsızca her ikis de olduğu içindir.
Daha hala realiteleri görebildiğim ve görmeyi istediğim için seviniyorum.Bu tükendiğinde baştaki gibi ve işte şu cümle kadar basitleşecek her şey:
Cehennemin kendisi gibi sahne altındayız-artık-


Tehlikeli Masallar*

'Çok doğal davranıyordu,çok açık sözlüydü,gereğinden fazla dürüsttü ve her şeyin belirsiz,bütün ilişkilerin karmakarışık olduğu bu dünyada böyle dümdüz bir açıklık garip bir karmaşaya yol açıyordu.
Yüzü ise,sesinden bile daha değişkendi,yüzünün çizgilerini insanın belleğine hapsetmesine olanak yoktu,bitmemiş bir resim gibi çizgileri sürekli değişiyordu,yüzü birden büyüyüp bir kadının yüzü oluyor,sonra bir çocuğun yüzüne dönüşüyor,birden yaşlanıyor ya da bebekleşiyordu. Ürkütücü bir kadındı benim anlattığım,hem erkeklere aldırmıyor,hem de çılgınca kıskanabiliyordu;hem şefkatliydi,hem de taş gibi duyarsız olabiliyordu.Bense korkuyordum.Bir kadını daha çok sevip daha çok bağlandıkça,bir gün onu kaybedip yapayalnız kalmak korkusu büyüyordu.Kıskanmanın çaresizliğinden ve içimde yarattığı aşağılanma duygusundan kurtulmak ve bana kaçınılmaz gözüken o terk edilme gününün acısını daha baştan hafifletmek için,hayatıma kattığım kadınların sayısı artıyordu.Onun bir çocuk olmadığını,takındığı çocuksu tavırların aslında bir maske olduğunu bir tek ben biliyordum.Onun güzelliğine duyduğum hayranlıkla başlayan ilişki daha sonra kesin bir cinsel bağımlılığa dönüşmüş ve hep öyle sürmüştü.Bu saflıkla bu yalancılık nerede buluşuyordu,neredeydi ortaklıkları,benim göremediğim hangi sır onları benzer kılıyordu?Dokunulmamış bir dürüstlükle,her şeyden kuşkulanan bir yalancılık aynı şekilde hayata yabancı ve aynı şekilde vahşi olduğu için mi benzerlik çıkıyordu ortaya?Yalnızlığın böyle bir çaresizlik olarak geldiği zamanlarda insanın kendisini parçalayan yalnızlığından kurtulmasının çok zor,hatta imkansız olduğunu biliyordum,bir zaman kendini yalnızlığa bırakıp teslim olmak gerekiyordu,sonra tekrar kalabalıklar geri gelirdi.Kendisi karşımda olsa belki,bir gün içinde böylesine bir yakınlığı kuramazdık ama ses,tek başına,her şeyden bağımsız ses,insanın içine gerçek bir varlıktan daha kolay akıyordu.Yepyeni kuşkular ve burukluklarla ayrıldı yanımdan.Onun burukluğu ve kırıklığı bana yansımıştı.Onun üzüntüsünü bir ayna gibi yansıtıyordum,ama üzüntüsü karşımdan kaybolunca ayna da bomboş kalıyordu.Zaten her kadınla bir kokuyu sever ve o kokuları hep o kadınlara benzeyen kadınlarda duymak isterdim;dolgun bir kadının sürdüğü bir kokuya,ince bir kadında rastlarsam bana bir şey eğreti ve yanlışmış gibi gelirdi.Yüzünde derin bir keder vardı,duygularını bana hiç anlatmazdı,yalnızca o duyguların sonuçlarını ve tepkilerini görürdüm ben;öfkesini,sevincini,üzüntüsünü,mutluluğunu görürdüm,ama bütün o görünenlerin altında yatan duygu dalgalanmalarının ne olduğunu bilmezdim.'

Ahmet Altan

*Ahmet Altan 

All Time Love

Mutluluk neydi ve ne olacak?
 Değişik bir yola doğru ilerliyorum.Hiç hissetmediğim ama bildiğim duyguların içindeyim.Çünkü bir süredir o kadar kırılmışım ki,bana has olan duyguları hissedemiyorum.Tamamen mantığıma yoğunlaştım,yine ''kendi aklıma''güvendiğim zamanlardayım.
İşte bu aklıma güvendiğim süre içerisinde,her zaman duyduğum şeyi artık dinler oldum ve bu çok canımı yaktı.Başarısızlığımı gördüm,buna normalde,benken,bana has duyguları hissetiğim zamanlarda kırılmazken,kızmazken;bu zamanda kendime o kadar kızdım ve onlara o kadar kırıldım ki...Sanki bir şeyi başardılar ve beni bu hiçbir şeyi başaramayan çocuğun içine sürüklediler.Şu anda hissettiğim bu ama bildiğim şey ise,böyle olmadığı.Çünkü ilk defa ben onların açısından görüyorum ve ilk defa aslında onların benim açımdan hiç görmediklerini gördüm.Yazık olmuş.Bir savaş içine girdim.O hayat için savaşıyorum,şimdiden ağır ağır başladım.Sahnede olmayı çöpe attım.Kendimi dans ederken görmeyi...
İlk defa mücadele değil,savaş veriyorum.ve hislerimi kaybettiğimi düşündüm,ta ki bir an bana :'' O,bunu çok severdi acaba şimdi ne seviyor?''dedirtene kadar.İşte bu kadar yoğun ve üzgün ama inatçı günlerin içinde bana bir şey onu hatırlattı,eski zamanları.Onun yaptıklarını,sevdiklerini,giydiklerini unutmuşum sanıyordum yani en azından aklımda eskimiş fotoğraf albümleri gibiydi.Fakat bir şey bir an da beni gülümsetti.Özlemek de değişik,onu özledim mi bunu bilmiyorum.Zamanında o kadar çok özledim onu ve söyledim ki bu cümleyi,tükenmiş gibi,özleye özleye bitmiş gibi.
Gülümsediğim anda,o bana has olan duygular içerisinde ağır bir özlem,üzüntü...hissettim.Onun,o beni gülümseten şeyi sevdiğini bilsem ne olacak ki,bunu onunla hala paylaşamadıktan sonra.
İşte o noktada öyle bir kırılıyor ki insan,gülümsüyor,hatırlıyor,aramak,konuşmak istiyor bakıyor ki soyut bir duvar ama geçilemiyor.
 Dokunulmaz olmak istiyorum artık.Aramasınlar,sormasınlar,konuşmasınlar,paylaşmasınlar istiyorum.Şu anda önceden görebildiğim bir tehlikeyi başıma gelmesin diye atlatmaya çalışıyorum ve ben,o kadar yitirdim ki aile anlamını,huzur anlamını,mutluluk anlamını.

Wednesday, August 11, 2010

Nino Rota

Düşündüm,çok düşündüm üstünde.Bir şey çözülsün diye değildi belki,belki onu düşünmeyi sevdiğimdendi.Dostoyevsky'nin dediği gibi insan kurmayı sever,kurmayı,okyanuslar aşmayı,harcamayı...Bir oyuncak bebek değilim maalesef,ailemin ve dostlarımında ayrıyetten pembe gözlükleri yok.Yapabildiğimin en iyisi bu tip durumlarda,kendimi orada hayal etmek,sanki o yaşama ulaşmışcasına,kendimi değişmiş,ciddi ve mutlu görmek.
Değişmek;değişmek gerek.Deniyorum.O hayata sahip olabilmek için,o yola giderken daha değişmeye başlamak gerek.Direniyorum ve hayatımda ilk defa hiç hissetmediğim ama hep şahit olup eleştirdiğim bir duygunun içindeyim:Kıskanmak.
Böyle,bir insanın çok güzel görüyorken,kör olmak istemesi kadar suçlu,öfkeli,bir kıskançlık.Veya istemeden bir insanın sonradan kör olması kadar ağır,bir kıskançlık.Nasıl bir külfet!ve taşıyorum,ama görebiliyorum.En azından farkındayım ki can yakmıyorum.Ama...
Biraz küstüm ben.

Defterde Rastlanan

Yüzümde hüzünden gölgeler varsa,
O hüzün yüzündendir olsa olsa.
Bilmiyorum bu yaşamın çoğu yaşanmamışsa,
Yaşanmadığı okunur,şimdi,daldımsa.

Özledikçe yalnız durup-susup baktımsa,
Sorulacakken nedeni nasıl sormadımsa.

Geldiğini umudumla umudla umdumsa,
Geleceğini görüyor-biliyordum anlattımsa.

O geçip gitti ora'sına,ben görmedim,baktıysa.
Derim ki şimdi bir daha gelse de sorsa.

Sözümle,yüzümle,gözümle dedim,duysa.
Bense buramda onu bekledim oysa.

Yüzümde hüzünden gölgeler kaldıysa,
İçimde örülen duvardan düşmüştür,çatladıysa
.

Oranda-Özdemir Asaf

Monday, August 9, 2010

1950


İnsan her şeyini elinde tutamaz hiçbir zaman
Ne gücünü ne güçsüzlüğünü ne de yüreğini
Ve açtım derken kollarını bir haç olur gölgesi
Ve sarıldım derken mutluluğuna parçalar o şeyi
Hayatı garip ve acı dolu bir ayrılıktır her an
Mutlu aşk yoktur

Louis Aragon

Saturday, August 7, 2010

Pembe


''Sometimes,im terrified of my heart;of its constant hunger for whatever it is it wants.The way it stops and starts.''*

*Edgar Allan Poe