Tuesday, August 21, 2012

Sunday, August 12, 2012

''Ama kim bu yaratık,korkunç pençeli
Hem de korkunç dişli,korkunç çeneli?
Yumru yumru dizli,çapa tırnaklı yaban
Burnunun üstünde de zehirli bir çıban.
Gözleri turuncu diliyse siyah;
Sırtı mor dikenli boydan boya.
İmdat!Aman!
Bu bir tostoraman!''

J.Donaldson

Raife Polat yazısından

Gitmeye Doğru

http://www.youtube.com/watch?v=0KQW2YnCUrE&feature=player_embedded

http://www.youtube.com/watch?v=lNH13TF0T6g

http://www.youtube.com/watch?v=vHYYBPeMWt0 o,47den o,52ye gelen,4.39dan 4.44e gelen geçişler,tanıdığım birine benziyor.

Friday, August 10, 2012

http://www.youtube.com/watch?v=4BjH_pJ2p-w

Orphée

Soruyorsun,neden böyle bakıyorum diye.
Verecek cevabım yok,konuşacak bir şeyim kalmadı.
Çok anlattım zamanında,dinlenmedim,yıllar geçti anlattıklarım,ön gördüklerimi doğruladı,şimdi dağılanları toplamak bana kaldı fakat,buna kendim için bile halim yok.
Sorma.
Biraz Couperin eklemek istiyorum.

Maviyi buldum.
O iki üç tane istediğimden değil..
İnsan düşünüyor;kül olunca,toprak olunca,su olunca biz o mavilik nereye gidecek diye ve o zaman doğaya kızıyorum;masmavi önce kahverengi veya gri olacak sonra da kaybolacak diye.
Gerçek olmadığını biliyorum,o yüzden kızgınlığım geçici,rahatız.
Şu kelimelerimin bile bir gerçekliği yok.
O da mavi yani.Olabilir.Sulu boya gibi.

Bu hale geldikten sonra her şey,toparlanmıyor,anladım.
Bunun üstüne hiçbir şey etki etmiyor,ama hala nefes alamadığım bu yerde,nefes alıyorsam;dansa,tiyatroya,resime olan bağlılığım ve tutkumdandır.



Tuesday, August 7, 2012

Bir Gün Daha

Son günler genelde,biri buradan göçüp gittiğinde,üçüncü tekil şahıslar tarafından kaleme alınır.
Ben son günlerine yaklaştığını hisseden birinin,''son günlerini''kaleme aldığını hiç görüp,duymadım.Vardır muhakkak,mesela hastalık hastaları,çok zengin iş adamları,paranoid şizofrenler gibi.
Dünya'da bazen mutlulukların herkese göre en büyüğünü bile yaşasan olmuyor,bir şey eksik kalabiliyor ve o eksiklik seni günden güne zorluyor,aynı öldürmeyen ama süründüren hastalıklar gibi.
Anlıyorum ki kişi kendi varlığına son vermek isteyebilir,varlığıyla problemi olmasa bile.Çünkü aslında kişiyi öldürmek ister ama o varlığın bir parçasıdır,doğduğu andan beri ve dolayısıyla sadece onu ortadan kaldıramaz.
Bu günlerden her birinde kanım çekiliyor,bileklerimde nabzım gidip gidip geliyor,ve güzel bir şey; kalbim atıyor atıyor,bir an önce dönmek istiyor.
Her gün insan dediğimiz şu varlığa şaşırabiliyorum;bazen gözünü öyle bir şey bürüyor ki şu Dünya'da en sevdiği kişiye zarar vermek isteyebiliyor,onun üzülmesini isteyebiliyor.Aslında tüm bunların temelinde tek bir derdi var:anlatmak.
Anlaşılmak olmaz,çünkü herkesin anlayabileceği bir sınır,gerçekten var ama anlatmak olur,dinlemek olur,dinletmek olur.
Sen anlatırsın,belki o onyıl sonra tam anlamamak koşuluyla anlar.O zaman neden ona acı çektireyim beni anlasın diye?Burada başka bir şey var,acı çektirince de tam anlamayacak,normaldeyken de tam anlamayacaksa o yola gitmek neden?
Olay,tam anlatmak değil,senin anlatmak istediğini onun tam senin gibi anlaması değil,olay;anlatmak,dinlemek,düşünmek.



''Solan alemimizin manevi açlığı esnasında kadim kıssaya şehadet eden türümüz,nihai intiharı beceremedi.
 Kahrol evren.
 Sevin boşluk.''

Şenulaş'a teşekkürler





Sunday, August 5, 2012

Panjursuz Pembe Ev

Evde diplomasi var,başkaları tarafından sağlanan.
Evde çöp,toz,eşya var.
Evde terkedilmişlik var.
Bahçe var,bahçede her ton yeşil var;dostum var,herkesin Dost'u var,o kadar Dost ki tavukların yanından korkmasınlar diye narince geçen bir köpek var.
Benim olmayan bir evde bana ait eşyalar,anılar var.


Olabilir...olabilir.
En saf hali görünce insan,birlikteliklerin anlamı hem artıyor hem azalıyor.
İnsanlar için bir şey dileyemem,anlasınlar diye oturup anlatamam,yaşasınlar diye yaşatamam fark ettiremem;onlara daha bilmiyorlar diye acıyamam,kızamam ama,bilene de fark edene de zarar vermeyecekler.Maalesef zarar verdiklerini bilmiyorlar,bunu sen biliyorsun.O zaten anlamadığı için,nasıl zarar verdiğini de anlayamıyor.Bunu bilenin,ona mani olması lazım,yapılan da bu işte o kadar.
Bunun kötü olduğunu söylemeyeceğim ama zamanlamasının kötü geldiğini söyleyebilirim.Bu şimdi gelince,çok daha farklı bir boyut kazanıyor her şey.Ben,oralardan ayrıldım.Oralardaki heyecanları,mutlulukları,üzüntüleri anlayamıyorum,aslında anlıyorum ama artık duymak istemiyorum.
Bazı insanlar bunu hiç yaşayamadan ölüp gider,bazıları bilir de bilmemezlikten gelir,bazıları fark eder ve tam ince çizgide durup beklerler,bir o yana giderler bir bu yana.Hem yapmacık olurlar hem doğal  kalırlar.
Tüm bu aşamaları,en sona geldiğinizde anlayabiliyorsunuz.Bunlar işin hem süreci hem de kinetik noktası gibi bir şey.Sona gelmek isteyenler,bunları aşama,süreç olarak görüyor sona gelmeyip bunun hiç farkında olmayanlar için ise,bunlardan herhangi birini yaşamak çizgideki sadece bir nokta oluyor.
Değişik oldu.
Bir de görünüşü var işin;bu dışarıdan çok hüzünlü duruyor,bazen entel oluyor,bazen aman çok marjinalsin oluyor,bazen de hiç görülmüyor bile.
O kişi için,nasıl göründüğünün hiç önemi yok,ama o,sadece içsel değil dışsal da en saf hale bakabildiği için,dışarıdan neyin nasıl göründüğünü de bilebiliyor.
Şu hırs mevzuunu insanlara anlatamıyorum,sancım bundan.Kendi kendilerine girdikleri bu çemberin içine,seni de dahil edip,sanki sen oluşturmuşsun bu ayrımı gibi bir yaratım içindeler.Bilmiyorum bilinçli mi bilinçaltı mı oluşuyor ama oluyor.
O oklar bu tarafa işlemedi,bundan sonra da durum değişmeyecektir.
Olabilir...olabilir.




Friday, August 3, 2012

Çözülme

Bir aşama bu.Sona doğru giden bir diğer aşama.Mırıldanıyordum ki sona doğru giden yol diye,aklıma dalyan deltası geldi:
''Kafam biraz karışıktır oldum olası,nedendir bilinmez.
Denize doğru yüzlerce yol var ama,hangisi doğru?Hangisi çıkmaz?''