Wednesday, March 23, 2016

İstanbul

 Kokusunu duyuyorum, o yaşıyor.

Havada Bulut

 Masumiyetim ne söyler bana? Onun sesini duyuyor olmam bana huzur veriyor. Renk desen değil, madde desen değil ama, bir değişim dönüşüm terazisi içinde sürekli sallanıyor; terziyi tutan, dünya ve kibir ve insanlar ve sadakatsizlik ve vazgeçmek fiili ve yurt ve yurdun iyelik hali ve güç ve masumiyetsizlik ve toprak ve ölüm...terzide duran bir ben bir de masumiyetim.
 Belli bir masumiyete sahip olduğumu, tiyatrodaki yaşamım ve süreç bana gösterdi. İnsan unutuyor, Godot'u beklerken uğraştığı şeyler, karşılaştığı edindiği insanlar  insana hamurunu unutturuyor. Ben insanıma.
 Benim olduğum yer dünyanın merkezidir, diyor Doğuda Aşk*
 Denizin sesi..
 Buzuki ve akordeon sesi bu masumiyetimin bir parçası...
 Masumiyetim ne söyler bana?


 Ben hep martı olmak istedim, ben hep sonsuz olmak istedim, isterim.
Ben kendi kalbimi altın kalp diye çağırıyorum, Neil Young yüzünden o da.
Oysa en sevdiğim taş, yakut ve mercandır.
Ben kendi kalbimi pamuk kalp diye çağırıyorum ve anladım ki, aynısından yokmuş.
Dünyada bir yerlerde senin pamuk kalbini ağlattıklarında, dünyanın başka bir yerinde bir pamuk kalp doğarmış. İnsan topraktanmış. İnsan duygu enleminde değil, bilim ekseninde birken iki olurmuş, insan hürmetle sadakatle severmiş böyle sevince vazgeçmek olmaz, pamuk kalp ağlamazmış.
Ben kendi kalbime bir kere izin veririm, birine güvenmesi için, güvenden iki tane olmazmış.
Sadakatin biri yoktur ki, ikisi hiç olmazmış.

 Deniz kokusu...

 Ben neden denizle dalıyorum? Ben neden denizi görünce bu kavuşmak oluyor? Ben neden ona kavuşunca sadece onunla iki olabiliyorum.
Ben kendi varlığımı denizle öz görüyorum, sanki denizin iyelik haliyim.
Bu iyeliğe, ben kendimden hariç insanlar katıyorum, bı ne demek...kibirimden değil oysa. Benim bir kere güvendiğim insanlar, vazgeçiyorlar; ben onlar için vazgeçilmez bir güven kapısı olurken, onlar benim için ölüyorlar. Ölmek, bu dünyaya ait bir boyut onlar boyut değiştiriyorlar, o boyuttaki eylemin adı ne olur bilmem, öldükleri ile kalsınlar.
Alyuvarı mitoz bölünmeyi bilir misiniz?
Benim denizim...

Huzurumu bütün bunlardan ayrı tutuyorum.

Biri var, en huzur bulduğum göğüs onda. Kalbim atmazdı ona ama, huzurum sadakatim onunla olurdu. Vazgeçmek geldi sonra. Sadakatin biri yoktu ki, ikisi olsun, Bir, bin parça oldu. Godot'u bekledim, zaman geçmiş oldu, unuttum. Vazgeçileni vazgeçtiğimi unuttum, sadakatimin güvenimin bin parçası durur. Denizdeyken, nereye atayım? Neye dönüştüreyim? Balıkları kanatır, yosunlara karışmaz, kuma mı gömülür? Gömülüp de dalga dalga gitmeye devam mı eder?

Masumiyetim ne söyler bana, nerededir?

Tuesday, March 22, 2016

Zümrüdüanka II

 Bir Mart gecesi, Orhan Veli ve Saitciğim Faik, Nazım'ı da kollarına takarak benim yanımda uykumu beklediler.
 Bir Mart gecesi baharın ve insanoğlunun kimyasını düşünüyorum, insanlar gerçekleri sevmezler gerçekçiliği, matlığı, sertliği... bu yüzden kışı da sevmezler ve baharın mutluluk getirdiğine inanırlar.
Ne acı! İnsanlar bir şeyi, maddesel kimyasal hiç algılayamıyorlar, sürekli anlam peşindeler, anlatmak peşindeler.


 Göğsüm kaç gündür acıyor. İçinde bir şeyler yanıyor gibi, içimde bir alev topu var gibi hissediyorum.
Bir doktora mı gitmeli yoksa Simurg kendini yeniden doğurur mu?

Saturday, March 12, 2016

Lethe

 Zamanla değil, bir yerde
 Benim olmayan bir şeyle yaşlanıyorum,
 Geçiyorum ilk şeklimi tüketerekten.


Sottopressionisti

 Kendi alanımı yaratmak için kollarımı açıyorum, ensemde bir ağırlık var. Toplum içinde bir baskı altındayım; yürüyorlar, sola dönüyorlar,  sonra duruyorlar, yanından geçiyor yanına yaklaşıyorlar, bir ağırlıklıklar. Onlara bir ad taktım: "sottopressionisti."

Sunday, March 6, 2016

Huzur, Hürmet ve Sadakat

 Hayatımda ilk defa kendimden başka bir güce ihtiyacım var; hürmet i ve sadakat i tekrar keşfetmek, belki bulmak için. Çünkü ilk defa kendime olan değil, insanlara; ilişkilere, arkadaşlarıma, dost ve yoldaşım dediklerime olan hürmetimi, sadakatimi, onlarla olan huzurumu yeniden keşfe çıktım. Yoldaş, dost; sadakatimi hürmetimi huzurumu emanet ettiğim tek varlıktır. Hayatımda ilk defa başka bir gücün varlığına, kırılan hürmetimi, sadakatimi onarmak için, yalvardım. Hayatımda ilk defa bir şey için yalvardım, yakardım.
Beni çok kırmış bu zaman, üzmüş ve ben hala ağlayamıyor, bu zehri bu kırıkları atamıyorum, aklımdan bedenimden..Bedenim cam parçalarıyla dolu, kumunda dibinde incilerini saklayan ve onları   bırakan bir denize dönüştü. Bu deniz benim denizim, lakin bu denizin bir yerlerinde kalakaldım. Bu korkutmuyor beni, ben yalnızlığımın tüm boyutlarına hakimim, lakin vuruyor cam parçaları tenime, batıyor, kanıyor; deniz kırmızı oluyor sonra huzurunu bulup engin maviye dönüşüyor. Sadakatim ve hürmetim sarsıldı, harap oldu. Sadakatime ihanet var. Benim hürmetimden vazgeçmişlik var. Bunu bana hissettiren sevgi değil, oluşmak ve olmak ile alakalı, varlığımızla, sadakat ile alakalı. Lakin bu denizin bir yerlerinde bir sevgi de saklı. Saklı deniz, saklı ben, sakladığı ben.

 La signora credeva che ciascuno di noi ha due cuori. Diceva sempre che però, uno dei due eclissa l'altro, ma se ognuno di noi, diceva, riuscisse anche solo un istante a intravedere la luce del suo cuore nascosto, allora capirebbe che quello è un cuore sacro e non potrebbe più fare a meno del calore della sua luce. 

Saturday, March 5, 2016

Tartaglia

 Huzur, nefes aldığım süre boyunca benim her zaman önceliğimde oldu; birçok şeyi onun içinde, üstüne, yanına ektim. Yıllar geçtikçe fark ediyorum ki, bu önceliğim hiçbir zaman değişmemiş, ona ayırdığım yer hiç yerinden oynamamış ve de huzuru, en çok kendim vermişim, kendime. Bu değerli bir şey fakat yapısal olarak yalnız, solitudine* bir kimyası var. Bu, beni hiçbir yere, hiçbir insana ait yapmıyor. Sanki dünyanın bütün denizleri bu huzurum, öyle ki çoğu zaman bir deniz parçası oluyorum ve öyle yaşıyorum. Bunun kendimde, maddesel bir etkisi de doğuyor dolayısıyla.
 Bu dünyada birçok insanla ve birçok yerde yaşıyoruz ve benim huzur bulduğum tek bir yer var; kendi incimin durduğu, kimi zaman çıkıp yüzdüğü uçtuğu ama sonra döndüğü, denizdeki kabuğum.

ada değildir insan, bütün hiç değildir bir başına; anakaranın bir parçasıdır, bir damladır okyanusta; bir toprak tanesini alıp götürse deniz, küçülür avrupa, sanki yiten bir burunmuş, dostlarının ya da senin yurtluğunmuş gibi [...]