İtalya'da, tanımadığım insanlar benimle bir diyalog kurduklarında, diyalogun devamını bana Gioia adını koyarak getiriyorlar.
İki sene önceki, postane memuresi, Aralık'ta kurulan noel marketinin Sicilya tatlıcısı, Via Torino'daki başka bir satıcı...
Milano ve bürokrasileri.
Şehri halkın bir kısmı yavaş yavaş terk etmiş, turistler ve bazı italyanlar yeni yıl için Milano'ya gelmişken,, postanede ise yerleşik bir kısım halk ile bugün bir takım bürokratik işler yapılmaya başlandı.
Bugün bürokratik işlerin özlemi içerisinde, postanede yine ve yeniden saatler harcanmaya başlandı.
Bu saatler bugün harcanırken, oturduğum yerden elbette bir hayal kurdum; mesela ben, .çiçek desenli elbisemle, faturasını ödemeye inen-postaneye gitmekten ziyade-bir bayan olabilir ve böyle bir İtalya'da yaşıyor olabilirdim. Sokağa çıktığımda, bağıra bağıra Maurizioooo diye karşıdaki beyamcaya seslenebilir, onu selamlayabilirdim.
Bu bir Floransa, bir Sicilya ve diğer italyan şehir ve bölgelerinden biri olabilir.
Devam edeceğim dedi.
Tuesday, December 23, 2014
La Narrativa
Bir italyan arkadaşımın keşfi olarak, öyküleme, anlatı yapan ben, bu haftaya aile konusunu adıyorum.
İtalya'da Panettone ve Pandorolar kapış kapış giderken, odamda, oradan buradan ve belli antikacılarımdan aldığım eski fotoğrafların yüzlerinin, daha çok aile, sahil, çift ve yolculuk-seyahat olduğunu fark ettim. Alırken de fark etmiştim herhalde ki aldım ama alırken başka bir şey fark etmiştim, bu hafta bugün başka bir şey. Ayrıca, bir başkasından duymaya da hacet varmış bu anlatı-öyküleme yeteneğini...Aslında bunu Kafkadan Milenaya Mektupları okuyup, oradaki bir cümleyi çekip çıkartıp odama ve başka yerlere asışlarımda da fark edebilirdim...Nedir nedir nedir...aramamışım.
Var olan bir şeyi aramıyor insan, galiba.
Hep söyleyip duruyorum: o burada yaşadı, buradan geçti...kapı açılıyor, odayı görüyorum yatak düzenli temiz sanki onlar burada yaşamamış gibi bir tablo oluşturuyor ama bu yatakta onlar yatmıştı, bu odada ne konuştular, neyi konuştular?...
Yanımda yürüyordun Milena, düşünsene, yanımda yürümüştün. *
Devam edeceğim dedi.
*Franz Kafka, Milenaya Mektuplar
İtalya'da Panettone ve Pandorolar kapış kapış giderken, odamda, oradan buradan ve belli antikacılarımdan aldığım eski fotoğrafların yüzlerinin, daha çok aile, sahil, çift ve yolculuk-seyahat olduğunu fark ettim. Alırken de fark etmiştim herhalde ki aldım ama alırken başka bir şey fark etmiştim, bu hafta bugün başka bir şey. Ayrıca, bir başkasından duymaya da hacet varmış bu anlatı-öyküleme yeteneğini...Aslında bunu Kafkadan Milenaya Mektupları okuyup, oradaki bir cümleyi çekip çıkartıp odama ve başka yerlere asışlarımda da fark edebilirdim...Nedir nedir nedir...aramamışım.
Var olan bir şeyi aramıyor insan, galiba.
Hep söyleyip duruyorum: o burada yaşadı, buradan geçti...kapı açılıyor, odayı görüyorum yatak düzenli temiz sanki onlar burada yaşamamış gibi bir tablo oluşturuyor ama bu yatakta onlar yatmıştı, bu odada ne konuştular, neyi konuştular?...
Yanımda yürüyordun Milena, düşünsene, yanımda yürümüştün. *
Devam edeceğim dedi.
*Franz Kafka, Milenaya Mektuplar
Saturday, December 20, 2014
Bu hafta Ezginin Günlüğü ve
Beni her zaman kurtarıyor bu ezgiler, bu notalar, bu ses.
https://www.youtube.com/watch?v=5dVpHgQ1ncE
Beni her zaman kurtarıyor bu ezgiler, bu notalar, bu ses.
https://www.youtube.com/watch?v=5dVpHgQ1ncE
Üst Solunum Yolu Şiiri
Sevme!
İtalya'yı bu kadar sevme.
Unutuyorsun, iki duygu var içinde.
Bütün çok sevmeler de iki duygu var, her zaman.
Aşk başka sevmek başka.
Biliyorsun nerede nasıl bütün bu çok sevdiklerin, sevilenler.
Sevme, güzelim, bu kadar sevme.
http://touslesmatinsdumonde-bleu.blogspot.it/2012/04/vernice.html
Şimdi her şey değişmişse,
Ben öğlenlere pomeriggio diyorsam
Hayatı italyanca öğrenmeye başlamışsam,
Nasıl yenilir, nasıl yaşanır ı bu dilde, bu kültürde, bu toprak üzerinde öğreniyorsam,
Denize mare diyorsam,
Ekmeğe pane, eve casa diyorsam;
Bazen, italyanlar gibi heyecanlı ve ifadelerle konuşuyorsam,
Hayati şeyleri italyanca anlatıyorsam,
Elektrik kaçağının italyancasını öğrenmişsem,
İtalyada, hırsızlarla kendi başıma mücadele etmişsem,
Polise jandarmaya derdimi, korkumu italyanca anlatmışsam,
Milyon tane bürokratik şeyi italyanca yapmış ve öğrenmişsem,
İtalyan tatlılarını öğrenmiş ve italyan pastanelerinde zaman geçiriyorsam,
Bir italyanın yemek pişirişini, nasılını görmüşsem, tatmışsam
Masaya tavola diyorsam ve
Bu millet, bu dil, bu zaman için masanın ne kadar değerli olduğunu görüyorsam,
Nasıl gülünür ü, nasıl yaşanır ı bu milletle öğrenmeye devam ediyorsam...
https://www.youtube.com/watch?v=k1sIRzIP8_Q
İtalya'yı bu kadar sevme.
Unutuyorsun, iki duygu var içinde.
Bütün çok sevmeler de iki duygu var, her zaman.
Aşk başka sevmek başka.
Biliyorsun nerede nasıl bütün bu çok sevdiklerin, sevilenler.
Sevme, güzelim, bu kadar sevme.
http://touslesmatinsdumonde-bleu.blogspot.it/2012/04/vernice.html
Şimdi her şey değişmişse,
Ben öğlenlere pomeriggio diyorsam
Hayatı italyanca öğrenmeye başlamışsam,
Nasıl yenilir, nasıl yaşanır ı bu dilde, bu kültürde, bu toprak üzerinde öğreniyorsam,
Denize mare diyorsam,
Ekmeğe pane, eve casa diyorsam;
Bazen, italyanlar gibi heyecanlı ve ifadelerle konuşuyorsam,
Hayati şeyleri italyanca anlatıyorsam,
Elektrik kaçağının italyancasını öğrenmişsem,
İtalyada, hırsızlarla kendi başıma mücadele etmişsem,
Polise jandarmaya derdimi, korkumu italyanca anlatmışsam,
Milyon tane bürokratik şeyi italyanca yapmış ve öğrenmişsem,
İtalyan tatlılarını öğrenmiş ve italyan pastanelerinde zaman geçiriyorsam,
Bir italyanın yemek pişirişini, nasılını görmüşsem, tatmışsam
Masaya tavola diyorsam ve
Bu millet, bu dil, bu zaman için masanın ne kadar değerli olduğunu görüyorsam,
Nasıl gülünür ü, nasıl yaşanır ı bu milletle öğrenmeye devam ediyorsam...
https://www.youtube.com/watch?v=k1sIRzIP8_Q
Friday, December 19, 2014
Türkü
Ayrılıkları kimse sevmiyor. Ayrılıklardan üzüntü duymak da, insanoğlunun hamuruna işlenmiş bir şey. Ayrılıkları ben de hiç sevmiyorum. Sevdiğim hiçbir insandan ayrılmak istemiyorum, az buçuk sevdiğim insanlardan da öyle. Bazen ise, yıllarca, aylarca, saatlerce, sevdiğim ve az buçuk sevdiğim insanlardan ayrı kalmak iyi geliyor. Ayrı kalmak ile ayrılmak aynı şey mi?
Ayrılmakda, bir parçadan kopma, kimya hali var. Sanki. Ayrı kalmak ise bir tercih, bir koşul.
ve de, bazen, sanki, ayrı kalmak koşulu yıllara işlendiğinde, ayrılmak oluyor.
https://www.youtube.com/watch?v=cG14ryQqSTo
https://www.youtube.com/watch?v=vY2qMrO1_I8
Ayrılmakda, bir parçadan kopma, kimya hali var. Sanki. Ayrı kalmak ise bir tercih, bir koşul.
ve de, bazen, sanki, ayrı kalmak koşulu yıllara işlendiğinde, ayrılmak oluyor.
https://www.youtube.com/watch?v=cG14ryQqSTo
https://www.youtube.com/watch?v=vY2qMrO1_I8
Wednesday, December 17, 2014
Mattinata
...
e respirando brezze che dilagano su terre
senza limiti e confini
ci allontaniamo e poi ci ritroviamo più vicini
e più in alto e più in là
se chiudi gli occhi un istante
ora figli dell'immensità
Se segui la mia mente se segui la mia mente
abbandoni facilmente le antiche gelosie
ma non ti accorgi che è solo la paura
che inquina e uccide i sentimenti
le anime non hanno sesso né sono mie
Non non temere tu non sarai preda dei venti
ma perché non mi dai la tua mano perché
potremmo correre sulla collina
e fra i ciliegi veder la mattina che giorno è
E dando un calcio ad un sasso
residuo d'inferno e farlo rotolar giù giù giù
e noi ancora ancor più su
planando sopra boschi di braccia tese
un sorriso che non ha
né più un volto né più un'età
Sunday, December 14, 2014
XXIV İçin Ağıt
Overture:
Yirmi üç yıl yaşamışım,
Şimdi yirmi dört yıl yaşamaya başlıyorum.
Öldüğümde bunları unutacağım ya,
Şimdi,hatırlamak için yazıyorum.
Geç otur da karşıma,
bir anlat bakalım şu yirmidörtten gün alınmaya başlanmış, yirmiüç yılın tamamı ve yirmidördüncü yılın bir gününü.
Yarın ne kadar sürer? Sonsuzluk ve bir gün kadar.
Bir koy tartıya bakalım ne kadar çekecek?
Sahi ya, nasıl geçti bu yıllar, onu bölen aylar, onu bölen günler, onu bölen saatler, saniyeler?
Bir anne ve bir babadan meydana gelen bir kız çocuğuyum.
Onların seslerini, kokularını, onlara dokunmayı unuttum.
Erkek olsaydım, adı Ozan ve Görkem düşünülmüş,
İki olduğumda, bir olamazsam hırçınlaşan,
Aileyi, bir anne ve bir babadan oluşan bir şey sanan bir kız çocuğuyum.
Babasından çok az masal dinlemiş bir kız çocuğuyum.
Baleyi sonra modern dansı çok seven bir bedenim,
Bir ruhum.
Bir aklım.
Sahnede olmayı çok seven bir kız çocuğuyum.
Sonra, sahneyi arkasıyla önüyle bütünüyle sevmeyi keşfeden bir insan oldum.
Yirmi yaşından sonra, stresi siniri, boynunun soluna vuran; bunu her unutup boynunu döndürdüğünde, kafasını çeviremediğini anlayınca buna gülen;
İnsanlardan sıkılınca, elini alnına götüren, kaşınmadığı halde alnını kaşıyan,
Dudaklarıyla, kolyesinin zinciriyle oynayan bir insanım.
Bazen sağ eli yazı yazmaktan yorulunca, kalemi sol eline alıp,
Deneyen bir insanım.
Sağ sol ayrımı yapmayan bir insanım ama sorarsan,
Kalp solda diye herhalde sol'u daha iyi dinleyen, daha bir seven insanım.
Bazı klasik müzik notalarına, aklı, kalbi dayanamayan bir insanım.
Fotoğraflamayı çok seven bir tutkuyum,
Fotoğrafı bir sanat dalı olarak göremeyecek kadar naif bir gözüm.
Bir andım.
Bir anım.
Senaryolar yazıp, bunu akabinde oynayan, oynatan bir oyuncu,
Bir hal,
Bir düşünce ve zekayım.
Bazı sabahlar, önümdeki sonsuz etkinlik kağıtları, boyalar, defterler içinde; kendimi kendi galerimde sanan, hatta bu hali sürdürüp sanki bir sergi geliyormuşcasına heyecanlanıp kahve yaparım.
Bazı ozanların bazı şiirlerini canı kadar seven bir göz, kulak ve kelimeyim.
Bir şiirim.
Bir sesim.
Bir ozan tanımış bir kalbim.
Bir ozan olmuş tebessüm, öfke, gözyaşı ve sevgiyim.
Bir ozanım.
Çünkü 'sen sevgilim ileride, biraz daha ileride
Bir tarihe başlayacaksın, orası işte
Benim tarihimle başlar.'
Martıyı çok seven bir sevgiliyim.
Lacivertim.
Giden çok insanı olan,
Hep de en bi sevdikleri giden bir insanım.
Limonu çok seven bir burnum, gözüm.
Bir Limonlu Bahçe'yim.
Bir çamım.
Bir Emirgan, bir Kabataş, bir Gümüşsuyuyum.
Bir Gül Sokak, bir Erol Dernek sokak, bir Bay Retro,
Bir Turnacıbaşı Caddesi,bir Çukurcama
Bir Urban'ım.
Bir Galata'yım.
Hatta o kadar Galata'yım ki
Kalbim dayanamaz bile bu oluşa.
Bir beden ve akılım.
İstanbul'u kıskanan bir insanım.
Edebiyatı lisede, tarihi üniversitede sevmiş,
İtalyanca ile başlayan hayatımda, aile oluşturmuş bir insanım.
Önce Galileo Galilei İtalyan Lisesi,
Sonra, onun peşinden takılıp gelinen İtalya'da
Signora Rosalba ile, Milano ile ailesini oluşturmaya başlamış bir insanım.
Bir avucu canlar,dostlarla dolu,
Bir diğeri, canlarla dolu ama kan revan içinde olan bir insanım.
Aklının odasından çıkıp yere düşen,
Düşüp yere kırılanları, kendi elleriyle özenle toplayan bir insanım.
Kırgın bir insanım.
Kırılmış bir insanım ama ,
Kırgın diye kırmayan bir insanım.
Bulaşık yıkarken kıvırldığı halde suya giren kıyafete,
Evden tam çıkacakken ve acelen varken çözülmeyen kablolara, takı zinicirlerine sinir olan bir insanım.
Öfkesini dağlara, denizlere anlatan,
Dağlara, denizlere bağıran,
Denizlere ağlayan ama,
Artık ona da ağlayamayıp, dalakalan bir insanım.
Mutluluğu aramayan,
Huzuru içinse elinden gelenin daha da fazlasını yapan bir insanım.
Sonra, bir yerden sorna huzurla mutluluğun terazide aynı çektiğini fark eden bir insanım.
İstanbulum.
Bir Dolmabahçe'yi yürüyüşüm.
Mutluluğu, bir yirmi beş Ekim'in, Kadıköy-Beşiktaş vapurunda bırakmış bir insanım.
Bir inci kolye, bir saçları örgülü gülen saatim.
Bir gölgeyim.
Bir Olivya Geçidi'yim.
Bir salladıkça dökülmeyen şekerliğim.
Bir 'sevgili yaredir sinede' diyenim.
Rembetikoyum.
Sirtakiyim.
Türküyüm.
Biraz Rumum. Biraz Ermeni. Biraz Gürcüyüm.
Biraz Bilecikli biraz Artvinli biraz İstanbulluyum.
Biraz Osmanlı, biraz Bizansım.
'Cam buğularının her yerine,her yerine adını yazdım;
Sokaklara,apartman girişlerine,kapılara,market çıkışlarına yazdım'
'Ben bunları kimseye anlatmadım'diyenim.
Yirmi üç yıl yaşamışım,
Şimdi yirmi dört yıl yaşamaya başlıyorum.
Öldüğümde bunları unutacağım ya,
Şimdi,hatırlamak için yazıyorum.
Geç otur da karşıma,
bir anlat bakalım şu yirmidörtten gün alınmaya başlanmış, yirmiüç yılın tamamı ve yirmidördüncü yılın bir gününü.
Yarın ne kadar sürer? Sonsuzluk ve bir gün kadar.
Bir koy tartıya bakalım ne kadar çekecek?
Sahi ya, nasıl geçti bu yıllar, onu bölen aylar, onu bölen günler, onu bölen saatler, saniyeler?
Bir anne ve bir babadan meydana gelen bir kız çocuğuyum.
Onların seslerini, kokularını, onlara dokunmayı unuttum.
Erkek olsaydım, adı Ozan ve Görkem düşünülmüş,
İki olduğumda, bir olamazsam hırçınlaşan,
Aileyi, bir anne ve bir babadan oluşan bir şey sanan bir kız çocuğuyum.
Babasından çok az masal dinlemiş bir kız çocuğuyum.
Babasıyla yaşadığı bir küçük anı bile,
Alıp sarmalayıp kutusuna koyan
Sonra, kutusundan çıkarıp onları seven ama sevgisini nasıl göstereceğini bilemeyen,
Yanlış anlaşılan bir kız çocuğuyum.
Babasıyla arasına bir uzaklık ölçü birimi biçmiş bir kız çocuğuyum.
On yaşından sonra, doğum günlerini ayrı ayrı kutlayan bir kız çocuğuyum,
Kapılardan alınan ve uğurlanan,
Kapılarda karşılanan bir kız çocuğuyum.
Bir ruhum.
Bir aklım.
'Yaşadığımız ve geçip giden her an ömrümüzün sayfaları arasında sıkışmış bir çiçek gibi sararır solar.Sonra anımsarız;renkler,sözcükler,kokular,zihnimizin derinlerinde kristalleşmiş duygular.Anımsadıkça onları yeniden yaratırız,tekrar tekrar.Her seferinde biraz daha değişirler.Gerçeği unutup artık anımsadıklarımızla avunmaya başlayınca anlarız ki koskoca bir hayat geçip gitmiş içimizden…Geriye garip,hüzünlü bir boşluk kalmış…O zaman başlarız anlatmaya.Başkalarının anılarında yerde yer edinmek,orada yaşamak için… '
&
'Hayatıma giren herkes,hayatıma katılmış,artık benim hayatım olmuş demektir.Annemi,babamı,Mete'yi,ablalarımı,babannemi,mahallenin bakkalını,öğretmenimi,Gülden'i,Lemi'yi düşünüyorum bugün.Onlar olmasa,anlatacak ne kalırdı geriye.
Ayrılık hüzün verir.
Bugün de hayatımdan giden herkesin arkasından el sallıyorum.Hiçbirinizi uınutmadım ve hepinizi unuttum.
Hoşgeldiniz,güle güle'
&
'Hayat yaşarken geride bıraktığımız izlerden oluşan bir yoldur.Hepimiz hayatta iz bırakırız,kimini bilerek,kimini bilmeyerek ama hayat;bıraktığımız izlerin hepsine sahip çıkar,saklar.İnsan,her yıkımdan,yeni bir başlangıç yaratabilir.Her başlangıç yeni bir hayattır.İnsan bir ömre,birçok hayat sığdırabilir.'
Sonra, sahneyi arkasıyla önüyle bütünüyle sevmeyi keşfeden bir insan oldum.
Yirmi yaşından sonra, stresi siniri, boynunun soluna vuran; bunu her unutup boynunu döndürdüğünde, kafasını çeviremediğini anlayınca buna gülen;
İnsanlardan sıkılınca, elini alnına götüren, kaşınmadığı halde alnını kaşıyan,
Dudaklarıyla, kolyesinin zinciriyle oynayan bir insanım.
Bazen sağ eli yazı yazmaktan yorulunca, kalemi sol eline alıp,
Deneyen bir insanım.
Sağ sol ayrımı yapmayan bir insanım ama sorarsan,
Kalp solda diye herhalde sol'u daha iyi dinleyen, daha bir seven insanım.
Bazı klasik müzik notalarına, aklı, kalbi dayanamayan bir insanım.
Fotoğraflamayı çok seven bir tutkuyum,
Fotoğrafı bir sanat dalı olarak göremeyecek kadar naif bir gözüm.
Bir andım.
Bir anım.
Senaryolar yazıp, bunu akabinde oynayan, oynatan bir oyuncu,
Bir hal,
Bir düşünce ve zekayım.
Bazı sabahlar, önümdeki sonsuz etkinlik kağıtları, boyalar, defterler içinde; kendimi kendi galerimde sanan, hatta bu hali sürdürüp sanki bir sergi geliyormuşcasına heyecanlanıp kahve yaparım.
Bazı ozanların bazı şiirlerini canı kadar seven bir göz, kulak ve kelimeyim.
Bir şiirim.
Bir sesim.
Bir ozan tanımış bir kalbim.
Bir ozan olmuş tebessüm, öfke, gözyaşı ve sevgiyim.
Bir ozanım.
Çünkü 'sen sevgilim ileride, biraz daha ileride
Bir tarihe başlayacaksın, orası işte
Benim tarihimle başlar.'
Martıyı çok seven bir sevgiliyim.
Lacivertim.
Giden çok insanı olan,
Hep de en bi sevdikleri giden bir insanım.
Limonu çok seven bir burnum, gözüm.
Bir Limonlu Bahçe'yim.
Bir çamım.
Bir Emirgan, bir Kabataş, bir Gümüşsuyuyum.
Bir Gül Sokak, bir Erol Dernek sokak, bir Bay Retro,
Bir Turnacıbaşı Caddesi,bir Çukurcama
Bir Urban'ım.
Bir Galata'yım.
Hatta o kadar Galata'yım ki
Kalbim dayanamaz bile bu oluşa.
'Kim söylemiş beni
Süheyla'ya vurulmuşum diye
Kim görmüş ama kim,Eleni'yi öptüğümü?
Yüksek kaldırımda güpe gündüz
Melahat'i almışım da sonra
Alemdar'a gitmişim öyle mi?
Onu da sonra anlatırım, fakat...
Kimin bacağını sıkmışım tramvayda?
Güya galataya dadanmışız
Kafaları çekip çekip orada
Alıyormuşuz soyuğu
onu da sonra anlatırım...
Ya o mualla'yı sandala atıp
Ruhunda hicranını söyletme hikayesi...
Geç bunları, anam babam geç bunları
Bir kalemde
Bilirim ben yaptığımı'
Denize dalakalmalara doyamayan, denize dayanamayan bir ruh,Bir beden ve akılım.
İstanbul'u kıskanan bir insanım.
Edebiyatı lisede, tarihi üniversitede sevmiş,
İtalyanca ile başlayan hayatımda, aile oluşturmuş bir insanım.
Önce Galileo Galilei İtalyan Lisesi,
Sonra, onun peşinden takılıp gelinen İtalya'da
Signora Rosalba ile, Milano ile ailesini oluşturmaya başlamış bir insanım.
Bir avucu canlar,dostlarla dolu,
Bir diğeri, canlarla dolu ama kan revan içinde olan bir insanım.
Aklının odasından çıkıp yere düşen,
Düşüp yere kırılanları, kendi elleriyle özenle toplayan bir insanım.
Kırgın bir insanım.
Kırılmış bir insanım ama ,
Kırgın diye kırmayan bir insanım.
Bulaşık yıkarken kıvırldığı halde suya giren kıyafete,
Evden tam çıkacakken ve acelen varken çözülmeyen kablolara, takı zinicirlerine sinir olan bir insanım.
Öfkesini dağlara, denizlere anlatan,
Dağlara, denizlere bağıran,
Denizlere ağlayan ama,
Artık ona da ağlayamayıp, dalakalan bir insanım.
Mutluluğu aramayan,
Huzuru içinse elinden gelenin daha da fazlasını yapan bir insanım.
Sonra, bir yerden sorna huzurla mutluluğun terazide aynı çektiğini fark eden bir insanım.
İstanbulum.
Bir Dolmabahçe'yi yürüyüşüm.
Mutluluğu, bir yirmi beş Ekim'in, Kadıköy-Beşiktaş vapurunda bırakmış bir insanım.
Bir inci kolye, bir saçları örgülü gülen saatim.
Bir gölgeyim.
Bir Olivya Geçidi'yim.
Bir salladıkça dökülmeyen şekerliğim.
Bir 'sevgili yaredir sinede' diyenim.
Rembetikoyum.
Sirtakiyim.
Türküyüm.
Biraz Rumum. Biraz Ermeni. Biraz Gürcüyüm.
Biraz Bilecikli biraz Artvinli biraz İstanbulluyum.
Biraz Osmanlı, biraz Bizansım.
'Cam buğularının her yerine,her yerine adını yazdım;
Sokaklara,apartman girişlerine,kapılara,market çıkışlarına yazdım'
'Ben bunları kimseye anlatmadım'diyenim.
'Bulut geçti
Gözyaşları kaldı çimende
Gök rengi şarap
İçilmez mi böyle günde
Seher yeli eser
Yırtar eteğini gülün
Güle baktıkça çırpınır yüreği bülbülün
Bu yıldızlı gökler
Ne zaman başladı dönmeye
Kimse bilmez'
&
Acılar olmasaydı hayat çok kısa olurdu.
Hatırlayın,çocuklukta günler ne kadar uzundur,mevsimler yıllar bitmek bilmez.
Biz büyüdükçe günler kısalır,zaman daha hızlı akmaya başlar gitgide ve zaman,saatlerle,günlerle yıllarla ölçülmemeye başlar.
Akrep ve yelkovan unutulur.
Zaman,
Zaman,
mutluluk ve mutsuzluk arasında sallanan bir sarkaçtan
ibaret olur.'
Bir günüm.
Bir arayım.
'Sanki hiç kimselerin kullanmadığı bir gün kalmış bana.'
Bir aileyim,
Kendi kendine büyüyen, kendi kendine yaşlanan.
Büsbütün bir aileyim..
Bir yalnızım.
Yalnızlığı hep kendi seçen bir insanım.
Sonra, yalnızlığın daha derin bir anlamı olduğunu anlayan
Bu seçimi artık seçemeyen,
Kendi sırtını sıvazlayan bir insanım.
Sorumluluğu, sadece kendi için üstlenebilecek bir insanım.
İlla ki soracak olursan, bir damlayım okyanusta.
Açık Radyoyum.
İlla ki soracak olursan, bir damlayım okyanusta.
Açık Radyoyum.
Doksanlara ait bir insanım.
Bir Bozcaada, Adatepeyim.
Bir Bozcaada, Adatepeyim.
Adaya, en çok da Burgaz ve Heybeli'ye düşkünüm.
Haritada bir adayım.
Bir 'Havada Bulut'um.
Haritada bir adayım.
Bir 'Havada Bulut'um.
Bir rumum.
Bir karadenizliyim.
Bir İstanbul'luyum.
Bir Anadolu'yum.
Bir Osmanlı'yım.
Bir kere bir Bizans'ım.
Her şeyden önce, bir semazenim;
Aynı anda ateşin içinde hem ateşi hem suyu arayan, bulan
Hem arayan,hem kavuşan bir neyim.
'Ben neyin sesiyim?'
Bir hüsnüm
Bir aşkım.
Bir Aralık'ım
Ben zaten başka bir şey,
Ben zaten bir pazar gününden başka bir şey olamazdım.
'Bütün güllerden derin bir sesi var gözlerinin'
Bir lavantayım.
Bir Londra'yım,
Hem başlı başına hem de babasıyla paylaşılan bir an olan Londra'yım.
Bir İtalya'yım.
En bir çok Sicilya,
Biraz da Toscana'yım.
Bir İtalya'yım.
En bir çok Sicilya,
Biraz da Toscana'yım.
Rüzgar eser,zaman geçer...
Thursday, December 4, 2014
Chloe III
Tüm bu kayıtsızlığı
Bir yere ait olamayışı,
En sevdiği şehirlerden uzak kalışının aitliğinde bile
Yine de sadakat duygusu...
Bir dünya dolusu yalnızlığı,
Ev nedir bilmeyişi ve arayışı,
Evin içini güllerle, kitaplarla dolduruşu;
Uçuşan perdelere olan takıntısı,
Parklarda saatlerce o ağaçtan bu ağaca bakışı,
Deniz arayışıi
Mutluluk için soğuk havalarda dondurma alışları,
Şefkatı kırması, araması
Yine de sadakat duygusu...
Tek bir kişiye,
Dostlarına bir dünya dolusu olan sadakati...ve bunu sorgulayışı
ve
Hayal gücü;
'yalnız yaşayan insanların, kendi içlerinde başlayıp biten eğlenceleri vardır.'*
Sana söz veriyorum Chloe, bundan sonra yalnız kalmayacaksın.
*Oğuz Atay, Korkuyu Beklerken
Non innamorarti di una donna che legge, di una donna che sente troppo, di una donna che scrive…
Non innamorarti di una donna colta, maga, delirante, pazza.
Non innamorarti di una donna che pensa, che sa di sapere e che, inoltre, è capace di volare, di una donna che ha fede in se stessa.
Non innamorarti di una donna che ride o piange mentre fa l’amore, che sa trasformare il suo spirito in carne e, ancor di più, di una donna che ama la poesia (sono loro le più pericolose), o di una donna capace di restare mezz’ora davanti a un quadro o che non sa vivere senza la musica.
Non innamorarti di una donna intensa, ludica, lucida, ribelle, irriverente.
Che non ti capiti mai di innamorarti di una donna così.
Perché quando ti innamori di una donna del genere, che rimanga con te oppure no, che ti ami o no, da una donna così, non si torna indietro.
Mai.
Martha Rivera Garrido, Santo Domingo 1960
Wednesday, December 3, 2014
Chloe II
Sonsuz gülleri buldum,
Şimdi evin içi güllerle dolu.
Bu da oldu.
İnsanların neden evlerinde, bahçelerinde çiçek beslediğini de buldum.
...
Ölüp gitmek istemem
Hâlâ bilmiyorsam eğer
Gökyüzündeki ay
Bozuk paraya benzer aldatıcı görüntüsü altında
Saklıyor mu biraz sivri bir yer
Güneş meğer soğuk mu
Dört mevsim gerçekten sadece dört tane mi
...
Ölmek istemem
İcat edilmeden
Ölümsüz güller
İki saatlik gün
Dağdaki deniz
Denizdeki dağ
Acının sonu
…
Şimdi evin içi güllerle dolu.
Bu da oldu.
İnsanların neden evlerinde, bahçelerinde çiçek beslediğini de buldum.
...
Ölüp gitmek istemem
Hâlâ bilmiyorsam eğer
Gökyüzündeki ay
Bozuk paraya benzer aldatıcı görüntüsü altında
Saklıyor mu biraz sivri bir yer
Güneş meğer soğuk mu
Dört mevsim gerçekten sadece dört tane mi
...
Ölmek istemem
İcat edilmeden
Ölümsüz güller
İki saatlik gün
Dağdaki deniz
Denizdeki dağ
Acının sonu
…
Tuesday, December 2, 2014
Gün
Bu hafta uyuyamayanlarda
Bir Aralık günü
ve karanfiller, lavantalar, nergisler var.
Kasım gibi,
Alışamadım Aralık'a daha.
Uyuyamayanlarda, zaman var, tüm ağırlığı ile.
Beni rahatsız ettiği için, onu durdurdum,
Kum saatime bakıyorum,
Bu hafta,
Bir Aralık günü.
ve
elbette
dondurmalar, parklara gitmeler, uçuşan perdelere bakmalar var.
Ne arıyorsun?
Bir Aralık günü
ve karanfiller, lavantalar, nergisler var.
Kasım gibi,
Alışamadım Aralık'a daha.
Uyuyamayanlarda, zaman var, tüm ağırlığı ile.
Beni rahatsız ettiği için, onu durdurdum,
Kum saatime bakıyorum,
Bu hafta,
Bir Aralık günü.
ve
elbette
dondurmalar, parklara gitmeler, uçuşan perdelere bakmalar var.
Ne arıyorsun?
Subscribe to:
Posts (Atom)


