Saturday, April 26, 2014

Öyle deniz manzaralı,öyle boğaz manzaralı odalar var ki
Bunun alışkanlık olmasından korkuyorum.
Düşünsene sabah gözünü üçyüzaltmış derece İstanbul mavisine açıyorsun.
Her gün yüzyetmiş eurom olmayacak...
Sevdiğim mesleği yaparak,yüzyetmiş euro her gün cebimde olursa bir gün,
İşte o zaman her gün gidip farklı farklı deniz gören odalarda kalırım ve
Bunun alışkanlık olmasından korkmam,zaten alışkanlık olmuş olur.
İnsan endişesinden kalamıyor baksana...
Olur mu Romalılar nedersiniz?
Her neyse gidip kalsam mı?

Friday, April 25, 2014

Tre Metri Sopra Il Cielo

Bir takım ailevi meseleler ve Milano'nun bu meselelerdeki konumu:

Ben böyle büyütülmedim;annem ve babam,her zaman benim kendi doğrumu,kendi yolumu bulmam için,beni yalnız bıraktılar,yalnız büyüttüler.
Dolayısıyla bugüne kadar çırpınarak vardığım doğrularıma,taban patlattığım yollarıma,bugün hiçkimse karışamaz.
Bugün benim emeğimdir.

''Yalnız kalmak;karanlık,soğuk ve derin bir denize atılmak gibidir.Karanlıktan korkarsın,soğuktan korkarsın,derinlikten korkarsın,kaçmak için çırpınırsın.Karanlık koyulaşır,soğukluk ve derinlik artar.Ben nice çırpınmadan sonra,bu denizin hayatın ta kendisi olduğunu anladım.Ruhumun karanlıklarına,soğuklarına,derinliklerine yüzdüm.Ondan sonra hiç yalnız kalmadım.''



Thursday, April 24, 2014

Saadet

Yanımdaki Saitciğim Faik.
Az kaldı kavuşacağım aşkıma,
Bacak bacak üstüne atıp,bütün gün yayılacağım;
Gözlerimin engin bir maviliği gördüğü,
Kulaklarımın martı sesi duyduğu,martıların bol olduğu köşeye,
Bütün gün orada olacağım.
Seni seviyorum bu demek işte.

Konumuz bahar aslında bugün.
Bugün bir şeyi fark ettim,
Bahar ile ilgili bir sıkıntım yokmuş meğer.
Çünkü tam da bir naif mavilik içinde gökyüzü
Bugün saati sekizden dokuza çalarken,
Milan sokakları bomboştu,
Koskoca Galleria Vittorio Emanuele bile ve
Kolumda ağır bir su torbası ile eve doğru giderken,
O maviliğin rüzgarı,beni aldı,sardı sarmaladı.
Ne sahneler çevirdim kafamda o an.
İşte tam o an,
Saat sekizlerde bile sevmediğim aydınlık hava,güzel geldi ve anladım ki,
Bahar olunca sevmediğim şey insanlarmış.
Tek tük insanlı caddeler,evler,
Evlerden uçuşan perdeler,yarı kapalı panjurlar;
Az arabalar,yolda yürüyebildiğim yollar,kafamı kaldırabildiğim gökyüzleri,
Bahar da sevdiğim dolayısıyla baharı sevmeme-anlık belki-sebep oldular.
Duyduğum ve ne hakkında konuştuklarını bilmediğim o insan uğultusu olmadan ne güzeldi bir Nisan akşamı.
Aslında bakma Nisan ayları,Eylül'e benzemeye çalışmasından iyidir bir yerde.
Mayıs ve Haziran da bu rüzgarı bulamazsın.
Bu hava,çizgili tende perdelerini getiriyor hep gözümün önüne,
Huzur doluyorum bir an.


Wednesday, April 23, 2014

Mozartlama

'Photography is truth.The cinema is truth twenty-four times per second.'
Jean Luc Godard 
&
'You'll never know if a memory is something you have or you have lost.'
Woody Allen 
Mutlu mutlu günler çocuklar

Bazen gidersin sırf geri dönebilmek içinli
©G.B.G

Tuesday, April 22, 2014

İ Bemolli Sono Blu*

Acı nedir öğrenmek;
Ben acı nedir,nasıl bir şeydir küçükken öğrendim,
Baleden öğrendim.
Gençliğimde anlamı yineledim,anlamlar kattım,hayat öyle gerektirdi.
Acıya duyduğum bir korku olmadı hiçbir zaman,belki de 
Hep kendiliğinden geldiği için.
Elbetti ki buna alışkınım veya bunu sevdim diyemeyeceğim,
Sonuçta hepimiz doğar doğmaz bize doğanın bahşettiği bir misyonla dünyaya geliyoruz,
Mutluluk.
Mutlu ol.
Mutlu olmak.
Mutlu olmaya çalışmak.
Mutlu olmaya çalışmak için çabalamak.
Fiziksel acılar var,fizyolojik;
Duygusal,manevi acılar var.
Bugün-şükür ki-çok büyük bir fizyolojik acı içerisinde değilim,
Küçükken de,fiziksel acı ne demek,bunu sadece bir gözden tatmış bulundum.
Manevi acılarımın ise,gözleri üç gözlü,kulakları Midas.
Bugün ise,bir başka acı daha öğreniyorum;
Bunlara bağlı bir acı belki,
Bir alt başlık belki,henüz bilemiyorum ama öğrenme aşamasındayım ve
İlk defa,farkında olduğum bir acı;
Kendiliğinden geliyorken,gelmişken,
Yolunda onu tuttuğum,beni tutan bir acı,
Eski İstanbul günleri.
Bugün ben,İstanbul'a gidip şurada yemek yiyeyim,şu konsere gideyim,şu atölyeye katılayım,şu günler dansa gideyim diyorum
Olmuyor.
O lokantalara gidecek,iki kelam edecek arkadaşlarım uzak,aralar,ellerime bakıyorum.
Zamanında,yalnızlığım içinde çokken,dostlarım ve arkadaşlarım uzak değillerdi,yalnızlık yine yalnızlıktı,lokantalar gittiğimiz yerler yine aynıydı ama vardılar,ne ben araydım ne onlar uzak.
Konserler desen,herkes bir yerde,ona da kendi başıma gidemiyorum.
Bunu da bir zahmet kendi başına üstlenme artık,
Ki zaten,yedi günlük on günlük İstanbul çıkartmam da,
Dinlemek istediğim sanatçıların konseri olmuyor,
Denklikten bozuluyor bu sefer düzenim,suratım.
Kaç yıldır Mfö'ye,Bülent Ortaçgil'e,Fikret Kızılok'a;
Erkan Oğur'a,Mor ve Ötesi'ne,Birsen Tezer'e ve nicelerine denk gelemiyorum,
Göğsümün üstüne pomat basıyorlar.
Atölyeler,ah güzel atölyeler ve benim atölye günlerim;
İstanbul Modern atölyeleri,Akbank Sanat atölyeleri,Mısır apartmanı,
İksv etkinlikleri ve niceleri...aynı acıyı çekiyorlar benimle.
Çıplak Ayaklar ile,Zeynep Tanbay dansçıları ile olan dans atölyeleri...
Tarihler olmuyor.Ben geliyorum,iki gün ben gidiyorum üçüncü gün,onlar devamlı,onlar akan,onlar uzam.
Böyle olunca,
Makineye bağlı bir organizma oluyorum.
Büyük konuşma yok bende.Bunlar mecazi elbette ama yine de,
Kendimi öyle bir varlık hissediyorum,soyut.
Sanki beni terk etmişler,sanki ben terk etmişim.
Terk mi ettim?
İnsanlar ne çok konuşur,konuşurken de bazen derler ya,
Gurbette olan arada oluyor diye,dön sen oralardan diye de kendi akıllarınca akıl vermeye kalkarlar,
İnsanlar bunu çok sever.Çünkü çoğu insan,kendini dinlemez,kendiyle konuşmaz ve çoğu insan çok da derin yalnızlık içinde değildir,genel yaşarlar,genel dinlerler,genel konuşurlar.
Bu cümle,üstte anlattığım sebeplerden dolayı haklı bir cümledir aslında ama,
Ben bunlarla büyüdüğüm için,bana olan ayrılıkları daha derin geliyor,
'Gurbette kalma dön'bu pencereden bakınca,bir soru işareti oluyor.
Dön mü?
Emek dediğin şey,bu arada derinliği iyiden iyiye yaran bir olgu.

20.04.2014

Bugün sabah içimden çıktı sonunda bazı şeyler,ağladım.Ağlayabildim.
O kadar yutkunuyorum ki bazen,her bir damla,göz altlarımda toplanıp nehir oluyor,şişiyor.
Yorgun oluyorum.
Ağladım,İstanbul'a gideceğim diye ağladım.
Gidip nerede kalacağımı bilemediğimden ağladım,
Gitmenin neden bir stres yarattığını anlayamadığım ve bu kısır döngünün içinde kendi kendime dönmekten yorulduğum için ağladım.
Halbuki İstanbul bu.
Geçti elbet.Her şey geçer zaten.
Geçince,İstanbul'a gideceğim,dedim,baksana gidiyorum dedim kendime ama beni ağlatan üzen şey kadar,
Sevinçli gelmedi bu kulağıma.Bir sevinç dıuymadım.
Sadece kavuşacağımı bildiğim için,heyecanlandım,iyi hissettim.
Neden böyle oluyor?
Neden böyle yapıyorum?
Sonra kendime döndüm,kendime geri geldim,
Dolaşacağım göreceğim her bir kare ve henüz bilemediğim kareler gözümün önüne geldiler,
İyi hissettim,duruldum,sakinleştim,kendime vardım ve bir şey yok dedim.
Bir şey yok,geçti.
Sanki rahatsız edilmek istemiyorum...

22.04.2014

*Debussy'nin mektuplarının adı.


Monday, April 21, 2014

Akşamüstü Kırıklığı

İçkievinden çıkınca,
Camdan,demin oturduğum yere baktım'diyordu Süreya.
Ne zamandır düşünüyorum,
Bir fotoğrafçı lazım bana,her anımı kaydedecek bir göz,bana objektif camından bakacak biri ama biraz da ben olmalı,bana benzemeli.Çünkü bilmeli,neyi nereye koyup neyi nereden aldığımı.
Ne bileyim,karar vermiştim,her günümü kaydedecektim ama olmuyor,kendi başına yaptığın işler çoksa olmuyor,bunu yapamıyorsun.Bu da bir başka ağırlık ya..
ve yine nereden bileyim,ben bunu benliğimden yapmak kaydetmek istemiyorum bir yerde öyle de,bir yer de de değil.
Ben bunu;
Yani bugün şiir defterlerimi almış,aralarında bir şiir arıyordum.Sonra masanın üstünde duran bu defterlerle bir dakika duruştuk.Yaşlandığımı gördüm bir an,bir an dedim mesela cumbasında oturan yaşlı bir teyze olursam,bu defterler hala yanımda olur mu?Olur elbette,korur saklarım ama,üstleri yıpranmış olur,sayfaları biri çeyrek geçeden sararmış olur ama yine onları bir çekmeceden çıkartıp,içlerinde bir şiir ararım.İşte bu duran esnada,bu görüntü gelince aklıma,yeniden hatırladım kaydetmeyi.
O lacivert şiir defterlerini çekmecenin ilk gözüne koyardı,
İlk gözünden çıkarır,bazen onlara yarım saat ayıracağım dediği bu süreyi uzatırdı,sonra tekrar sırasıyla yerine koyardı''gibi,cümleye döktüğüm ve yaşadığım bu anları ve bunun gibi nicelerini,bazen aşırı bir hevesle görselliğe kaydedesim geliyor ve işte halim olmadığında bile bunu devam ettirecek bir göz arıyorum bazen.
Akşamüstü kırıklığı.


kötü bu, susmuştuk, şimşirler hışırdadı
yapıştı suskunluğumuz birbirine
bir o konuştu yalnız -gene o-
en gencimiz belki de
dalarak uzaklara, çok uzaklara
insan: mavinin içindeki düşünce!
Edip Cansever ,İçerikler

Sevgilim,Bir Günün...*

http://www.youtube.com/watch?v=iVyeiqosDNc

*Özdemir Asaf'ın bir şiiri.

Gül Bahçeleri

Güzel sahnedir 
Bu gece Mine Koşan'dan geliyor,tabaklar kırılıp kadehler vurulup atıldıysa 
Geceye devam edebiliriz sanat güneşlerim*


Bazen rakı içmeden rakının o muazzam keyifli haline varabiliyorum kendi kendime
Bu da o akşamlardan biri lütfen,
Buyurun(Zeki Müren aksanı ilen)
Zeki Müren'de demişken,hadi sizler için birkaç kuple daha gelsin
Ona kuple denmez ama...
Hadi bunlardan birkaçı da sevgili anneanneciğime gitsin.
Bir kadeh de Unkapanı'na gelsin.
Böyle olduğu zaman,keşke ölüm olmasa diyorum,iyisi için de kötüsü için de.
Neyse efendim neyse.





Saturday, April 19, 2014

Yağmur.Islak caddeler,kaldırımlar.Bunların yüzüme vuran gri siyah ışıkları.Limonlu turta.Kahve.Chet Baker.
Harika bir paskalya,fakat ne yalan söyleyeyim yani inkar etmeyeceğim,kıskandığım şeyler oluyor, özellikle Paskalya ve Noel tatilinde
Geçen sene de cantucci*ler yenmişti,bir kutlama edası içinde.
Ne bileyim,bugün limonlu turtayı almış tam evin yolunu tutarken mesela aklıma gelebilirdi,amarettoyu*unuttuğum ve arayabilirdim birini,heyecanlı ve koşuşturmalı bir ses tonu içinde:'ben turtayı,pandoro*yu aldım ama likörleri unuttum,bir amaretto alır mısın gelirken bir de vino liquoroso*şu bimlemle marka olanlardan'diyebilirdim.
Eve geldiğimde,sofrayı hazırlama telaşı içinde olabilirdim.
Gibi gibi.
Müzikleri,bazı filmlerdeki sahneler falan da var ama daha fazla uzatmayacağım bu mevzuyu,en nihayetinde camdan dışarı baktığım zaman terk edilmiş bir Milano görüyorum.




Rakı Yoktu III

İstanbul rotası hazırlamak ve Türk Sanat Müziği ve Türk tangolarına düşkünlüğüm

Geçmez misiniz,bir kahve yapayım?...

Thursday, April 17, 2014

Sade,Öz

...
İlkel bir acı gibi
Düşüverdi ilk bakış gözlerinden
Kaskatı. Ve belirdi sanki yüzünde
Görünürdeki tek şey; daha sonra da olmak
Çıkardı birden şapkasını ve çıkardı şapkasını, şapkasını
Şapka mı, değil mi, bir şapka hayaleti mi belki
Bir bira içti ve vurup gitti kapıyı ardından
Yürüdü, geçti, kuru otlar
Yapraklar yakılan bir caddeyi.

Peki, o ölen kimdi.

Tam o sırada bir dolu bardak cin istemiştin sen
Bir dolu bardak cin, öğle üzeri
Damıtılmış gündüzden
Cin, cin!
Seni bir daha kendine gömen, bir daha
Kendine gömdükçe de bir önceki acı yenisinden
Elbette ki güzeldir
İnsanın insana verebileceği en değerli şey
Yalnızlıktır.

Cin bitti.

Edip Cansever

Tuesday, April 15, 2014

Madde Mi Mana Mı?*


  • Nisan ayının bir akşamüstüsü,beni sarhoş etti;bir Eylül kadar naif geldi.Bir an için Nisan'ın bu havası enseme çarpınca,mutlu oldum.Sonra bir soru belirdi kafamda,acaba ben mutlu olmaktan mı korkuyorum?
  • Bu hava beni alıp,Sicilya Palermo veya Catania'daki bir terasa götürüyor,terasında sadece yeşil çiçeklerin olduğu...bazen Ayvalık'a taşıyor beni,sanki Ayvalık'ta sırtımı bir Rum eve dayamış,sakızlı kurabiye yiyormuşcasına...bazen Napoli'de hiç bulunmamama rağmen,sanki Napoli arnavut kaldırımlarında çizgili yazlık tentelerin arasında soluklanıyormuşcasına...Aklımdaki görüntüler ve anlık onların içinde bulunmam,benim mesleğim sanırım.
  • Şiir.
  • Annem ve babam birlikte on yıl yaşadılar.Bir insanla on yıl,elli yıl birlikte yaşamak,mesela kırkbeşinci evlilik yıl dönümünü kutlamak
  • Bazen bir fotoğraf karesi oluveriyorum.Bazen o kareden çıkıp,akan bir görüntüye dahil oluyorum.Bunlar hep kafamda ve yüzümü güldürüyorlar.
  • Yalnızlığı kendilerine göre,kendilerince iyi bilen insanlar daha sessiz konuşurlar.
  • Hareketler,davranışlar,ses tonları ve duygular...yalnızlığı bilmeyen insanlar rahattırlar;elleri,kolları,sesleri yüksek oktav içerisinde uçuşur.
  • Eşya,kıyafet vs azalttıkça iyiyim,ne kadar çok arınırsam iyi oluyorum.
  • Eşyaları,kıyafetleri vsleri;derneklere,kurumlara yolladıkça mutlu oluyorum. 
  • Çayın içindeki tein,kafeinden daha güçlü dediler.Kahve neden daha güzel?
  • Tarih,dünya,evren oluşumu bir yana,bazen karşımdaki saatin tik takına dalıyorum,daldığım zaman anlam arıyorum;anlayamıyorum bu günler nasıl oluyor.Ben belki inkar etsem de,gün olmuş oluyor.Gece olmuş oluyor,saat 23:59dan 00:00'a geçerken.Acı olmuş oluyor.Aşk olmuş oluyor.Yalnızlık olmuş oluyor.Nefes alınmış oluyor.Hüzün,ölüm,doğum,uyku olmuş oluyor.
  • Mutsuzluğa alışkanlığım...mutsuzluğa alışkanlığım çok sevdiğim insanları kaybetmemle mi alakalı?Bu mutsuzluk mu getirir,ümitsizlik mi ve ne getirirse getirsin bunlar alışkanlık mı olur?...bilemiyorum.
  • Onları özlüyorum.
  • Özlemek neden?
  • Özlem bazen soyut da olabiliyor.
  • Hala bilemiyorum Paris'te mi okumalıydım yani Parissel bir havam mı varmış?
  • Zamanında İzmir'de bir Üniversite kazanmıştım.İzmir'i de seviyorum.Belki gider Kars'ta okurdum.Olamaz mıydı yani Karssal bir havam da?
  • Paris'te olmak istediğim özellikle o iki ay,Aralık ve Nisan.ve tam bu tarihlerde hep Milano'da bekçiyim.
  • Natale ve Pasqua'da Milano terkediliyor.Bu görüntüyü görmek acı.Bu görüntü içinde yaşamak daha acı.
  • İstanbul'dan ilk defa bu kadar ayrı kaldım,yedi ay.
*Metin Kaçan'ın sorusu:Madde mi ağırdır yoksa mana mı?

Wednesday, April 9, 2014

6:45 Vapuru

Özlem nedir?

Nevizade'de Kokoreç yiyip,ayran içmeyi özledim.Açgözlülük yapıp,tüm bunun üstüne ekmek arası yarım midye yemeyi ve bira içmeyi ,çok özledim.
Beşiktaş vapurunu,Kadıköy-Beşiktaş vapur iskelesinin hemen yanındaki kafede,Galata Kulesine bakarak beklemeyi çok özledim.Beşiktaş vapur yolunu özledim.
AsmalıMescit'ten,Galata'ya inmeyi özledim.Galata'dan da Karaköy'e gitmeyi çok özledim.
Karaköy'ü çok özledim.
Kanlıca'dan sandalla,Emirgan'a geçmeyi özledim.Emirgan'da bir iki saat de olsa,ne yaptığımı bilmeyerek zaman geçirmeyi,koru yolunu çıkmayı,korkup koruya girememeyi ve akabinde geldiğim arnavut kaldırım yoldan sahile geri dönmeyi çok özledim.
Sakıp Sabancı Müzesi'ni özledim.
Fıççın'ı ve yemeklerini özledim;Beyoğlu'nu yeniden keşfedip Fıççın'a gitmeyi çok özledim.
İstanbul'u fotoğraflamayı çok özledim.
Kanaat Lokantası'na gitmeyi özledim;Avrupa yakasında işim varken bir vapurla Üsküdar'a gelip Kanaat'ta yemek yemeyi ve sonra başka bir vapurla,güneşin Galata üzerindeki kırıklığıyla Avrupa yakasına geçmeyi çok özledim.
Baylan'ı özledim,Kadıköy'den aldığım sahaf kitaplar,edebiyat dergileri ve basılmış filmlerle,Baylan'ın arka bahçesinde kendi başıma oturmayı çok özledim.
Dolmabahçe'yi yürümeyi çok özledim.
Taksim-Dolmabahçe yol ayrımında,sarı dolmuştan inip,Kabataş'a yürümeyi özledim.Kabataş'ta set üstüne,illa ki,çıkmayı çok özledim.
Kabataş'tan Tophane'ye yürümeyi,İstanbul Modern'e gitmeyi bazen kafesinde soluklanıp bir şeyler yemeyi özledim.Tophane'den Karaköy'e yürümeyi çok özledim.
Çukurcuma'yı çok özledim.Karaköy'den Tophane'ye geri dönüp,Çukurcuma'yı tırmanmayı çok özledim.
Dolmabahçe Kafe'de denize karşı oturmayı özledim.
Vapur iskelelerini özledim.
Vapur sesini özledim.
Martıları çok özledim.
-Hangi hayvan olmak isterdin?
-Martı.
İstanbul'daki çatı odası martım,Hayrettin'i özledim.
Pusu özledim.İstanbul pusunu özledim.
İstiklal Cadde'sinde bir ayağımın kaldırım taşı boşluğuna düşmesini özledim.
Erol Dernek Sokak'ı özledim.Sarmaşıklarını çok özledim.
Tel Sokak'ı özledim.Tel Sokak'tan Erol Dernek Sokak'a kıvrılmayı özledim.
Limonlu Bahçe'yi çok özledim.Limonlu Bahçe'deki gençliğimi özledim.
Gölge kafeyi çok özledim.Olivya Geçidini çok özledim.Gölge Kafede saatlerce kendi başıma oturmayı çok özledim.
Mısır apartmanını özledim.
Ara Kafeyi çok özledim.
Turnacıbaşı Cadde'sini özledim.Okulumu çok özledim.Galileo Galilei İtalyan Lise'sine girdiğim anda,hissettiğim aile kavuşmasını çok özledim.
Turnacıbaşı Cadde'sindeki antikacılarda hayal kurmayı özledim.
Anabala Pasaj'ından Turnacıbaşı Cadde'sine çıkmayı oradan da Urban'a kıvrılmayı çok özledim.
Anabala Pasaj'ındaki rum Kirko Bey'i ve yüzüklerini özledim.
Gönül Sokak'ı özledim.ByRetro'dan çıkıp,Gönül Sokak'ın güzelliğine dalmayı çok özledim.
Suriye Pasaj'ını çok özledim.
Hacopulo Pasaj'ını özledim.İstiklal Cadde'sinden Hacopulo Pasaj'ına sapmayı,arnavut kaldırımlı daracık pasaj içinde ilerleyip,pasajın avlusuna kavuşmayı çok özledim.Arnavut kaldırımların dengesizliğinde duran tahta iskemlelerde oturup kahve içmeyi özledim.
Hacopulo Pasaj'ında Butik Katia'yı,Butik Katia'nın vitrinine bakmayı ve içeri girip Rum bayan Katia'dan şapka fiyatları öğrenmeyi özledim.
Galata Mevlevihanesini çok özledim.
Saatlerce denize bakmayı çok özledim,denize dalmayı...
Sadece saatlerce denize dalmışken,aramayı özledim.
Denize dalarak,beş on dakika kestrimeyi özledim.
Özlem bazen soyut da olabiliyor;Turnacıbaşı Cadde'sinde,gri puslu kirli bir binanın tahta penceresinden uçusan kırık beyaz perdeyi özledim.Bu perdenin,o sokaktaki o evin benim olma fikrini özledim.Kabataş'ta veya Turnacıbaşı'nda bir evim varmışcasına,ona kavuşma isteğini özledim.
Beyaz peynir ve domatesi özledim.Beyaz peynir ve domatesi,sayısız çay ile tüketmeyi çok özledim,onların sadeliğini özledim.
Simit,seni de özledim.
Karabatak'ta kahve içerken deniz kokusunun burnuma dakika başı çarpmasını ve Kara Ali Kaptan Sokak'ın nahoşluğunu,şaraplığını çok özledim.
Kabristan'da bulunduğum süreyi özledim,taşa dokunmayı,taşın etrafındaki ağaçlara bakmayı özledim.
Vapurda tost yemeyi özledim.Vapurdaki tostun sunumunu,çayların kokusunu,eski Tamek meyve sularını çok özledim.
Sabahtan akşama kadar İstanbul'la olmayı çok özledim.
...








Raising The Sail

Tuesday, April 8, 2014

Gramatik

Hayat bazen...işte burada tıkanıyorsun ama bunu,böyle söylememiştim ben.
Nereden bileceksiniz nasıl söylediğimi zaten,hayat bazen ile başlayan cümleyi.
Üç saat bale çalıştım.
Uyuyacağım.
Sabah da,nereden düştüyse dilime bu cümle:Beşiktaş şimdi,tam şu anda ne güzeldir demiştim.
Neden benim onu döndürdüğüm değil de,beni döndüren yatak yok?
Bir de parmağım çok ağrıyor,aptal bir yüzük parmağımın altında topçuk oluşturdu.
Bugün sırf bu yüzden Milanoyu ayağa kaldırdım:
'Acil servisiniz var mı?'
...
'Hadi ama geçer o geçmezse yarın gelirsin test yaparız'dendi.
Geçmez de morarırsa diye korkudan bütün gün parmağımı sevdim,
Bir daha anladım,her bir parçam ne değerliymiş.
Bu bir teyze nasihatı değil,ne bileyim bugün kendimi öyle parmağımı öperken falan bulunca...
Bir de demez miyim ona beni bırakma diye,kangren korkusu sardı işte.
İnsanın parçaları kıymetli,narin.
Hayat bazen...'in bununla alakası yok ama,bir fotoğraf gördüm de ona üzüldüm.Oradan geldi yani.
Her neyse...
Benim bugün parmağım ağrıyor.
Bir de bugün elbette sous sous da duramadım.
O da üzdü ya beni...


Friday, April 4, 2014

Göğsüm bir sıkıştı,
Camları açın.

Wednesday, April 2, 2014

Bugün kalp el bombası,
Yere düşürsem patlayacak,bin parçaya ayrılacak benimle beraber
İçimde de tutamıyorum ama en ufak bir hareketi,yine beni parçalayacak.
Ben bundan da çok sıkıldım.
Yani,'siz insanlar,
Bir türsünüz'diyordu ya filmde...
Sıkılıyorum,
Yani siz insanlar canımı sıkıyorsunuz.
Ama artık söylüyorum,söyleyebildiğimden beri
En azından trioid kanserinden kurtuldum sayılır.
Belirsizliğe çare yok.
O da kalpe doğru mu vuruyor?
Bilmem.
Vuruyor herhalde
Zıpkınla vuruyorlar,
parça parça kan kan
Kim topluyor?
Ben.
Sıkıldım.Bu kalpten sıkıldım;
Büyüklüğünden ve sonra vurulunca büzüşüp küçülen,dağılan,paramparça olan bu kalpten
Sıkıldım.
Ama yine de onu seviyorum,o benim bir parçam.
Elim,yastığın altına değil boynumun altına gidiyor bazen,tam 'uyku ile uyanıklık arasında
Varsan varlığını,yoksan yokluğunu bilemediğin bir an vardır.
İşte tam o anda nefesimin gürültüsünden olacak,
Birden uyandım.'
O an,elim nabzımı hissediyor ya,
Elimi alıyorum kalbin üstüne koyuyorum.
Ah yaşamak ne güzel değil,
Sadece onun sesi,iyi ediyor beni.
Uyuyorum zaten çok gece kalmadan sonra.
Pamuk kalbin yine 
Üstüne taşlar atılıyor,
Pamuk gözükmüyor.
Pamuk oluyor mu sana taş
Artık ağırlığını kaldıramıyorum,
Yaşlandım ben de.
Tabii ya.
Tam da bugün,
Kalp krizi için bir bardak şarap diyordu okuduğum kitaptaki doktor.
Tam da kalp bugün çok bahsini geçirmişken,
Büzüştü yine.
Yoruldum ve artık nasıl dinleneceğimi bilmiyorum.