Friday, September 22, 2017

Gün Eylül


    Bugünü yazıyorum ve tarih atıyorum, Eylül. Eylül'ün her günü benim için yeni bir doğuş, her günü dünyanın ve ayların bütün diğer günlerinden önemli, naif ve hassas. Sanki günler, Eylül'de anlam buluyor ve ben başka günlerde, anlamları koşturmacalara bırakıyorum. 
    Her Eylül'de beni aynı endişe sarar, bu ayın günleri hiç bitmesin isterim, ölümsüzlüğün ilacı bulunsa da, Eylül ayına sürsem isterim. Aidiyet meselesi. Bu aya kavuşmak için aylar önceden takvimi karşıma asar, teker teker günleri ayları silerim. O gelir, içimde mutluluğun, huzurun en öz hali yeşerir. Onun gidişine doğru da, hüznün en saf hali...Bizlere doğduğumuzda sorulmuyor hangi gün hangi ay doğmak istediğimiz, dolayısıyla hayata gelmek bizim seçimimiz olmuyor. Öyle ya, hayattan gitmek, hangi ay öleceğimiz de. Ben şimdi Eylül'ü biliyorum ya, hayatta onu görmüş olarak, sorulmasa da söyleyeyim, Eylül'de gitmek isterim. Ben içimde hep bir yerlere gitmişimdir zaten*, Eylül'de bazen giderim ama denizin git geli gibi, öyle temelli değil. Zaten temelli hiçbir yere gidemem ama her zaman göçebeyimdir, anlamlara, hayata, ev kavramına. Öyle oldu, öyle gelişti yani, öyle oldu bu tarla, bu bağlar, bu üzümler...Üzüm ayıdır bir de kendisi, üzüm bağlarına adını yazmıştır Aylul diye. 
    Bilemeyeceğim Eylül'de gidersem temelli, o yüzden söyleyeyim dedim, olur a Eylül'de gitmessem, denizde yüzecek küller üzülmesin. Bir ağırlık çöktü üstüme şimdi böyle gitmelerden bahsedince..Neyse, eylül  nasılsın? Bugün kaç yaprak topladın ve onları nerelere uçurdun? Kendi başına mıydın yoksa bir uçuşan perdenin arkasına mı sakladın? Laci yüzlü, üzüm kokulu Eylül.