Eylül'e bir kala..
işte bizler,Romalı yurttaşlarım,bizler 'mutluluk'diye buna diyoruz.
Yani hem Eylül'ün gelişinden bir önceki güne,yani ona kavuşmanın heyecanına hem de Eylül'ün kendisine diyoruz bu mutluluğu;hayali evlerdeki yaşayışlarıma,o köşelerden bu köşelere geçişime diyoruz,uçuşan perdelere diyoruz,yaprak hışırtısı,Eylül rüzgarına diyoruz ve Eylül'ü sevmeye de diyor olabiliriz,hatırlamaya.
Gidilmeyen evlere, rutubet kokulu apartman girişlerine, rutubet kokulu apartmanların retro karolarına diyoruz.
Nereden baksan Eylül'üm, Valideçeşme olmasına diyoruz.
Ekim var bir de.Var ya,kim yok sayabilir varlıklarını,resmen varlar.
Sunday, August 31, 2014
Friday, August 29, 2014
Beyaz
Hiçbir çiçekçi dükkanının demir kepengi olmaz,çünkü kimse aklına getirmez çiçek çalmayı.
Borisciğim Vian
Borisciğim Vian
Wednesday, August 27, 2014
Zümrüdüanka
''...
Bize yakın gelecek adıyla Simurg/Zümrüdüanka yani Phoenix, pek çok milletin mitolojisinde bulunan, devasa büyüklükte ve altın renkli kanatlarıyla görkemli bir kuştur. Öleceğini anladığında, bir ağaca zamkla yapıştırdığı dallardan kendine bir mezar hazırlar, mezarına kurulup güneşin onu tutuşturmasını bekler ve yanıp kül olduğundaysa küllerinden çıkan yumurtadan yeni bir Phoenix doğar. Mitolojilerde ve onun kaynaklık ettiği eserlerde yokluğun, tükenmenin ardından yeniden doğuşun simgesidir bu kırmızı kuş.''
Pınar Dönmez,Phoenix
Meçhul, Ağustos 2014
Yeşeren biraz da,bu demek değil midir?
Kim ne derse desin ben bu günü yakıyorum
Yeniden doğmak için çıkardığım yangından*
*Edip Cansever,Phoenix şiirinden iki dize
Bize yakın gelecek adıyla Simurg/Zümrüdüanka yani Phoenix, pek çok milletin mitolojisinde bulunan, devasa büyüklükte ve altın renkli kanatlarıyla görkemli bir kuştur. Öleceğini anladığında, bir ağaca zamkla yapıştırdığı dallardan kendine bir mezar hazırlar, mezarına kurulup güneşin onu tutuşturmasını bekler ve yanıp kül olduğundaysa küllerinden çıkan yumurtadan yeni bir Phoenix doğar. Mitolojilerde ve onun kaynaklık ettiği eserlerde yokluğun, tükenmenin ardından yeniden doğuşun simgesidir bu kırmızı kuş.''
Pınar Dönmez,Phoenix
Meçhul, Ağustos 2014
Yeşeren biraz da,bu demek değil midir?
Kim ne derse desin ben bu günü yakıyorum
Yeniden doğmak için çıkardığım yangından*
*Edip Cansever,Phoenix şiirinden iki dize
Monday, August 25, 2014
Bir Düş Ülke
Hangisi yol,
Çıkıp gittiğin ve
Sonunda bir yere vardığın mı;
Gittiğini düşünmek ve 'vardığın'noktayı es geçmek
ve
o noktadan da başka yollara gittiğini düşünmek mi?
Nereye gitmek yol?
Nereye gittiğini düşünmek yol?
Yolun gidiş
ve
varış
olmasına gerek var mıdır?
Yol gitme edimini gerektirir mi?
Varma edimini?
Ben yayılmak,çoğalmak,uzamaktan bahsedersem...
Bir anlık öznesini yitirmiş bir nesne olarak
...
Bir düş ülke: Çıplak ayak.
Ayartıcı, sapkın, gözükara.
Başdöndürücü yolculuğu da böyle başlar.
...
Bedenin coğrafyasında bir ada.
Beyaz bir güvercin!
(Ben onu hep çarşaflar arasında, ışıltılı ayak bileği yarı sarkmış düşünürüm.)
Bir dişi.
Duyumlarla yaşar.
(Ayak bileği bir güzelleme ister)
...
Çıplak ayak der ki:
- yalnız,
düşsüz kalmayayım.
...
Ayak bedenin bir parçasıdır ama bu hiçbir şeyi değiştirmez.
Her bütün, hem parça, hem bütündür).
Gövdeyi uyandıran, ateşleyen, ayaklandıran kimdir ?
Çıplak ayak neler söylemez?
Hem ayağın konuştuğu unutulmuştur.
Ayak ki gövdenin bütün üyelerinden daha çıplak, daha cinseldir.
İlhan Berk
Çıkıp gittiğin ve
Sonunda bir yere vardığın mı;
Gittiğini düşünmek ve 'vardığın'noktayı es geçmek
ve
o noktadan da başka yollara gittiğini düşünmek mi?
Nereye gitmek yol?
Nereye gittiğini düşünmek yol?
Yolun gidiş
ve
varış
olmasına gerek var mıdır?
Yol gitme edimini gerektirir mi?
Varma edimini?
Ben yayılmak,çoğalmak,uzamaktan bahsedersem...
Bir anlık öznesini yitirmiş bir nesne olarak
...
Bir düş ülke: Çıplak ayak.
Ayartıcı, sapkın, gözükara.
Başdöndürücü yolculuğu da böyle başlar.
...
Bedenin coğrafyasında bir ada.
Beyaz bir güvercin!
(Ben onu hep çarşaflar arasında, ışıltılı ayak bileği yarı sarkmış düşünürüm.)
Bir dişi.
Duyumlarla yaşar.
(Ayak bileği bir güzelleme ister)
...
Çıplak ayak der ki:
- yalnız,
düşsüz kalmayayım.
...
Ayak bedenin bir parçasıdır ama bu hiçbir şeyi değiştirmez.
Her bütün, hem parça, hem bütündür).
Gövdeyi uyandıran, ateşleyen, ayaklandıran kimdir ?
Çıplak ayak neler söylemez?
Hem ayağın konuştuğu unutulmuştur.
Ayak ki gövdenin bütün üyelerinden daha çıplak, daha cinseldir.
İlhan Berk
Sunday, August 24, 2014
Mavi Mi Derdin#II
Aramıza bir deniz girdi Phaselis
Sıkı sıkıya tutunulan bir ülke ve millet var,
Sıkı sıkıya tuttuğum başka bir ülke ve millet daha
ve
tüm bunların arasında,
bir deniz
'Ara'mıza bir deniz girdi.
Sıkı sıkıya tutunulan bir ülke ve millet var,
Sıkı sıkıya tuttuğum başka bir ülke ve millet daha
ve
tüm bunların arasında,
bir deniz
'Ara'mıza bir deniz girdi.
Labels:
İstanbul,
Milano,
Phaselis,
Phaselis antik kenti
La Volontà
Ormanlara ve çöle
Yuvalara çiğdeme
Çın çın çocuk sesime
Yazarım adını
...
Tarlalara ve ufka
Kuşların kanadına
Gölge değirmenine
Yazarım adını
Fecrin her soluğuna
Denize vapurlara
Azgın dağın üstüne
Yazarım adını
Bulutun yosununa
Kasırganın terine
Tatsız kaba yağmura
Yazarım adını
Yuvalara çiğdeme
Çın çın çocuk sesime
Yazarım adını
...
Tarlalara ve ufka
Kuşların kanadına
Gölge değirmenine
Yazarım adını
Fecrin her soluğuna
Denize vapurlara
Azgın dağın üstüne
Yazarım adını
Bulutun yosununa
Kasırganın terine
Tatsız kaba yağmura
Yazarım adını
...
Kapımın eşiğine
Kabıma kacağıma
İçimdeki aleve
Yazarım adını
Camların oyununa
Uyanık dudaklara
Sükütun ötesine
Yazarım adını
Yıkılmış evlerime
Sönmüş fenerlerime
Derdimin duvarına
Yazarım adını
Arzu duymaz yokluğa
Çırçıplak yalnızlığa
Ölüm basamağına
Yazarım adını
Geri gelen sağlığa
Kaybolan tehlikeye
Hatırasız ümide
Yazarım adını
Bir tek sözün şevkiyle
Dönüyorum hayata
Senin için doğmuşum
Seni haykırmaya
Özgürlük
Paul Eluard
Sui quaderni di scolaro
Sui miei banchi e gli alberi
Sulla sabbia sulla neve
Scrivo il tuo nome
Su ogni pagina che ho letto
Su ogni pagina che è bianca
Sasso sangue carta o cenere
Scrivo il tuo nome
Sulle immagini dorate
Sulle armi dei guerrieri
Sulla corona dei re
Scrivo il tuo nome
Sulla giungla ed il deserto
Sui nidi sulle ginestre
Sulla eco dell’infanzia
Scrivo il tuo nome
Sui miracoli notturni
Sul pan bianco dei miei giorni
Le stagioni fidanzate
Scrivo il tuo nome
Su tutti i miei lembi d’azzurro
Sullo stagno sole sfatto
E sul lago luna viva
Scrivo il tuo nome
Sulle piane e l’orizzonte
Sulle ali degli uccelli
E il mulino delle ombre
Scrivo il tuo nome
Su ogni alito di aurora
Sulle onde sulle barche
Sulla montagna demente
Scrivo il tuo nome
Sulla schiuma delle nuvole
Sui sudori d'uragano
Sulla pioggia spessa e smorta
Scrivo il tuo nome
Sulle forme scintillanti
Le campane dei colori
Sulla verità fisica
Scrivo il tuo nome
Sui sentieri risvegliati
Sulle strade dispiegate
Sulle piazze che dilagano
Scrivo il tuo nome
Sopra il lume che s’accende
Sopra il lume che si spegne
Sulle mie case raccolte
Scrivo il tuo nome
Sopra il frutto schiuso in due
Dello specchio e della stanza
Sul mio letto guscio vuoto
Scrivo il tuo nome
Sul mio cane ghiotto e tenero
Sulle sue orecchie dritte
Sulla sua zampa maldestra
Scrivo il tuo nome
Sul decollo della soglia
Su gli oggetti familiari
Sulla santa onda del fuoco
Scrivo il tuo nome
Su ogni carne consentita
Sulla fronte dei miei amici
Su ogni mano che si tende
Scrivo il tuo nome
Sopra i vetri di stupore
Su le labbra attente
Tanto più su del silenzio
Scrivo il tuo nome
Sopra i miei rifugi infranti
Sopra i miei fari crollati
Sulle mura del mio tedio
Scrivo il tuo nome
Sull’assenza che non chiede
Sulla nuda solitudine
Sui gradini della morte
Scrivo il tuo nome
Sul vigore ritornato
Sul pericolo svanito
Sull’immemore speranza
Scrivo il tuo nome
E in virtù d’una parola
Ricomincio la mia vita
Sono nato per conoscerti,
Per chiamarti
Libertà
Monday, August 18, 2014
…
Ölmek istemem
İcat edilmeden
Ölümsüz güller
İki saatlik gün
Dağdaki deniz
Denizdeki dağ
Acının sonu
…
Non vorrei crepare
prima che abbiano inventato
le rose eterne
la giornata di due ore
il mare in montagna
la montagna al mare.
La fine del dolore
i giornali a colori.
Boris Vian, Geberip Gitmek İstemem,çev.Gamze Yeşildağ
‘’Chloé,sizi Duke Ellington mu çaldı?’’
‘Varolan iki şeydir aslında:Biri her şekilde ve güzel kızlarla sevişmek,öteki de New Orleans ya da Duke Ellington’un müziği.Geri kalan her şey kaybolmalıdır.Çünkü geri kalan her şey çirkindir ve şu birkaç sayfa bunu doğrulamak için yazılmıştır.Güçlüdür,çünkü yaşanmış bir olayı anlatır.Yaşanmış bir olaydır,çünkü başından sonuna kadar ben düşündüm bunu.Gerçeğin,ısıtılmış ve eğilimli bir atmosfer içinde,düzensiz kıvrımları ve bükümleri olan bir yüzey üstünde yansıtılması yoluyla elde edilmiştir.Görüyorsunuz ya,hiç de açıklamakta sakınca görmediğim bir yol,eğer yol varsa.’
Günlerin Köpüğü,Bison Ravi&Vernon Sullivan&Boris Vian
Boris Vian’ın romanlarında ya da tiyatro oyunlarında patafizik ögeleri teker teker örneklendirmek zordur,patafizik yapıtın tümüne yayılmış bir şekildedir.(Yine de Günlerin Köpüğü’nde patafiziğie Chloé’nin akciğerlerinde ortaya çıkan zehirli nilüfer çiçeğinin neden olduğu hastalığın tedavisi için sağlıklı çiçeklerin Chloé’nin yanına koyulması örnek gösterilebilir.)
…
‘Patafizik her birimize birer istisnaymışız gibi yaşama ve yalnızca kendi kanunlarımızı açıklığa kavuşturma olanağı sunan içsel bir tavır,bir disiplin ve bir bilimdir.’Patafizik Kolej’inden Shattuck
…
Su, birçok öğreti, felsefe, din ve akımda kutsal ve hayatı temsil ederken elbette Boris Vian’da böyle olmasını bekleyemezdik.Chloé’nin ciğerlerindeki nilüferlerin çiçek açmaması için su içmemesi gerekecektir. Günlerin Köpüğü’nde su,ölüm demek oluyor Chloé için.
‘’ve birden ağlamaya başladı Colin. Chloé’si hasta diye.’’
…Chloé’nin adını bir Ellington bestesinden alması ve Duke Ellington çalınca odanın köşelerinin değişip yuvarlaklaşması ve sonra tamamen küreleşmesi de bunu gösterir.
…
Selim Bektaş, Günlerin Köpüğü ve Chloé ya da Birtakım Vianvari Hareketler
…
Tökezleyip düşen çocukluğumu mu kaldırsam ayağa
Bir denize bakarak kalan gençliğimi mi
Derin derin nefes al
Normal insan ne düşünüyorsa onu
…
Yaklaştıkça uzaktan el sallayan
Ben çok derin ben çok nefes bu
Arif Erguvan, Kıskaç
Var olan her şey sayısız var olmama biçimleriyle kuşatılmıştır.Hiçbir şey yokken,her şey bir yerlerdedir.Zamanın,mekanın ve eşyanın hafızası her yeri doldurur.Zira bir kez var olmak,geri dönülmez bir biçimde yokluktan kopmaktır;bir anımsamaibir izlenim,bir gölge olarak varlığın içinde asılı kalmaktır.
Büyük bir masanın önünde oturuyorum.Masada bir kalem,bir kitap,bir bardak ve daha başka şeyler yok.Ama her biri gizil olarak,olmayan halleriyle orada duruyor.Titrek,uçucu ve her an dolmaya hazır bir boşluk biçiminde,yokluğun içini dolduruyorlar.Bu bulutsu varlıklar,tüm diğer şeylerle birleşerek,yaşadığım mekanı işgal ediyor büsbütün.Yalnız onlar değil,ben de türlü hallerle,akla gelebilecek her yerdeyim.
Bir süredir oturduğum yerden kalkıyor,masadan uzaklaşıyorum.Ama benden bir kişi orada oturmaya devam ediyor.Başını önüne eğmiş,bir şeyler düşünüyor.Onu ardımda bırakıp yürüyorum.Mutafağa doğru ilerliyorum.Bana ait bir başka kişiyi orada bir şeyler yaparken buluyorum.Biraz uzakta durup izliyorum onu.Pencereye yöneliyor bir an,oradan geçen bir şey ya da bir ses dikkatini çekmiş olmalı.Ama yanılıyor,hiçbir şey yok hatırlıyorum.aBunu o da fark ediyor ve kısa bir bakıştan sonra tekrar içeriye dönüyor.Buzdolabını açıp bakıyor,eğiliyor,bir elma alıp kapatıyor.
…
Özcan Doğan, Yoklar
Anı yoktur.Anıların kendisinden kaynaklanan,bir başka kişilikle yaşanmış,bir başka hayat vardır.
Gerçek zaman eşit saatlere bölünmüş,mekanik bir yapı değildir.
Tüm bunların sonunda burnunuza gelen şey,katmerli papatyaların ateşte yanan kalplerin kokusu olacaktır.
Boris Vian
Ölmek istemem
İcat edilmeden
Ölümsüz güller
İki saatlik gün
Dağdaki deniz
Denizdeki dağ
Acının sonu
…
Non vorrei crepare
prima che abbiano inventato
le rose eterne
la giornata di due ore
il mare in montagna
la montagna al mare.
La fine del dolore
i giornali a colori.
Boris Vian, Geberip Gitmek İstemem,çev.Gamze Yeşildağ
‘’Chloé,sizi Duke Ellington mu çaldı?’’
‘Varolan iki şeydir aslında:Biri her şekilde ve güzel kızlarla sevişmek,öteki de New Orleans ya da Duke Ellington’un müziği.Geri kalan her şey kaybolmalıdır.Çünkü geri kalan her şey çirkindir ve şu birkaç sayfa bunu doğrulamak için yazılmıştır.Güçlüdür,çünkü yaşanmış bir olayı anlatır.Yaşanmış bir olaydır,çünkü başından sonuna kadar ben düşündüm bunu.Gerçeğin,ısıtılmış ve eğilimli bir atmosfer içinde,düzensiz kıvrımları ve bükümleri olan bir yüzey üstünde yansıtılması yoluyla elde edilmiştir.Görüyorsunuz ya,hiç de açıklamakta sakınca görmediğim bir yol,eğer yol varsa.’
Günlerin Köpüğü,Bison Ravi&Vernon Sullivan&Boris Vian
Boris Vian’ın romanlarında ya da tiyatro oyunlarında patafizik ögeleri teker teker örneklendirmek zordur,patafizik yapıtın tümüne yayılmış bir şekildedir.(Yine de Günlerin Köpüğü’nde patafiziğie Chloé’nin akciğerlerinde ortaya çıkan zehirli nilüfer çiçeğinin neden olduğu hastalığın tedavisi için sağlıklı çiçeklerin Chloé’nin yanına koyulması örnek gösterilebilir.)
…
‘Patafizik her birimize birer istisnaymışız gibi yaşama ve yalnızca kendi kanunlarımızı açıklığa kavuşturma olanağı sunan içsel bir tavır,bir disiplin ve bir bilimdir.’Patafizik Kolej’inden Shattuck
…
Su, birçok öğreti, felsefe, din ve akımda kutsal ve hayatı temsil ederken elbette Boris Vian’da böyle olmasını bekleyemezdik.Chloé’nin ciğerlerindeki nilüferlerin çiçek açmaması için su içmemesi gerekecektir. Günlerin Köpüğü’nde su,ölüm demek oluyor Chloé için.
‘’ve birden ağlamaya başladı Colin. Chloé’si hasta diye.’’
…Chloé’nin adını bir Ellington bestesinden alması ve Duke Ellington çalınca odanın köşelerinin değişip yuvarlaklaşması ve sonra tamamen küreleşmesi de bunu gösterir.
…
Selim Bektaş, Günlerin Köpüğü ve Chloé ya da Birtakım Vianvari Hareketler
…
Tökezleyip düşen çocukluğumu mu kaldırsam ayağa
Bir denize bakarak kalan gençliğimi mi
Derin derin nefes al
Normal insan ne düşünüyorsa onu
…
Yaklaştıkça uzaktan el sallayan
Ben çok derin ben çok nefes bu
Arif Erguvan, Kıskaç
Var olan her şey sayısız var olmama biçimleriyle kuşatılmıştır.Hiçbir şey yokken,her şey bir yerlerdedir.Zamanın,mekanın ve eşyanın hafızası her yeri doldurur.Zira bir kez var olmak,geri dönülmez bir biçimde yokluktan kopmaktır;bir anımsamaibir izlenim,bir gölge olarak varlığın içinde asılı kalmaktır.
Büyük bir masanın önünde oturuyorum.Masada bir kalem,bir kitap,bir bardak ve daha başka şeyler yok.Ama her biri gizil olarak,olmayan halleriyle orada duruyor.Titrek,uçucu ve her an dolmaya hazır bir boşluk biçiminde,yokluğun içini dolduruyorlar.Bu bulutsu varlıklar,tüm diğer şeylerle birleşerek,yaşadığım mekanı işgal ediyor büsbütün.Yalnız onlar değil,ben de türlü hallerle,akla gelebilecek her yerdeyim.
Bir süredir oturduğum yerden kalkıyor,masadan uzaklaşıyorum.Ama benden bir kişi orada oturmaya devam ediyor.Başını önüne eğmiş,bir şeyler düşünüyor.Onu ardımda bırakıp yürüyorum.Mutafağa doğru ilerliyorum.Bana ait bir başka kişiyi orada bir şeyler yaparken buluyorum.Biraz uzakta durup izliyorum onu.Pencereye yöneliyor bir an,oradan geçen bir şey ya da bir ses dikkatini çekmiş olmalı.Ama yanılıyor,hiçbir şey yok hatırlıyorum.aBunu o da fark ediyor ve kısa bir bakıştan sonra tekrar içeriye dönüyor.Buzdolabını açıp bakıyor,eğiliyor,bir elma alıp kapatıyor.
…
Özcan Doğan, Yoklar
Anı yoktur.Anıların kendisinden kaynaklanan,bir başka kişilikle yaşanmış,bir başka hayat vardır.
Gerçek zaman eşit saatlere bölünmüş,mekanik bir yapı değildir.
Tüm bunların sonunda burnunuza gelen şey,katmerli papatyaların ateşte yanan kalplerin kokusu olacaktır.
Boris Vian
Peyniraltı Edebiyatı, Ağustos 2014
Turgut Uyar Tomris:
…
Alır başımı Erzincan’a giderim seni düşünmek için
Dörtlükleri bozarım çünkü dağlar ne güne duruyor
Kıyılar ve eskimeyen her şey seni anlatmak için
…
Edip Cansever Yaş Değiştirme Törenine Yetişen Öyle Bir Şey:
…
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
Seni görünce dünyayı dolaşıyor insan sanki
Hani Etiler’den Hisar’a insek bile
Bir küçük yaşındasın,boyanmış taranmışsın
Çok yaşında her zamanki çocuksun gene
…
Tomris Uyar:
Sevgililik ya da aşk duygusu zamanla yara alabiliyor,örselenebiliyor,bitebiliyor.
Bitmeyen tek aşkın gerçek ve lirik bir dostluk olduğunu Edip Cansever öğretti bana.
Mehmet Emin Katırcı,Uzaktan Seyretmek Bir Kadını
İnsan olarak hepimiz sosyal varlıklarız.Dünyaya atıldığımız andan itibaren çevremizde hep bir başkaları vardı.Doğum esnasında doktorlar,doğumdan sonra ebeveynler,gittiğimiz parklarda arkadaşlarımız olabilecek çocuklar,sınıflarda öğrenciler,otobüslerde yolcular…
Hayatımızın başından itibaren sürekli kalabalıklar içerisinde yaşamaya itildik ve hala da itiliyoruz.Bu kalabalıkların,bir diğer tabirle toplulukların,normlarını istemeyerek de olsa kabul edip benimsiyor ve onlara göre hayatlarımızı şekillendiriyoruz:Toplum içerisinde yüksek sesle konuşulmaz,toplu taşama araçlarında yüksek sesle müzik dinlenmez,sokaklarda öpüşülmez…
Tüm bunların karşısında ise dimdik,tüm aykırılığıyla bir kavram boy göstermektedir:
Yalnızlık.Bu kavram toplum ve normları tarafından sürekli dışlanmakta,yalnız olan kişiler ötekileştirilmekte ve hatta hastalıklı ilan edilmektedir.Bireyi yalnızlığa sürükleyenin içinde bulunduğu toplum olduğu sürekli göz ardı edilmekte,toplumların yalnız bireylerden oluşan yığınlardan oluştuğu kabul edilmemektedir hiçbir zaman.
Sürekli farklı topluluklara dahil olan birey,farkında olmadan,içine girdiği toplumda farklı olarak yaftalanmamak için kişilik bölünmesine uğrar.Böylece de öz benliğinden sürekli uzaklaşmakta olan bizlerin,giderek bu toplumsal çatı altında bir yalnızlık anıtından başka hiçbir görünümümüz kalmaz.
Edip Cansever’in ‘yalnızlık anıtı’na dönüşme olarak tanımladığı durumu, çok bilinen bir kavram olan ‘yabancılaşma’ile de açıklamak mümkündür.
Şiirlerinde yalnızlık,yabancılaşma,bireyin içine düştüğü çıkmazlar gibi temaları en iyi şekilde işleyen şairlerden biri olan Cansever,Umutsuzlar Parkı’ında da bu konuyu irdelemiş ve bizlere şu dizeleri bırakmıştır:
…
Ve kahkahalar arasında kahkahalar
Orada,aşağıda
Tek umut,tek varış,tek kurtuluş gibi
Ve kaskatı kesilmiş beyaz
Sallanıyorsunuz boşlukta…
Bedirhan Büyükduman,Yalnızlığın Üç Anıtı:Edip Cansever,Cahit Sıtkı Tarancı ve Turgut Uyar
Meçhul, Ağustos 2014
…
Alır başımı Erzincan’a giderim seni düşünmek için
Dörtlükleri bozarım çünkü dağlar ne güne duruyor
Kıyılar ve eskimeyen her şey seni anlatmak için
…
Edip Cansever Yaş Değiştirme Törenine Yetişen Öyle Bir Şey:
…
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
Seni görünce dünyayı dolaşıyor insan sanki
Hani Etiler’den Hisar’a insek bile
Bir küçük yaşındasın,boyanmış taranmışsın
Çok yaşında her zamanki çocuksun gene
…
Tomris Uyar:
Sevgililik ya da aşk duygusu zamanla yara alabiliyor,örselenebiliyor,bitebiliyor.
Bitmeyen tek aşkın gerçek ve lirik bir dostluk olduğunu Edip Cansever öğretti bana.
Mehmet Emin Katırcı,Uzaktan Seyretmek Bir Kadını
İnsan olarak hepimiz sosyal varlıklarız.Dünyaya atıldığımız andan itibaren çevremizde hep bir başkaları vardı.Doğum esnasında doktorlar,doğumdan sonra ebeveynler,gittiğimiz parklarda arkadaşlarımız olabilecek çocuklar,sınıflarda öğrenciler,otobüslerde yolcular…
Hayatımızın başından itibaren sürekli kalabalıklar içerisinde yaşamaya itildik ve hala da itiliyoruz.Bu kalabalıkların,bir diğer tabirle toplulukların,normlarını istemeyerek de olsa kabul edip benimsiyor ve onlara göre hayatlarımızı şekillendiriyoruz:Toplum içerisinde yüksek sesle konuşulmaz,toplu taşama araçlarında yüksek sesle müzik dinlenmez,sokaklarda öpüşülmez…
Tüm bunların karşısında ise dimdik,tüm aykırılığıyla bir kavram boy göstermektedir:
Yalnızlık.Bu kavram toplum ve normları tarafından sürekli dışlanmakta,yalnız olan kişiler ötekileştirilmekte ve hatta hastalıklı ilan edilmektedir.Bireyi yalnızlığa sürükleyenin içinde bulunduğu toplum olduğu sürekli göz ardı edilmekte,toplumların yalnız bireylerden oluşan yığınlardan oluştuğu kabul edilmemektedir hiçbir zaman.
Sürekli farklı topluluklara dahil olan birey,farkında olmadan,içine girdiği toplumda farklı olarak yaftalanmamak için kişilik bölünmesine uğrar.Böylece de öz benliğinden sürekli uzaklaşmakta olan bizlerin,giderek bu toplumsal çatı altında bir yalnızlık anıtından başka hiçbir görünümümüz kalmaz.
Edip Cansever’in ‘yalnızlık anıtı’na dönüşme olarak tanımladığı durumu, çok bilinen bir kavram olan ‘yabancılaşma’ile de açıklamak mümkündür.
Şiirlerinde yalnızlık,yabancılaşma,bireyin içine düştüğü çıkmazlar gibi temaları en iyi şekilde işleyen şairlerden biri olan Cansever,Umutsuzlar Parkı’ında da bu konuyu irdelemiş ve bizlere şu dizeleri bırakmıştır:
…
Ve kahkahalar arasında kahkahalar
Orada,aşağıda
Tek umut,tek varış,tek kurtuluş gibi
Ve kaskatı kesilmiş beyaz
Sallanıyorsunuz boşlukta…
Bedirhan Büyükduman,Yalnızlığın Üç Anıtı:Edip Cansever,Cahit Sıtkı Tarancı ve Turgut Uyar
Meçhul, Ağustos 2014
Saturday, August 16, 2014
Mavi Mi Derdin
Klasik müzik bu odada farklı
...
Çıksana işte ağlıyorum.
Başımı dolaba dayamış,
Ağlarken buldum kendimi
Sessizce ve sanki
Günlük hayattaki bir hareketmişcesine,
Elimin su bardağını kavrarcasına.
İçime ağlıyordum,içimden içine
...
Öpüyorum kağıt parçalarını
Sözcükleri,sözcüklerini
Bu da öyle doğal ki,
Bir elim kahve bardağını kavrarcasına
Bakma,artık kahveyi çok içmiyorum.
Şaşırıyorum tabii,şaşırıyorum
Nasıl insan sözcükleri öpmek ister,
Kağıtlara sarılır ve kendini
Öylece,
Dolaba dayanmış ağlarken bulur diye.
...
Çıksana işte ağlıyorum.
Başımı dolaba dayamış,
Ağlarken buldum kendimi
Sessizce ve sanki
Günlük hayattaki bir hareketmişcesine,
Elimin su bardağını kavrarcasına.
İçime ağlıyordum,içimden içine
...
Öpüyorum kağıt parçalarını
Sözcükleri,sözcüklerini
Bu da öyle doğal ki,
Bir elim kahve bardağını kavrarcasına
Bakma,artık kahveyi çok içmiyorum.
Şaşırıyorum tabii,şaşırıyorum
Nasıl insan sözcükleri öpmek ister,
Kağıtlara sarılır ve kendini
Öylece,
Dolaba dayanmış ağlarken bulur diye.
Thursday, August 14, 2014
Nasıl oluyorsa,
Ben küçükken illa ki lacivert ve bordoya,lacivert ve kırmızıya bürünürdüm;
Lacivert polom varsa,tarağım kırmızı olurdu,lacivert elbisem varsa,kırmızı tokalarım olurdu.
Nasıl oluyorsa,
Bugün,bu saatte,yaşımın yirmidörde çaldığı bu saatlerde,ben çok çabuk yoruluyorum adeta bir tavuk gibi ve üretemiyorum,neden ve nasıl bir yorgunluk ve nedir bu biyolojik ritim?
İyi olacağız.Mı?
Biyolojik ritmimi disipline edeceğim.Mi?
Mi bemol
Neyse,
Laciverti bugün de çok seviyorum.Bordo az şekerli.Kırmızı köpüksüz.
Tavuk,saat geç oldu sen uyu.
Ben küçükken illa ki lacivert ve bordoya,lacivert ve kırmızıya bürünürdüm;
Lacivert polom varsa,tarağım kırmızı olurdu,lacivert elbisem varsa,kırmızı tokalarım olurdu.
Nasıl oluyorsa,
Bugün,bu saatte,yaşımın yirmidörde çaldığı bu saatlerde,ben çok çabuk yoruluyorum adeta bir tavuk gibi ve üretemiyorum,neden ve nasıl bir yorgunluk ve nedir bu biyolojik ritim?
İyi olacağız.Mı?
Biyolojik ritmimi disipline edeceğim.Mi?
Mi bemol
Neyse,
Laciverti bugün de çok seviyorum.Bordo az şekerli.Kırmızı köpüksüz.
Tavuk,saat geç oldu sen uyu.
Sunday, August 3, 2014
Esrik
...
Ölmüşüm orada bir aralık,
Unutuverdim konuştuğum dili,
Ama ağacın kendisiydi,
Kavramı değildi görünen artık.
Melih Cevdet Anday
&
Yarın günlerden ağustos böceği
Sen hep önden git
Gözlerindeki bilinmezlikler gibi.
Sen süreksizliğin imgesi
Sen arkada kal
Cam, kaya, put, masal öncesi.
Yarın günlerden taşkınlığımızın yüreği
Sen benimle ol
Boşluğun kuşlarla hafiflemesi.
Serçe balkonunun sevinci
Sen hep önden git
Tanıdık bakış dudağının ucundaki.
Yarın günlerden yorgunluk çiftliği
Sen arkada kal
Kaderimin lodos böceği.
Yüreğimin daha az karanlık güneşi
Sen benimle ol
Uçurdum gözlerindeki çiçeği.
Melih Cevdet Anday
&
Yarın günlerden ağustos böceği
Sen hep önden git
Gözlerindeki bilinmezlikler gibi.
Sen süreksizliğin imgesi
Sen arkada kal
Cam, kaya, put, masal öncesi.
Yarın günlerden taşkınlığımızın yüreği
Sen benimle ol
Boşluğun kuşlarla hafiflemesi.
Serçe balkonunun sevinci
Sen hep önden git
Tanıdık bakış dudağının ucundaki.
Yarın günlerden yorgunluk çiftliği
Sen arkada kal
Kaderimin lodos böceği.
Yüreğimin daha az karanlık güneşi
Sen benimle ol
Uçurdum gözlerindeki çiçeği.
Melih Cevdet Anday
Subscribe to:
Posts (Atom)