Bir toprak parçasına bağlı olan beden, uçamaz. Elbette hayal kurmak, gününü şenlendirebilir lakin
bir yüzeye basıyor olmak ağır gelir; bir başka yüzey için terk edecekken bu parçayı, emeklerinin nasıl şarap olacağını görecekken, atmadığın portakal kabuklarından reçel yapacakken..
Hisler, bedenin reaksiyon vereceği uyarılara dönüşür; beden susuzdur, bir ihtiyacı vardır ve de dili vardir anlatamaz.
Su toprak parcasi yok mu, hem seni olduren hem bekleten..
Beden, mevsinleri aylara, haftalara, gunlere boler; her bir haftayi aya tamamlamak icin sayar, mevsimler gecer yine bu zemin ustunde. Agactan yapragin dustugu mevsim, en sevdigim. Iste tam o sirada, beden hayretle yapragin dususunu izler, bu hareket, bedenin yapamayacagi bir sey midir yani?
Sonrasi ucusan perdeler.
Kendi kafasinca savrulan o perdelerin arkasinda kim var? Kim yasiyor o evlerde? Onlar da her gun, uyaninca bile, ayni zemine basmaktan sıkılmazlar mı? Sıkılınca uçuşan perdeye imrenmezler mi?
Özlem böyle bir şey sanırım, özlemin renklerinden biri o, diışarıya kaçmış, gri beyaz.
Saturday, May 6, 2017
Subscribe to:
Posts (Atom)