Friday, March 24, 2017

Bir Akasya



 Bahar bana ölümü hatırlatır. Bahar gelince, insan görürüm, ada görürüm, mavi görürüm. Bu da bana ölümü hatırlatır. Yani, ölüm öylece duruyorken yaşamak, daha anlamlı gelir.
Bu mavinin nasıl büyük bir mavi olduğuna bakar dururum. Durur, durgunlaşırım. Denizle konuşurum böyle havalarda, yağmurlu hava oysa, böyle değildir. İnsanlar kaçar, kendi alanlarına saklanırlar. Ben de tam o sırada çıkar, dolaşırım. Oh be! derim, işte kendi alanım.
Mesela Erik ağacı. Öyle güzel çiçek verir ki, insanın içi yaşama sevinciyle dolar. Yaşamak, olağandan hızlı bir sürat alır, olağan dışı bir arzu ile çarpılır. Kışın hiç İncir ağacına, Akasya'ya baktınız mı? Bir binaya dayanır, rüzgardan korunurlar. Bu öyle güzeldir ki. Bu da, yaşıyorum, demektir. 
 Yaşam ve ölüm aynı şeydir. Aynı zaman ve alana ait, iki, şey. 
Bana bu mutluluk, fazla gelir, yapay, soyut gelir. Kendisinin soyut olduğu bir yaşamdan geçmekteyken, bu mutluluğa, bahar ile anlam yüklemek saçma gelir.
 Yağmurlu havalarda da yaşanır oysa. Ben yaşarım mesela, her anlamı eşitleyerek.



Wednesday, March 22, 2017

Özlem ve Özgürlük Yılı II


 ''Aşkın kötü tarafı insanlara verdiği zevki eninde sonunda ödetmesidir. Şu veya bu şekilde. Fakat daima ödersiniz. Hiçbir şey olmasa, bir insanın hayatına lüzumundan fazla girersiniz ki bundan daha korkunç bir şey olamaz.''

Ahmet Hamdi Tanpınar- Saatleri Ayarlama Enstitüsü

''Gülmek? Hiç gülmekten kaygılanılır mı? Gerçek gülüşten söz ediyorum, şakadan, alaydan, gülünçlükten öte gülüşten. Gülmek, tatlı ve sonsuz bir sevinçtir. Baştan başa sevinçtir.''

Milan Kundera- Gülüşün ve Unutuşun Kitabı


 İtalya'ya hasretle...

Yaşamım sona ermekte ve son günlerimi, orada geçirmek istiyorum; her bir denizinde, her bir parça toprağında. Dünyanın bütün sabahlarının ölümsüz olduğu* hayatımda, nerede olmak, yaşamak, yaşlanmak ve ölmek istediğimi, ciddiyetim bozulmadan, biliyorum. 
Yaşamımızın her günü, yaşamımızın son günüdür aynı zamanda.



Tuesday, March 21, 2017

Dede



Mektup alır, efkarlanırım;
Rakı içer, efkarlanırım;
Yola çıkar, efkarlanırım.
Ne olacak bunun sonu, bilmem.
"Kazım'ın" türküsünü söylerler,
Üsküdar'da;
Efkarlanırım.

Monday, March 13, 2017

Emirgan

 Yağmurlu günler, kendimle yolculuğa çıktığım günlerdir. Yer olarak nerede bulunuyorsam bulunayım, yağmurlu günler, kendime olağan dışı zaman ve alan ayırdığım ve mutluluğun saf halini hissettiğim günler olur.
 Yolculuğum sabahları ara ara ağlamak ile başlar. Başta gözümü korkutur bu ağlama, ne için ağladığımı bilmem ve ağlamamı durduramayacağımı sanar, korkarım. Bazen bulunduğum yerde,tek bir noktaya bakmakla başlar, eğer bir ağaç dalına veya denize bakıyorsam sabahı öğlene getirtirim, sadece bir nokta ise bir süre sonra bozarım bu baka kalma oyununu. Yani, çoğu zaman bir durma eyleminden yola çıkarım yağmurlu günlerde.
 Zamanı istediğim kadar veririm kendime ve zamanın alan ile ilişkili olduğunu bir kere daha anlar, kendi alanımı kurarım. Bunu hem kurmak, güneşli hava gelince de kurmayı durdurmak bana aldığım mesafeyi gösterir. Fakat güneşli havaların bazıları beni öyle mutsuz eder ki, dikkatsizlik ve tatsızlık kendini gösterip, kurduğum alanı açık bırakırım. Açık bırakınca da, güneşli havayı seven kalabalık yapan insanlar kurduğum alana girmiş olur. Bir müze ziyareti gibi.
 Yağmurlu günler olağandan fazla  klasik müziğe yer ayırdığım günlerdir. Saatlerce laciverti, mavinin tonlarını düşünüp klasik müzik dinlerim. Bu müziği özlediğimi de, işte dikkatsiz ve tatsız olduğum günlerde fark ederim.

Devam edeceğim, hava güneşe dönüyor, dedi.