Bahar bana ölümü hatırlatır. Bahar gelince, insan görürüm, ada görürüm, mavi görürüm. Bu da bana ölümü hatırlatır. Yani, ölüm öylece duruyorken yaşamak, daha anlamlı gelir.
Bu mavinin nasıl büyük bir mavi olduğuna bakar dururum. Durur, durgunlaşırım. Denizle konuşurum böyle havalarda, yağmurlu hava oysa, böyle değildir. İnsanlar kaçar, kendi alanlarına saklanırlar. Ben de tam o sırada çıkar, dolaşırım. Oh be! derim, işte kendi alanım.
Mesela Erik ağacı. Öyle güzel çiçek verir ki, insanın içi yaşama sevinciyle dolar. Yaşamak, olağandan hızlı bir sürat alır, olağan dışı bir arzu ile çarpılır. Kışın hiç İncir ağacına, Akasya'ya baktınız mı? Bir binaya dayanır, rüzgardan korunurlar. Bu öyle güzeldir ki. Bu da, yaşıyorum, demektir.
Yaşam ve ölüm aynı şeydir. Aynı zaman ve alana ait, iki, şey.
Bana bu mutluluk, fazla gelir, yapay, soyut gelir. Kendisinin soyut olduğu bir yaşamdan geçmekteyken, bu mutluluğa, bahar ile anlam yüklemek saçma gelir.
Yağmurlu havalarda da yaşanır oysa. Ben yaşarım mesela, her anlamı eşitleyerek.