Wednesday, December 27, 2017

Woyzeck


















      Başka türlü o takvim oraya nasıl asılacaktı ki?
  Her sabah : ''evi satıp, deniz kenarı bir yere gideceğim,'' der ama her sabah, dolu file torbasıyla, caddenin başında görürüz onu.
Bulut, her sabah, eline alır sopayı tavana vurur.
Leyla Hanım ise, huzurun peşinde ama nevresim dümdüz olsun diye, her sabah bir saat harcar. Nevresimin köşelerini iyice çeker, çıkartıp çekip bir daha geçirir. Her sabah, bir saat geçer.
Eylül ismi gibi, her sabah, kendine kahve saati ayırır. O saat içinde, apartmandan, yan apartmandan, çevreden bir matkap sesi gelmeye görsün, suratı düşer, sinirlenmeye başlar. Terasın kapısını açıp, avluya bağırır. Sonra bir güzel, yerine geçip bir saatin kalan dakikaları için kahvesini yudumlar.
 Bu apartmana, sahilden vapurla geçerken baktığımızda, her şey normaldir. İlk üç katta, sarı sıcak ışık vardır. Dördüncü kat, o mavi, ruhsuz ve hastanenin o parlak ışığıyla aydınlatılmıştır. Beşinci kattaki ışık, bazen kırmızı olur. O da Eylül'ün işi. Ama bu detayı, vapurla geçenler bilmez.
Deniz, tüm lacivertliğiyle, bu apartmana ayna olur. Apartmanın camlarında, denizi görürsünüz, ince ince dalgalar. Denizin lacivert olmadığını, hiç kimse bilmez. 
 Eylül, sabahın sekizinde kalktı. Cama yaklaştı denize baktı. Daldı. Daldığı dakikalardan birinde, durdu. Dalmaya devam ettikçe, deniz olacağını biliyordu. Bir saat içine girdi. Kahve ocakta fokurdamaya başladı, portakallı ponçiği vardı, bugünlük kahvaltı güzel olacak, diyerek içinden oturdu Kandilli'ye karşı.
Semih Bey, caddenin başında, yavaş yavaş apartmana doğru yaklaşıyordu. Arada kafasını çevirip Boğaz'a bakıyor, arada önüne bakıyordu. Seksenlerinde kendisi, şimdi önüne bir taş çıksa, bütün gün lanet edecek. Temkini elden bırakmak istemiyor, öyle birinin başına kalırım diye değil, kendi kendine yetecekmiş, hep içinden bunu tekrar ediyor. Apartmana ulaştı, Eylül denize dalmış, Semih Bey'i görmedi. 

Bulut



 Nabız gibi, anlık ve ani, sürekli...ve güçlü bir şey, kıta kayması gibi.
Sen düşünüyorsun, ben sana, çocukluğumla sorular soruyorum; yürüyüp gidiyorsun, hep bir şey düşünerek, tam bir bulutsun!
En sevdiğim rengi sormadın.
 Her şey iyi giderse, en az yirmi yılımız var, şu anda, bir saatlik zaman kadar yolumuz, ...km kadar uzaklığımız var.
Tüm vücudum, armoni içinde, seni düşünüyor.
Mandalinaları hatırlatıyor, öyle turunç bir hal.


Wednesday, December 13, 2017

Convallaria II


''Bir tekne her zaman düşüncelidir.''

 Müjgan Hanım, kapı deliğinin arkasında yaşıyor. Kulakları, tıkırtıları, çatal bıçak seslerini, itilen çekilen mobilya seslerini ve evdeki diyalogların seslerini duymaya çok alışık. Bir çıt duyuyor, önce kapı deliğinden bakıyor. Biraz orada duruyor, sonra evin içinde dolaşmaya başlıyor. Tebrikler Müjgan Hanım, saat 4.30'a kadar bu mücadeleyi yaratıp verdiğiniz için ve sınırınızı aştığınız için, tebrikler!

 Şimdi anlamalısın Müjgan Hanım, korktuğun şeylerin hepsi kötü şeyler ve sen bir gün öleceksin.

 Müjgan geldikçe, devam edeceğim, dedi.

Convallaria



 Sorun mudur, hiçbir zaman bir kalıba giremeyeceğim? Konu kalıplar.
O kek, o kalıba girdiği zaman, daha lezzetli oluyor, oysa kalıpsız yapıp, formu düşünmeden-düzensiz dediğiniz-bir şekilde hazırlasan, o kadar lezzetli gelmeyecek.
Bizler, çocuk büyütürken, şekillere sokup, onu büyütüyoruz. ''Formu düşünmemek gerekir, resim önemlidir.'' der İda. Güzel bir şekil verdikten sonra, kültürünü oluşturuyoruz, alışkanlıklarını. Mesela birçok insan sırf kültüründen ötürü, vejeteryan-vegan olamıyor ve bir sürü hak meselesine bakamıyor. Bu, onun için formunun dışına çıkmak demek.

Devam edeceğim, dedi.

***

 Uyan societa!
Bana mutluluk vereceğinizden değil, kaos ve gürültünüz, bu sefer, bana huzur vereceğinden uykum güzelleşecek belki de. Böylece, rahatça uyumayı deneyimleyeceğim.
İnanır mısınız, uykularım kaçıyor ve bir de üstüne onları kaçırmak için ayrı bir efor sarfediyorum. Sonra , kaçıyor bir bütün olarak ve bir günü, ben, uykusuz geçirebiliyorum. Bazı anlar oluyor, düşeceğim sanıyorum. Bu günlerin, bazı sabahları, çok sevdiğim kahveyi mide bulantısından içemez oluyorum. Bunlar hep sizden ötürü. Şimdi ise, gece yarısı çektiğiniz sehpa, belki konuşmalarınız bana biraz olsun huzur veriyor.

 Evin sohbetleri
Saat 5:00 mahallenin bir caddesinde, çöpleri çıkaran, bir, kapıcı var.
Saat 5:30 kaloriferler, tok tok, ses çıkarıyor.
Saat 6.00 yaşlı bey amca, garajdan arabasını almaya gidiyor.
Saat 6:15 arabayı çalıştırıyor, cancello*yu kapatıyor.
Saat 6:30 apartmanda, yüzünü hiç görmediğim biri inip çıkıyor.
Saat 6:35 asansörün ışığı yanıyor.
Saat 6:45... üst kat komşu, sehpa çekiyor, duruyor, masa itiyor, duruyor, bütün kütüphaneyi itiyor.
Saat 7:00 Carla geliyor. Pata küte apartmanda inip çıkmaya başlıyor.
Saat 7:00 Filippolar uyanıyor. Yan banyodan foş foş sifon sesi geliyor.
Saat 7:09 Carla pas paslarımızı silkeliyor, kapılarımıza don don vurarak.
Saat 7:20 Carla apartmanın katlarını süpürüyor.
Saat 7:22 bazı günler benim uyuma saatim.
Saat 8:15 bazı günler benim uyanma, havayı ve rüzgarı selamlama saatim.