Sunday, December 29, 2013
Tuesday, December 24, 2013
Aralık'ı Kapatırken
Çam ağaçlarının yok olma tehlikesi&son kutup ayısı da olacak mı&iklim değişikliği&orman katilleri,yangınları&türlerin yok olması&balina katilleri&susuz kalmak gibi.
Sevgili tumblr,instagramcılar;görüyorum ki hala fincanları,gezdiğiniz gördüğünüz yerleri,hatta görgüsüzce yediklerinizi hashtag*leyeceğinize,(bu da XXIyy'ın kelimesiymiş,kısmette bu da varmış)bunları etiketleyip bunlar için gerçekten bir şey yapmaya ne dersiniz?
Çocuğumun çocuğunun çocuğunun çocuğunun çocuğun..her neyse işte,onun,yani bir yerde genimi bir yerde de benden sonraki insan türlerinin nasıl bir dünyada yaşayacağını çok merak ediyorum,
sırf bunun için zaman makinem olsun isterdim...
sırf bunun için zaman makinem olsun isterdim...
Her neyse,ne diyordum,
İnsanlar geldi ve dünyayı,canlılarını,havasını yedi,yuttu.
Ay yükseldi. Prıl pırıl ve yuvarlaktı.
Yere korkunç bir gölge sarktı.
Kimdir bu yaratık, böyle büyük, kötü ve güçlü?*
*Julia Donaldson, The Gruffalo’s Child
Sunday, December 22, 2013
i Rami
Bugün sinirliyim.
Yani şu andan itibaren.
Ama geçer,
Çünkü boş bir hissiyata duyulan bir sinir
Oluştu yani.
İyi ki müzik var
Oh kurtarıcım geldi.
Ah ah
Acaba bir gün
Acaba şu doğanın bir gününde;
En sevdiğim klasik müzik notası,senfonisi gibi
Gelecek mi?
Bir sakinlik,
Bir Özdemirlik,
Bir elinde vermutu tutuyormuşcasına,
Bir hırssız,
Bir eksik,
Sessiz deli
Bir orkestra şefi
Bir ressam
Bir huyu laci
Gelecek mi?
Hadi beni sahneye atın da
Kurtulayım
Hep acı çekiyorum.
Artık soyutlanamıyorum
Bu hiç hoşuma gitmiyor ya...
İnsanlar,
Bu insanlarla çoğu kez yaşayamıyorum
Bir gün bir tek insan
Olacak
Nasıl yaşanacak?
Belki olmayacak
Var mış zaten
Yokmuş meğersem
Var ile yok arası
Var ile yok arası olması mı daha iyiymiş
Her zaman var olup,
Yokmuş gibi görünmesi mi?
Hiçbir zaman olmayıp
Varmışcasına elini tutması,göz süzmesi mi?
Hem ayrıca,
Neden ben bunları düşüneyim ki?
Banane.
Bir arada yaşıyoruz ya,
Ben kendi kendime dünyada yaşamıyorum ya,
Ondan düşünüyorum elbette.
Bireyden topluma
Toplumsala,
Bireye daha gelemeden
Bedenden kişiye
Akıldan kişiye
Ruhtan kişiye
Kişiden kişiliğe
Kişiden varlığa,
Varlıktan kişiliğe
Matematikte bir şey vardı
fonksiyon muydu
Böyle çarpraz düz bağlamalı biri şey
Ona benzedi
Aglet mi bu
Ne oluyor ya
Hadi susalım
Kararlar verelim
Dön hep dön
Ciddiyete
Huzura
İnsanlardan sıkılınca
Dön hep bunlara
Aslında çok basit bir yerden çıkarsam,
Neden zor geliyor ki yaşamak?
Bazen öyle kolayından,deliliğinden alıyorum ki
Bu sefer insanlar diyor ki senin kafan rahat değil
Bazen öyle rahat oluyorum ki
Öyle rahatından alıyorum ki yaşamayı yani
Çok güzel oluyor.
Oturduğum zaman,
Bu tip anlarda
Karşımda bir apartman penceresi değil de,
Bir deniz görüyorum ya
O iyi oluyor işte bak
O zaman çıkartıp aklımı,
Ona bağlı hayal gücümü
Ona bağlı gözümü
Nefesimi
Karşıma bir koyup,
Onları güzelce seviyor,siliyorum
Toz tutmasınlar aman,kirlenmesinler diye.
Yine insanlarla yaşayamıyorum
Bu sefer rahatlığım onlara batıyor
Ciddiye alınca da,
Neden dal dal oluyorum
Onu da soruyorum bunu da
Onu da düşünüyorum bunu da
Çift kişilikli miyim
Acaba neden çift kişilik,bir hastalık sayılmış ki?
Bence zaten normal olan budur
Hatta insan çiftten de fazla kişilikli değil midir?
Bir kere sabah akşam
Daha konu topluma gelmeden,
Uyandığında,
Kendinde başlıyor
Ayakların banyoya gidiyor otonom surat yıkanıyor da,
O sırada suyu nasıl açıyorum nasıl yüzümü yıkıyorum diye düşünmüyorsun
Bazen ne yiyeceğini düşünürsün
Bazen de bilmem
Teneke boştur
Bir duvardır
Yani daha olay kişiliğe gelmeden kendinde mitozlanır.
Mitozlanır benim kelimem oldu.
Mitozlansın temiz mis gibi.
Sonra olay kişiliğe gelince de mitozlanır.
Hayata dair bir bağ kuramadan,
Karar verebilseydim
Geç değil
Karar verebilsem...
Ne diyordum ya
...
Hatırlarım.
Sonra.
Wednesday, December 18, 2013
Hadi bir Karaköy olsa da
Gitsek
Şimdi
Şu anda
Orada olmalıyım,
Can çekiyor,kan çekiyor
Deniz hışırtısı,kokusu
Karaköy'e bir durup bakmam lazım
Şimdi şimdi
Tam şu anda
Karaköy ara sokaklarında
Göz göz dolaşmalıyım
Bugün çok
Çok
Gitmek lazım
Mesela bak bugün ben,
İstanbul'a bilet almaktan
Son anda caydım
Caymak zorundaydım
İstanbul deyince sade Karaköy var olmuyor ki
...
Oysa benim gözüm sadece Karaköy'ü görmek istiyor,
Bedenim sadece Karaköy için şuradan şuraya gidecek vaziyette
Yani azizim,
Gidemem daha ben
Böyle canım çok yansa da,
Gidemem
Bilet almalardan dönerim.
Mesela bak bugün ben,
İstanbul'a bilet almaktan
Son anda caydım
Caymak zorundaydım
İstanbul deyince sade Karaköy var olmuyor ki
...
Oysa benim gözüm sadece Karaköy'ü görmek istiyor,
Bedenim sadece Karaköy için şuradan şuraya gidecek vaziyette
Yani azizim,
Gidemem daha ben
Böyle canım çok yansa da,
Gidemem
Bilet almalardan dönerim.
Bugün duvara bakakalmadım,
Bir baktım ki
Kavruluyorum
Acılar içinde yanıyorum.
Sonra ona dönüp dedim ki,
Daha senin kadar olamadım.
Geçiyor geçiyor bunu biliyorum,artık
Bilincimle biliyorum geçiyor ama
Görüyorum ki,
Şu kalp dediğin varya,geçerken
Nehirler kadar suya muhtaç oluyor,
Nehirler kadar su arıyor.
Bir baktım ki
Kavruluyorum
Acılar içinde yanıyorum.
Sonra ona dönüp dedim ki,
Daha senin kadar olamadım.
Geçiyor geçiyor bunu biliyorum,artık
Bilincimle biliyorum geçiyor ama
Görüyorum ki,
Şu kalp dediğin varya,geçerken
Nehirler kadar suya muhtaç oluyor,
Nehirler kadar su arıyor.
Monday, December 16, 2013
Wednesday, December 11, 2013
Fantasiestücke
Bugün yine kolumu kestiler,
Bir laci aktı geçti.
Bugün ben buradan,İstanbul'a yetişiyorum ama duyulmuyorum,
Görünmüyorum
En acıklı olan şeyin pasta yerken ağlamak olduğunu,anlıyorum.
Uzak
En acıklı olan şeyin pasta yerken ağlamak olduğunu,anlıyorum.
Uzak
Olmak
ile
Uzak
Arasında
Yine 'ara'dayım.
Bu mesafeler uzun,sisli ve ben,
Bugün buradan İstanbul'a yetişiyorum ama kaybediyorum,
Bugün elimde tutamıyorum hiçbir şeyi
Zamanın peşine takılmışlar,
Hepsi birer toz parçası
Uçuyorlar ve ben bugün
Buradan oraya eksik kalıyorum ve
Eskisi gibi eksik kaldıkça tamamlanamıyorum,
Toza dönüşüyorum
Toz parçası oluyorum
Alerjim tutuyor
Yorulup,uyuyorum.
Sunday, December 8, 2013
Friday, December 6, 2013
“Dodici parole buone è diventato piano piano uno spettacolo sul senso delle scelte personali, ed è diventato un piccolo rituale volto a esorcizzare una parte molto contraddittoria di noi stessi, vivissima ma spesso d’intralcio. Le dodici parole sono quelle che si usavano nella Sardegna di un tempo per ricacciare il diavolo là da dove era venuto. Alla nostra generazione il diavolo non è dato riconoscerlo, e dunque anche volendo, non sapresti dove metterla, la tua bomba. Le dodici parole di Escargot sono dunque più che altro dodici silenzi, dodici carezze che sono dodici schiaffi, dodici stazioni in salita di una via crucis amorosa e confusa, necessaria e delirante. Per questo Dodici parole buone è soprattutto uno spettacolo sulle scelte personali, parla soltanto di una persona qualsiasi di fronte all’alternativa tra vendersi l’anima per quattro soldi e custodire un sogno vivendo di quasi niente. Se sceglie la prima, sopravvive e muore. Se sceglie la seconda, si suicida e rinasce. Senza che per questo il suo sogno divenga meno irrealizzabile. “
Pierangelo Pompa
Tuesday, December 3, 2013
Monday, December 2, 2013
Su
Şu Dünya'ya ait bazı insanlar,
Çok değerli ve bir anda
Yüzünüzü güldürebiliyorlar.
Sade.Su gibi.
Kendisini Haziran'da dinleme fırsatı bulmuş,peşine düşmüştüm.
'Gurbetlik'ten derslerine katılamamanın üzüntüsünü yaşıyorken,kendisiyle mail yoluyla tanışıp,konuştum.
Bana attığı makaleler,anlatım tarzı,ders içeriği ve bilgisi sayesinde,vizyonumu geliştirdiği için
Tarık Emre Yıldırım'a sonsuz teşekkürler.
Bugün de gönderdiği bir makalesi ile yüzümü sade sade güldürdü.
Tabii bu hususta,sevgili Ömer Madra ve Açık Radyo ekibine de teşekkürü bir borç biliyorum.
Çok değerli ve bir anda
Yüzünüzü güldürebiliyorlar.
Sade.Su gibi.
Kendisini Haziran'da dinleme fırsatı bulmuş,peşine düşmüştüm.
'Gurbetlik'ten derslerine katılamamanın üzüntüsünü yaşıyorken,kendisiyle mail yoluyla tanışıp,konuştum.
Bana attığı makaleler,anlatım tarzı,ders içeriği ve bilgisi sayesinde,vizyonumu geliştirdiği için
Tarık Emre Yıldırım'a sonsuz teşekkürler.
Bugün de gönderdiği bir makalesi ile yüzümü sade sade güldürdü.
Tabii bu hususta,sevgili Ömer Madra ve Açık Radyo ekibine de teşekkürü bir borç biliyorum.
Aralık'ın İki Rakamı
Baya baydım
Gençler ya.
Bayağ yani.
Bir kere sabahım klasik müzik bestecileriyle başlıyor,
Bazen resim yaparak,bale egzersizleriyle canımı acıtarak,
Bazen mıh mıh moy moy diye hayıflanarak
Bazen hiçbir şey konuşmadan ne kendimle,ne kendi kendimle,
Öyle duvar gibi durarak,susarak
Bazen şiir okuyarak başlıyor,daha ne isteyeyim.
Sonra,kazanma duygum,hırsın o körelmiş körleşmiş halinden değil.
Koşalım koşalım kazanalım,
İlişkisi,teknolojisi,işi,dersi hep bu sistem üzerine kurulu.
Benim kafam hep rahat ama,
Ben bunu etrafımdakilere anlatamıyorum
Çünkü onlar beni rahat görünüyor sanıp,
Ciddiye almıyorlar.
Zaten XXI.yy gençlerinin bir diğer sorunu da ciddiyetsizlik değil mi?
Neyse,
...
Gideyim de via Filodrammatici'de,Scala'dan gelen klasik müzik tınıları ve Filodrammarticiden duyulan kahkahalar ve tiratlarla,kahvemi içeyim.
Ay yalnız kusura kalmayın gençler,bunu instagrama tumblr a falana filana koyamayacağım.
...
Biri onlara şuursuz olduklarını söylemeliydi;
Sırf görsellik veya popülarite,trend için ,hiç oturduğum yerde masayı veya kahvemi çektiğimi hatırlamıyorum;bu çok komik değil mi ya?Oturuyorsun ve otururken elinde otonom'olmuş artık,dokunmatik ekran parmak hareketlerinle;arnavut kaldırımda,Teatro alla Scala yanımda kahve içiyorum ihi...(?)
Evet şuursuz çok güzel yaşıyorsun.
Velhasıl,bunun haricinde şu kazanma duygusu;hırs alacalalı,harcama durumu;duyguları paraları,bunu görmesi,yaşaması..tahamülsüzüm.
Ben iki olduğumda,bir'liği de hep koruduğum için ve ikiyken bir'liğimi özleyebildiğim için ayrıca tahamülsüzüm.
Bunu zarif bir düğümle bağlarsam:
'Yalnız yaşayan insanların,kendi içlerinde başlayıp biten eğlenceleri vardır'*
Bizim gibi insanların sayısı azalıyor.
*Oğuz Atay
Öz
Ne diyordu ozan,
'Gün ne güzel doğarmış meğer açık denizde!
Onun saçları öğretti bana dalgayı;
Çalkalandım durdum rüyalar içinde'*
Ah o sokak!Ama en çok da o pencereden görünen,o sokak.
Evim dediğim okulumun,hazırlık sınıflarının bulunduğu kattaki,öğretmenler odasından bakılan,
Yani ah o Turnacıbaşı caddesi.
Ben bu caddede her 'bulunduğumda',gün geliyordu aklıma işte,gün başlıyordu ve
Sen benim kalbimde bir yerlerde olduğunu biliyordun.
*Orhan Veli'nin Deniz Kızı şiirinden bir dize çeyreği.
'Gün ne güzel doğarmış meğer açık denizde!
Onun saçları öğretti bana dalgayı;
Çalkalandım durdum rüyalar içinde'*
Ah o sokak!Ama en çok da o pencereden görünen,o sokak.
Evim dediğim okulumun,hazırlık sınıflarının bulunduğu kattaki,öğretmenler odasından bakılan,
Yani ah o Turnacıbaşı caddesi.
Ben bu caddede her 'bulunduğumda',gün geliyordu aklıma işte,gün başlıyordu ve
Sen benim kalbimde bir yerlerde olduğunu biliyordun.
*Orhan Veli'nin Deniz Kızı şiirinden bir dize çeyreği.
Saturday, November 30, 2013
Thursday, November 28, 2013
Benim Sevgili Yarim
Bugün,
*Milena'ya Mektuplar,Franz Kafka
Dersleri iptal ettim,'kendime bir gün ayırdım'ki
Aslında her günü insan kendine ayırır,
Ama bu,' hayat çok güzel,çiçekler açıyordu kendin için ne yaptın 'lı kişisel gelişimsel cümleyi de es geçmeyelim tabii
Ben bazen,İstanbul da geçirdiğim zamanların kokusunu yani, bir yerde zamanın içinde 'bulunduğum'mekanların kokularını duyuyorum.
Dün mesela,bir restauranta gittim ve tam çıkmaya yakın,sadece bir an,çalan müzik ve iç mekan renkleri,ısı,sözcükler bana Asmalı'yı mesela 'Şimdi'yi hatırlattı ve sanki,Retro'dan mutlu bir toz bulutu olarak çıkmış,Gönül Sokak'tan kıvırılıp bir kahve molasına doğru Asmalı'ya yürüyormuşum gibi geldi.
-Onun en sevdiği sokak hangisi bilir misin?
Onun en sevdiği sokakların birincisi bir geçit,Olivya Geçidi,sonra Gönül Sokağı,Asmalı'daki.
sonra Tel Sokak,sarmaşıklı,ve sonuncusu sevgili Erol Dernek Sokağı.
-En sevdiği ara ve kafe hangisi bunu söyleyebilir misin?
-Olivya Geçidi pek tabii ve Gölge Kafesi.
-Onun en sevdiği reçel hangisi bunu biliyor musun peki?
Kiraz reçeli,taneli.
Sakız reçeli bir de,Rum bir mahallede veya Ayvalık'ta yenirse.
-En en sevdiği ayı,rengi?Sonracığıma neye güldüğünü,neye yüzünü buruşturduğunu,makyajını nasıl yaptığını,neye sustuğunu peki?
sonra Tel Sokak,sarmaşıklı,ve sonuncusu sevgili Erol Dernek Sokağı.
-En sevdiği ara ve kafe hangisi bunu söyleyebilir misin?
-Olivya Geçidi pek tabii ve Gölge Kafesi.
-Onun en sevdiği reçel hangisi bunu biliyor musun peki?
Kiraz reçeli,taneli.
Sakız reçeli bir de,Rum bir mahallede veya Ayvalık'ta yenirse.
-En en sevdiği ayı,rengi?Sonracığıma neye güldüğünü,neye yüzünü buruşturduğunu,makyajını nasıl yaptığını,neye sustuğunu peki?
Uzun zamandan sonra,
Bugün tarih 2013 olsa da,ben kendimi 2008,2009larda hissettim,
Çünkü o zamanki az yoğunluğumu bugün kendime hediye ettim.
Normalde,parça parça dinlediğim radyoları,müzikleri bölmeleri,parça parça okuyabildiğim kitapları,notları bölmeleri,bir saat şu bir saat bu gibi 'işleri'bölme düşüncemi,bugünlük yıktım.
Kahvemi de yanıma alıp,en sevdiğim kitabı okumaya başladım.
Yani şu günlük hayatın 'koşturması'içinde değil de,güzel güzel sakin sakin oturdum,dinledim,okudum ve
Bir şey ile karşılaştım:Tiyatro.
Hikayenin Kadın Hali'nin bugünkü konukları Stüdyo IV ün oyuncularıydı.Evet,pek tabii duymuştum ama malum gurbetlikten,bir oyunlarını da izleme fırsatım olmamıştı ve onları,izleyememenin yanı sıra,koşturmadan sakin sakin inceleyemeyip,yazdıkları yönettikleri oyunlar hakkında fikir sahibi olamamıştım.
Kasım'ın hediye ettiği yirmisekiz rakamları günü,bunu başardım.Keyfim gıcırdı;kahve içiyordum,burnumda Asmalı Mescit'in,bastığım geçtiğim her yerin kokusu,bedenimde izleri vardı;oyuncular bir nehir gibi anlatıyor zaman tiyatro akıp gidiyordu,en sevdiğim kitabı,koşturmadan sakince okuyordum,düşünüyordum ve elbette gülüyorduk.
Gelelim Garajistanbul sana.
Ya ben o yokuşu in çık in çık,çok cereyanında kaldım ve bir klasikti,kafamı Garajistanbul'a sokup,büroşürleri toplayıp,ne olmuş ne oluyor bakıp,bLimonlu'ya gidip oturuyor,büroşürleri inceliyor,keyifleniyordum.
Ben bunları yapıyordum,ben buralarda bulundum ve bugün görüyorum hissediyorum ki,hala bulunabiliyorum.
Bunu sadece psikolojik bir neden olarak görürdüm,fakat bence bilimsel bir yanı da var.Bu bir gerçek;dünyaya ait olan gerçek kelimesince.
Yanımda yürüyordun Milena,düşünsene yanımda yürümüştün*
Fakat,bu 21.yy ne illet bir hastalıktı;bir geçişten diğerine,her şeye yetişemiyordum,biraz da sen yap dedim dünyaya.Dünya naber Dünya.
Nasıl diyeceğim,teknolojinin kendimce göbeğinde yaşıyordum diye.Kendimce,çünkü benden sonraki nesil göbeğinde değil direk böğründe yaşayacak,hatta kırmızı olacak kan gibi.O olacak.
çok hızlı çok her şey çok hızlı.
Fakat,bu 21.yy ne illet bir hastalıktı;bir geçişten diğerine,her şeye yetişemiyordum,biraz da sen yap dedim dünyaya.Dünya naber Dünya.
Nasıl diyeceğim,teknolojinin kendimce göbeğinde yaşıyordum diye.Kendimce,çünkü benden sonraki nesil göbeğinde değil direk böğründe yaşayacak,hatta kırmızı olacak kan gibi.O olacak.
çok hızlı çok her şey çok hızlı.
Son olarak,stüdyo IV oyuncularının programda kurdukları bir kuple ile kapatayım:
'Bedenlerin başka nasıl bir şeye dönüşeceğini merak ediyoruz.'
Teşekkürler Açık Radyo,Hikayenin Kadın Hali ve Stüdyo IV oyuncuları.
*Milena'ya Mektuplar,Franz Kafka
Wednesday, November 27, 2013
Kalbin Atışı
İşte tek bir tebessümle hatırlanan,
Bir farkındalık daha;
'Hava aldıkça sızlayan bir diş var içimde.
Susmam bundan,
Konuşmam bundan.
Ben zaten o ilk acıyla ölmediğimde,
Çok gücenmiştim hayata,
İnsan olmuştum ilk o zaman,
Ya da bozmuşlardı ben yenidoğandan.
Kendimi acıya teslim ettiğimde hatırladım,
Ölünmüyordu, hatırladım.'*
*Birhan Keskin,Taş Parçaları
Tuesday, November 26, 2013
Le Spectre de la Rose
Çok zor bir yerdi kalbim,
Bunu ben çok sonra öğrendim.
Sapaydı.
Hiçbir vasıta geçmiyor,geçemiyordu.
Varlığın sahibi bile,
Zar zor çıkardı yokuşlarından.
Bir yığın cam parçasıydı,
Üzerine basmak zorunda olup
Ayaklarını avuçlarını kanattığın.
Bırakırsam şimdilik di'li geçmiş zamanı,
Bırakırsam şimdilik di'li geçmiş zamanı,
Çok zor bir yer hala kalbim.
Monday, November 25, 2013
Senfonik Şiir
Şaşkınlığımı maruz görün fakat,
Çok şaşkınım.
Bir zaman,aslında kaçmak için kaçtığım olmayan ama,
Kaçtığım bir şehre,
Bugün,
Kavuşmak için,kafamı bağrına bastırıp ağlamak ve ağlayamamaktan doğacak dalıp gitmek için
Koşmak istiyorum.
Kaçtığım şehre,koşarak kavuşmak istiyorum ve fakat,
Sonra tekrar ondan kaçacağımı biliyorum.
Şaşkınım,
Meğer insan,bir şehirle aile gibi,kan gibi,
Varlık gibi değerler oluşturabiliyormuş.
Bugün,ben neden ve nasıl,
Bir şehrin bağrını düşleyebiliyorum?
Çok şaşkınım.
Bir zaman,aslında kaçmak için kaçtığım olmayan ama,
Kaçtığım bir şehre,
Bugün,
Kavuşmak için,kafamı bağrına bastırıp ağlamak ve ağlayamamaktan doğacak dalıp gitmek için
Koşmak istiyorum.
Kaçtığım şehre,koşarak kavuşmak istiyorum ve fakat,
Sonra tekrar ondan kaçacağımı biliyorum.
Şaşkınım,
Meğer insan,bir şehirle aile gibi,kan gibi,
Varlık gibi değerler oluşturabiliyormuş.
Bugün,ben neden ve nasıl,
Bir şehrin bağrını düşleyebiliyorum?
Saturday, November 16, 2013
Epostasal
Bu ne abi?
Her hafta,her gün olmasa dahi kontrol ettiğim,etkinliklerden vsden haberdar olduğum 'mail'kutumda,seksen mail birikmiş durumda.
İnatla da açmıyorum.
Bir de yeni bir mail gelince,telefonu da buna dahil ettim,oradan hemen görebiliyorum.
Görebiliyorum da,belki ben dağa kaçtım,belki mail açıp okumak istemiyorum
Bu ne abi yirmibirinci yüzyılda dilimiz bu mu?
Öf aman ya,ben size söylemiştim çocuklar,ikibinlere geçtiğimiz zaman,bunu hiç tasvip etmediğimi.
Ama anlamadınız,anlamadılar.
Nasıl bir koşturma ya,
Her geçen gün şehirden ve şehrin vıdılarından bıkıyorum.
Dağda yaşasam,ayı kardeş:''bu hafta ayıteras da sergi açılışımız var,davetiyeniz aşağıdaki linktedir''diye bir haber uçurmayacak en nihayetinde.
veya gereksizce:''abi geçen arı kovanını çökerttim,çok iyiydi''gibi boş konuşmalı bir haber de.
Çok baydım ya.
''Ay yavrum sen sanıyor musun ki dağda yaşamak da öyle kolay bir şey,orada da başka sorunlar var''diyen Mualla teyzeyi duyuyor gibiyim şu an.
Comeonya.
Her hafta,her gün olmasa dahi kontrol ettiğim,etkinliklerden vsden haberdar olduğum 'mail'kutumda,seksen mail birikmiş durumda.
İnatla da açmıyorum.
Bir de yeni bir mail gelince,telefonu da buna dahil ettim,oradan hemen görebiliyorum.
Görebiliyorum da,belki ben dağa kaçtım,belki mail açıp okumak istemiyorum
Bu ne abi yirmibirinci yüzyılda dilimiz bu mu?
Öf aman ya,ben size söylemiştim çocuklar,ikibinlere geçtiğimiz zaman,bunu hiç tasvip etmediğimi.
Ama anlamadınız,anlamadılar.
Nasıl bir koşturma ya,
Her geçen gün şehirden ve şehrin vıdılarından bıkıyorum.
Dağda yaşasam,ayı kardeş:''bu hafta ayıteras da sergi açılışımız var,davetiyeniz aşağıdaki linktedir''diye bir haber uçurmayacak en nihayetinde.
veya gereksizce:''abi geçen arı kovanını çökerttim,çok iyiydi''gibi boş konuşmalı bir haber de.
Çok baydım ya.
''Ay yavrum sen sanıyor musun ki dağda yaşamak da öyle kolay bir şey,orada da başka sorunlar var''diyen Mualla teyzeyi duyuyor gibiyim şu an.
Comeonya.
Thursday, November 14, 2013
Wednesday, November 13, 2013
Milano vs İstanbul
Böyle yazınca da çok kuru oluyor ama,
Canım tam şu anda,
İstanbul Modern çekiyor,
Sergiden sonra oturulup bakılan manzara,
İstanbul'a karşı içilen kahve çekiyor.
Monday, November 11, 2013
Hungarian Dance VIII*
Of gençler,
Kalbim ağrıyor
Ağlıyor,
Buruşuyor,
Büzüşüyor.
Kalbim bir Hayez tablosundaki renkler gibi akıp duruyor
Kömüre atılmış bir yanık gibi
Çocukluğum,
Yirmiyaşım ve ıvırı zıvırı
Ağır geliyor
Keşke bu ağırlık
Sadece şiir,düzyazı yazmak için
Taşınılıyor olan bir şey olsaydı
Bir kafiye için
Bir anlatım için
Ve fakat neden yazmaya devam ediyorum
ve fakat neden insanlardan,ağırlığımdan sıkılınca
Dudaklarımla oynuyor,
İnsanların anlattıklarını dinlemiyor,
Ellerimi alnıma götürüp
Kaşınmadığı halde alnımı kaşıyorum?
*Johannes Brahms
Kayıt
Kayıt bir iki.
Ses.
De olur bir iki ve
Üç.
Kayıt,
Birkiüç'den daha fazlasıymış,
Bunu bugün,gözlerimden uyku akarken fark ettim.
Otururken,şu muazzam yorgunluğum ve kulağımdaki Rachmaninoff ile,
Bir anda Feneryolu'nun Kalamış'a bakan tarafının ağaçlı yolları geldi gözümün önüne.
Bu nasıl bir gelmekti?
Neden böyle geliyordu,ansızın,birden yani?
Geldi.
Yürüdüm.
Şizofrenler nasıl şizofren oluyordu?
Yürürken,şu halimle yürüdüm
Yedi yaşımdaki halimle değil,
Sonsuz geldi yollar,sıkıntılı geldi,
Özlem vardı yolun sonunda,bir eylem değil.
Kaydetmişim o zamanları;gözümle,burnumla,kulağımla.
Geldi ama ağır.
Çünkü burada otururken yaşamadığımın,
O zamanlar ansızın yaşadığımın bugün ansızın,birden farkına vardım.
Ses.
De olur bir iki ve
Üç.
Kayıt,
Birkiüç'den daha fazlasıymış,
Bunu bugün,gözlerimden uyku akarken fark ettim.
Otururken,şu muazzam yorgunluğum ve kulağımdaki Rachmaninoff ile,
Bir anda Feneryolu'nun Kalamış'a bakan tarafının ağaçlı yolları geldi gözümün önüne.
Bu nasıl bir gelmekti?
Neden böyle geliyordu,ansızın,birden yani?
Geldi.
Yürüdüm.
Şizofrenler nasıl şizofren oluyordu?
Yürürken,şu halimle yürüdüm
Yedi yaşımdaki halimle değil,
Sonsuz geldi yollar,sıkıntılı geldi,
Özlem vardı yolun sonunda,bir eylem değil.
Kaydetmişim o zamanları;gözümle,burnumla,kulağımla.
Geldi ama ağır.
Çünkü burada otururken yaşamadığımın,
O zamanlar ansızın yaşadığımın bugün ansızın,birden farkına vardım.
Sunday, November 10, 2013
Metropolitana Milanese
Bugün
Bir oturdum,yanımda notalar ve tralalalar
Önce göz ucuyla bir baktım,Tosca diyordu notalar,
Sonra gözlerimi kocaman açtım,bir baktım Mario Cavaradossi,metroda yanımda tralala yaparak,Tosca'yı çalışıyor.
Bu benim için günü güzel yapan bir an işte.
O andan itibaren,sahne kokusu burnuma çarptı ve ait olduğum yeri tekrar hatırladım.
Havada Bulut
-Bunun bir de ada versiyonu var.
Onda da;panjurların arasından,perde hışırtısı,tahta-parke gıcırtısı,ada kokusu,deniz sesi bir kere deniz,deniz kokusu,arnavut kaldırım,yokuş,simit susamı,vapur vuusu,martı gurgurusu,kanun buzuki sesi.
Sabah kalkılıp yapılan işler;fulya yasemin kokusunda sabah banyosu,yokuşu inip denize merhaba demesi,kahvede sabah kahvesi içmesi,Necmi beylere günaydın seslenişi,Sevim hanımlara bu hafta görünmediniz,yeni mi geldiniz adaya laf atısı
Öğlen yapılan işler;ayşekadın ayıklaması,domates doğraması,mutfak camına gelen ada rüzgarı,ıhlamur içmesi,yemeği hazır etmesi;kitap okuması,resim yapması,koyu parkelere boya sıçratması
Akşamüstü yapılan işler;sahile inip ada pastanesinden ponçik alınması,çay saatine misafirliğe gidilmesi
Akşam yapılan işler;cızırtılı radyodan incesaz dinlemesi,rakı dublesi bazen şarap kadehi,ayşekadını,zeytinyağlılıları hüpletmesi,şiir yazması,günü anlatması,panjurları çekmesi,denize iyi geceler demesi,kitap okuması,loş ışıkta hafif hafif uykuya dalması.
Bu da,bu kadar işte.
http://www.youtube.com/watch?v=ARTRK78x9tI&list=RDbkxmkEbeV-Y
Onda da;panjurların arasından,perde hışırtısı,tahta-parke gıcırtısı,ada kokusu,deniz sesi bir kere deniz,deniz kokusu,arnavut kaldırım,yokuş,simit susamı,vapur vuusu,martı gurgurusu,kanun buzuki sesi.
Sabah kalkılıp yapılan işler;fulya yasemin kokusunda sabah banyosu,yokuşu inip denize merhaba demesi,kahvede sabah kahvesi içmesi,Necmi beylere günaydın seslenişi,Sevim hanımlara bu hafta görünmediniz,yeni mi geldiniz adaya laf atısı
Öğlen yapılan işler;ayşekadın ayıklaması,domates doğraması,mutfak camına gelen ada rüzgarı,ıhlamur içmesi,yemeği hazır etmesi;kitap okuması,resim yapması,koyu parkelere boya sıçratması
Akşamüstü yapılan işler;sahile inip ada pastanesinden ponçik alınması,çay saatine misafirliğe gidilmesi
Akşam yapılan işler;cızırtılı radyodan incesaz dinlemesi,rakı dublesi bazen şarap kadehi,ayşekadını,zeytinyağlılıları hüpletmesi,şiir yazması,günü anlatması,panjurları çekmesi,denize iyi geceler demesi,kitap okuması,loş ışıkta hafif hafif uykuya dalması.
Bu da,bu kadar işte.
http://www.youtube.com/watch?v=ARTRK78x9tI&list=RDbkxmkEbeV-Y
Urumeli
Ondokuzumu kapatmış yirmimden gün alırken,
Bir karar verdim.
Heyecanlıydım,bu kararı askıya astım.
Radikal bir şeydi sonuçta,yani yapmış olsaydım,radikal bir karar olacaktı.
Bugün,yirmiüçümü kapatıp yirmidörtten gün almaya başlayacağım.
O gün aldığım kararı meğer zaten vermişim,çünkü bugün dönüp bakmama gerek kalmadan,herhangi bir iş yaparken,aklıma geliyor;gün içinde su içmeyi unutup,susadığında aklına gelmesi gibi bir şey işte.
Şilebezi,keçe,keçi mesi,at dıgıdığı,eşşek aiisi;inek mösü,saman hışırtısı,kiler kokusu
Sabah kalkılıp yapılan o çok önemli işler;patates soymak,ekmek yapıp fırına atmak,süt sağmak,leğende çamaşır yıkamak,halı dövmek,nakış işlemek
Oh çok yoruldum aman deyip,öğleyi beklemek
Öğlen yapılan o çok önemli işler;Fatmaların emmisi ne yapmış,böreğin hamuru nasıl açılmış ,senin kız benim oğlan ne yapmış...
Akşam yapılan o çok önemli işler;yere sofra kurmak,domatesleri büyük büyük kesmek,yemek biter bitmez çay koymak,üzüm salkımlı masa altında oturup çay,sigara içmek,yıldızların eşek kadar olması sebebiyle kaldırıp kafayı onlara bakmak,ateş böceği türlü böcek sesi duymak.
Gece yapılan o çok önemli işler;zeytinyağlı sabunla yıkanmak,oh aman bugün çok yorulduk deyip uyumak.
Bu işte.Bu kadar yani.
Hala uygulamadığım için,hala radikal bir karar vermiş sayılmam fakat,askısından aldım.
Yanımda.
Susadıkça hatırlıyorum.
Ve şu günlük hayatın:bu işleri bir halledeyim...'le başlayan cümlesinin sonuna koyuyorum.
Yol belli olunca,'bu işler'i daha çabuk halletme şevki geliyor.
Gün gelecek,'bu işler'bitmiş,ben de üzüm salkımlı çardağımda oturuyor,çay içiyor,yıldızlara karşı rakı içiyor olacağım.
Beklerim.
http://www.youtube.com/watch?v=mhfD95XxRN0
Bir karar verdim.
Heyecanlıydım,bu kararı askıya astım.
Radikal bir şeydi sonuçta,yani yapmış olsaydım,radikal bir karar olacaktı.
Bugün,yirmiüçümü kapatıp yirmidörtten gün almaya başlayacağım.
O gün aldığım kararı meğer zaten vermişim,çünkü bugün dönüp bakmama gerek kalmadan,herhangi bir iş yaparken,aklıma geliyor;gün içinde su içmeyi unutup,susadığında aklına gelmesi gibi bir şey işte.
Şilebezi,keçe,keçi mesi,at dıgıdığı,eşşek aiisi;inek mösü,saman hışırtısı,kiler kokusu
Sabah kalkılıp yapılan o çok önemli işler;patates soymak,ekmek yapıp fırına atmak,süt sağmak,leğende çamaşır yıkamak,halı dövmek,nakış işlemek
Oh çok yoruldum aman deyip,öğleyi beklemek
Öğlen yapılan o çok önemli işler;Fatmaların emmisi ne yapmış,böreğin hamuru nasıl açılmış ,senin kız benim oğlan ne yapmış...
Akşam yapılan o çok önemli işler;yere sofra kurmak,domatesleri büyük büyük kesmek,yemek biter bitmez çay koymak,üzüm salkımlı masa altında oturup çay,sigara içmek,yıldızların eşek kadar olması sebebiyle kaldırıp kafayı onlara bakmak,ateş böceği türlü böcek sesi duymak.
Gece yapılan o çok önemli işler;zeytinyağlı sabunla yıkanmak,oh aman bugün çok yorulduk deyip uyumak.
Bu işte.Bu kadar yani.
Hala uygulamadığım için,hala radikal bir karar vermiş sayılmam fakat,askısından aldım.
Yanımda.
Susadıkça hatırlıyorum.
Ve şu günlük hayatın:bu işleri bir halledeyim...'le başlayan cümlesinin sonuna koyuyorum.
Yol belli olunca,'bu işler'i daha çabuk halletme şevki geliyor.
Gün gelecek,'bu işler'bitmiş,ben de üzüm salkımlı çardağımda oturuyor,çay içiyor,yıldızlara karşı rakı içiyor olacağım.
Beklerim.
http://www.youtube.com/watch?v=mhfD95XxRN0
Friday, November 8, 2013
Boşver Durağı
Boşver.
Evrende bir noktayız ya.
Kimi seviyormuşum,sevmişim boşver;kimi özlüyormuşum,özlemişim boşver.
Ne çok seviyor ne çok özlüyormuşum,boşver.
Neyden vazgeçmişim,neyi nasıl yapmışım boşver.
Kapıların sonu hep boşver durağında.
Hep noktasın be insan,belki o kadar bile değil.
Boşver o yüzden.
Boşverince de,duran duvarla aynı olunuyor ya,
Sanki atan kalbe,alınan nefese suçluluk duyuyorsun.
Hadi,nefesi,nefsi,kalbi,vicdanı ve tüm bunların ıvırını zıvırını geçtim,
Beyin nasıl bir toprak parçası,sonra da bir hiç oluyor,
Her günüm bazen bilinçli,bazen bilinçaltılı bunu sorup duruyor.
Dolayısıyla,tüm bu soruların her kapısı,aynı durağa çıkıyor,
Bir hiçsin işte.
Ki bu hiçlik bir 'nizm'e sığmayacak kadar hem derin hem boş bir uçurum.
İnsanın kendi dünyasınca dünyasında yarattığı bir ek 'nizm'
Renk de olsan,olmak istesen;su,toprak,ateş hava da olmak istesen
Aynı boşver durağı.
Evrende bir noktayız ya.
Kimi seviyormuşum,sevmişim boşver;kimi özlüyormuşum,özlemişim boşver.
Ne çok seviyor ne çok özlüyormuşum,boşver.
Neyden vazgeçmişim,neyi nasıl yapmışım boşver.
Kapıların sonu hep boşver durağında.
Hep noktasın be insan,belki o kadar bile değil.
Boşver o yüzden.
Boşverince de,duran duvarla aynı olunuyor ya,
Sanki atan kalbe,alınan nefese suçluluk duyuyorsun.
Hadi,nefesi,nefsi,kalbi,vicdanı ve tüm bunların ıvırını zıvırını geçtim,
Beyin nasıl bir toprak parçası,sonra da bir hiç oluyor,
Her günüm bazen bilinçli,bazen bilinçaltılı bunu sorup duruyor.
Dolayısıyla,tüm bu soruların her kapısı,aynı durağa çıkıyor,
Bir hiçsin işte.
Ki bu hiçlik bir 'nizm'e sığmayacak kadar hem derin hem boş bir uçurum.
İnsanın kendi dünyasınca dünyasında yarattığı bir ek 'nizm'
Renk de olsan,olmak istesen;su,toprak,ateş hava da olmak istesen
Aynı boşver durağı.
Thursday, November 7, 2013
Wednesday, October 30, 2013
Milano vs İstanbul
Şu anda,
Tam şu anda,
Çukurcuma'dan Galatasaray'a çıkmak istedim.
Yine bir beden beyin ayrılığı;
Ruh ve zaman 'ara'da yontulan.
Ruh ve zaman 'ara'da yontulan.
Tuesday, October 29, 2013
Kelimelerin
Bu geç vakit
bu sonbahar gecesinde
kelimelerinle doluyum;
zaman gibi, madde gibi ebedî,
göz gibi çıplak,
el gibi ağır
ve yıldızlar gibi pırıl pırıl
kelimeler.
Kelimelerin geldiler bana,
yüreğinden, kafandan, etindendiler.
Kelimelerin getirdiler seni,
onlar : ana,
onlar : kadın
ve yoldaş olan...
Mahzundular, acıydılar, sevinçli, umutlu, kahramandılar,
kelimelerin insandılar..
20 Eylül 1945
Nazım Hikmet Ran
Friday, October 25, 2013
Kayıtsızlık diyordum.
Kayıtsızlık tek başına çok sade ve bir tavır gibi oluyor.önüne,bir özne gibi iyelik ekiyle beraber,yalnızlığı ekleyince,tam oldu diyorsun:yalnızlığı,kayıtsızlığı.
Benim kayıtsızlığım,bir bakıma kendi yalnızl-ığıma,kendi yalınl-ığıma
Çünkü,
Ben nereye gitsem,nerede var olsam,nerede nefes alsam ve nerede boğulsam;
Benim olan bu yalnızlıkla bulurum kendimi ve
Bu bir şiir dizesi kadar romantik olamayacak bir yalnızlık,bir kelime yani.
Üzgünüm Süreya...
Milanonun otobüsleri meşhur,akşam saatlerinde özellikle her milletten insan görebiliyorum.
Aslında,görebilme yetim Milano nüfusunun az olmasından kaynaklı,bakma İstanbulda'da,Türkiye'de de yeterince milletten insanlarla yaşıyoruz.Orada,günlük hayatta,bakmış oluyorsun,burada görebiliyorsun.
Otobüslere autobus demiyoruz,linea diyoruz..
Linea doksanbir aldı beni piazza Piola'dan,bir kolumda çanta,diğer kolumda tıngırdayan moka makinemle,götürdü viale Romagna'ya doğru.
Giderken,cama ve camdan dışarıdaki hayata daldım durdum.Dalmak tek bir eylem olsa da,insan dala durabiliyor.E yazmak gibi bir şey.
O an,bir klip gibi oldu;yavaş yavaş şehir ışıklarının sadece araç ışıklarına dönüştüğü,havanın 'sanki'daha soğuduğu saatlerde,bir otobüs camından,yaban ellerde,dışarıyı izleyen öğrenci bir kız.Arkadan yavaş yavaş çalan Le vent nous portera.Gibi yani.Ah bu doksanlarla büyüyen çocuklar...
Hiç kimseye muhtaç olmuyorum,olmamak için elimden geleni yapıyorum,ama kendimle kalıp,kendimi bulunca,kendime muhtaç olduğumu anlayınca,surat düşüyor,kalp büzüşüyor,aklım bulutlara çıkıp orada dolaşıyor.
Bugünlerde,yorgun gözlerim ve aklım hepten yoruldu.Genç olmasaydım,hücresel olarak,aslında yetmiş yaşındaydım veya herhangi bir yaşta,kolunu kaldıramayacak kadar yorgun olan bir yaştaydım.
Taşlarımı oturtmuş,canımı bir hayli sıkmıştım,ki bunu ben değil,şu zamanla geçer dedikleri,zaman yapmıştı ama bir taşı daha oturtma,fark etme durumum oldu bu hafta,bu yaşadıklarımdan sonra.
Muhtaç olmak.
Bu bir konu ve hatta ansiklopedik bir bilgi bile olabilir,sonra o bilgi açılabilir,yorumlanabilir,her neyse ama bu bir konu.
Muhtaç olmak sadece maddiyattan ibaret değil,bunu biliyorduk.Pek tabii.
Muhtaç olmanın manevi bir anlamı olabileceğini de biliyorduk.Pek tabii ama,fark etmek yine geç geldi.
O hep geç gelir.Her zaman derim,motto gibi bir şey benim için,anlamak bilmek eylem ve fark etmek bir konu.
Fakat eğer insan kendine muhtaçsa,ne yapmalı?
Nasıl ağır bir yük bu.
Zamanla geçir dedikleri,o zaman varya,o belli bir zaman ile birine,birilerine muhtaç olabilir insan,hatta belliyi de geçer,bir ömür olabilir bu ama her şeyin sonunda,kendine muhtaçsın ya,ondan diyorum bu bir konu diye.
Korkunca belli bir süre,bir ömür birinin elini tutabilirsin,nefesini duyabilirsin ama rüyanda teksin,uyuduğunda teksin,toprak olunca,sadece tek olan sensin.
Kandırmaya gerek yok.Gerçek olan bir şey de yok.
Ne çok kaptırdım yine,kendime.
Kayıtsızlık diyordum.
Kayıtsızlık tek başına çok sade ve bir tavır gibi oluyor.önüne,bir özne gibi iyelik ekiyle beraber,yalnızlığı ekleyince,tam oldu diyorsun:yalnızlığı,kayıtsızlığı.
Kayıtsızlık tek başına çok sade ve bir tavır gibi oluyor.önüne,bir özne gibi iyelik ekiyle beraber,yalnızlığı ekleyince,tam oldu diyorsun:yalnızlığı,kayıtsızlığı.
Benim kayıtsızlığım,bir bakıma kendi yalnızl-ığıma,kendi yalınl-ığıma
Çünkü,
Ben nereye gitsem,nerede var olsam,nerede nefes alsam ve nerede boğulsam;
Benim olan bu yalnızlıkla bulurum kendimi ve
Bu bir şiir dizesi kadar romantik olamayacak bir yalnızlık,bir kelime yani.
Üzgünüm Süreya...
Milanonun otobüsleri meşhur,akşam saatlerinde özellikle her milletten insan görebiliyorum.
Aslında,görebilme yetim Milano nüfusunun az olmasından kaynaklı,bakma İstanbulda'da,Türkiye'de de yeterince milletten insanlarla yaşıyoruz.Orada,günlük hayatta,bakmış oluyorsun,burada görebiliyorsun.
Otobüslere autobus demiyoruz,linea diyoruz..
Linea doksanbir aldı beni piazza Piola'dan,bir kolumda çanta,diğer kolumda tıngırdayan moka makinemle,götürdü viale Romagna'ya doğru.
Giderken,cama ve camdan dışarıdaki hayata daldım durdum.Dalmak tek bir eylem olsa da,insan dala durabiliyor.E yazmak gibi bir şey.
O an,bir klip gibi oldu;yavaş yavaş şehir ışıklarının sadece araç ışıklarına dönüştüğü,havanın 'sanki'daha soğuduğu saatlerde,bir otobüs camından,yaban ellerde,dışarıyı izleyen öğrenci bir kız.Arkadan yavaş yavaş çalan Le vent nous portera.Gibi yani.Ah bu doksanlarla büyüyen çocuklar...
Hiç kimseye muhtaç olmuyorum,olmamak için elimden geleni yapıyorum,ama kendimle kalıp,kendimi bulunca,kendime muhtaç olduğumu anlayınca,surat düşüyor,kalp büzüşüyor,aklım bulutlara çıkıp orada dolaşıyor.
Bugünlerde,yorgun gözlerim ve aklım hepten yoruldu.Genç olmasaydım,hücresel olarak,aslında yetmiş yaşındaydım veya herhangi bir yaşta,kolunu kaldıramayacak kadar yorgun olan bir yaştaydım.
Taşlarımı oturtmuş,canımı bir hayli sıkmıştım,ki bunu ben değil,şu zamanla geçer dedikleri,zaman yapmıştı ama bir taşı daha oturtma,fark etme durumum oldu bu hafta,bu yaşadıklarımdan sonra.
Muhtaç olmak.
Bu bir konu ve hatta ansiklopedik bir bilgi bile olabilir,sonra o bilgi açılabilir,yorumlanabilir,her neyse ama bu bir konu.
Muhtaç olmak sadece maddiyattan ibaret değil,bunu biliyorduk.Pek tabii.
Muhtaç olmanın manevi bir anlamı olabileceğini de biliyorduk.Pek tabii ama,fark etmek yine geç geldi.
O hep geç gelir.Her zaman derim,motto gibi bir şey benim için,anlamak bilmek eylem ve fark etmek bir konu.
Fakat eğer insan kendine muhtaçsa,ne yapmalı?
Nasıl ağır bir yük bu.
Zamanla geçir dedikleri,o zaman varya,o belli bir zaman ile birine,birilerine muhtaç olabilir insan,hatta belliyi de geçer,bir ömür olabilir bu ama her şeyin sonunda,kendine muhtaçsın ya,ondan diyorum bu bir konu diye.
Korkunca belli bir süre,bir ömür birinin elini tutabilirsin,nefesini duyabilirsin ama rüyanda teksin,uyuduğunda teksin,toprak olunca,sadece tek olan sensin.
Kandırmaya gerek yok.Gerçek olan bir şey de yok.
Ne çok kaptırdım yine,kendime.
Kayıtsızlık diyordum.
Kayıtsızlık tek başına çok sade ve bir tavır gibi oluyor.önüne,bir özne gibi iyelik ekiyle beraber,yalnızlığı ekleyince,tam oldu diyorsun:yalnızlığı,kayıtsızlığı.
Şimdiki Zaman
Demek istediğim bir yerde,
''Bilirim, çöl rüzgârında çalıdır bazı yaşlar.
Sen sevgilim ileride, biraz daha ileride
Bir tarihe başlayacaksın, orası işte
Benim tarihimle başlar.''*
Buydu.
*Birhan Keskin.Taş Parçaları'ndan bir dize.
Tuesday, October 22, 2013
Ekim Güncesi
Tepede*
Buradayım
Binlerce yıldır.
Yanımda,delik deşik kaya;
Dibimde defne, kekik,açelya,
Binlerce yıldır
Burada.
Neler gördüm
Binlerce yıldır
Buraya geleli :
Ne fırtınalar
Savaşlar
Yazlar
Kışlar.
Yoruldu yanımda kaya,
Yeşerdi kurudu defne,kekik
Yanımda
Burada.
Binlerce yıl önce
Getirdiler beni
Buraya,
Gömdüler
Uyuyayım diye.
Bu yontulu taşı
Örttüler
Üstüme.
Uyumadım.
Neler gördüm binlerce yıldır
Buraya gömüleli :
Ne sevdalar
Hüzünler,
Ne baharlar
Güzler.
Yıprandı yanımda kaya
Açtı ,soldu açelya
Yanımda
Burada.
Daha da güçlendim.
Boyuna
Yıldırımlar düştü üstüme
Gökler gürüldedi üstümde
Sağanaklar yağdı üstüme.
Yıkılmadım.
Dimdik, sapasağlam
Ayaktayım
burada.
İnsanlar
gittiler, geldiler
geldiler, gittiler
sevdiler, öldüler.
Küçüldü kaya,
Yeşerdi, kurudu
Defne, kekik
Açtı, soldu
Açelya
Yanımda
Burada.
Uyumadım.
Buradayım
Binlerce yıldır.
Daha da yükseldim.
Boyuna
Toprak çöktü altımda
Deniz doldu altıma
Kayalar devrildi altımda.
Yıkılmadım.
Dimdik, sapasağlam
Ayaktayım
Burada.
Gelsin daha ne kadar varsa
Fırtına, savaş, yaz, kış
Sevda, hüzün, bahar, güz --
Neler gördüm
Binlerce yıldır
Burada.
Eriyip gitse de yanımda kaya,
Yeşerir defne, kekik
Açar açelya
Yanımda
Burada.
Gelsin, ne varsa
Ne yoksa...
Uyumadım
Yıkılmadım
Ayaktayım
Binlerce yıldır
Burada.
*Ol/An'ı Ekim ayında okumak için seçmiştim,içinden bu şiir çıktı,bir Oruç Aruoba şiiri
Friday, October 18, 2013
Ladri di Biciclette
I tre ladrı e un Yeso
Milano.
Bugün.
Nasıl gerçekten yaşıyorum,
Belli değil.
Yaşamanın en üst seviyesindeyim.
Gerçekten yaşıyorum.
Madem ki yaşamanın böylesi,
Yani illa ki yaşayacağım böyle her bir sinirime kadar,
Ne yapıyorsun diyor bazen kendim,kendime
Kalk git güzelim İstanbul varken
Ne yapıyorsun diyor
Madem yaşamak diyor...
Madem ki yaşamanın böylesi,
Yani illa ki yaşayacağım böyle her bir sinirime kadar,
Ne yapıyorsun diyor bazen kendim,kendime
Kalk git güzelim İstanbul varken
Ne yapıyorsun diyor
Madem yaşamak diyor...
Git-ebilmek&ememek
Hiç dayanamıyorum artık,
Dediğim anda,
Sağ elimin altında
Bir var olma duyuyorum ya
Susuyorum işte,
Kendi kendini sıvazlarken,
Sol elim sırtımda.
Wednesday, October 16, 2013
Güz Çiçeği
...
Adı Güzçiçeği imiş ama,tüm bahar goncalarının rengi ve kokusu tutuşurmuş onun yaşantısında
...
Ağladıkça,gökyüzünden yeryüzüne inciler dökülürmüş,sağnak sağnak...
...
Yüreğimizde zonklayan,baş ağrısı değildir.
...
Ağlamak faydasız,beklemek acı.
Sigaraların tesellisi yok eskisi kadar
Korkular nöbet tutuyor loş koridorlarda.
Bembeyaz karyolalarda kuşkular bekliyor,
Ellerinde bıçak bıçak dikenler
...
Çamlıca'ya değil,Boğaz'a değil;
Beni karşılamak için Haydarpaşa'ya değil,
Bir başka evrene gidiyorsun bu sefer
Dönüşsüz gidişler içindesin kaskatı
Şu hanımeli dalları,saçlarına değmiyecek artık
Kapının tokmağı bir daha dokunmayacak parmaklarına
Toprakların altında,
Gıcırdamayacak çakıl taşları.
Bu sefer bambaşka gidiyorsun
Gittiğinden haberi yok İstanbul'un;
Yıldızların,güneşin haberi yok.
Boğaz yine köpük köpük dalgalı,
Gülüyor,konuşuyor sokaktaki insanlar.
Her şeyi kendi evreninde yaşıyor eski düzen üzre
Kimsenin bir şeye aldırdığı yok,
Kıyametler kopuyor,
Bilen yok.
Bir dünya yıkılıyor,
Anlamıyorlar.
...
Gittin!
Bıçaklar senin göğsünü oydular;
Acısını ben duydum,
Karanlıklar senin kapını çaldı;
İçinde ben kayboldum.
...
Kelimelerin,harflerin,seslerin,çzigilerin ötesinde başlayan
Korkunç bir yalnızlık içinde,
Kahroluyorum ardından.
Kupkuru bir taş oturtmuşlar
Göğsümün sol yanına
Tanrı,göz pınarlarımı dondurmuş
Kafatasımın içi,kan ve kemik yığını
Hiçbir şey duyamıyor,düşünemiyor
Bir damla gözyaşı bile dökemiyorum.
...
Mutsuz boğulmalar içinde,
Bitik yüreklerimiz.
...
Sonra,
Salon kapısından gireceksin muhteşem,
Lacivert tayyörünün göğsünde,
Beyaz bir gül goncası;
Ellerinde kurdeleli paketler,
Bordo elbisenle bahçede dolaşacaksın akşamüstü
Krem rengi döpiyesin,
Hasır şapkan gülümseyecek bahçe kapısından.
...
İpek örtüler içinde değilsin!
Pencerenden gün ışığı vurmaz artık saçlarına
Kuştüyü yastık değildir başını koyduğun yer
Mezar böcekleri,
Dizlerine kapanmaz benim gibi tutkun
En güzel öpüşlere susamış dudakların,
Dudaklarımdan çok uzak.
Ölçüler üstü mesafeler var aramızda,
Aramızda otlar var;
Karanlıklar var,
Topraklar,betonlar var,
Çürümüş tahtalar,
Geçilmesi güç köprüler var aramızda.
...
Senin avuçlarını topraklar doldurmuş,
Benimkileri yeşil yeşil dikenler.
...
Lacivert bir karanlık basıyor
Usul usul
Dantelli göğüslerde
Gün batıyor.
Gitmenin böylesine ithafen.
Şemsi Belli
Adı Güzçiçeği imiş ama,tüm bahar goncalarının rengi ve kokusu tutuşurmuş onun yaşantısında
...
Ağladıkça,gökyüzünden yeryüzüne inciler dökülürmüş,sağnak sağnak...
...
Yüreğimizde zonklayan,baş ağrısı değildir.
...
Ağlamak faydasız,beklemek acı.
Sigaraların tesellisi yok eskisi kadar
Korkular nöbet tutuyor loş koridorlarda.
Bembeyaz karyolalarda kuşkular bekliyor,
Ellerinde bıçak bıçak dikenler
...
Çamlıca'ya değil,Boğaz'a değil;
Beni karşılamak için Haydarpaşa'ya değil,
Bir başka evrene gidiyorsun bu sefer
Dönüşsüz gidişler içindesin kaskatı
Şu hanımeli dalları,saçlarına değmiyecek artık
Kapının tokmağı bir daha dokunmayacak parmaklarına
Toprakların altında,
Gıcırdamayacak çakıl taşları.
Bu sefer bambaşka gidiyorsun
Gittiğinden haberi yok İstanbul'un;
Yıldızların,güneşin haberi yok.
Boğaz yine köpük köpük dalgalı,
Gülüyor,konuşuyor sokaktaki insanlar.
Her şeyi kendi evreninde yaşıyor eski düzen üzre
Kimsenin bir şeye aldırdığı yok,
Kıyametler kopuyor,
Bilen yok.
Bir dünya yıkılıyor,
Anlamıyorlar.
...
Gittin!
Bıçaklar senin göğsünü oydular;
Acısını ben duydum,
Karanlıklar senin kapını çaldı;
İçinde ben kayboldum.
...
Kelimelerin,harflerin,seslerin,çzigilerin ötesinde başlayan
Korkunç bir yalnızlık içinde,
Kahroluyorum ardından.
Kupkuru bir taş oturtmuşlar
Göğsümün sol yanına
Tanrı,göz pınarlarımı dondurmuş
Kafatasımın içi,kan ve kemik yığını
Hiçbir şey duyamıyor,düşünemiyor
Bir damla gözyaşı bile dökemiyorum.
...
Mutsuz boğulmalar içinde,
Bitik yüreklerimiz.
...
Sonra,
Salon kapısından gireceksin muhteşem,
Lacivert tayyörünün göğsünde,
Beyaz bir gül goncası;
Ellerinde kurdeleli paketler,
Bordo elbisenle bahçede dolaşacaksın akşamüstü
Krem rengi döpiyesin,
Hasır şapkan gülümseyecek bahçe kapısından.
...
İpek örtüler içinde değilsin!
Pencerenden gün ışığı vurmaz artık saçlarına
Kuştüyü yastık değildir başını koyduğun yer
Mezar böcekleri,
Dizlerine kapanmaz benim gibi tutkun
En güzel öpüşlere susamış dudakların,
Dudaklarımdan çok uzak.
Ölçüler üstü mesafeler var aramızda,
Aramızda otlar var;
Karanlıklar var,
Topraklar,betonlar var,
Çürümüş tahtalar,
Geçilmesi güç köprüler var aramızda.
...
Senin avuçlarını topraklar doldurmuş,
Benimkileri yeşil yeşil dikenler.
...
Lacivert bir karanlık basıyor
Usul usul
Dantelli göğüslerde
Gün batıyor.
Gitmenin böylesine ithafen.
Şemsi Belli
Gibi II
Bugün çok,
Öğle arası dersten eve gelip
Ayşekadın ve yanında domates salatalık yemeli,
Anneannenin ne yaptın sorusuna cevap kestirmeden verilmeli
Bir gün,
Biraz Kadıköylük var üstünde.
Tuesday, October 15, 2013
Ara
Yedi yaşındaydım Romalılar,yedi.
Yani,aklımın baleden sonra gıda boyalı kurabiyelere gittiği,akşam evde,ev rengi içerisinde barbie lego 'evcilik'oynamaya gittiği yaştaydım.
Şimdi yirmi üç yaşındayım
Diyemedim bile,derken aklım sözcüklere eşil edemedi.
Yani nasıl diyeyim yirmi üçüm diye.
Yirmi üç yaşındayım Romalılar,yirmi üç
Yani,aklımın baleden sonra hiçbir şeye gitmediği yaştayım;ne bir ev rengine,ne bir o sıcaklık içinde oynanan oyuna,ne bir kurabiyeye.
Bazen kendimi,dirseği bükük,bileği başına tutturulmuş o yaşa bakarken buluyorum.
Sonra kafamı tüpten çıkartıp,yüzeye çıkıp,tarihe bakıyorum,yaşıma yani,yani yıla.
Ama dirseğimi büküp,bileğimi başıma tutturup o araya bakamıyorum.
Üç nokta koymak istedim.
Sonra,
On dört yaşındaydım Romalılar,on dört
Yani,çok sevdiğim her şeyi bir an içinde kaybedip,aynı ana başka bir aile,değer,ihtiyaç koymaya çalışma yaşında.
Dendi ki,baleye gidemezsin.
Bir düzen kuruluyordu,eğer baleye gidecek olursam,bu düzene ayak uyduramazdım,yani ayak uydurmam isteniyordu.
O zamandan beri düzenli olan her şeye karşıyım ve bazen de karşı değil,sadece ayak uyduramıyorum.
Ara işte.
Ara,aralık mesafe demek,esna demek
Naif bir açıklaması:
Yani,aklımın baleden sonra gıda boyalı kurabiyelere gittiği,akşam evde,ev rengi içerisinde barbie lego 'evcilik'oynamaya gittiği yaştaydım.
Şimdi yirmi üç yaşındayım
Diyemedim bile,derken aklım sözcüklere eşil edemedi.
Yani nasıl diyeyim yirmi üçüm diye.
Yirmi üç yaşındayım Romalılar,yirmi üç
Yani,aklımın baleden sonra hiçbir şeye gitmediği yaştayım;ne bir ev rengine,ne bir o sıcaklık içinde oynanan oyuna,ne bir kurabiyeye.
Bazen kendimi,dirseği bükük,bileği başına tutturulmuş o yaşa bakarken buluyorum.
Sonra kafamı tüpten çıkartıp,yüzeye çıkıp,tarihe bakıyorum,yaşıma yani,yani yıla.
Ama dirseğimi büküp,bileğimi başıma tutturup o araya bakamıyorum.
Üç nokta koymak istedim.
Sonra,
On dört yaşındaydım Romalılar,on dört
Yani,çok sevdiğim her şeyi bir an içinde kaybedip,aynı ana başka bir aile,değer,ihtiyaç koymaya çalışma yaşında.
Dendi ki,baleye gidemezsin.
Bir düzen kuruluyordu,eğer baleye gidecek olursam,bu düzene ayak uyduramazdım,yani ayak uydurmam isteniyordu.
O zamandan beri düzenli olan her şeye karşıyım ve bazen de karşı değil,sadece ayak uyduramıyorum.
Ara işte.
Ara,aralık mesafe demek,esna demek
Naif bir açıklaması:
Anlamlar
[1] iki şey arasındaki mesafe, uzaklık, aralık
[2] iki olay arasında geçen zaman
[1] iki şey arasındaki mesafe, uzaklık, aralık
[2] iki olay arasında geçen zaman
Saturday, October 12, 2013
Friday, October 11, 2013
OL/AN
Olmayacak Olan Olacak
BURADA
...
Bir sevinçli duyumdan
Ilık bir beklentiye doğru.
Kesik kesik
Sabırsız.
Derken,doldu:
Yayıldı
Güçlü güçlü
Kocaman
Aldırmasız-
Bir gerilimli doygunluktan
Dingin bir sancıya doğru.
Güçlü güçlü
Kocaman
Aldırmasız.
Şimdi,doğdu:
Patladı
Çığlık çığlığa
Nefessiz
Yırta yırta
Acımasız.
HAVADA
Burada
Duvar ile direk
Arasında asılı,
Sallanıyorum.
Kenarlarım yırtık
Parçalarım sarkık
İçim patlak.
Burada
Geçmiş ile gelecek
Arasında gerili,
Sallanıyorum.
Saatlerim çarpık,
Günlerim çatlak
Yılım yitik.
Sözcükler gelip geçiyor içimden
Anlamsızlığa doğru,
Eylemler geçip gidiyor elimden
Çaresizliğe doğru.
Boşalıyorum
Burada
Hiçlik ile yokluk
Arasında.
SOKAKTA
Buradayım:
Yüzyıl oldu.
...
İçimde yaşayan insanlar
Azaldı:
Yalnızlaştım.
KABUKTA
Burada
Yavaş yavaş
İlerliyorum.
Orada
Biraz daha kalabilseydim
Isıda,nemde-
Bir gün,bir iki saat,birkaç dakika daha
Belki çıkardım ben de
Kabuğumdan.
Şimdi
Kardeşlerim konarken kutularına
Götürülmek için
Beslenecekleri yerlere
Ben
Daha yaşamıyorum bile.
Oysa canlıyım-
Yalnız kabuğum
Beni ayıran
Havadan
Yaşamdan.
Oraya
Biraz önce getirilseydim
Isıya,neme-
Bir gün,bir iki saat,bir vardiya önce
Belki kırardım ben de
Kabuğumu-
Ulaşırdım
Havaya
Yaşama.
Şimdi
Kardeşlerim yüklenirken kamyonlarına
Götürülmek için
Gelişecekleri yerlere
Ben
Yavaş yavaş ilerliyorum
Ezileceğim yere.
Orada
Yaşamadan öleceğim:
Un-ufak edileceğim
Döneceğim yeme
Döneceğim
Anneme-
...
(benim için pembe eve ithafen)
DALDA
Neleri,kimleri bırakıp ilerlediğim-
Neleri,kimleri anımsadığım,özlediğim
Belli olmayan:
Hiç olmadığım,hiç olmayan
O uyku.
...
Zaten
Tırtılım da kozam da
Olmadı benim hiç-
Kelebeğim,hiç:
Ben zaten
Hiç olmadım.
BAHARDA
Buradayım:
Genişliyorum.
Uzanıyor dallarım berrak havaya
Yeşil titreşimli,dingin,dolu.
Dalıyor köklerim karanlık toprağa
Koyu gizemli,serin,güçlü.
Buradayım:
Yükseliyorum.
Oysa buradaydım-
Kuruyordum.
Yapraklarımı hışırdatan rüzgarlar
Alıp götürüyordu nemimi.
Gövdemi eğip büken fırtınalar
Sarsıyordu köklerimi.
Buradaydım:
Çürüyordum.
Tepemde durmak bilmez güz yağmurları,
Dibimde birikip duran yeraltı suları.
Dallarım ıslak,köklerim patlak
Yapraklarım sarı-kızıl,ölüm rengi.
Buradaydım:
Yitiyordum.
Ama buradayım:
Dayandım.
Baharın serin esintilerine
Arındırıcı sağanaklara
Ilık ışıklara dek-
Ki bir tomurcuk birikip içimde
Patladı en uç dalımın en ucunda
Açtı yapraklarını,uzanarak güneşe
Yayıldı,dolarak gökyüzüne.
Buradaydım:
Canlandım.
Buradayım:
Yeşeriyorum.
Şimdi özlediğim
Taptaze bir gonca
Büklümleri arasından
Özlediğim
Rengarenk bir çiçek
Açacak,doluluğumu saçacak havaya
Çağıracak bütün arıları
Olgunlaşacak.
Buradayım:
Çiçekleniyorum.
Şimdi özlediğim
Yemyeşil bir meyve
Diriliğinin ortasından
Özlediğim
Dopdolu bir çekirdek
Düşecek,olgunluğumu götürecek toprağa
Çağıracak bütün anıları,
Dolgunlaşacak.
Buradayım:
Oluşuyorum.
Buradaydım:
Yok oluyordum.
Buradayım:
Var oluyorum.
Buradaydım:
Yoktum.
Buradayım:
Varım-
Oluyorum.
(Yeşeren'e önce ad ,sonra adın anlamını bulduğum olana ithafen)
YERDE
...
Olmuşların,olmamışların üstünde
Gökyüzü gibi.
Sen ve Ben
İNCE ELLERİN
...
Burada mısın-
Düşünüldüğün yerde?
...
Orada mısın?
Ben buradayım:
Kendimi bıraktığım yerde.
Çevremde
Şiddetli rüzgarın
Eğip büktüğü,savurduğu
Anlık düşünceler.
Burada mısın?
Ben buradayım:
Kendimi tarttığım yerde
Ardımda
Öfkeli yazgının
İtip götürdüğü,attığı
Geçmiş düşünceler.
Burada değilsin.
Ben buradayım:
Kendimi kurduğum yerde.
Önümde
Zorunlu sorumluğun
Batıp çıktığı,yüzdüğü
Gelecek düşünceler.
Oradasın.
Ben de
Burada.
...
Sessizliğim:
Orada
Duyuruyor mu beni sana
Buradan,
Rüzgarın dalları
Bir an
Bıraktığı aralarda?
Ara ara
Dokunuyorum sana
Buradan
Oraya.
GELDİN
Sonunda
Nasıl yüreğim elemlere
Elim kalemlere,kalemim defterlere
Ulaşmışsa,ulaşacaktım
Ben de sana-
Oraya.
BAK DENİZDEYİM
Yoktun:
Oysa ulaşmıştım sana.
Ben
Birkaç tatsız tutku
Bir de küçücük neşe
Özledik seni-
Yoktun.
Hiç olmayacak mısın?
Hep bu belirsiz sessizlik mi kalacak
İçimde,sevinçler gelmeyecek mi
İçime-
Ben
Birkaç tatsız tutku
Bir de küçücük neşe
Özlerken seni?
Bu sabah
Senin güneşlerini görürüm diye
Güneşi görmeğe çıktım:
Yoktu-
Yoktun.
Şimdi
Buradayım:
Uzun zamandır ilk kez
Güneş ayaklarımın dibinde
Rüzgar,dalgaların parıltıları
Birlikte
Söylüyorlar seni içimde.
Şimdi varım işte.
Sen yoksun gene de:
Oradasın.
Bense
Buradayım:
Uzun zamandır ilk kez
Deniz ayaklarımın dibinde
Rüzgar,bulutların pırıltıları
Birlikte
Çağırıyorlar seni içime.
Şimdi varsın işte:
Buradasın.
ORADAYDIK
Sen ve ben.
Oradaydım ben:
Elimde ince sancı.
Oradaydın sen:
Bileğinde ince acı.
Oradaydık:
Bitirdik yazı,güz başladı.
Bir akşamda bitirdik yazı
Rüzgarla.
Bir akşamda başlattık güzü
Soğukla.
Orada
İki akşamda
Rüzgarla,soğukla
Dolaşıp döndük
Başlayamadığımız yerde.
Sen
Yaz biterken
Alnında ince ışıltı
Ilık yaz göklerinin izi yüzünde
Uyuyordun
Orada.
Ben
Güz başlarken
Alnımda ince karaltı
Kara güz bulutlarının izi yüzüme
Uyuyamıyordum
Orada.
Oradaydık:
Bitirdik geceyi,gün başladı.
Bir akşamda bitirdik geceyi
Coşkuyla.
Bir akşamda başlattık günü
Suskuyla.
Orada
İki akşamda
Coşkuyla,suskuyla
Sarsılıp devrildik
Duramadığımız yerde.
Sen
Gece biterken
Gözünde ince ışıltı
Serin gece esintilerinin izi alnında
Uyanıktın
Orada.
Ben
Gün başlarken
Gözümde ince karaltı
Sıcak güneş parıltılarının izi alnımda
Uyanıktım
Orada.
Oradaydık:
Bir akşamda bitirdik sevgiyi
Özlemle.
Bir akşamda başlattık acıyı
Elemle.
Orada
İki akşamda
Özlemle,elemle
Yıkılıp kaldık
Olamadığımız yerde.
Sen
Ben desen
Ben
Sen desem
Ben sen de
Ben de
Sen ben de
Sen de
Ben
Sen
De
Bende sen
Sende ben
De
Sen de
Ben de
Gelip geçici,geçip gidici değil mi
Her şey-horoz ötüşü
Çocuk gülüşü,deniz kıpırtısı:
Her şey-sen ve ben
Gelip geçmedik,geçip gitmiyor muyuz?
Bak:
Uçup gelen beyaz bulut
Pırıldayıp geçen ışık
Yiten akıntı-
Görülmeden
İşitilmeden
Gelip geçen
Geçip giden
Yüzlerimiz,seslerimiz.
Sen ve ben
Yitip giden
Bilinmeden
Yiten.
Gelip geçici,geçip gidici değil
Her şey-sevgi öpüşü
Dinginlik düşü,yürek sızısı:
Her şey-sen ve ben
Geip geçmedik,geçip gitmiyoruz.
...
Sen ve ben
Gelip kalan
Bilerek
Gelen
Kalan.
SEN GELMEYELİ
...
Bu sonsuz ses sürecek,
Sürecek-gelmeyeceksin
(Zonklayan yürek,titrek kalem)
Bu sonsuz ses bitecek,
Bitecek-yazılmayacaksın.
Bu acılı sevgi delecek,
Delecek-ölmeyeceksin.
(Duran yürek,,kırık kalem)
Bu acılı sevgi ölecek,
Ölecek-olmayacaksın.
SEN GİTMİŞSİN
Ben de gidecektim.
Yürüdüm.
Patırtıların üst katına çıktım.
Damlardan ve kubbelerden kurtulup
Batmağa çalışan güneş
Gözlerimi aldı götürdü önce
Sonra battı
Gönderdi gözlerimi geri.
Oturdum.
Kırlangıçlar,hırçın ve arsız
Çığlıklarla uçuyor
Hızla yiten ışıktan daha hızlı
Yuvalarını arıyorlardı.
Martılar,yuvasız ve sessiz
Yükseklerde,kıpırtısız süzülüyor
Geciktirmeğe çalışıyorlardı
Işığın yitişini.
Ama ışık yitecekti-
Sen gitmiştin,
Ben de gidecektim.
Herkes gidiyordu:
Gürültülü,yavaş
Koşarak,sessiz
Aceleci,dingin.
Oturduğum yerde
Bir yeni devinim oluştu içimde,
Bir düşünce parıldayıp gitti içimden,
Geldi yeniden geri-
Sensin yapıtım benim,
Yapıtım benim,
Sen:
Sen olacaksın artık hep içimde,
Hep içinde yaptıklarımın-
Sen olacaksın artık hep içimde,
Hep içinde yazdıklarımın.
Kalktım.
İndim patırtıların alt katına:
Işık yitecekti
Sen gitmiştin
Ben de gidecektim.
Yürüdüm.
Kırlangıçlar,birer ikişer
Giriyorlardı duvar aralarına.
Martılar teker teker
Konuyorlardı kilise damlarına.
Herkes gidecek,
Sen ve ben
Kalacaktık:
Yalnız sen,
Yalnız ben-
Sen gitmiştin
Ben de gidecektim.
Yürüdüm.
Kırlangıçlar susmuştu artık
Kıpırtısız duruyordu martılar
Bir son mor bile kalmamıştı
Işıktan.
Sen gitmiştin-
Güneş batmış
Işık yitmişti:
Gittin ben de o zaman.
Acı Bir Anı
SEN KONUŞUYORDUN
Sen konuşuyordun-
O zaman geldim
Iralardan.
Sen oluşuyordun-
O zaman geldim
Yavaşlardan.
...
Derin bir göz bakıyordu
Karalardan-
Sen oluşuyordun.
Iralardan
Yavaşlardan
Geldim o zaman.
Duruyorum burada
Hiç gidemediğim yerde:
Hiç gelmedim ki
Gideyim
Kuruyorum burada
Hiç ölemediğim yerde:
Hiç olmadım ki
Öleyim.
Dümdüz uzandım boşluklarda
Varlık kazandım
Akan
Gündüzde,gecede:
Bitmişliklerde
Oluyorum.
Bomboş yattım yokluklarda
Uzam kattım
Kanayan
Güze,yaza:
Yitmişliklerde
Ölüyorum.
AKAN KAN
Ne çok
Ölü
Düşün var senin.
Kırık
Dökük
Gerçeklerin üşüşünce düşüncene
Ne çok
Canlı
Acın var senin.
...
GEÇİŞ
Zaman uzamasın artık.Her
Ses,her söz
Benden geçmesin.
Uzam yayılmasın artık.Her
Adım,her yüz
Benden geçmesin.
...
BİLE
Beynim yıkılmış bir labirent:
Bütün dehlizleri tıkalı
Bütün tavanları göçük
Bütün duvarları çökük-
İçinde yitilemeyecek bile.
Beynim taşlaşmış bir ağaç:
Bütün dalları çatlak
Bütün yaprakları kırık
Bütün kökleri kömür-
Çürüyüp ölemeyecek bile.
EGO
Ben:
Nerelerden,ne zaman
Ne zamanlardan
Bu yana
Boyuna
Çabalayan.
Ben:
Kimlerden kimlere
Ne acılardan
Bu yana
Boyuna
Çırpınan.
Ben:
Çiçekli baharında gençliğimin
Yüreğim umut dolu
Yürüyen.
Ben:
Çelenkli güzünde geçmişliğimin
Yüreğim hüzün dolu.
Duran.
Neler,kimler-
Çabaladığın,çırpındığın:
Ne zamanlar,ne acılar-
Ben-ben
Dediğin?
YER
Anlamı olmalı bir şeylerin
Bir yerde,yeterince
Ararsan-bir anlamı acının
Bir yeri sevincin.
Devamı olmalı bazı şeylerin
Bir zaman,yeterince
Ararsan-bir devam acıya
Bir zaman sevince.
Yersiz ve süresiz oysa
Bir şeyler
Bir yerde
Bir zaman,biz gidince
Aramadan-bir son acıya
Bir son sevincin.
KAPANAN KAPI
...
Yağmur sesi
Martı uçuşu
Hüzün nefesi.
...
Yine
Kapandı bir kapı
Çarparak:
Cam şıngırtısı
...
KULAK VE GÖZ
...
Yarımay
Aydınlıkta:
Ta orada
Dağılan
Anı.
Unuttun mu
Bulutu?
KALIN ÇİZGİ
...
İçine örülmüş,çizilmiş-
İçinde ölünmüş,yitilmiş.
Söylenmeden kalacak gözlerinde
En kalın çizgin
En sarp kayan
Burada
Örülmüş
Ölünmüşş
Çentik
Yitik.
BEKLEYİŞ
Gökleri tutuştururken güneş
Dinelir bulutların ardında
Ak kırık ay
Bekler dinmesini kızıllıkların
Gelmesini karanlıkların
Camların yangınlarının
Dinmesini
Kızıl yangın
Ak kırık ay.
Diner
Bekler.
RÜZGAR
Bu
Sen misin-
O gece
Bizim olan
Odamızı doldıuran,bizi
Donduran,o gece
Perdelerimizi savuran
Gece biterken
Bitkin,dinip
Bizi bırakan?
Evet:
Sensin
Bu.
DALGALAR
Bulutların gölgeleri
Denizi koyulaştıran
Güneşin parıltıları
Oynaştıran.
YAZILAMAYAN ZAMAN
Her şeyi yazarım da
Zamanı yazamam-
O yazar çünkü
Beni.
...
Halbuki
Sıyırıp düşürmüştür
Tırnağımdaki çürüğü
Parmağımdaki yarayı
Kabuk kabuk
Geçirmiş-
Geçerken,sanki
Çoğalta,çoğalta
Yazarak
Beni:
Özenli
Görkemli.
HYPERION
...
Ah!İnsanın yabanıl yüreğine denk bir yurt yok.
Hölderlin
GEÇİP GİDERKEN ARASORULAR
1.
Nerelerden geçip geldim buraya,
Ne denizlerden,ne çöllerden-
Özlemlerden:
Hep aynıyı yaşayarak.
...
Kimlerden gelip geçtim burada,
Ne benizlerden,ne gözlerden-
Özlemlerden:
Hep ayrıyı yaşayarak.
Hep ayrı.
2.
Hep aynıyı ölerek
Geçip geldim buraya nerelerden-
Hep ayrıyı.
Gelip geçtim burada kimlerden-
Bezginim.
Gezgin
Miydim?
Gelip geçmek
Geçip gitmek
İşim.
Bitkinim,
Yorgun gözlerim,sözlerim-
Ellerim
Bitik.
Yitik
Miyim?
3.
İçim kuru.
Bu mu
Onca uğraşın sonu?
Burada
Nerelerden geçip geldiğim bungunluk,
Kimlerden gelip geçtiğim durgunluk-
Olgunluk
Bu mu?
Oldum mu?
4.
Söze çevirdim her şeyimi.
Kendimi çeviremeden.
Yatıyorum şimdi kaykık-
Artık
Öldüm mü?
5.
Bu muyum
6.
Kim miyim:
Kendini hiç aldatamayan-
Atlatamayan
Kendini hiç
Dağ yollarında,çöl kuyularına.
Hep aynıyı
Hep yaşayan
Hep anlayan
Yaşadığın aynıyı hep.
Özlem
Hüzün
Acı-
Kaçıncı:
Ayrı mı?
7.
Kendini hep koyuveren
Salıveremeden kendini hiç-edemeden
Kimsesiz:
Kendisiz.
Kim?
Hep yeniden
Hep aynı-
Ayrı
Oldum mu
Hic?
Var mıyım?
8.
Var mı
Özlediğim hiç-
Oldu mu
Özlediklerim?
Neredeler?
9.
Özlediklerim:
Yumuşak yakınlıkta dilimin sürçüşü.
Soğuk yükseklikte başımın dönüşü.
Islak esriklikte dizimin çözülüşü.
Kanlı sıcaklıkta sırtımın ağrısı.
Yabancı karanlıkta elimin teri.
Bunlardan beri
İçimin dökülüşü,sancısı
Oldular hep
Özlediklerim.
Hep oldular
Benden beri.
Geri baktığımda,
Uçuk,bulanık
Özlediklerim artık-
İleri baktığımda,
Açık,tanıdık
Özlediğim şimdi.
Şimdi:
İki gecelik bir özlem yüreğimde:
Biri patlayış
Biri inleyiş.
İlerleyiş,gerileyiş.
Nasıl çeviririm bunu söze
Şimdi?
10.
Yorgun gözlerim-
Sözlerim
Suskun.
12.
Varım ben
Kendimden beri.
İleri gittiğimden beri
Hep geçtiklerim geçiyor içimden-
Gelemiyor gittiklerim hiç geri.
Dönüyorum.
Eylül 2013'te kütüphaneye eklenen,Eylül hediyesi düşünülen Oruç Aruoba hissiyatıyla
ORADAYDIK
Sen ve ben.
Oradaydım ben:
Elimde ince sancı.
Oradaydın sen:
Bileğinde ince acı.
Oradaydık:
Bitirdik yazı,güz başladı.
Bir akşamda bitirdik yazı
Rüzgarla.
Bir akşamda başlattık güzü
Soğukla.
Orada
İki akşamda
Rüzgarla,soğukla
Dolaşıp döndük
Başlayamadığımız yerde.
Sen
Yaz biterken
Alnında ince ışıltı
Ilık yaz göklerinin izi yüzünde
Uyuyordun
Orada.
Ben
Güz başlarken
Alnımda ince karaltı
Kara güz bulutlarının izi yüzüme
Uyuyamıyordum
Orada.
Oradaydık:
Bitirdik geceyi,gün başladı.
Bir akşamda bitirdik geceyi
Coşkuyla.
Bir akşamda başlattık günü
Suskuyla.
Orada
İki akşamda
Coşkuyla,suskuyla
Sarsılıp devrildik
Duramadığımız yerde.
Sen
Gece biterken
Gözünde ince ışıltı
Serin gece esintilerinin izi alnında
Uyanıktın
Orada.
Ben
Gün başlarken
Gözümde ince karaltı
Sıcak güneş parıltılarının izi alnımda
Uyanıktım
Orada.
Oradaydık:
Bir akşamda bitirdik sevgiyi
Özlemle.
Bir akşamda başlattık acıyı
Elemle.
Orada
İki akşamda
Özlemle,elemle
Yıkılıp kaldık
Olamadığımız yerde.
Sen
Ben desen
Ben
Sen desem
Ben sen de
Ben de
Sen ben de
Sen de
Ben
Sen
De
Bende sen
Sende ben
De
Sen de
Ben de
Gelip geçici,geçip gidici değil mi
Her şey-horoz ötüşü
Çocuk gülüşü,deniz kıpırtısı:
Her şey-sen ve ben
Gelip geçmedik,geçip gitmiyor muyuz?
Bak:
Uçup gelen beyaz bulut
Pırıldayıp geçen ışık
Yiten akıntı-
Görülmeden
İşitilmeden
Gelip geçen
Geçip giden
Yüzlerimiz,seslerimiz.
Sen ve ben
Yitip giden
Bilinmeden
Yiten.
Gelip geçici,geçip gidici değil
Her şey-sevgi öpüşü
Dinginlik düşü,yürek sızısı:
Her şey-sen ve ben
Geip geçmedik,geçip gitmiyoruz.
...
Sen ve ben
Gelip kalan
Bilerek
Gelen
Kalan.
SEN GELMEYELİ
...
Bu sonsuz ses sürecek,
Sürecek-gelmeyeceksin
(Zonklayan yürek,titrek kalem)
Bu sonsuz ses bitecek,
Bitecek-yazılmayacaksın.
Bu acılı sevgi delecek,
Delecek-ölmeyeceksin.
(Duran yürek,,kırık kalem)
Bu acılı sevgi ölecek,
Ölecek-olmayacaksın.
SEN GİTMİŞSİN
Ben de gidecektim.
Yürüdüm.
Patırtıların üst katına çıktım.
Damlardan ve kubbelerden kurtulup
Batmağa çalışan güneş
Gözlerimi aldı götürdü önce
Sonra battı
Gönderdi gözlerimi geri.
Oturdum.
Kırlangıçlar,hırçın ve arsız
Çığlıklarla uçuyor
Hızla yiten ışıktan daha hızlı
Yuvalarını arıyorlardı.
Martılar,yuvasız ve sessiz
Yükseklerde,kıpırtısız süzülüyor
Geciktirmeğe çalışıyorlardı
Işığın yitişini.
Ama ışık yitecekti-
Sen gitmiştin,
Ben de gidecektim.
Herkes gidiyordu:
Gürültülü,yavaş
Koşarak,sessiz
Aceleci,dingin.
Oturduğum yerde
Bir yeni devinim oluştu içimde,
Bir düşünce parıldayıp gitti içimden,
Geldi yeniden geri-
Sensin yapıtım benim,
Yapıtım benim,
Sen:
Sen olacaksın artık hep içimde,
Hep içinde yaptıklarımın-
Sen olacaksın artık hep içimde,
Hep içinde yazdıklarımın.
Kalktım.
İndim patırtıların alt katına:
Işık yitecekti
Sen gitmiştin
Ben de gidecektim.
Yürüdüm.
Kırlangıçlar,birer ikişer
Giriyorlardı duvar aralarına.
Martılar teker teker
Konuyorlardı kilise damlarına.
Herkes gidecek,
Sen ve ben
Kalacaktık:
Yalnız sen,
Yalnız ben-
Sen gitmiştin
Ben de gidecektim.
Yürüdüm.
Kırlangıçlar susmuştu artık
Kıpırtısız duruyordu martılar
Bir son mor bile kalmamıştı
Işıktan.
Sen gitmiştin-
Güneş batmış
Işık yitmişti:
Gittin ben de o zaman.
Acı Bir Anı
SEN KONUŞUYORDUN
Sen konuşuyordun-
O zaman geldim
Iralardan.
Sen oluşuyordun-
O zaman geldim
Yavaşlardan.
...
Derin bir göz bakıyordu
Karalardan-
Sen oluşuyordun.
Iralardan
Yavaşlardan
Geldim o zaman.
Duruyorum burada
Hiç gidemediğim yerde:
Hiç gelmedim ki
Gideyim
Kuruyorum burada
Hiç ölemediğim yerde:
Hiç olmadım ki
Öleyim.
Dümdüz uzandım boşluklarda
Varlık kazandım
Akan
Gündüzde,gecede:
Bitmişliklerde
Oluyorum.
Bomboş yattım yokluklarda
Uzam kattım
Kanayan
Güze,yaza:
Yitmişliklerde
Ölüyorum.
AKAN KAN
Ne çok
Ölü
Düşün var senin.
Kırık
Dökük
Gerçeklerin üşüşünce düşüncene
Ne çok
Canlı
Acın var senin.
...
GEÇİŞ
Zaman uzamasın artık.Her
Ses,her söz
Benden geçmesin.
Uzam yayılmasın artık.Her
Adım,her yüz
Benden geçmesin.
...
BİLE
Beynim yıkılmış bir labirent:
Bütün dehlizleri tıkalı
Bütün tavanları göçük
Bütün duvarları çökük-
İçinde yitilemeyecek bile.
Beynim taşlaşmış bir ağaç:
Bütün dalları çatlak
Bütün yaprakları kırık
Bütün kökleri kömür-
Çürüyüp ölemeyecek bile.
EGO
Ben:
Nerelerden,ne zaman
Ne zamanlardan
Bu yana
Boyuna
Çabalayan.
Ben:
Kimlerden kimlere
Ne acılardan
Bu yana
Boyuna
Çırpınan.
Ben:
Çiçekli baharında gençliğimin
Yüreğim umut dolu
Yürüyen.
Ben:
Çelenkli güzünde geçmişliğimin
Yüreğim hüzün dolu.
Duran.
Neler,kimler-
Çabaladığın,çırpındığın:
Ne zamanlar,ne acılar-
Ben-ben
Dediğin?
YER
Anlamı olmalı bir şeylerin
Bir yerde,yeterince
Ararsan-bir anlamı acının
Bir yeri sevincin.
Devamı olmalı bazı şeylerin
Bir zaman,yeterince
Ararsan-bir devam acıya
Bir zaman sevince.
Yersiz ve süresiz oysa
Bir şeyler
Bir yerde
Bir zaman,biz gidince
Aramadan-bir son acıya
Bir son sevincin.
KAPANAN KAPI
...
Yağmur sesi
Martı uçuşu
Hüzün nefesi.
...
Yine
Kapandı bir kapı
Çarparak:
Cam şıngırtısı
...
KULAK VE GÖZ
...
Yarımay
Aydınlıkta:
Ta orada
Dağılan
Anı.
Unuttun mu
Bulutu?
KALIN ÇİZGİ
...
İçine örülmüş,çizilmiş-
İçinde ölünmüş,yitilmiş.
Söylenmeden kalacak gözlerinde
En kalın çizgin
En sarp kayan
Burada
Örülmüş
Ölünmüşş
Çentik
Yitik.
BEKLEYİŞ
Gökleri tutuştururken güneş
Dinelir bulutların ardında
Ak kırık ay
Bekler dinmesini kızıllıkların
Gelmesini karanlıkların
Camların yangınlarının
Dinmesini
Kızıl yangın
Ak kırık ay.
Diner
Bekler.
RÜZGAR
Bu
Sen misin-
O gece
Bizim olan
Odamızı doldıuran,bizi
Donduran,o gece
Perdelerimizi savuran
Gece biterken
Bitkin,dinip
Bizi bırakan?
Evet:
Sensin
Bu.
DALGALAR
Bulutların gölgeleri
Denizi koyulaştıran
Güneşin parıltıları
Oynaştıran.
YAZILAMAYAN ZAMAN
Her şeyi yazarım da
Zamanı yazamam-
O yazar çünkü
Beni.
...
Halbuki
Sıyırıp düşürmüştür
Tırnağımdaki çürüğü
Parmağımdaki yarayı
Kabuk kabuk
Geçirmiş-
Geçerken,sanki
Çoğalta,çoğalta
Yazarak
Beni:
Özenli
Görkemli.
HYPERION
...
Ah!İnsanın yabanıl yüreğine denk bir yurt yok.
Hölderlin
GEÇİP GİDERKEN ARASORULAR
1.
Nerelerden geçip geldim buraya,
Ne denizlerden,ne çöllerden-
Özlemlerden:
Hep aynıyı yaşayarak.
...
Kimlerden gelip geçtim burada,
Ne benizlerden,ne gözlerden-
Özlemlerden:
Hep ayrıyı yaşayarak.
Hep ayrı.
2.
Hep aynıyı ölerek
Geçip geldim buraya nerelerden-
Hep ayrıyı.
Gelip geçtim burada kimlerden-
Bezginim.
Gezgin
Miydim?
Gelip geçmek
Geçip gitmek
İşim.
Bitkinim,
Yorgun gözlerim,sözlerim-
Ellerim
Bitik.
Yitik
Miyim?
3.
İçim kuru.
Bu mu
Onca uğraşın sonu?
Burada
Nerelerden geçip geldiğim bungunluk,
Kimlerden gelip geçtiğim durgunluk-
Olgunluk
Bu mu?
Oldum mu?
4.
Söze çevirdim her şeyimi.
Kendimi çeviremeden.
Yatıyorum şimdi kaykık-
Artık
Öldüm mü?
5.
Bu muyum
6.
Kim miyim:
Kendini hiç aldatamayan-
Atlatamayan
Kendini hiç
Dağ yollarında,çöl kuyularına.
Hep aynıyı
Hep yaşayan
Hep anlayan
Yaşadığın aynıyı hep.
Özlem
Hüzün
Acı-
Kaçıncı:
Ayrı mı?
7.
Kendini hep koyuveren
Salıveremeden kendini hiç-edemeden
Kimsesiz:
Kendisiz.
Kim?
Hep yeniden
Hep aynı-
Ayrı
Oldum mu
Hic?
Var mıyım?
8.
Var mı
Özlediğim hiç-
Oldu mu
Özlediklerim?
Neredeler?
9.
Özlediklerim:
Yumuşak yakınlıkta dilimin sürçüşü.
Soğuk yükseklikte başımın dönüşü.
Islak esriklikte dizimin çözülüşü.
Kanlı sıcaklıkta sırtımın ağrısı.
Yabancı karanlıkta elimin teri.
Bunlardan beri
İçimin dökülüşü,sancısı
Oldular hep
Özlediklerim.
Hep oldular
Benden beri.
Geri baktığımda,
Uçuk,bulanık
Özlediklerim artık-
İleri baktığımda,
Açık,tanıdık
Özlediğim şimdi.
Şimdi:
İki gecelik bir özlem yüreğimde:
Biri patlayış
Biri inleyiş.
İlerleyiş,gerileyiş.
Nasıl çeviririm bunu söze
Şimdi?
10.
Yorgun gözlerim-
Sözlerim
Suskun.
12.
Varım ben
Kendimden beri.
İleri gittiğimden beri
Hep geçtiklerim geçiyor içimden-
Gelemiyor gittiklerim hiç geri.
Dönüyorum.
Eylül 2013'te kütüphaneye eklenen,Eylül hediyesi düşünülen Oruç Aruoba hissiyatıyla
Thursday, October 10, 2013
Uykuda Bir Gece
çocuklar,yeşeren dizesi ayakta duramıyor
bana müsade
ki müsade edemiyorum
bir ahtapot beynim
şiştim müjgan
yine
çok rica edeceğim
böyle konuşmayınız
nasıl konuşayım
şiştim müjgan
yine
çok rica edeceğim
böyle konuşmayınız
nasıl konuşayım
bonne nuit
mi acaba?
kimlere kimlere
yatak geel geel diyor
beynim kontağı kapamadı
ama
bedenim çok şükür
yatakta.
Wednesday, October 9, 2013
Kiraz Çiçeği
Gençtim be çocuklar,gençtim.
Bir gün oluyor,uyanıyorum ki her yer mor,
Hiç sevmem mor rengi...
Bir gün oluyor,uyanamıyorum bile,
Sırt yatak döşek yatmış.
Bir gün,havada güneş yok ama
Gözlerim yanıyor,kısıyorum.
Bir gün cayır cayır,
Bir gün bir zehir akıyor akıyor yine doluyor.
Bir gün yara bere,kırık dökük.
Bir gün odalar yerlerde,peşlerinde ben,
Tane tane,topluyor,yerlerine kaldırıyorum.
Bir gün,konuşamıyorum.
Bir gün ağlayamıyorum.
Bir gün bağıramıyorum.
Bir gün gülemiyorum
Bile.
https://www.youtube.com/watch?v=B8ksH8ZUru4#t=14
Bir gün oluyor,uyanıyorum ki her yer mor,
Hiç sevmem mor rengi...
Bir gün oluyor,uyanamıyorum bile,
Sırt yatak döşek yatmış.
Bir gün,havada güneş yok ama
Gözlerim yanıyor,kısıyorum.
Bir gün cayır cayır,
Bir gün bir zehir akıyor akıyor yine doluyor.
Bir gün yara bere,kırık dökük.
Bir gün odalar yerlerde,peşlerinde ben,
Tane tane,topluyor,yerlerine kaldırıyorum.
Bir gün,konuşamıyorum.
Bir gün ağlayamıyorum.
Bir gün bağıramıyorum.
Bir gün gülemiyorum
Bile.
https://www.youtube.com/watch?v=B8ksH8ZUru4#t=14
Saturday, October 5, 2013
Transandantal
Siz bunları bilmezsiniz;
Kalbim damarların arasından çıkıp,
Yere düşüp
Kırılacak,
Sonra da kırılanları yine toplamak
Bana kalacak diye
Gitmediğim bale gösterileri var benim.
Ama siz devam edin,
Büyüyor,okuyor,
Sonra çalışacak,evlenecek demeye,
Böyle görmeye.
Siz bunları bilmezsiniz,
Aklım her bir odanın konuşmasından,
Kendi kendini yiyecek ve
Kalbe yüklenecek diye
Kaçtığım,
Bir o kadar koştuğum,
Her bir metrekaresini öptüğüm,
Kokladığım sahneler var benim.
Ama siz boşverin.
Ben kendime anlatıp,
Kendimi iyileştirmeye çalışıp,
Kendi kendime söylüyorum;
Büyüyorum,yirmiüç koca yıl büyüdüm
ve sanki ben ödüyorum tüm eşitsizliklerin,
tüm 'hayat'seçimlerinin bedelini.
Sanki hiç kimselerin kullanmadigi bir gün kalmis bana,*
Yirmiüç yılın her bir günleri.
*Edip Censever,Bilmez Miyim Hiç
Kalbim damarların arasından çıkıp,
Yere düşüp
Kırılacak,
Sonra da kırılanları yine toplamak
Bana kalacak diye
Gitmediğim bale gösterileri var benim.
Ama siz devam edin,
Büyüyor,okuyor,
Sonra çalışacak,evlenecek demeye,
Böyle görmeye.
Siz bunları bilmezsiniz,
Aklım her bir odanın konuşmasından,
Kendi kendini yiyecek ve
Kalbe yüklenecek diye
Kaçtığım,
Bir o kadar koştuğum,
Her bir metrekaresini öptüğüm,
Kokladığım sahneler var benim.
Ama siz boşverin.
Ben kendime anlatıp,
Kendimi iyileştirmeye çalışıp,
Kendi kendime söylüyorum;
Büyüyorum,yirmiüç koca yıl büyüdüm
ve sanki ben ödüyorum tüm eşitsizliklerin,
tüm 'hayat'seçimlerinin bedelini.
Sanki hiç kimselerin kullanmadigi bir gün kalmis bana,*
Yirmiüç yılın her bir günleri.
*Edip Censever,Bilmez Miyim Hiç
Börülce
Milano'da herkes uyuyor şimdi
Çok acaip eğlenilen bir gecenin ufkundan dönüp geldik
Eve vardık şükür
Bir ben miyim deli
Çıkıp camlara bağıracağım şimdi;
Kadehleri vuracağım,
Tabakları balkondan atacağım,
Ah güzel İstanbul falan diyeceğim
Sonra,dertler benim olacak,
Carabinieri de açacağım gözleri,
Mavi lacivertli abiler soracaklar neden bağırıyorsun diye
Biz de böyledir diyeceğim,
Hiç anlamayacaklar
Burada seksen yaşında moruklar var,
Akşam bile kahve içip hala tak diye gitmeyen
Aman yavrucum.
Yani,
Burada sana akşam fasıl eşlik etmez,
Bir ambulans sesi olur,
Bir italyan ailenin atarlı anne veya baba figürü olur,
Sarhoş ve cıvık bıçkın italyan genç naraları olur.
Burada racon bu,
Ona göre takıl,
Gözünü seveyim.
http://www.youtube.com/watch?v=aRwuDdqbAzk
Çok acaip eğlenilen bir gecenin ufkundan dönüp geldik
Eve vardık şükür
Bir ben miyim deli
Çıkıp camlara bağıracağım şimdi;
Kadehleri vuracağım,
Tabakları balkondan atacağım,
Ah güzel İstanbul falan diyeceğim
Sonra,dertler benim olacak,
Carabinieri de açacağım gözleri,
Mavi lacivertli abiler soracaklar neden bağırıyorsun diye
Biz de böyledir diyeceğim,
Hiç anlamayacaklar
Burada seksen yaşında moruklar var,
Akşam bile kahve içip hala tak diye gitmeyen
Aman yavrucum.
Yani,
Burada sana akşam fasıl eşlik etmez,
Bir ambulans sesi olur,
Bir italyan ailenin atarlı anne veya baba figürü olur,
Sarhoş ve cıvık bıçkın italyan genç naraları olur.
Burada racon bu,
Ona göre takıl,
Gözünü seveyim.
http://www.youtube.com/watch?v=aRwuDdqbAzk
Mihrabım Diyerek
Saki doldur
Kadehleri vurup
pencerelerden bağırma saatim geldi.
bir kere saki,
meyhane dediğin tepede olacak,
Galata gibi,
böyle İstanbul'u görecek her bir gözü
ve
denize bakacak
ve
adada olacak
yoksa o kadehler,
ellerde paramparça olur.
Kadehleri vurup
pencerelerden bağırma saatim geldi.
bir kere saki,
meyhane dediğin tepede olacak,
Galata gibi,
böyle İstanbul'u görecek her bir gözü
ve
denize bakacak
ve
adada olacak
yoksa o kadehler,
ellerde paramparça olur.
Monday, September 30, 2013
Kavuşma
Ekim'den bir aldım,
Yarım kaldım.
Hava soğudu hemen,
Beklemeden.
Üşümeye başladım otonom
Yapraklardan uzağım.
İçimde sanki bir Yunan veya Roma tanrısı bağırıyor;
Bir savaş var ama,kestiremiyorum
Kim kaçıyor,kim kazanıyor,kim kaybediyor,
İçimde sanki bir dünya hem kurulup hem yıkılıyor.
Şiire düştüm yine,görüyor musun,
İçim hem yaşıyor hem ölüyor.
İç dediğin;
Sonbahardan kışa ani geçerken,
Hem aklın hem kalbin.
Bedense,arada yontunan bir taş
Zamanla aynı tarafa bakan,
Hem yoran,hem yorulup kendini unutmaya bırakan.
Yarım kaldım.
Hava soğudu hemen,
Beklemeden.
Üşümeye başladım otonom
Yapraklardan uzağım.
İçimde sanki bir Yunan veya Roma tanrısı bağırıyor;
Bir savaş var ama,kestiremiyorum
Kim kaçıyor,kim kazanıyor,kim kaybediyor,
İçimde sanki bir dünya hem kurulup hem yıkılıyor.
Şiire düştüm yine,görüyor musun,
İçim hem yaşıyor hem ölüyor.
İç dediğin;
Sonbahardan kışa ani geçerken,
Hem aklın hem kalbin.
Bedense,arada yontunan bir taş
Zamanla aynı tarafa bakan,
Hem yoran,hem yorulup kendini unutmaya bırakan.
Sunday, September 29, 2013
Raté
yalnız,
bir ordudur kendi çölünde;
sonsuz savaşlarında,
hep yenen kendi ordusunu.*
*Özdemir Asaf'ın Yalnızın Durumları şiirinden beşinci dize.
Saturday, September 28, 2013
Göğüs Üzeri Manda Oturuşları
Ne yapmalı?
Bu mandalar hiç gitmiyor bazen,bazen öyle oluyor ki hiç gitmiyor.
Ölüm nasıl bir şey?
İnsan,kendi ölümünden korkmaz,kendi ölümüne üzülmez,üzülemez.
Ama neden ölüme ağlıyoruz,üzülüyoruz,onu bazen uzun bir yankı gibi duyuyoruz,bazen ensemize,elimize,gözlerimize yapışık?
Var olmak böyle ağır bir külfet işte,onu biliyoruz.
Var olmayı biliyorsam,ölümü de bilmeliyim çünkü,var olmayı bilmek bunu gerektirir.
Ölümü sadece tanımlıyoruz,bir bilgi gibi biliyoruz.
O zaman var olmayı da bilmiyoruz.
ve o zaman var olan her esna,aslında yok olmaktır da.
Bu mandalar hiç gitmiyor bazen,bazen öyle oluyor ki hiç gitmiyor.
Ölüm nasıl bir şey?
İnsan,kendi ölümünden korkmaz,kendi ölümüne üzülmez,üzülemez.
Ama neden ölüme ağlıyoruz,üzülüyoruz,onu bazen uzun bir yankı gibi duyuyoruz,bazen ensemize,elimize,gözlerimize yapışık?
Var olmak böyle ağır bir külfet işte,onu biliyoruz.
Var olmayı biliyorsam,ölümü de bilmeliyim çünkü,var olmayı bilmek bunu gerektirir.
Ölümü sadece tanımlıyoruz,bir bilgi gibi biliyoruz.
O zaman var olmayı da bilmiyoruz.
ve o zaman var olan her esna,aslında yok olmaktır da.
Friday, September 27, 2013
Eylül
Tam bir buçuk ay önce,14 Ağustos 2013'te,İstinye-Çengelköy vapurunda,fakat bu ses diyerek arkamı bir dönmüştüm ki,Tuncel Kurtiz eşiyle oturuyor.
Kendisine ayrıca,bir pazar günü İtalya'da da rastladım,21 Temmuz 2013'ta Rai5'de A Cavallo Della Tigre filminde.O gün,bir ayrı heyecanlandım,Milan'dayım ve televizyonda Tuncel Kurtiz var...
Bak görüyor musun,daha dün akşam içimi oyuşuma kızmış,kendi kendime ya insanlar nasıl ölüyor falan diye soruyordum,aklımın yine almayacağı tutmuş bir geceydi.
Sonra uyudum.
Tabii yeni bir sabaha uyandım.
Hatta uyanıp buradaki kapıcının şişe çöpü bidonlarını langur lungur çekmesine sövdüm.
Biraz daha uyudum.
Gözümü açınca da bu haberi aldım.
Bunu da kaydet unutma Eylül.
ve sevgili Tuncel Kurtiz bir Eylül oldu.
Eylül’dü,
Dalından kopan yaprakların,
Sararan yanlarına yazdım adını;
Sahte bir gülüşten ibarettin oysa,
Ve hiç bilmedin ellerimin soğuğunu.
Eylül’dü,
Di’li geçmiş bir zamandı yaşadığımız,
Adımlarımızın kısalığı bundandı,
Bundandı gözlerimin durgunluğu.
Sarı sıcak cümlelerde sözün kadar yalan,
Ellerin kadar ıssız,
Sen kadar zamansız molalar veriyordum
Ve çocuksu bir bencillikti hüznümüz.
Eylül’dü,
İzlerini çizdiği zaman ansızın gidişin,
Şimdi yoktu bir anlamı suskunluğun.
Çırılçıplak kalakaldım sessizliğinin orta yerinde.
Sonra sesime yankı vermeyen uçurumlar kıyısında yürüdüm bir zaman
En çok sesini aradım.
Gözlerinse asılı bıraktığın yerdeydiler hâlâ.
Gözlerini sildi zaman..
Dedim ya... Eylül’dü.
Savruluşu bundandı kimsesizliğimizin.
Kendisine ayrıca,bir pazar günü İtalya'da da rastladım,21 Temmuz 2013'ta Rai5'de A Cavallo Della Tigre filminde.O gün,bir ayrı heyecanlandım,Milan'dayım ve televizyonda Tuncel Kurtiz var...
Bak görüyor musun,daha dün akşam içimi oyuşuma kızmış,kendi kendime ya insanlar nasıl ölüyor falan diye soruyordum,aklımın yine almayacağı tutmuş bir geceydi.
Sonra uyudum.
Tabii yeni bir sabaha uyandım.
Hatta uyanıp buradaki kapıcının şişe çöpü bidonlarını langur lungur çekmesine sövdüm.
Biraz daha uyudum.
Gözümü açınca da bu haberi aldım.
Bunu da kaydet unutma Eylül.
ve sevgili Tuncel Kurtiz bir Eylül oldu.
Eylül’dü,
Dalından kopan yaprakların,
Sararan yanlarına yazdım adını;
Sahte bir gülüşten ibarettin oysa,
Ve hiç bilmedin ellerimin soğuğunu.
Eylül’dü,
Di’li geçmiş bir zamandı yaşadığımız,
Adımlarımızın kısalığı bundandı,
Bundandı gözlerimin durgunluğu.
Sarı sıcak cümlelerde sözün kadar yalan,
Ellerin kadar ıssız,
Sen kadar zamansız molalar veriyordum
Ve çocuksu bir bencillikti hüznümüz.
Eylül’dü,
İzlerini çizdiği zaman ansızın gidişin,
Şimdi yoktu bir anlamı suskunluğun.
Çırılçıplak kalakaldım sessizliğinin orta yerinde.
Sonra sesime yankı vermeyen uçurumlar kıyısında yürüdüm bir zaman
En çok sesini aradım.
Gözlerinse asılı bıraktığın yerdeydiler hâlâ.
Gözlerini sildi zaman..
Dedim ya... Eylül’dü.
Savruluşu bundandı kimsesizliğimizin.
Labels:
A Cavallo Della Tigre,
Cemal Süreyya,
Tuncel Kurtiz
Moments Musicaux IV
Herkes kendi işine baksın,başkasının işinden sanane sanane ah yavrum sanane
Böyle tavırlı teyzelere hiç denk geldiniz mi?
Bu cümleyi kurduktan sonra bir de yarım saat tek kaş havada hafif kırkbeş dereceden bir bakar...
Ya öyle tabii ama,bir amadan dolayı bırakılmıyor hemen,çizmeye,politika ve şehir konuları okumaya devam ediyorum ve tam o anda bedenimle aklım ayrı düşüyor;ayaklarım okula giderken aklım bir film karesinde koşuyor;bazen de aklım okulda olabiliyor.neyse ki.ama bedenim orada olmuyor bu sefer,kalkmış plié falan yapıyor.
of Müjgan.
Ne düşünüyorum bu ara biliyor musun?
Çok sigara içtiğimi.
Ben kırklı yaşlarından korkan,ellisini kaygıyla yaşayan bir insanım.
Otuz desen hiç çekemeyeceğim,yirmi dokuza kadar fena olmaz yetiştirsem varlığımı.
Ben kırklı yaşlarındaki bir annenin hastalığını,ellilerindeki bir babamın yorgunluğunu;
Gözlerinde,sırtında taşıyan taşımakla da kalmayıp bunlardan oluşmuş olan bir insanım.
Bir anım.
Tek bir kelime 'Git'in ağırlığını her zaman boynumda bir inci kolye gibi taşıyor olan ve taşıyacak bir insanım.
Bu ağırlığa,bu kabullenişe maruz kalmanın nehirlerini bastırmaya çalışan bir insanım.
Şimdiki zamanda,geldiğim noktaya bazen çok şaşıran,bazen uyusam dahi yorgunlukla uyanan bir insanım.
'Bırak soğusun parçaların,tekrar bitiştiğinde,başka bir şey olacaksın'*
Bugün oturdum,mis gibi içimi oydum.
Ne o fok balıklarını öldürüyorlar ya,onun için.
Sadece fok da değil,saymakla bitmez,bunun yılanı,köpek balığı,köpeği,kuşu,kuruyan toprağı,otu,püsürü,sakatı,hastası,insanı var.
Ay ne iyi insan canııım.
Dünya diyorlar,
Ekosistem diyorlar,
Aslan zebrayı yemesin mi diyorlar,bir döngü diyorlar.
Ben de Dünya'da bulundum elbet ve geldiğim gün bilmiyordum bunları.
Bunu zarif bir düğümle sonuçlandıracağım:
Ama geldim ve sevdim.
Hepsi bu.
Dur sayın kefal atlama hemen,elbette Dünyayı sevdiğimi söylemiyorum.
Yaşamak tralalala,Dünya dönüyor of aman ne güzel...
Hayatımın en mutlu günlerinde bile bunu söylemediğime de şimdi yazarken düştüm.
Ekosistemine başlarım,diyor insan.Bu cüreti gösterebiliyor.
İnsan nasıl bir şeyden oluşuyor
Cevabı sorusunun içinde olan sorular sormayınız,çok rica edeceğim sayın Dünya.
*Birhan Keskin'e ait bir dize.
Böyle tavırlı teyzelere hiç denk geldiniz mi?
Bu cümleyi kurduktan sonra bir de yarım saat tek kaş havada hafif kırkbeş dereceden bir bakar...
Ya öyle tabii ama,bir amadan dolayı bırakılmıyor hemen,çizmeye,politika ve şehir konuları okumaya devam ediyorum ve tam o anda bedenimle aklım ayrı düşüyor;ayaklarım okula giderken aklım bir film karesinde koşuyor;bazen de aklım okulda olabiliyor.neyse ki.ama bedenim orada olmuyor bu sefer,kalkmış plié falan yapıyor.
of Müjgan.
Ne düşünüyorum bu ara biliyor musun?
Çok sigara içtiğimi.
Ben kırklı yaşlarından korkan,ellisini kaygıyla yaşayan bir insanım.
Otuz desen hiç çekemeyeceğim,yirmi dokuza kadar fena olmaz yetiştirsem varlığımı.
Ben kırklı yaşlarındaki bir annenin hastalığını,ellilerindeki bir babamın yorgunluğunu;
Gözlerinde,sırtında taşıyan taşımakla da kalmayıp bunlardan oluşmuş olan bir insanım.
Bir anım.
Tek bir kelime 'Git'in ağırlığını her zaman boynumda bir inci kolye gibi taşıyor olan ve taşıyacak bir insanım.
Bu ağırlığa,bu kabullenişe maruz kalmanın nehirlerini bastırmaya çalışan bir insanım.
Şimdiki zamanda,geldiğim noktaya bazen çok şaşıran,bazen uyusam dahi yorgunlukla uyanan bir insanım.
'Bırak soğusun parçaların,tekrar bitiştiğinde,başka bir şey olacaksın'*
Bugün oturdum,mis gibi içimi oydum.
Ne o fok balıklarını öldürüyorlar ya,onun için.
Sadece fok da değil,saymakla bitmez,bunun yılanı,köpek balığı,köpeği,kuşu,kuruyan toprağı,otu,püsürü,sakatı,hastası,insanı var.
Ay ne iyi insan canııım.
Dünya diyorlar,
Ekosistem diyorlar,
Aslan zebrayı yemesin mi diyorlar,bir döngü diyorlar.
Ben de Dünya'da bulundum elbet ve geldiğim gün bilmiyordum bunları.
Bunu zarif bir düğümle sonuçlandıracağım:
Ama geldim ve sevdim.
Hepsi bu.
Dur sayın kefal atlama hemen,elbette Dünyayı sevdiğimi söylemiyorum.
Yaşamak tralalala,Dünya dönüyor of aman ne güzel...
Hayatımın en mutlu günlerinde bile bunu söylemediğime de şimdi yazarken düştüm.
Ekosistemine başlarım,diyor insan.Bu cüreti gösterebiliyor.
İnsan nasıl bir şeyden oluşuyor
Cevabı sorusunun içinde olan sorular sormayınız,çok rica edeceğim sayın Dünya.
*Birhan Keskin'e ait bir dize.
Thursday, September 26, 2013
Ekim oldu mu gideceğim,
Kavafis söyleye dursun;başka bir deniz bulamazsın diye.
Bulamam elbet Kavafisciğim,pek tabii bulamam.
Lakin,hatrında mı
Cahit Zarifoğlunun zarifçe dile getirdiği:
''Ah kardeşler,gönlümün yükünü kaldıramıyorum''
Sen de haklısın efendim,gideceğim deyince,
Sanki bir tavır var sözlerimde
Vallahi yok,
Ayrıca vallahi çok ağır olan bir şey de yok.
Çünkü zaten olmuş,binmiş,o olmuşum,çünkü zaman denilen bu mevhum;
İşlemiş tüm bu olan biteni ve sonra ağırlık demişiz.
Yani Kavafis,bu aynı,rakı masasında dertlenip susmaya benziyor.
Ağır olan tam da işte bu.
Masada yetmişliği tek başına devirmiş de kalkamıyormuşcasına,
Kelimeler,işlenenler
Dile gelmiyor.
Gönlümün yükü cümlesi ağırlığından sanırsın ki,
Masada oturdum ağladım ağladım,şarkıları söyledim söyledim...
Yok efendim.
Çok güzel susuyorsun.
Zaten susmuş olduğunu da,eve gelince anlıyorsun.
O anı yaşamışsın öylece.
Bir de tutturmuşum gideceğim de gideceğim
Nereye gideceğim?
Boşver;gidip gidip gelmelerim meşhurdur.
Velhasıl ben başka bir deniz bulamam,aramıyorum da,
Ama şimdi anla,Ekim oldu mu ki Ekimden başlayarak yıl,
Nehirler akar ben de oturur dalarım,
Dağlar durur ben de bakar dururum.
Kavafis söyleye dursun;başka bir deniz bulamazsın diye.
Bulamam elbet Kavafisciğim,pek tabii bulamam.
Lakin,hatrında mı
Cahit Zarifoğlunun zarifçe dile getirdiği:
''Ah kardeşler,gönlümün yükünü kaldıramıyorum''
Sen de haklısın efendim,gideceğim deyince,
Sanki bir tavır var sözlerimde
Vallahi yok,
Ayrıca vallahi çok ağır olan bir şey de yok.
Çünkü zaten olmuş,binmiş,o olmuşum,çünkü zaman denilen bu mevhum;
İşlemiş tüm bu olan biteni ve sonra ağırlık demişiz.
Yani Kavafis,bu aynı,rakı masasında dertlenip susmaya benziyor.
Ağır olan tam da işte bu.
Masada yetmişliği tek başına devirmiş de kalkamıyormuşcasına,
Kelimeler,işlenenler
Dile gelmiyor.
Gönlümün yükü cümlesi ağırlığından sanırsın ki,
Masada oturdum ağladım ağladım,şarkıları söyledim söyledim...
Yok efendim.
Çok güzel susuyorsun.
Zaten susmuş olduğunu da,eve gelince anlıyorsun.
O anı yaşamışsın öylece.
Bir de tutturmuşum gideceğim de gideceğim
Nereye gideceğim?
Boşver;gidip gidip gelmelerim meşhurdur.
Velhasıl ben başka bir deniz bulamam,aramıyorum da,
Ama şimdi anla,Ekim oldu mu ki Ekimden başlayarak yıl,
Nehirler akar ben de oturur dalarım,
Dağlar durur ben de bakar dururum.
Wednesday, September 25, 2013
Preisner
Nasıl gülünüyordu?
o anlamda değil yani,
Yani çok mutsuzum nasıl gülünüyordu değil,
Nasıl gülünüyordu sadece?
Çok istersen o anlamda da olur ama önce şuna bir varalım.
Neye gülünüyordu?
Gülmek,nasıl ağlamanın bir karşıtıydı?
Ağlamak neydi ki gülmek doğmuştu?
Tersi de olur,sonuçta her gün ölmek için olmuyor,doğmuyor mu?
Doğduğun andan itibaren ölmeye de başlıyorsun ya*
*'Dünyaya geldiğimiz gün bir yandan yaşamaya, bir yandan ölmeye başlarız.'dır aslı ve Montaigne söylemiş,Ara Güler de aynı varıma varmıştır.
o anlamda değil yani,
Yani çok mutsuzum nasıl gülünüyordu değil,
Nasıl gülünüyordu sadece?
Çok istersen o anlamda da olur ama önce şuna bir varalım.
Neye gülünüyordu?
Gülmek,nasıl ağlamanın bir karşıtıydı?
Ağlamak neydi ki gülmek doğmuştu?
Tersi de olur,sonuçta her gün ölmek için olmuyor,doğmuyor mu?
Doğduğun andan itibaren ölmeye de başlıyorsun ya*
*'Dünyaya geldiğimiz gün bir yandan yaşamaya, bir yandan ölmeye başlarız.'dır aslı ve Montaigne söylemiş,Ara Güler de aynı varıma varmıştır.
Thursday, September 19, 2013
Karaköy'de Çay İçmeden Gidince
Beş dakikada bir motorunun acelesine inat
Biniyorum meçhule
Ardımda martılar telaş
Bırakıp gitmek var
Şimdi seni yarim
Dört yan ezan
Vapur vapur boğaz
Sesim binlerce binlerce
Gözüm bugün
Gözlerin İstanbul İstanbul
Gözlerin bugün
Gözlerin istanbul İstanbul
Yüzün bugün
Beş dakikada bir motorunun acelesine inat
Biniyorum meçhule
Ardımda martılar telaş
Bırakıp gitmek var
Şimdi seni yarim
Dört yan ezan
Vapur vapur boğaz
Gözlerin bu kadar mı
Bu kadar mı iki hüzün?
Ellerin İstanbul İstanbul
Ellerin bugün
Ellerin İstanbul İstanbul
Hüzün bugün
Birsen Tezer
Biniyorum meçhule
Ardımda martılar telaş
Bırakıp gitmek var
Şimdi seni yarim
Dört yan ezan
Vapur vapur boğaz
Sesim binlerce binlerce
Gözüm bugün
Gözlerin İstanbul İstanbul
Gözlerin bugün
Gözlerin istanbul İstanbul
Yüzün bugün
Beş dakikada bir motorunun acelesine inat
Biniyorum meçhule
Ardımda martılar telaş
Bırakıp gitmek var
Şimdi seni yarim
Dört yan ezan
Vapur vapur boğaz
Gözlerin bu kadar mı
Bu kadar mı iki hüzün?
Ellerin İstanbul İstanbul
Ellerin bugün
Ellerin İstanbul İstanbul
Hüzün bugün
Birsen Tezer
Dönence*
Seni düşününce
Beynimde bir 45'lik kaset yalnızlığı infilak eder
İçimde trenler tanklar ve Hitler'in aklına gelebilecek
Tüm II.Dünya Savaşı ıvır zıvırları sırayla geçer.
Kendimi kirası gecikmiş bir gecekonduda
Yuva dağıtan olaylar zincirinde bulurum.
Göğsümde saçma sapan bir akarsu kaynağı
Saçma sapan bir nedenden dolayı kan oluverir.
...
Seni düşününce kalabalıklaşır her şey.
Yalnızlık kıvrılıverir kaburgama
Omurgamda bir gramofon stop der.
Karanlıkta bir sigara daha yakılır
Yalnızlık çekimli bir eyleme dönüşür
Kovanda vızıldayan bir arı gibi
Beynimde kalabalıklaşır.
Hakan Şahin
Beynimde bir 45'lik kaset yalnızlığı infilak eder
İçimde trenler tanklar ve Hitler'in aklına gelebilecek
Tüm II.Dünya Savaşı ıvır zıvırları sırayla geçer.
Kendimi kirası gecikmiş bir gecekonduda
Yuva dağıtan olaylar zincirinde bulurum.
Göğsümde saçma sapan bir akarsu kaynağı
Saçma sapan bir nedenden dolayı kan oluverir.
...
Seni düşününce kalabalıklaşır her şey.
Yalnızlık kıvrılıverir kaburgama
Omurgamda bir gramofon stop der.
Karanlıkta bir sigara daha yakılır
Yalnızlık çekimli bir eyleme dönüşür
Kovanda vızıldayan bir arı gibi
Beynimde kalabalıklaşır.
Hakan Şahin
İki Adım Mesafesinde Kesişen Hayatlar*
...
''Yürüyünce ya son bulmalıydı adımlar,ya çakılıp kalmalıydı yerinde.Başka türlü anlayamazdı insan,bunca adım ya varlığa çıkmalıydı ya hiçliğe.Hızlı hızlı kat edilen mesafeler ya kavuşmayı çağrıştırır ya uzaklaşmayı.İkisi arasında bir tercih yapmaktır yürümek.Yürümek koşmak gibi değildir.Yürüyenler yavaş tempolarıyla kararlılıklarını,koşanlar hızlarıyla yanlış kararlarını temsil ederler.Hız insanın kaybettiğini gösteren bir ibredir.Bütün bu kayba bir tanım eklenir sonra.İnsan:Yeryüzüyüzle aldatılıp,gökyüzüne dokunamayan.
Bütün intiharlar yere dik inmek zorunda değildir sayın insanlar.Boş verin yerçekimini.Ben oyalarım onu.Ölüm dediğiniz zamansızlık sadece.Canı yanar mı hiç birinin zaman akmıyor diye?''
Ahmet Bedlek
''Yürüyünce ya son bulmalıydı adımlar,ya çakılıp kalmalıydı yerinde.Başka türlü anlayamazdı insan,bunca adım ya varlığa çıkmalıydı ya hiçliğe.Hızlı hızlı kat edilen mesafeler ya kavuşmayı çağrıştırır ya uzaklaşmayı.İkisi arasında bir tercih yapmaktır yürümek.Yürümek koşmak gibi değildir.Yürüyenler yavaş tempolarıyla kararlılıklarını,koşanlar hızlarıyla yanlış kararlarını temsil ederler.Hız insanın kaybettiğini gösteren bir ibredir.Bütün bu kayba bir tanım eklenir sonra.İnsan:Yeryüzüyüzle aldatılıp,gökyüzüne dokunamayan.
Bütün intiharlar yere dik inmek zorunda değildir sayın insanlar.Boş verin yerçekimini.Ben oyalarım onu.Ölüm dediğiniz zamansızlık sadece.Canı yanar mı hiç birinin zaman akmıyor diye?''
Ahmet Bedlek
..rdum?*
Ben kainatım diyorum kimse inanmıyor bana.Ve benim içimde,çok güzel bir kızın ezkaza yanağına yapışmış susam tanesi kadar yalnız bir insanlık yatıyor.
...
Fare demişken,gemim batmıştı bir kere.İlk Gülçin terk etmişti.O kadar ilk terketmişti ki henüz demir alamamıştık limandan.
...
Ne diyordum?Gözlerin çok güzel ama bu seni bir tren garından güzel yapmaz.Çünkü dünyanın en güzel yerleridir tren garları,kainatta bu kadar izmariti başka yerde göremezsin.Binlerce dudak izi yatar rayların arasında,binlerce fısıltı,binlerce rüya sonrası,binlerce kapı deliği.Bakamazsın,gözlerin yanar.
Miraç Ağca
...
Fare demişken,gemim batmıştı bir kere.İlk Gülçin terk etmişti.O kadar ilk terketmişti ki henüz demir alamamıştık limandan.
...
Ne diyordum?Gözlerin çok güzel ama bu seni bir tren garından güzel yapmaz.Çünkü dünyanın en güzel yerleridir tren garları,kainatta bu kadar izmariti başka yerde göremezsin.Binlerce dudak izi yatar rayların arasında,binlerce fısıltı,binlerce rüya sonrası,binlerce kapı deliği.Bakamazsın,gözlerin yanar.
Miraç Ağca
Yolcusu Kalmasın*
...
Bir sokak,sen olmadan da sokaktır,bir düşün;
İçindeki sanrılı sarı,
Eksikliğini anımsa.
Mekan/zaman rasyosudur ekseriyetle fakat,
En az bir canlı ister hatıra dediğin;
Fani de olsa bir göz,
Bir kulak ve bir idrak.
Tamamlar nasıl olsa bir şey ölümü,
Lal olsan da bir başka şehirde.
Bir şehrin depozitosu biter bir öğünde.
Yokluğunda şimdi,
Kramptan kurtulup gerinir bulvar,
Ahenk bulaşır yürüyüşlere işler kaldırım,
İki direk arası sevmek işler.
Kıvamında pilav,deminde rakı.
...
Aslında terk edilmez bir şehir,yakılır;
Giden vesaitlerde hep kül vardır.
Abilmuhsin Özsönmez
Bir sokak,sen olmadan da sokaktır,bir düşün;
İçindeki sanrılı sarı,
Eksikliğini anımsa.
Mekan/zaman rasyosudur ekseriyetle fakat,
En az bir canlı ister hatıra dediğin;
Fani de olsa bir göz,
Bir kulak ve bir idrak.
Tamamlar nasıl olsa bir şey ölümü,
Lal olsan da bir başka şehirde.
Bir şehrin depozitosu biter bir öğünde.
Yokluğunda şimdi,
Kramptan kurtulup gerinir bulvar,
Ahenk bulaşır yürüyüşlere işler kaldırım,
İki direk arası sevmek işler.
Kıvamında pilav,deminde rakı.
...
Aslında terk edilmez bir şehir,yakılır;
Giden vesaitlerde hep kül vardır.
Abilmuhsin Özsönmez
Kim Beni Sevse Sen*
...
Tarih ağustos muydu,yoksa İstanbul mu;tartışmaya başladı.
...
öylece bugüne kadar geldi ve kaldı.Bakınırdı ve bir garip olurdu bakınırken;''nasır''derdi,gözleri ufka doğru süzülür giderdi.Dönüşte nedense yanına hep ''Herkes gibi mi olduk?''cümlesini alırdı.
...
Mehmet Tutlu
Tarih ağustos muydu,yoksa İstanbul mu;tartışmaya başladı.
...
öylece bugüne kadar geldi ve kaldı.Bakınırdı ve bir garip olurdu bakınırken;''nasır''derdi,gözleri ufka doğru süzülür giderdi.Dönüşte nedense yanına hep ''Herkes gibi mi olduk?''cümlesini alırdı.
...
Mehmet Tutlu
Günaydın*
''İçim içimi yiye yiye doyamadı.Şimdi kırıntılarıma ıslak parmak basıyor.Ne arsız bir ciğerse,nefesle dolmadan iflah olmuyor.İstiyor ki;hep alayım hiç vermeyeyim.Bana kalsa dükkan senin ama bana kalmıyor.
Yalnızlığım kocaman;büyüdükçe bana benziyor kerata.İnsanlar bizi karıştırır oldu.Daha dündü;göğsümde minik karanlık.Şimdi gece oldu da yutar gündüzü.
....
Dağlar usandı taşımaktan sırtımı.Öyle güvensiz bir his ki;herhangi bir düşünceye giremeyecek kadar diken üstünde beynim.Ondandır tedirginim.Dilimin ipleri saldı kendini.Tahammülsüzüm ve gitmek istiyorum.E,lafın gelişi.Ve son gidişim.Düşmeme izin verdiğiniz için müteşekkirim.Anlatılacak çok şey var.Sadece sessiz kalarak bunun ciddiyetini vurgulayabilirim.Siz okşayan elleri ısıra durun,ben yavaştan büyüyorum.Zaferler varsın sizin olsun.
Zira,kaybetmeyi bilen kazanmakla ilgilenmez.Bu bir tür tavır değildir.Sadece...Gerçek bir kaybın ardından,hiçbir kazanç yeterince güçlü olamaz.Kaybetmek talihsizce acı yüklüdür.Bu acı yükü,ona eşsiz bir güç kazandırır.Karşısına rakip düşüremeyecek cinsten.Hayır,ellerin kolların bağlı değil.Hatta özgürsün.Özgürlüğün tanımı istediğini yapabilmekse şayet.
Sanki yüreğin irice bir kapana takılmış,her geçen saniye ite-kaka bitersin.Ama ölmezsin.Can çekişmek;cılız ve amiyane bir tabirdir.Bitememenin şaşkınlığıyla defalarca başlayan biri için en azından.''
Okursan Yazarım
Yalnızlığım kocaman;büyüdükçe bana benziyor kerata.İnsanlar bizi karıştırır oldu.Daha dündü;göğsümde minik karanlık.Şimdi gece oldu da yutar gündüzü.
....
Dağlar usandı taşımaktan sırtımı.Öyle güvensiz bir his ki;herhangi bir düşünceye giremeyecek kadar diken üstünde beynim.Ondandır tedirginim.Dilimin ipleri saldı kendini.Tahammülsüzüm ve gitmek istiyorum.E,lafın gelişi.Ve son gidişim.Düşmeme izin verdiğiniz için müteşekkirim.Anlatılacak çok şey var.Sadece sessiz kalarak bunun ciddiyetini vurgulayabilirim.Siz okşayan elleri ısıra durun,ben yavaştan büyüyorum.Zaferler varsın sizin olsun.
Zira,kaybetmeyi bilen kazanmakla ilgilenmez.Bu bir tür tavır değildir.Sadece...Gerçek bir kaybın ardından,hiçbir kazanç yeterince güçlü olamaz.Kaybetmek talihsizce acı yüklüdür.Bu acı yükü,ona eşsiz bir güç kazandırır.Karşısına rakip düşüremeyecek cinsten.Hayır,ellerin kolların bağlı değil.Hatta özgürsün.Özgürlüğün tanımı istediğini yapabilmekse şayet.
Sanki yüreğin irice bir kapana takılmış,her geçen saniye ite-kaka bitersin.Ama ölmezsin.Can çekişmek;cılız ve amiyane bir tabirdir.Bitememenin şaşkınlığıyla defalarca başlayan biri için en azından.''
Okursan Yazarım
Sunday, September 15, 2013
Eylül Güncesi
Neyse ki zaman Eylül,zaman diyorum
Neyse ki geçiyor.
Biliyor muydun,
Sözlüğü açınca,zaman buldozer ile aynı şeye çıkıyor.
Ya ya.
Zaman diyorum,buldozer gibi
Neyse ki üzerimizden geçiyor,
Bir bulut sanki taşdan gibi,
Öylece hıkıp demiş dura-kalmış gökyüzünde,
Ağırlığı diyorum Eylül,öylece işte
Ama nasıl ki günler oluyor,
Nasıl oluyor gerçekten?
İşte geçerken bulutlar,
O da geçiyor,
Taş bulut geçiyor Eylül
Ama kalıyor bizde,
Çünkü her baktığın bulut kalır
Senden olur
Çünkü
Sen görmeye devam edersin Eylül.
Kör olsaydın görerken,bir anda,
O zaman tam geçerdi
O sadece süzülüyor ve senden oluşuyor
O da senden.
İşte böyle geçiyor günler ve günleri oluşturan zaman.
Bunu da unutma Eylül.
Neyse ki geçiyor.
Biliyor muydun,
Sözlüğü açınca,zaman buldozer ile aynı şeye çıkıyor.
Ya ya.
Zaman diyorum,buldozer gibi
Neyse ki üzerimizden geçiyor,
Bir bulut sanki taşdan gibi,
Öylece hıkıp demiş dura-kalmış gökyüzünde,
Ağırlığı diyorum Eylül,öylece işte
Ama nasıl ki günler oluyor,
Nasıl oluyor gerçekten?
İşte geçerken bulutlar,
O da geçiyor,
Taş bulut geçiyor Eylül
Ama kalıyor bizde,
Çünkü her baktığın bulut kalır
Senden olur
Çünkü
Sen görmeye devam edersin Eylül.
Kör olsaydın görerken,bir anda,
O zaman tam geçerdi
O sadece süzülüyor ve senden oluşuyor
O da senden.
İşte böyle geçiyor günler ve günleri oluşturan zaman.
Bunu da unutma Eylül.
Saturday, September 14, 2013
Niçün
Ben niçün böyle oldum?
Ferdi Özbeğen babacığımız da gitti diye,yine pencerelere çıkıp İssssanbul diye bağırasım geliyor;
Sonra ne bileyim,hüzünlenmeler,fotoğraflar fotoğraflar fotoğralar;insanlardan sıkılınca boyunla oynamalar,unutmalar,sürekli bir boşvermeler ama genelde camlara çıkıp İsssssanbul diye bağırma istekleri...
Bazı bazı rakı kadehlerini anlamsızca masaya vurmalar,Zeki Müren şarkılarını titrete titrete ve dalıp dalıp söylemeler,Müzeyyen Senar'la coşmalar,İstanbul'a sarmalar gecenin bir yarıları...
Sonra dalga geçmeler,hep geçmeler,denize gitmeler,sürekli denize gitmeler,denizden bir türlü ayrılamamalar,denize dalıp dalıp bakmalar,orada dala-kalmalar...
Karaköy ve Emirgan'dan ayrılamamalar
Beşiktaş'a kafalar estikçe gitmeler,Çukurcuma'nın sokaklarını evlerini sevmeler,Galatasaray'da iç çekmeler
Neyse Firuzan şiştim
yaşamak yeter bence*
*Tezer Cem'in Dile Kolay şiir kitabından bir dize
Friday, September 13, 2013
Subscribe to:
Posts (Atom)


