I have always smoked and drunk and loved too much.In fact i have lived not too long but too much.
One day the Iron Crab will get me,then i shall have died of living too much.
Ian Fleming
Friday, December 31, 2010
Havuz
Dün ki sızmışlığımda kendimi defalarca masmavi bir havuza atlarken gördüm.
Balıklama atlıyordum,baya dipten gidiyor çok sonra çıkıyordum.
Çıkınca bir daha havuzun başına gidip bir daha aynı şekilde atlıyordum.
Böyle devam etti.
Balıklama atlıyordum,baya dipten gidiyor çok sonra çıkıyordum.
Çıkınca bir daha havuzun başına gidip bir daha aynı şekilde atlıyordum.
Böyle devam etti.
Yavaşlık
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği'nden sonra,Milan Kundera'nın 'Yavaşlık'adlı kitabı;takip mekanizmasını kırarak,birçok şeyi dolaylı yoldan anlatmaya ve anlamaya yönelik bir kitap ve bu kitaptan birkaç haklı cümle:
''İktidarın değil,ünün peşindedir dansçı;şu ya da bu toplumsal düzeni Dünya'ya zorla benimsetmeye kalkışmaz-umrunda bile değildir böyle bir şey-ama kendi ben'ini ünlendirmek için sahnede kalmayı arzular.
Sahnede kalmak için de başkalarını,sahneden kışkışlamak gerekir,bu da özel bir savaş tekniğini zorunlu kılar doğal olarak.
Projektörlerin ışığı altında gezindiği ve her yerde göründüğü için,dünyanın dikkati korur onu,ama adı sanı bilinmez hayranları vardır onun.
Dansçılara karşı tiksinti duyan ve onları karalamak isteyen kimse,her zaman aşılmaz bir engelle karşılaşır:onların dürüstlükleri.
Çünkü durmadan halkın karşısına çıkarak,kendini kusursuz olmaya mahkum eder dansçı.''
''Yaşamını bir sanat yapıtına dönüştürmek istiyor,kendi yaşamında bir sanat yapıtının malzemesini görme saplantısında yaşar dansçının gerçek ruhu;ahlak konusunda söylev çekmez o,onu dansa dönüştürür.
Bir yontucunun yapmakta olduğu heykele vurgun olması gibi,kendi yaşamına aşıktır dansçı.''
''Düşüncelerini yayınlayan kişi;başkalarını kendi gerçekliğine inandırmak,onları etkilemek ve böylece Dünya'yı değiştirmek isteyenlerin rolünü üstlenmek tehlikesini göze alır aslında.
Dünya'yı değiştirmek!Pontevin'e göre korkunç bir niyet.
Dünya bu haliyle mükemmel olduğundan değil kuşkusuz,ama her değişiklik kaçınılmaz olarak daha kötüsünü yarattığı için.
Öte yandan ve daha bencil bir açıdan;gün ışığına çıkartılan her düşünce,günün birinde sahibinin aleyhine döneceği ve onun düşünürken eriştiği hazzı elinden alacağı için.''
''Yavaşlık ile anımsama,hız ile unutma arasında gizli bir ilişki vardır.
Bir adam sokakta yürüyor,birden bir şey anımsamak istiyor,ama anı uzaklaşıyor.
O anda,kendiliğinden yürüyüşünü yavaşlatıyor.
Buna karşılık az önce yaşadığı kötü bir olayı unutmaya çalışan insan,hala çok yakınında olan zaman,sanki bulunduğu yerden hemen uzaklaşmak istiyormuşcasına elinde olmadan yürüyüşünü hızlandırır.
Varoluşun matematiğinde bu deneyim iki temel denklem biçimine girer;yavaşlığın derecesi anının yoğunluğu ile,hızın derecesi unutmanın yoğunluğuyla doğru orantılıdır.''
''İktidarın değil,ünün peşindedir dansçı;şu ya da bu toplumsal düzeni Dünya'ya zorla benimsetmeye kalkışmaz-umrunda bile değildir böyle bir şey-ama kendi ben'ini ünlendirmek için sahnede kalmayı arzular.
Sahnede kalmak için de başkalarını,sahneden kışkışlamak gerekir,bu da özel bir savaş tekniğini zorunlu kılar doğal olarak.
Projektörlerin ışığı altında gezindiği ve her yerde göründüğü için,dünyanın dikkati korur onu,ama adı sanı bilinmez hayranları vardır onun.
Dansçılara karşı tiksinti duyan ve onları karalamak isteyen kimse,her zaman aşılmaz bir engelle karşılaşır:onların dürüstlükleri.
Çünkü durmadan halkın karşısına çıkarak,kendini kusursuz olmaya mahkum eder dansçı.''
''Yaşamını bir sanat yapıtına dönüştürmek istiyor,kendi yaşamında bir sanat yapıtının malzemesini görme saplantısında yaşar dansçının gerçek ruhu;ahlak konusunda söylev çekmez o,onu dansa dönüştürür.
Bir yontucunun yapmakta olduğu heykele vurgun olması gibi,kendi yaşamına aşıktır dansçı.''
''Düşüncelerini yayınlayan kişi;başkalarını kendi gerçekliğine inandırmak,onları etkilemek ve böylece Dünya'yı değiştirmek isteyenlerin rolünü üstlenmek tehlikesini göze alır aslında.
Dünya'yı değiştirmek!Pontevin'e göre korkunç bir niyet.
Dünya bu haliyle mükemmel olduğundan değil kuşkusuz,ama her değişiklik kaçınılmaz olarak daha kötüsünü yarattığı için.
Öte yandan ve daha bencil bir açıdan;gün ışığına çıkartılan her düşünce,günün birinde sahibinin aleyhine döneceği ve onun düşünürken eriştiği hazzı elinden alacağı için.''
''Yavaşlık ile anımsama,hız ile unutma arasında gizli bir ilişki vardır.
Bir adam sokakta yürüyor,birden bir şey anımsamak istiyor,ama anı uzaklaşıyor.
O anda,kendiliğinden yürüyüşünü yavaşlatıyor.
Buna karşılık az önce yaşadığı kötü bir olayı unutmaya çalışan insan,hala çok yakınında olan zaman,sanki bulunduğu yerden hemen uzaklaşmak istiyormuşcasına elinde olmadan yürüyüşünü hızlandırır.
Varoluşun matematiğinde bu deneyim iki temel denklem biçimine girer;yavaşlığın derecesi anının yoğunluğu ile,hızın derecesi unutmanın yoğunluğuyla doğru orantılıdır.''
Friday, December 24, 2010
Knives out
Kocamandı yollar,
Dardı düşüncelerim ve ben,
Onları,kendim için,yolların en güzeline sürükledim,
Sandım.
Yolda gidiyorduk,upuzun bir yol vardı,
Bütün yolu bir şarkıyı dinleyerek geçiriyorken
Umarsızca istediğimiz şeye ve yere vardık,
Sandık.
Tükeniyordum,tükeniyordu;
O sırada yolda yeniden bir yansıma buldu
Sandı
İçim sertleşti,
Elması arıyorum sanarken,içimden çıkıverdi
Ben daha onu fark etmeden,kırılıverdi.
Dardı düşüncelerim ve ben,
Onları,kendim için,yolların en güzeline sürükledim,
Sandım.
Yolda gidiyorduk,upuzun bir yol vardı,
Bütün yolu bir şarkıyı dinleyerek geçiriyorken
Umarsızca istediğimiz şeye ve yere vardık,
Sandık.
Tükeniyordum,tükeniyordu;
O sırada yolda yeniden bir yansıma buldu
Sandı
İçim sertleşti,
Elması arıyorum sanarken,içimden çıkıverdi
Ben daha onu fark etmeden,kırılıverdi.
Thursday, December 23, 2010
Zamanla yalnızlığım kol kola koşarlarken sarı ufuklara uçsuz bucaksız,
Düşündüm uzak köşelerde,kucaksız
Birlikte uçup giderlerdi de gitmesine,
Geri dönen hep yalnızlık olurdu,zamansız.
Yalnızlık eksiltir hep insanı,
Biz çoğalmaktayız
Tek başına hüzünlü bir fidanlayken,
Hüsran olmaktayız.
Zaman denen o mefhum,
İçinden çıkamadığımız.
Tuzak olur bazen;
Kuytulara gizlenir,
Yorar,üzer...
Kirletir bazen.
Kimbilir belki alıp götürür,
Ücralarda bırakır
Ama,
Gül fidanı nerede yetişirse yetişsin gül fidanıdır.
Düşündüm uzak köşelerde,kucaksız
Birlikte uçup giderlerdi de gitmesine,
Geri dönen hep yalnızlık olurdu,zamansız.
Yalnızlık eksiltir hep insanı,
Biz çoğalmaktayız
Tek başına hüzünlü bir fidanlayken,
Hüsran olmaktayız.
Zaman denen o mefhum,
İçinden çıkamadığımız.
Tuzak olur bazen;
Kuytulara gizlenir,
Yorar,üzer...
Kirletir bazen.
Kimbilir belki alıp götürür,
Ücralarda bırakır
Ama,
Gül fidanı nerede yetişirse yetişsin gül fidanıdır.
Tuesday, December 21, 2010
Darling
Sen,isminin anlamı gibi beni koruyansın.Çünkü ben ismim gibi bir açıp bir solanım;sen de benim bu dengesizliğimi koruyansın.
Sakinliğin,sabrın benim duvar gibi suratımı yumuşatıyor ve sana ve kendime gülümsememi sağlıyor.
Duyarlısın,çevrende ne olup bitiyor farkındasın,mesela beni üzgün gördün mü bakmazsın bana,zamanın geçmesini beklersin.Zaman geçer,ben bir şeyleri kabullenirim yanına kıvrılım o zaman beni dinlersin.
Tartışmazsın genelde benimle ama,arada moralin bir şeye bozuktur gelir bana bir şeyler söyler sonra gidersin ama kırmazsın.Kırmayacağını bildiğimden veya bilmediğimden değil,yapmazsın,huyun da yok.Tek yaptığın gelip bir şeyler söylemek ve sonra gitmek,yok olmak olur.
Bir kere bile bana ve başkalarına karşı sesini yükselttiğini hatırlamıyorum ama seni en iyi ben tanıyorum diyemem,bunu artık kimse için diyemem.O yüzden belki yükseltirsin bunu bilemem.
Sabrın,sakinliğin bana bu zamanımda çok iyi geliyor.
Suratımdan düşen bin parçayı sen ve ben,toparlıyoruz,yapıştırmaya çalışıyoruz,yapıştıramasak da deniyoruz.
Kalbimden akan kiri,parkta yürüyerek atıyoruz.
Daha çok bunu ben kendi başıma üstleniyorum ama,sen de bana çok yardımcı oluyorsun.
Siyah kazak...
Sakinliğin,sabrın benim duvar gibi suratımı yumuşatıyor ve sana ve kendime gülümsememi sağlıyor.
Duyarlısın,çevrende ne olup bitiyor farkındasın,mesela beni üzgün gördün mü bakmazsın bana,zamanın geçmesini beklersin.Zaman geçer,ben bir şeyleri kabullenirim yanına kıvrılım o zaman beni dinlersin.
Tartışmazsın genelde benimle ama,arada moralin bir şeye bozuktur gelir bana bir şeyler söyler sonra gidersin ama kırmazsın.Kırmayacağını bildiğimden veya bilmediğimden değil,yapmazsın,huyun da yok.Tek yaptığın gelip bir şeyler söylemek ve sonra gitmek,yok olmak olur.
Bir kere bile bana ve başkalarına karşı sesini yükselttiğini hatırlamıyorum ama seni en iyi ben tanıyorum diyemem,bunu artık kimse için diyemem.O yüzden belki yükseltirsin bunu bilemem.
Sabrın,sakinliğin bana bu zamanımda çok iyi geliyor.
Suratımdan düşen bin parçayı sen ve ben,toparlıyoruz,yapıştırmaya çalışıyoruz,yapıştıramasak da deniyoruz.
Kalbimden akan kiri,parkta yürüyerek atıyoruz.
Daha çok bunu ben kendi başıma üstleniyorum ama,sen de bana çok yardımcı oluyorsun.
Siyah kazak...
Monday, December 20, 2010
Kalbimin Odası
İhanet ettim;
Acımasızca aldattım,
Kandırdım.
Bıraktım;
Harcadım,
Kırdım.
Üzdüm;
Her zaman üzdüm,hak etmese dahi,üzdüm.
Her şeyin sonunda da,kalbini paramparça ettim.
Bunları yaptım evet ama kime biliyor musun?
Acımasızca aldattım,
Kandırdım.
Bıraktım;
Harcadım,
Kırdım.
Üzdüm;
Her zaman üzdüm,hak etmese dahi,üzdüm.
Her şeyin sonunda da,kalbini paramparça ettim.
Bunları yaptım evet ama kime biliyor musun?
Friday, December 17, 2010
Mum
Sen içimdeki mum,
Hala sönmedin yanıyor musun?
Gündüz aydınlıkta kaybolup
Gece yatınca karşımdasın
En soğuk rüzgarlarda
En ıslak yağmurlarda
Bırakmadın beni
Yalnız anlarımda
Korktuğum zamanlarda
Vazgeçmedin benden
Bana kızmadın unuttum diye
Başarısız bir akşamüstü
Tepem atmış bağırıyorken
Dinledin çıt çıkarmadan
En gizli duygularda
En saçma sözlerde
Utanmadın benden
Yalnız anlarımda
Üşüdüğüm zamanlarda
Sen ısıttın beni
Ne zamandır birlikteyiz
Kim öğretti kaçmamayı?
Yoksa ben mi yarattım?
Yaşlanmaya başladıktan sonra
En suskun günlerinde
En güçsüz saatlerde
Sıkılmadın benden
Yalnız anlarımda
Ümitsiz zamanlarda
Şarkı oldun bana
Bülent Ortaçgil
Hala sönmedin yanıyor musun?
Gündüz aydınlıkta kaybolup
Gece yatınca karşımdasın
En soğuk rüzgarlarda
En ıslak yağmurlarda
Bırakmadın beni
Yalnız anlarımda
Korktuğum zamanlarda
Vazgeçmedin benden
Bana kızmadın unuttum diye
Başarısız bir akşamüstü
Tepem atmış bağırıyorken
Dinledin çıt çıkarmadan
En gizli duygularda
En saçma sözlerde
Utanmadın benden
Yalnız anlarımda
Üşüdüğüm zamanlarda
Sen ısıttın beni
Ne zamandır birlikteyiz
Kim öğretti kaçmamayı?
Yoksa ben mi yarattım?
Yaşlanmaya başladıktan sonra
En suskun günlerinde
En güçsüz saatlerde
Sıkılmadın benden
Yalnız anlarımda
Ümitsiz zamanlarda
Şarkı oldun bana
Bülent Ortaçgil
Uçurtmayı Vurmasınlar
Rüyamda beni yalnız bırakmadın
Sabah kalktığımda sevdiğim dizelerden birini heceleyerek kalktım:
Ka-fam bi-raz ka-rı-şık-tır ol-dum o-la-sı
De-ni-ze doğ-ru yüz-ler-ce yol var,a-ma han-gi-si doğ-ru,han-gi-si çık-maz
A-man sen bir ya-na ben bir ya-na
Ay-rı düş-mü-şüz yan ya-na
Kar-şı-mız de-niz,yar-dım et yok-sa gi-de-me-yiz
Kıyıda bir söz gibi yalnızlık olmaz
ve ardından şu dizeleri mırıldandım:
Rüyalarımın gül kokusu,
Geceler boyu düşündüm
Kıskanmanın faydası yok
Gör işte ben de boyun büktüm
Bir gece geç saatde seni buldum,
Birden ürperdi bütün vücudum
Hançerini çektin,sapladın gittin
Sen beni ya sevdin ya da sevmedin
Tüm bunlardan sonra,kurulmuş bir cümleyi hatırladım.
Biraz gözlerim ağladı,geçti.
Sabah kalktığımda sevdiğim dizelerden birini heceleyerek kalktım:
Ka-fam bi-raz ka-rı-şık-tır ol-dum o-la-sı
De-ni-ze doğ-ru yüz-ler-ce yol var,a-ma han-gi-si doğ-ru,han-gi-si çık-maz
A-man sen bir ya-na ben bir ya-na
Ay-rı düş-mü-şüz yan ya-na
Kar-şı-mız de-niz,yar-dım et yok-sa gi-de-me-yiz
Kıyıda bir söz gibi yalnızlık olmaz
ve ardından şu dizeleri mırıldandım:
Rüyalarımın gül kokusu,
Geceler boyu düşündüm
Kıskanmanın faydası yok
Gör işte ben de boyun büktüm
Bir gece geç saatde seni buldum,
Birden ürperdi bütün vücudum
Hançerini çektin,sapladın gittin
Sen beni ya sevdin ya da sevmedin
Tüm bunlardan sonra,kurulmuş bir cümleyi hatırladım.
Biraz gözlerim ağladı,geçti.
Wednesday, December 15, 2010
Beklenti

Çocuk gibi bekledim.
Beklediğim şey,küçük bir şeydi,çünkü biliyorum ki o küçük şey beni mutlu edecekti.
O küçücük cümleyi duymaya ihtiyacım vardı.
Dostlarım varya benim,dost dediklerim,bugün beni aradılar ve onların seslerini duymak beni yatıştırdı.
Ama ne üzücüdür ki ben bugün doğmuş olmak yerine ölmüş olsaydım,o küçücük cümleyi duymuş olacaktım.
Onu görmüş olacaktım.
Demek istediğim,ondan bir şey beklediğimdi.
Uzun zamandır,bir şey için beklentilerim olmuyordu fakat bugün sadece bu küçük şeyi istedim,ama olmadı.
Asıl soru da bu zaten,ne sıfatla olmalıydı ki?
Diyorum ya ama işte çocuk gibi bekledim;amaçsızca,heyecanla
Kırıldım mı?Hayır,kırılmadım sadece üzüldüm şuna çok üzüldüm:
Onca seneden sonra,doğduğun anda yanında olan insanlar bir süre sonra ya yeniden yanında oluyorlar ya da olmuyorlar.Sen büyürken,doğduğun anda tanıdığın insanların yanına yenilerini ekliyorsun ve onlardan kimisi senin için özel oluyor;kimisine dostum,kimisine babam,annem;kimisine sevgilim,aşkım diyorsun.Hayatın boyunca da onlar öyle kalsınlar istiyorsun,belki sen aramasan sormasan da onları her zaman yanında hissedeceğini bilmek istiyorsun.Kaybetmek istemiyorsun.
Bu tip özel günlerde de aramasalar dahi yanında olduklarını biliyorsun.
Kaybettiğin anda ama onlardan bir kaçını,özellikle bu tip özel günlerde keşke beni hatırlasaydı diyorsun.
İnsan,koşup koşup rüzgara sarılamıyor işte..
Beklediğim şey,küçük bir şeydi,çünkü biliyorum ki o küçük şey beni mutlu edecekti.
O küçücük cümleyi duymaya ihtiyacım vardı.
Dostlarım varya benim,dost dediklerim,bugün beni aradılar ve onların seslerini duymak beni yatıştırdı.
Ama ne üzücüdür ki ben bugün doğmuş olmak yerine ölmüş olsaydım,o küçücük cümleyi duymuş olacaktım.
Onu görmüş olacaktım.
Demek istediğim,ondan bir şey beklediğimdi.
Uzun zamandır,bir şey için beklentilerim olmuyordu fakat bugün sadece bu küçük şeyi istedim,ama olmadı.
Asıl soru da bu zaten,ne sıfatla olmalıydı ki?
Diyorum ya ama işte çocuk gibi bekledim;amaçsızca,heyecanla
Kırıldım mı?Hayır,kırılmadım sadece üzüldüm şuna çok üzüldüm:
Onca seneden sonra,doğduğun anda yanında olan insanlar bir süre sonra ya yeniden yanında oluyorlar ya da olmuyorlar.Sen büyürken,doğduğun anda tanıdığın insanların yanına yenilerini ekliyorsun ve onlardan kimisi senin için özel oluyor;kimisine dostum,kimisine babam,annem;kimisine sevgilim,aşkım diyorsun.Hayatın boyunca da onlar öyle kalsınlar istiyorsun,belki sen aramasan sormasan da onları her zaman yanında hissedeceğini bilmek istiyorsun.Kaybetmek istemiyorsun.
Bu tip özel günlerde de aramasalar dahi yanında olduklarını biliyorsun.
Kaybettiğin anda ama onlardan bir kaçını,özellikle bu tip özel günlerde keşke beni hatırlasaydı diyorsun.
İnsan,koşup koşup rüzgara sarılamıyor işte..
Mektuplar
15 Aralık 2006
''Majesteleri ve Ekselansları
Teşekkür ederim bana kazandırdığın her şey için ve benim yanımda bulunup mutluluğu esirgemediğin için ve biraz rahatla artık;ben varken seni üzecek bir şeylerin varlığı söz konusu bile olamaz ve ben hep yanındayım.
Öpüyorum çok,
Çok seviyorum seni,iyi ki doğdun.''
''Majesteleri ve Ekselansları
Teşekkür ederim bana kazandırdığın her şey için ve benim yanımda bulunup mutluluğu esirgemediğin için ve biraz rahatla artık;ben varken seni üzecek bir şeylerin varlığı söz konusu bile olamaz ve ben hep yanındayım.
Öpüyorum çok,
Çok seviyorum seni,iyi ki doğdun.''
Tuesday, December 14, 2010
Bugün
Ben bugün çok soğuk olmasına rağmen parkta biraz yürüdüm.
Kendimle doğum günümü kutladım,düşündüm.
Kuşları ve onları kovalayan köpekleri gördüm,onlara gülümsedim.
Kahverengi yaprakların üzerinden geçtim.
Sıkıldığım anda,kafamı kaldırdım,gökyüzüne ve ağaç dallarının gökyüzüne vuran yüzlerine baktım.
Yürümeye devam ettim,bugün düşündüğümü sanarak ama hiçbir şey düşünmemiş olarak yürüdüm öylece.
Düşündüm şu anda aslında yirmilerimden gün almaya başladım,bir yerdeki saate göre
Ama burada,daha başlamadı zaman işlemeye
Bir kaç meridyen daha ileri gitsem çok daha sonra başlayacak işlemeye.
Sevmek istedim yapamadım.
Ellerimin içinde bugün parktaki gibi rüzgarı hissediyorum sadece.
Şimdi,koşup koşup sarılsam,yapamam.
İnsan hiç rüzgara sarılır mı?
Kendimle doğum günümü kutladım,düşündüm.
Kuşları ve onları kovalayan köpekleri gördüm,onlara gülümsedim.
Kahverengi yaprakların üzerinden geçtim.
Sıkıldığım anda,kafamı kaldırdım,gökyüzüne ve ağaç dallarının gökyüzüne vuran yüzlerine baktım.
Yürümeye devam ettim,bugün düşündüğümü sanarak ama hiçbir şey düşünmemiş olarak yürüdüm öylece.
Düşündüm şu anda aslında yirmilerimden gün almaya başladım,bir yerdeki saate göre
Ama burada,daha başlamadı zaman işlemeye
Bir kaç meridyen daha ileri gitsem çok daha sonra başlayacak işlemeye.
Sevmek istedim yapamadım.
Ellerimin içinde bugün parktaki gibi rüzgarı hissediyorum sadece.
Şimdi,koşup koşup sarılsam,yapamam.
İnsan hiç rüzgara sarılır mı?
Ben
Bilmem.
Biraz uzak duralım mı?Ben,herkesden biraz uzak olabilir miyim,lütfen?
Neler oluyor diyordur kimisi,abartıyorsun yine diyordur,sen böylesin de sanki biz bir şey yaşamıyor muyuz sanıyorsun?'diyordur...Der der bunları derler,içten içe ben olsam ben de derdim fakat bu sefer başka.
Tamam işte,biliyordum diyordur o kurnaz olanlarda,o kısım varya 'aramızda'.
Yok,bildiğin sebepten değil bu halim,başka.
İlk defa,başka diyerek abartmadığım kadar başka.
Kapılmak:
Hırsımdan,inadımdan,kanıtlardan,sevmek istediğimden,tercihimden.
Uzak kalmak istemimi de bunlara kesinlikle bağlamıyorum,bir şeyden ders aldığımdan falan da değil.
Bazen duvardan daha duvar olabiliyormuş insan,ben onu gördüm.O yüzden.
Dozajını bilmeyenlerdenim mesela ben.
Duvar oldum mu tam oluyorum,bunun için dostlarım ve ailemden özür dilemem gerek mesela,çünkü ileri gidiyorum.
Öyle işte,ucum yok.
Biraz uzak kalmakta değil istediğim,başka.
Çok bilindik de olsa,bilinmeyen çok anlamı var bu dizelerin:
Asla sevmediğim birine,seni seviyorum demedim,
Ya da asla birini severken karşılığını beklemedim.
Dostluğa değer biçmedim,sevgime ise hiçbir zaman sınır çizmedim;
Sevdiysem sonuna kadar gittim,bitirdiysem öldürse de hasreti geriye dönmedim.
Bazen çok kırıldım,bazen belki de kırdım,
Ama hata insana mahsustur dedim,affettim,af diledim.
Kimileri birden fazla kırdılar kalbimi ama,ben onları yine de affettim.
Onlar belki beni saflıkla yargıladılar,
Belki de içten içe sinsice güldüler,
Ama asıl unuttukları şuydu,
Ben aldanmadım.
Aldanan her zaman kendileri oldular ama,bunu anlayamadılar,
Bir insan kaybının ne olduğunu bilmedikleri için,
Kaybetmek onlar için bir alışkanlık haline geldiği için.
Oysa ben,hiç insan kaybetmedim;
Sadece,zamanı geldiğinde,vazgeçmeyi bildim o kadar.
Can Yücel
Bilmem.
Biraz uzak duralım mı?Ben,herkesden biraz uzak olabilir miyim,lütfen?
Neler oluyor diyordur kimisi,abartıyorsun yine diyordur,sen böylesin de sanki biz bir şey yaşamıyor muyuz sanıyorsun?'diyordur...Der der bunları derler,içten içe ben olsam ben de derdim fakat bu sefer başka.
Tamam işte,biliyordum diyordur o kurnaz olanlarda,o kısım varya 'aramızda'.
Yok,bildiğin sebepten değil bu halim,başka.
İlk defa,başka diyerek abartmadığım kadar başka.
Kapılmak:
Hırsımdan,inadımdan,kanıtlardan,sevmek istediğimden,tercihimden.
Uzak kalmak istemimi de bunlara kesinlikle bağlamıyorum,bir şeyden ders aldığımdan falan da değil.
Bazen duvardan daha duvar olabiliyormuş insan,ben onu gördüm.O yüzden.
Dozajını bilmeyenlerdenim mesela ben.
Duvar oldum mu tam oluyorum,bunun için dostlarım ve ailemden özür dilemem gerek mesela,çünkü ileri gidiyorum.
Öyle işte,ucum yok.
Biraz uzak kalmakta değil istediğim,başka.
Çok bilindik de olsa,bilinmeyen çok anlamı var bu dizelerin:
Asla sevmediğim birine,seni seviyorum demedim,
Ya da asla birini severken karşılığını beklemedim.
Dostluğa değer biçmedim,sevgime ise hiçbir zaman sınır çizmedim;
Sevdiysem sonuna kadar gittim,bitirdiysem öldürse de hasreti geriye dönmedim.
Bazen çok kırıldım,bazen belki de kırdım,
Ama hata insana mahsustur dedim,affettim,af diledim.
Kimileri birden fazla kırdılar kalbimi ama,ben onları yine de affettim.
Onlar belki beni saflıkla yargıladılar,
Belki de içten içe sinsice güldüler,
Ama asıl unuttukları şuydu,
Ben aldanmadım.
Aldanan her zaman kendileri oldular ama,bunu anlayamadılar,
Bir insan kaybının ne olduğunu bilmedikleri için,
Kaybetmek onlar için bir alışkanlık haline geldiği için.
Oysa ben,hiç insan kaybetmedim;
Sadece,zamanı geldiğinde,vazgeçmeyi bildim o kadar.
Can Yücel
Monday, December 13, 2010
Tuesday, December 7, 2010
Parco Sempione
Pazar günlerini sever misin diye sordum ona,bana sevdiğini söyledi ve biz de geçen pazar gününü beraber geçirmeye karar verdik.
El ele tutuşup,konuşmadan yürüdük.Yürüye yürüye kocaman bir parkta bulduk kendimizi.Yine üşümeye başladık.Bir banka oturduk sonra sıkılıp kalktık.
Ben fotoğraf çekmek üzere onun yanından ayrıldım.O da bir banka oturdu yeniden,çıkardı cebindeki kağıtları çizmeye başladı.
Ben şirin bir köpek gördüm,ona seslendim,köpeği işaret ederek ona bakmasını söyledim.
Kafasını kaldırıp baktı,gülümsedi,sonra bana baktı ve bir kere daha gülümsedi.
Ben fotoğraf çekmeye devam ettim.O da çizmeye.Sonra tekrardan ona seslendim bu sefer kendimi işaret ederek:
''Seni seviyorum''dedim.
Yoruldum onun yanına gidip oturdum,biraz oturduktan sonra o da çizimini bitirdikten sonra kalktık.
El ele tutuşup,konuşmadan yürüdük.
Evimizin sokağına girdiğimizde,yanından geçen insanlara bir şeyler demeye başladı.
Ne diyorsun diye sorduğumda cevap vermedi.
Yürüdüğümüz yolu geri dönmemizi istedi,geri döndük.
Az önce geçen insanlar orada,yolun başında duruyorlardı.
O bana bakıp,onları gösterdi.Onlara çevirdim kafamı,onlar beni işaret edip:'o seni çok seviyor'
dediler.
Evimize gittik,ben kahve yaptım o da istedi ona da yaptım,sonra çizim yapmaya koyulduk.Saatler sonra onun çizimleri bitti,sigara yaktı,evin içinde dolandı,müzik dinledi.Bu sırada benim çizdiklerim de bitmişti.Yanıma geldi ben de çizdiklerimi onun üstüne dikmeye başladım ve bir gün de işte onunla,böyle geçti.
El ele tutuşup,konuşmadan yürüdük.Yürüye yürüye kocaman bir parkta bulduk kendimizi.Yine üşümeye başladık.Bir banka oturduk sonra sıkılıp kalktık.
Ben fotoğraf çekmek üzere onun yanından ayrıldım.O da bir banka oturdu yeniden,çıkardı cebindeki kağıtları çizmeye başladı.
Ben şirin bir köpek gördüm,ona seslendim,köpeği işaret ederek ona bakmasını söyledim.
Kafasını kaldırıp baktı,gülümsedi,sonra bana baktı ve bir kere daha gülümsedi.
Ben fotoğraf çekmeye devam ettim.O da çizmeye.Sonra tekrardan ona seslendim bu sefer kendimi işaret ederek:
''Seni seviyorum''dedim.
Yoruldum onun yanına gidip oturdum,biraz oturduktan sonra o da çizimini bitirdikten sonra kalktık.
El ele tutuşup,konuşmadan yürüdük.
Evimizin sokağına girdiğimizde,yanından geçen insanlara bir şeyler demeye başladı.
Ne diyorsun diye sorduğumda cevap vermedi.
Yürüdüğümüz yolu geri dönmemizi istedi,geri döndük.
Az önce geçen insanlar orada,yolun başında duruyorlardı.
O bana bakıp,onları gösterdi.Onlara çevirdim kafamı,onlar beni işaret edip:'o seni çok seviyor'
dediler.
Evimize gittik,ben kahve yaptım o da istedi ona da yaptım,sonra çizim yapmaya koyulduk.Saatler sonra onun çizimleri bitti,sigara yaktı,evin içinde dolandı,müzik dinledi.Bu sırada benim çizdiklerim de bitmişti.Yanıma geldi ben de çizdiklerimi onun üstüne dikmeye başladım ve bir gün de işte onunla,böyle geçti.
Monday, December 6, 2010
Üşürken
Kafamı kaldıramıyordum,çalışıyordum;uykusuzdum ama yorgun değildim ve bilmiyorum,kaçıncı kahvemi içiyordum.
Sen,soğuktan üşümüştün.Kar yağıyordu,senin geldiğini duyup kafamı kaldırdım,kapıya yürüdüm ve seni içeri aldım.İçeri girdiğinde burnunda bir kar tanesi kalmıştı ve soğuktan suratın kıpkırmızıydı.İçtiğim kahvenin aynısından sana yapmaya gittiğimde,hemen oturmuş,kalemini almış,çizmeye koyulmuştun.Daha iki kelime konuşmadan,bu davranışına anlam veremedim ama anlam da aramadığım için sorun yoktu.
Yanına oturdum,yarım kalan işlerimi toparlamaya çalışıyordum.Aklım çizimlerime daldı ve planlamayı bırakıp,kazak çizmeye başladım.Dakikalar geçti,benim kahvemin yarısı soğumuştu,yeni fark ettim,ben geri kalan o soğuk kısmı içerken;senin kahveni bitirdiğini gördüm.İki bardağı alıp mutfağa gittim.Onları öylece bıraktım,geri döndüm,atkını çıkartıyordun.Hala ısınamamıştın.Sigara yaktın.
Büstümün yanına gittim,evdeki artık kumaşlardan kazak yapmaya çalıştım.Bana baktın,yine dudağının altından güldün ve çizimine geri döndün.
Saatler geçti,kazak bitti,ben acıktım.Mutfağa gittim,yemek hazırlamaya koyuldum.
Sana sordum cevap gelmedi yani geldi ama kesin bir cevap gelmedi,bo,dedin.
Ben de yaptığım yemeyi yedim.Sigara içtim üstüne,sonra da kahve yapıp kendime işlerimin başına gömüldüm.
Sen o sırada çizimini bitirdin,mutfağa gidip bir şeyler yedin ve geri geldin.
Geri geldiğinde bu sefer önüne kocaman bir kağıt alıp,ona bir şeyler çizmeye koyuldun.Yine saatler,dakikalar geçti.
Uykum geldi,senin de uykun gelmişti.O kadar soğuktu ki,sabah bu soğukta nasıl kalkacağımı merak ediyordum.O sırada senin kazağınla uyuyacağını fark ettim.Ben de aynısını yaptım.
Camın yanına gittim,kar yağmaya devam ediyordu,tabii ki ofladım pofladım ve kazağı üstüme geçirip yattım.
Uyumadan bir kaç saniye önce sen bana şarkı söylemeye başladın:
Tu mi piaci,tu mi dici,non sono in grado di amarti come vuoi
scriverti da qui,che é anche la terra tua é come farti respirarti quello che respiro
la nave bianca d'ogni ora...
Sen,soğuktan üşümüştün.Kar yağıyordu,senin geldiğini duyup kafamı kaldırdım,kapıya yürüdüm ve seni içeri aldım.İçeri girdiğinde burnunda bir kar tanesi kalmıştı ve soğuktan suratın kıpkırmızıydı.İçtiğim kahvenin aynısından sana yapmaya gittiğimde,hemen oturmuş,kalemini almış,çizmeye koyulmuştun.Daha iki kelime konuşmadan,bu davranışına anlam veremedim ama anlam da aramadığım için sorun yoktu.
Yanına oturdum,yarım kalan işlerimi toparlamaya çalışıyordum.Aklım çizimlerime daldı ve planlamayı bırakıp,kazak çizmeye başladım.Dakikalar geçti,benim kahvemin yarısı soğumuştu,yeni fark ettim,ben geri kalan o soğuk kısmı içerken;senin kahveni bitirdiğini gördüm.İki bardağı alıp mutfağa gittim.Onları öylece bıraktım,geri döndüm,atkını çıkartıyordun.Hala ısınamamıştın.Sigara yaktın.
Büstümün yanına gittim,evdeki artık kumaşlardan kazak yapmaya çalıştım.Bana baktın,yine dudağının altından güldün ve çizimine geri döndün.
Saatler geçti,kazak bitti,ben acıktım.Mutfağa gittim,yemek hazırlamaya koyuldum.
Sana sordum cevap gelmedi yani geldi ama kesin bir cevap gelmedi,bo,dedin.
Ben de yaptığım yemeyi yedim.Sigara içtim üstüne,sonra da kahve yapıp kendime işlerimin başına gömüldüm.
Sen o sırada çizimini bitirdin,mutfağa gidip bir şeyler yedin ve geri geldin.
Geri geldiğinde bu sefer önüne kocaman bir kağıt alıp,ona bir şeyler çizmeye koyuldun.Yine saatler,dakikalar geçti.
Uykum geldi,senin de uykun gelmişti.O kadar soğuktu ki,sabah bu soğukta nasıl kalkacağımı merak ediyordum.O sırada senin kazağınla uyuyacağını fark ettim.Ben de aynısını yaptım.
Camın yanına gittim,kar yağmaya devam ediyordu,tabii ki ofladım pofladım ve kazağı üstüme geçirip yattım.
Uyumadan bir kaç saniye önce sen bana şarkı söylemeye başladın:
Tu mi piaci,tu mi dici,non sono in grado di amarti come vuoi
scriverti da qui,che é anche la terra tua é come farti respirarti quello che respiro
la nave bianca d'ogni ora...
Sunday, December 5, 2010
Aşka Farklı Bir Bakış

Ben Feronia veya Flora,bundan sonra hayatımı kendime adıyorum,çocuğum olmuş gibi çok büyük bir sorumluluk alıyorum.Bundan kaçtım her zaman çünkü ben sorumluluk alamam,aldığım zaman onu yerine getiremediğimi biliyorum çünkü.
Düşündüm bunu bir tek kendim için yapabilirim,sorumluluk benim için büyük iş,zorla yaptırılan bir şey,o yüzden bunu sadece kendime karşı alabilirim;ona ben sahip çıkabilir onu ben bırakabilirim.Bıraktığımda kendime kızarım,sahip çıktığımda kendime sevinirim.
Ben Feronia veya Flora,artık hayatımı gezmeye adıyorum,dolaşmaya,görmeye.Aslında ben,hep böyleydim sadece bırakamadığım alışkanlıklar/bağlılıklar vardı,şimdi adımımı atmışken kafamı da sıyırmışken,bunu yapmaya hazırım.
Hatta sonra da Sirtaki oynayacağım,bütün davetlilerle.
Ben Feronia veya Flora,aşkımı bu inancıma ve kararıma adıyorum.
Siyah Kazak
Sert surat ifadelerine sahip,ama ben birgün onların yumuşayabildiklerini de gördüm.Kendisi,bana birgün gülümsemiş bulundu.Bir keresinde oğlanın yazısı diye bir yazı yazmıştım.İşte onu belki biraz anlatabilirim.
O bana göre,pek güzel ama dışarıdan bakıldığında,çok yabani ve sessiz.
Kendine bir dünya kurmuş,o dünyayı da kendi gibi saklıyor,aynı kazağı gibi siyah ve derin bir hayatı var.Az konuşuyor,hoş gülüyor,baktığı zamanda ıssız ve derin bakıyor.
Beni bu gömülü hayatının içine çekti,evet,ama çizdiklerinde beni görecek kadar değil;ben de böyle bir sorumluluğu alacak kadar umutlu değilim artık.Dolayısıyla sadece resim çizip duruyoruz;görüşürken,buluşurken,sigara,kahve içerken;sohbet ederken,ders dinlerken,parka gidip ağaçlara bakarken,koşarken...
Başlayayım mı yine?Aslında ikimiz de mutsuzuz,aslında ikimizin birbirine ihtiyacı var,aslında birbirimizin bu mutsuzluğunu paylaşabiliriz...:)
En son,sigara içerken çok üşüdük ama birbirimize sarılmak aklımıza bile gelmedi ama gülümsemekten çekinmedik.Aklıma gelmezdi çünkü ben sarılmayı sevmem,o da ısınmayı.Bazı şeyler doğallığında güzel o yüzden:
Kurt ve kızın hikayesi başlıyor.
O bana göre,pek güzel ama dışarıdan bakıldığında,çok yabani ve sessiz.
Kendine bir dünya kurmuş,o dünyayı da kendi gibi saklıyor,aynı kazağı gibi siyah ve derin bir hayatı var.Az konuşuyor,hoş gülüyor,baktığı zamanda ıssız ve derin bakıyor.
Beni bu gömülü hayatının içine çekti,evet,ama çizdiklerinde beni görecek kadar değil;ben de böyle bir sorumluluğu alacak kadar umutlu değilim artık.Dolayısıyla sadece resim çizip duruyoruz;görüşürken,buluşurken,sigara,kahve içerken;sohbet ederken,ders dinlerken,parka gidip ağaçlara bakarken,koşarken...
Başlayayım mı yine?Aslında ikimiz de mutsuzuz,aslında ikimizin birbirine ihtiyacı var,aslında birbirimizin bu mutsuzluğunu paylaşabiliriz...:)
En son,sigara içerken çok üşüdük ama birbirimize sarılmak aklımıza bile gelmedi ama gülümsemekten çekinmedik.Aklıma gelmezdi çünkü ben sarılmayı sevmem,o da ısınmayı.Bazı şeyler doğallığında güzel o yüzden:
Kurt ve kızın hikayesi başlıyor.
Saturday, December 4, 2010
Özgüven
Fikirlerim,benim güzel fikirlerim;çirkin,kullanılan,özenilen fikirlerim.
Taklit edilen fikirlerim.
Düşündüğüm fikirlerim,onlar benim fikirlerim.
Çalınan fikirlerim,gösterilen fikirlerim.
Düşündüklerim...
Yaptıklarım,size gösterdiklerim...kendim için olanlar...
Zamanında küçükken,bir arkadaşıma bağarmıştım,daha sekiz yaşındayken:
''Bana bakma,benim peşimden gelme,benim yaptığımı yapma.Lütfen sen başka bir şey yap,beni taklit etme.Senin bu sürekli beni izlemenden bıktım.Bundan rahatsız oluyorum.''
Bilim adamları diyor ki,insanın kişiliği altı-yedi-sekiz yaşlarında oluşuyormuş.
Bir şey bana bu cümlelerimi hatırlattı bugün ve şu bilim adamlarının dediklerine hak verdim bir anlık.
Bunaldım ben.Yine kendimi denizin dibine götürmek,uzun bir sürede çıkmamak istiyorum.Denize gidip,onlara gelmeyin demek istiyorum,hatta bunu bağırmak istiyorum gelme gelme gelme!
Ben üzülmem;bir başkası benim öptüğümü öpünce,benim sevdiğimi sevince,benim düşündüğümü düşününce...hatta taklit dahi edince.
Benim fikirlerim sonsuz,gelirler,giderler,kalırlar;yani ben sana taklit edilecek daha bir sürü unsur veririm istersen.
Hatta ilham ne demek biliyorsan,vizyon ve nosyonun varsa şu hayatta,sana ilham verecek bir sürü düşünce de verebilir,gösterebilirim.
Ama,yaratıcı olamazsan,sana bağırırım,üstüne yürür ve sana aynı sekiz yaşımda bunalıp da bağırdığım kadar bağırırım.
Taklit edilen fikirlerim.
Düşündüğüm fikirlerim,onlar benim fikirlerim.
Çalınan fikirlerim,gösterilen fikirlerim.
Düşündüklerim...
Yaptıklarım,size gösterdiklerim...kendim için olanlar...
Zamanında küçükken,bir arkadaşıma bağarmıştım,daha sekiz yaşındayken:
''Bana bakma,benim peşimden gelme,benim yaptığımı yapma.Lütfen sen başka bir şey yap,beni taklit etme.Senin bu sürekli beni izlemenden bıktım.Bundan rahatsız oluyorum.''
Bilim adamları diyor ki,insanın kişiliği altı-yedi-sekiz yaşlarında oluşuyormuş.
Bir şey bana bu cümlelerimi hatırlattı bugün ve şu bilim adamlarının dediklerine hak verdim bir anlık.
Bunaldım ben.Yine kendimi denizin dibine götürmek,uzun bir sürede çıkmamak istiyorum.Denize gidip,onlara gelmeyin demek istiyorum,hatta bunu bağırmak istiyorum gelme gelme gelme!
Ben üzülmem;bir başkası benim öptüğümü öpünce,benim sevdiğimi sevince,benim düşündüğümü düşününce...hatta taklit dahi edince.
Benim fikirlerim sonsuz,gelirler,giderler,kalırlar;yani ben sana taklit edilecek daha bir sürü unsur veririm istersen.
Hatta ilham ne demek biliyorsan,vizyon ve nosyonun varsa şu hayatta,sana ilham verecek bir sürü düşünce de verebilir,gösterebilirim.
Ama,yaratıcı olamazsan,sana bağırırım,üstüne yürür ve sana aynı sekiz yaşımda bunalıp da bağırdığım kadar bağırırım.
Friday, December 3, 2010
Bir Şeyin Sahnesi
Üç yıl,ömrümün değerli birer parçaları ve benim seçimim hangisi?Yolumu her zamanki gibi uzatmak,evet benim tercihim bu.
Zorluklar neden bir insanı bulur,seçtiği için,kendi tercihi olduğu için bulur.Mesela,tiyatro okuyabilirdim ben veya resim,hem de bunları hiç 'zoru'seçmeden yapardım.Bunları okurken bir yolum olmazdı,çünkü yollardan hangisine gideceğime ben karar vermezdim yolların kendi gelirdi önüme.
Dansı,baleyi seçemezdim ama çünkü ucunu yolun sonunu göremiyordum ve bu,onu çok sevmeme rağmen bana büyük bir rahatsızlık,güvensizlik veriyordu.Bir de zamanımı çalacak diye düşünüyordum;saatlerim,günlerim,yıllarım çalışmakla,acı çekmekle,acıya dayanmakla geçecek diye düşünüyordum.Her şeyin sonunda katlandığım maddi-manevi tüm zorluklar beni ne yapacaktı?Bunu cevaplayamıyordum,bu belirsizlik benim başka bir yerde kendime yar açmamı sağladı.
Şimdi,üç yılımın babamınkiyle aynı şekilde ilerleyeceğini duydum.Şimdi,daha önce sorduğum bu soruya cevap verebiliyorum.Ancak belki,her şeyin sonunda,vicdanım rahatlar;yaşamım zoru seçmekle,ama keyif almakla;dolanmakla ama varmakla geçtikten sonra,her şeyin sonunda.
Bu parçayı attığım için belki her şeyin sonunda...
''İlk yolculuğunun heyecanını,seçiminin ona neler hazırladığını hesaba katmadan her şeyi göze alışını birleştiriyordu zaman.''
Zorluklar neden bir insanı bulur,seçtiği için,kendi tercihi olduğu için bulur.Mesela,tiyatro okuyabilirdim ben veya resim,hem de bunları hiç 'zoru'seçmeden yapardım.Bunları okurken bir yolum olmazdı,çünkü yollardan hangisine gideceğime ben karar vermezdim yolların kendi gelirdi önüme.
Dansı,baleyi seçemezdim ama çünkü ucunu yolun sonunu göremiyordum ve bu,onu çok sevmeme rağmen bana büyük bir rahatsızlık,güvensizlik veriyordu.Bir de zamanımı çalacak diye düşünüyordum;saatlerim,günlerim,yıllarım çalışmakla,acı çekmekle,acıya dayanmakla geçecek diye düşünüyordum.Her şeyin sonunda katlandığım maddi-manevi tüm zorluklar beni ne yapacaktı?Bunu cevaplayamıyordum,bu belirsizlik benim başka bir yerde kendime yar açmamı sağladı.
Şimdi,üç yılımın babamınkiyle aynı şekilde ilerleyeceğini duydum.Şimdi,daha önce sorduğum bu soruya cevap verebiliyorum.Ancak belki,her şeyin sonunda,vicdanım rahatlar;yaşamım zoru seçmekle,ama keyif almakla;dolanmakla ama varmakla geçtikten sonra,her şeyin sonunda.
Bu parçayı attığım için belki her şeyin sonunda...
''İlk yolculuğunun heyecanını,seçiminin ona neler hazırladığını hesaba katmadan her şeyi göze alışını birleştiriyordu zaman.''
Wednesday, December 1, 2010
Zaman Var
Bitişe yakın şöyle gelmiş sonu kitabın:
Doğmanın zamanı,ölmenin zamanı var
Fideyi dikmenin zamanı,sökmenin zamanı var
Öldürmenin zamanı,sağaltmanın zamanı var
Yıkmanın zamanı,inşa etmenin zamanı var
Ağlamanın zamanı,gülmenin zamanı var
Taş atmanın zamanı,taş toplamanın zamanı var
Sarılmanın zamanı,ayrılmanın zamanı var
Aramanın zamanı,kaybetmenin zamanı var
Elinde tutmanın zamanı,fırlatmanın zamanı var
Yırtmanın zamanı,dikmenin zamanı var
Susmanın zamanı,konuşmanın zamanı var
Sevmenin zamanı,nefretin zamanı var
Savaşın zamanı,barışın zamanı var.
Doğmanın zamanı,ölmenin zamanı var
Fideyi dikmenin zamanı,sökmenin zamanı var
Öldürmenin zamanı,sağaltmanın zamanı var
Yıkmanın zamanı,inşa etmenin zamanı var
Ağlamanın zamanı,gülmenin zamanı var
Taş atmanın zamanı,taş toplamanın zamanı var
Sarılmanın zamanı,ayrılmanın zamanı var
Aramanın zamanı,kaybetmenin zamanı var
Elinde tutmanın zamanı,fırlatmanın zamanı var
Yırtmanın zamanı,dikmenin zamanı var
Susmanın zamanı,konuşmanın zamanı var
Sevmenin zamanı,nefretin zamanı var
Savaşın zamanı,barışın zamanı var.
On Bir Dakika
Paulo Coelho'dan ,tekrardan:
''Neler saçmalıyorum ben,aşkta kimse kimseyi yaralayamaz.''
''Herkes kendi hissettiğinden sorumludur ve bu nedenle,ötekini ayıplama hakkından yoksundur.
Daha aşık olduğum adamları kaybettiğimde anlamıştım zaten.Bugün kimsenin,kimseyi kaybetmediğine,çünkü kimsenin kimseye sahip olmadığına eminim.
Özgürlüğü gerçekten yaşamak budur:dünyanın en önemli şeyini elinde tutmak,ama ona sahip olmamak.''
''Şunu biliyor olmalı,insanoğlunun amacı mutlak aşkı anlamaktır.Aşk başkasında değil,kendimizdedir;onu biz uyandırırız.Ama uyanması için,bir başkasına ihtiyaç duyarız.Beni kurtarmasına ihtiyacım vardı,onun da benim onu kurtarmama ihtiyacı vardı,ama bana seçim şansı bırakmadı.''
''Ya ben?Olanca yaratıcılığım,dünya çapında galerilerin kapıştığı tablolarım,gerçekleşmiş hayallerim,benden asla nafaka talep etmemiş karılarım,göz bebeği köyüm,kusursuz sağlığım,yakışıklılığım,her şeyimle...ve bir kafede rastladığım,topu topu bir akşamüstü birlikte geçirdiğim bir kadına,sana ihtiyacım var,diyorum.Yalnızlığın ne olduğunu bilir misin?''
''Ama insan içine çıkma olanağı varken,her gün bir eğlence,kokteyle,bir galaya davet edilirken,telefon bir türlü susmazken ve arayanlar sanatına hayran olan,seninle yemek yemeye can atan güzel,akıllı,kültürlü kadınlarken yalnız olmanın ne olduğunu bilmezsin.Bir şey seni geri iter ve sana,gitme,der.''
'Tamamen farklı deneyimler yaşadık,ama ikimiz de umutsuzuz.Bize huzuru getirebilecek tek şey,birlikte olmamız.'
''Çok düşündüm ve sonunda,o kafeye tesadüfen girmediğimi fark ettim;en önemli karşılaşmalar,bedenler daha birbirini görmeden,ruhlar tarafından hazırlanır.Genellikle bu karşılaşmalar,belli bir sınıra ulaştığımızda gerçekleşir,duygusal olarak ölüp tekrar doğmaya ihtiyaç duyduğumuzda.''
''Herkes sevmeyi bilir,doğuştan gelir bu.Kimileri bunu kendi doğallığında yaşar,ama çoğunluk sevmeyi yeniden öğrenmek,hatırlamak zorundadır.''
''Bir kadının kendisiyle yüzleşmesi,ciddi tehlikeler barındıran bir oyundur.Kendimizle karşı karşıya geldiğimizde,iki tanrısal enerji,çarpışan iki evrenizdir.Yüzleşmede gerektiği kadar saygı yoksa,bir evren ötekini yok eder.''
''Avazı çıktığı kadar:mutluyum diye haykırması için bütün kıstaslar tamdı.Ama mutlu değildi.İnsanların çoğu bir parça ekmek,başını sokacak bir çatı,namuslu yaşamalarını sağlayacak bir iş için birbirlerini öldürürken,o bütün bunlara sahipti,ki bu da onun mutsuzluğunu koyulaştırıyordu.''
'Acı doğal sürecin bir parçasıdır.Spor yapanlar bunu bilir:Amaçlarına ulaşmak için her gün belli bir dozda acı ya da sıkıntıya razı olmak zorundadırlar.İlk başta rahatsızlık insanın hevesini kırar,sonra zamanla bunun rahatlamaya giden yolun bir aşaması olduğu anlaşılır ve sonunda,sporcu acı duymadığında egzersizin gereken etkiyi göstermediğini düşünmeye başlar.Tehlikeli olan kişinin bu acıya odaklanması,ona bir ad vermesi,onun aklından hiç çıkarmamasıdır.''
''Seni mecbur tutmadım,gücüm sadece senin izin verdiğin kadardı.Baskı yoktu.Tek var olan senin iradendi,sen köle ben efendi bile olsak gücüm sadece seni,kendi özgürlüğüne doğru itmeye yetiyordu.''
'Bir zamanlar,parlak tüyleri,rengarenk kanatları olan bir kuş varmış.Uzun lafın kısası bakanları neşeye boğarak göklerde özgürce uçmak için yaratılmış bir hayvanmış.Günün birinde kadının biri bu kuşu görüp ona kapılmış.Kuş onu yanına çağırmış ve ikisi birlikte uyumla uçmuşlar.Kadın kuşa tapıyor,onu kutsal sayıyor,yüceltiyormuş.Ama günün birinde düşünmüş kadın:''Belki de uzak dağları keşfetmek ister?''Korkuya kapılmış.Ve kıskanmış,kuşun uçabilme yeteneğini kıskanmış.Kendini yalnız hissetmiş.Ona bir tuzak kurayım diye geçirmiş içinden,bir dahaki sefer kuş tekrar gelirse artık gidemesin.
Kadın kadar aşık olan kuş,ertesi gün tekrar gelmiş.Ne var ki tuzağa düşmüş ve bir kafese hapsedilmiş.Kadın her gün gelip kuşu seyrediyormuş.Ne var ki tuhaf bir değişim olmuş:Artık sahibi olduğundan,kalbini çalmasına ihtiyaç kalmadığından,kadının kuşa olan ilgisi sönmüş.Uçamayan,hayatının anlamını dile getiremeyen hayvan,sararıp soluyor,çirkinleşiyormuş-ve kadında karnını doyurup kafesini temizlemekle yetiniyormuş.Bir gün kuş ölmüş,kadın son derece üzülmüş ve o andan itibaren onu aklından çıkaramamış,ama kafesi hatırlamıyormuş bile;onu ilk kez mutluluk içinde,uçarken gördüğü gün varmış sadece zihninde.Kendini iyice dinlese kuşun onu heyecanlandıran tarafının dış görünüşü değil,özgürlüğü,hareket eden kanatlarının enerjisi olduğunu fark edermiş.''
''Neler saçmalıyorum ben,aşkta kimse kimseyi yaralayamaz.''
''Herkes kendi hissettiğinden sorumludur ve bu nedenle,ötekini ayıplama hakkından yoksundur.
Daha aşık olduğum adamları kaybettiğimde anlamıştım zaten.Bugün kimsenin,kimseyi kaybetmediğine,çünkü kimsenin kimseye sahip olmadığına eminim.
Özgürlüğü gerçekten yaşamak budur:dünyanın en önemli şeyini elinde tutmak,ama ona sahip olmamak.''
''Şunu biliyor olmalı,insanoğlunun amacı mutlak aşkı anlamaktır.Aşk başkasında değil,kendimizdedir;onu biz uyandırırız.Ama uyanması için,bir başkasına ihtiyaç duyarız.Beni kurtarmasına ihtiyacım vardı,onun da benim onu kurtarmama ihtiyacı vardı,ama bana seçim şansı bırakmadı.''
''Ya ben?Olanca yaratıcılığım,dünya çapında galerilerin kapıştığı tablolarım,gerçekleşmiş hayallerim,benden asla nafaka talep etmemiş karılarım,göz bebeği köyüm,kusursuz sağlığım,yakışıklılığım,her şeyimle...ve bir kafede rastladığım,topu topu bir akşamüstü birlikte geçirdiğim bir kadına,sana ihtiyacım var,diyorum.Yalnızlığın ne olduğunu bilir misin?''
''Ama insan içine çıkma olanağı varken,her gün bir eğlence,kokteyle,bir galaya davet edilirken,telefon bir türlü susmazken ve arayanlar sanatına hayran olan,seninle yemek yemeye can atan güzel,akıllı,kültürlü kadınlarken yalnız olmanın ne olduğunu bilmezsin.Bir şey seni geri iter ve sana,gitme,der.''
'Tamamen farklı deneyimler yaşadık,ama ikimiz de umutsuzuz.Bize huzuru getirebilecek tek şey,birlikte olmamız.'
''Çok düşündüm ve sonunda,o kafeye tesadüfen girmediğimi fark ettim;en önemli karşılaşmalar,bedenler daha birbirini görmeden,ruhlar tarafından hazırlanır.Genellikle bu karşılaşmalar,belli bir sınıra ulaştığımızda gerçekleşir,duygusal olarak ölüp tekrar doğmaya ihtiyaç duyduğumuzda.''
''Herkes sevmeyi bilir,doğuştan gelir bu.Kimileri bunu kendi doğallığında yaşar,ama çoğunluk sevmeyi yeniden öğrenmek,hatırlamak zorundadır.''
''Bir kadının kendisiyle yüzleşmesi,ciddi tehlikeler barındıran bir oyundur.Kendimizle karşı karşıya geldiğimizde,iki tanrısal enerji,çarpışan iki evrenizdir.Yüzleşmede gerektiği kadar saygı yoksa,bir evren ötekini yok eder.''
''Avazı çıktığı kadar:mutluyum diye haykırması için bütün kıstaslar tamdı.Ama mutlu değildi.İnsanların çoğu bir parça ekmek,başını sokacak bir çatı,namuslu yaşamalarını sağlayacak bir iş için birbirlerini öldürürken,o bütün bunlara sahipti,ki bu da onun mutsuzluğunu koyulaştırıyordu.''
'Acı doğal sürecin bir parçasıdır.Spor yapanlar bunu bilir:Amaçlarına ulaşmak için her gün belli bir dozda acı ya da sıkıntıya razı olmak zorundadırlar.İlk başta rahatsızlık insanın hevesini kırar,sonra zamanla bunun rahatlamaya giden yolun bir aşaması olduğu anlaşılır ve sonunda,sporcu acı duymadığında egzersizin gereken etkiyi göstermediğini düşünmeye başlar.Tehlikeli olan kişinin bu acıya odaklanması,ona bir ad vermesi,onun aklından hiç çıkarmamasıdır.''
''Seni mecbur tutmadım,gücüm sadece senin izin verdiğin kadardı.Baskı yoktu.Tek var olan senin iradendi,sen köle ben efendi bile olsak gücüm sadece seni,kendi özgürlüğüne doğru itmeye yetiyordu.''
'Bir zamanlar,parlak tüyleri,rengarenk kanatları olan bir kuş varmış.Uzun lafın kısası bakanları neşeye boğarak göklerde özgürce uçmak için yaratılmış bir hayvanmış.Günün birinde kadının biri bu kuşu görüp ona kapılmış.Kuş onu yanına çağırmış ve ikisi birlikte uyumla uçmuşlar.Kadın kuşa tapıyor,onu kutsal sayıyor,yüceltiyormuş.Ama günün birinde düşünmüş kadın:''Belki de uzak dağları keşfetmek ister?''Korkuya kapılmış.Ve kıskanmış,kuşun uçabilme yeteneğini kıskanmış.Kendini yalnız hissetmiş.Ona bir tuzak kurayım diye geçirmiş içinden,bir dahaki sefer kuş tekrar gelirse artık gidemesin.
Kadın kadar aşık olan kuş,ertesi gün tekrar gelmiş.Ne var ki tuzağa düşmüş ve bir kafese hapsedilmiş.Kadın her gün gelip kuşu seyrediyormuş.Ne var ki tuhaf bir değişim olmuş:Artık sahibi olduğundan,kalbini çalmasına ihtiyaç kalmadığından,kadının kuşa olan ilgisi sönmüş.Uçamayan,hayatının anlamını dile getiremeyen hayvan,sararıp soluyor,çirkinleşiyormuş-ve kadında karnını doyurup kafesini temizlemekle yetiniyormuş.Bir gün kuş ölmüş,kadın son derece üzülmüş ve o andan itibaren onu aklından çıkaramamış,ama kafesi hatırlamıyormuş bile;onu ilk kez mutluluk içinde,uçarken gördüğü gün varmış sadece zihninde.Kendini iyice dinlese kuşun onu heyecanlandıran tarafının dış görünüşü değil,özgürlüğü,hareket eden kanatlarının enerjisi olduğunu fark edermiş.''
Subscribe to:
Posts (Atom)