Hava yağmurlu mu diye bakacağız pencereden...*
Uykumda, bir evin bir odasında, yatağa yatırılıyordum. Öyle ağırdım ki, biri beni sakince yatağa yatırıyordu ve uykumda, uykuya dalıyordum. Hava yağmurluydu, griydi; yattığım odadan, karşı evin penceresi görünüyordu. Soluk beyaz perdesi uçuşuyordu, gözlerimi ağırlıkla kısık kısık açtım ve uçuşan perdeyi gördüm. İçim kasvetle doldu, nefesim darlaştı ve yattığım oda solgundu; odaya şöyle bir baktığımda nefesim daha da darlaştı. Nefesin darlaştığında insanın inip kalkan göğüs hareketiyle, yataktan irkilmeye çalıştım. Kalkamadım ve beni boğan nefesle, bir el hissettim belinde. Arkamı döndüm.
Eliyle bana sarılmıştı. Nefesim bir anda can buldu ve onun olduğunu anlamamla, huzurla uykuya daldım.
Hayatımda, çok elle tokalaştım, isimlerini tanıdım, onları tanıdım. Bir isim, isminin anlamı ve tüm iradesiyle hayatımda her zaman can buldu, hiç solmadı. Yaşayan bir hücrem gibi her zaman benimle, şairene, yaşamaya devam ediyor, bugün bunu bir kere daha hatırladım. Onun varlığı:
' İçimde ikinci bir insan gibidir seni sevmek saadeti' ve içimde ikinci bir insan gibidir o.
Sunday, April 24, 2016
Saturday, April 23, 2016
Hava yağmurlu, bir rüyaya uyandım.
Ne güzel şey hatırlamak seni:
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının...
İçimde ikinci bir insan gibidir
seni sevmek saadeti...
Parmakların ucunda kalan kokusu sarduya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti:
kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
sıcak koyu bir karanlık...
Ne güzel şey hatırlamak seni:
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının...
İçimde ikinci bir insan gibidir
seni sevmek saadeti...
Parmakların ucunda kalan kokusu sarduya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti:
kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
sıcak koyu bir karanlık...
Friday, April 22, 2016
Terra
Oturduğum yerden, karşı terasın, teraa perdesinin uçuştuğunu görüyorum. O terastaki panjur ve perde tanıdık, İtalyan Lisesindeyken sınıfın penceresinden baktığımda da, yeşil venedik panjuru ve teras perdesi görürdüm.
Şimdi İtalya'da aynı görüntüyü görmek, gördüğünü fark etmek bana denizleri hediye ediyor, uzak derin ve sonsuz bir yolculuk gibi.
Tuesday, April 19, 2016
Akşam Akşam Ne Uyuyorsun Deniz*
Denizi görse ağlayacak, biliyorum.
Gözlerime bir mavi yerleşti, gün içinde hep onu arıyorum. Onu bekliyorym.
Böylece gün geçiyor.
Artık gözlerimi tanıyorum.
Gözlerime bir mavi yerleşti, gün içinde hep onu arıyorum. Onu bekliyorym.
Böylece gün geçiyor.
Artık gözlerimi tanıyorum.
Monday, April 18, 2016
Saturday, April 16, 2016
Apollo
Yolculuğum esnasında, iki defa utanç içinde bulundum. Her iki seferde, beni utanç içinde hissettiren, iki insan oldu.
Sordum, kendi kendime mi utanç duygusunu hissediyorum diye. Bana bunu hissettiren bir etken vardı, bu etkeni ilk ben insanında aradım, benim yaptığım benim içinde bulunduğum durum, benim inandığım, benim güvendiğim bir etken mi bunu oluşturmuştu?...
Tüm bunlar, başka insanlara da bağlıydı, 'benim' haricimde.
Mutluluk da işte, tüm bunlardan geçen bir sarkaç.
Onlar benim için fidan ve sonsuzluk olmak yerine, utanc ve haksizlik olmayi tercih ettiler.
Olmak mi onu bilmiyorum, cunku onlarin varligi da bir boyuttan sonra onemsizlesti ve hatira olarak yer etti, bu hatira icerisinde, dolayisiyla bana utanc ve haksizligi hatirlatan yuz, ses oldular.
Sordum, kendi kendime mi utanç duygusunu hissediyorum diye. Bana bunu hissettiren bir etken vardı, bu etkeni ilk ben insanında aradım, benim yaptığım benim içinde bulunduğum durum, benim inandığım, benim güvendiğim bir etken mi bunu oluşturmuştu?...
Tüm bunlar, başka insanlara da bağlıydı, 'benim' haricimde.
Mutluluk da işte, tüm bunlardan geçen bir sarkaç.
Onlar benim için fidan ve sonsuzluk olmak yerine, utanc ve haksizlik olmayi tercih ettiler.
Olmak mi onu bilmiyorum, cunku onlarin varligi da bir boyuttan sonra onemsizlesti ve hatira olarak yer etti, bu hatira icerisinde, dolayisiyla bana utanc ve haksizligi hatirlatan yuz, ses oldular.
Friday, April 15, 2016
Wednesday, April 13, 2016
Viaggio I
İnsanların, hareket edebilen, konum değiştirebilen ve durumlara alışabilen maddeler olduğunu, birkez daha ve yeniden öğreniyorum.
Bir olumsuzluzluğın, bir başka olumluluk ile can bulabileceğini birkez daha anlıyorum.
Dünyada olmanın, insan maddesi olmanın da bir takım anlayışları olduğunu da.
Yolculuğum sırasında, herhangi bir noktanın varış noktası diye adlandırılabileceğini düşünmüyorum.
Varmak nedir?
Birkaç sorum var;
Mutluluk nedir?
Nasıl düşünürüz? Ne düşünürüz?
Düşünce nedir?
Bir olumsuzluzluğın, bir başka olumluluk ile can bulabileceğini birkez daha anlıyorum.
Dünyada olmanın, insan maddesi olmanın da bir takım anlayışları olduğunu da.
Yolculuğum sırasında, herhangi bir noktanın varış noktası diye adlandırılabileceğini düşünmüyorum.
Varmak nedir?
Birkaç sorum var;
Mutluluk nedir?
Nasıl düşünürüz? Ne düşünürüz?
Düşünce nedir?
Sunday, April 10, 2016
Bir Bahar Telaşı
Apar topar ev değiştitmek.
Apar topar çocukluğumu gençliğime değiştirmek.
Apar topar bir konsolosluğun bekleme odasında gençliğimi, gençliğime değiştirmek.
Apar topar gençliğimi, büyüklüğe değiştirmek.
Apar topar toplanmak, ayrılmak, kalmak, gitmek, varmak.
Apar topar çocukluğumu gençliğime değiştirmek.
Apar topar bir konsolosluğun bekleme odasında gençliğimi, gençliğime değiştirmek.
Apar topar gençliğimi, büyüklüğe değiştirmek.
Apar topar toplanmak, ayrılmak, kalmak, gitmek, varmak.
Bunun Adı Çok Ben
Günlerin gecelere bağlanışında, gecelerin gündüzlere uzanışında;
Haksızlıklara uğruyorum, haksızlık küçüklüğümden beri beni bırakmayan bir yasa.
Vazgeçişlerden geçiyorum.
Ülkeme, ülkelere gidemiyorum.
Dostlarım...
Üzülüyorum ve ağla(ya)mıyorum.
Deniz...
Sadakat istiyorum.
Para düşünüyorum, para harcıyorum.
Kaygılanıyorum.
Ölümü düşünüyorum.
Yıkılıyorum.
Uyanmaya devam ediyorum.
Düşünüyorum.
Şiir okumuyorum artık.
Yazmıyorum da artık.
Gündüzün geceye gecenin gündüze dönüşmesini beklemekten başka işim yok.
Bekliyorum.
Haksızlıklara uğruyorum, haksızlık küçüklüğümden beri beni bırakmayan bir yasa.
Vazgeçişlerden geçiyorum.
Ülkeme, ülkelere gidemiyorum.
Dostlarım...
Üzülüyorum ve ağla(ya)mıyorum.
Deniz...
Sadakat istiyorum.
Para düşünüyorum, para harcıyorum.
Kaygılanıyorum.
Ölümü düşünüyorum.
Yıkılıyorum.
Uyanmaya devam ediyorum.
Düşünüyorum.
Şiir okumuyorum artık.
Yazmıyorum da artık.
Gündüzün geceye gecenin gündüze dönüşmesini beklemekten başka işim yok.
Bekliyorum.
Subscribe to:
Posts (Atom)