Sunday, December 29, 2013
Tuesday, December 24, 2013
Aralık'ı Kapatırken
Çam ağaçlarının yok olma tehlikesi&son kutup ayısı da olacak mı&iklim değişikliği&orman katilleri,yangınları&türlerin yok olması&balina katilleri&susuz kalmak gibi.
Sevgili tumblr,instagramcılar;görüyorum ki hala fincanları,gezdiğiniz gördüğünüz yerleri,hatta görgüsüzce yediklerinizi hashtag*leyeceğinize,(bu da XXIyy'ın kelimesiymiş,kısmette bu da varmış)bunları etiketleyip bunlar için gerçekten bir şey yapmaya ne dersiniz?
Çocuğumun çocuğunun çocuğunun çocuğunun çocuğun..her neyse işte,onun,yani bir yerde genimi bir yerde de benden sonraki insan türlerinin nasıl bir dünyada yaşayacağını çok merak ediyorum,
sırf bunun için zaman makinem olsun isterdim...
sırf bunun için zaman makinem olsun isterdim...
Her neyse,ne diyordum,
İnsanlar geldi ve dünyayı,canlılarını,havasını yedi,yuttu.
Ay yükseldi. Prıl pırıl ve yuvarlaktı.
Yere korkunç bir gölge sarktı.
Kimdir bu yaratık, böyle büyük, kötü ve güçlü?*
*Julia Donaldson, The Gruffalo’s Child
Sunday, December 22, 2013
i Rami
Bugün sinirliyim.
Yani şu andan itibaren.
Ama geçer,
Çünkü boş bir hissiyata duyulan bir sinir
Oluştu yani.
İyi ki müzik var
Oh kurtarıcım geldi.
Ah ah
Acaba bir gün
Acaba şu doğanın bir gününde;
En sevdiğim klasik müzik notası,senfonisi gibi
Gelecek mi?
Bir sakinlik,
Bir Özdemirlik,
Bir elinde vermutu tutuyormuşcasına,
Bir hırssız,
Bir eksik,
Sessiz deli
Bir orkestra şefi
Bir ressam
Bir huyu laci
Gelecek mi?
Hadi beni sahneye atın da
Kurtulayım
Hep acı çekiyorum.
Artık soyutlanamıyorum
Bu hiç hoşuma gitmiyor ya...
İnsanlar,
Bu insanlarla çoğu kez yaşayamıyorum
Bir gün bir tek insan
Olacak
Nasıl yaşanacak?
Belki olmayacak
Var mış zaten
Yokmuş meğersem
Var ile yok arası
Var ile yok arası olması mı daha iyiymiş
Her zaman var olup,
Yokmuş gibi görünmesi mi?
Hiçbir zaman olmayıp
Varmışcasına elini tutması,göz süzmesi mi?
Hem ayrıca,
Neden ben bunları düşüneyim ki?
Banane.
Bir arada yaşıyoruz ya,
Ben kendi kendime dünyada yaşamıyorum ya,
Ondan düşünüyorum elbette.
Bireyden topluma
Toplumsala,
Bireye daha gelemeden
Bedenden kişiye
Akıldan kişiye
Ruhtan kişiye
Kişiden kişiliğe
Kişiden varlığa,
Varlıktan kişiliğe
Matematikte bir şey vardı
fonksiyon muydu
Böyle çarpraz düz bağlamalı biri şey
Ona benzedi
Aglet mi bu
Ne oluyor ya
Hadi susalım
Kararlar verelim
Dön hep dön
Ciddiyete
Huzura
İnsanlardan sıkılınca
Dön hep bunlara
Aslında çok basit bir yerden çıkarsam,
Neden zor geliyor ki yaşamak?
Bazen öyle kolayından,deliliğinden alıyorum ki
Bu sefer insanlar diyor ki senin kafan rahat değil
Bazen öyle rahat oluyorum ki
Öyle rahatından alıyorum ki yaşamayı yani
Çok güzel oluyor.
Oturduğum zaman,
Bu tip anlarda
Karşımda bir apartman penceresi değil de,
Bir deniz görüyorum ya
O iyi oluyor işte bak
O zaman çıkartıp aklımı,
Ona bağlı hayal gücümü
Ona bağlı gözümü
Nefesimi
Karşıma bir koyup,
Onları güzelce seviyor,siliyorum
Toz tutmasınlar aman,kirlenmesinler diye.
Yine insanlarla yaşayamıyorum
Bu sefer rahatlığım onlara batıyor
Ciddiye alınca da,
Neden dal dal oluyorum
Onu da soruyorum bunu da
Onu da düşünüyorum bunu da
Çift kişilikli miyim
Acaba neden çift kişilik,bir hastalık sayılmış ki?
Bence zaten normal olan budur
Hatta insan çiftten de fazla kişilikli değil midir?
Bir kere sabah akşam
Daha konu topluma gelmeden,
Uyandığında,
Kendinde başlıyor
Ayakların banyoya gidiyor otonom surat yıkanıyor da,
O sırada suyu nasıl açıyorum nasıl yüzümü yıkıyorum diye düşünmüyorsun
Bazen ne yiyeceğini düşünürsün
Bazen de bilmem
Teneke boştur
Bir duvardır
Yani daha olay kişiliğe gelmeden kendinde mitozlanır.
Mitozlanır benim kelimem oldu.
Mitozlansın temiz mis gibi.
Sonra olay kişiliğe gelince de mitozlanır.
Hayata dair bir bağ kuramadan,
Karar verebilseydim
Geç değil
Karar verebilsem...
Ne diyordum ya
...
Hatırlarım.
Sonra.
Wednesday, December 18, 2013
Hadi bir Karaköy olsa da
Gitsek
Şimdi
Şu anda
Orada olmalıyım,
Can çekiyor,kan çekiyor
Deniz hışırtısı,kokusu
Karaköy'e bir durup bakmam lazım
Şimdi şimdi
Tam şu anda
Karaköy ara sokaklarında
Göz göz dolaşmalıyım
Bugün çok
Çok
Gitmek lazım
Mesela bak bugün ben,
İstanbul'a bilet almaktan
Son anda caydım
Caymak zorundaydım
İstanbul deyince sade Karaköy var olmuyor ki
...
Oysa benim gözüm sadece Karaköy'ü görmek istiyor,
Bedenim sadece Karaköy için şuradan şuraya gidecek vaziyette
Yani azizim,
Gidemem daha ben
Böyle canım çok yansa da,
Gidemem
Bilet almalardan dönerim.
Mesela bak bugün ben,
İstanbul'a bilet almaktan
Son anda caydım
Caymak zorundaydım
İstanbul deyince sade Karaköy var olmuyor ki
...
Oysa benim gözüm sadece Karaköy'ü görmek istiyor,
Bedenim sadece Karaköy için şuradan şuraya gidecek vaziyette
Yani azizim,
Gidemem daha ben
Böyle canım çok yansa da,
Gidemem
Bilet almalardan dönerim.
Bugün duvara bakakalmadım,
Bir baktım ki
Kavruluyorum
Acılar içinde yanıyorum.
Sonra ona dönüp dedim ki,
Daha senin kadar olamadım.
Geçiyor geçiyor bunu biliyorum,artık
Bilincimle biliyorum geçiyor ama
Görüyorum ki,
Şu kalp dediğin varya,geçerken
Nehirler kadar suya muhtaç oluyor,
Nehirler kadar su arıyor.
Bir baktım ki
Kavruluyorum
Acılar içinde yanıyorum.
Sonra ona dönüp dedim ki,
Daha senin kadar olamadım.
Geçiyor geçiyor bunu biliyorum,artık
Bilincimle biliyorum geçiyor ama
Görüyorum ki,
Şu kalp dediğin varya,geçerken
Nehirler kadar suya muhtaç oluyor,
Nehirler kadar su arıyor.
Monday, December 16, 2013
Wednesday, December 11, 2013
Fantasiestücke
Bugün yine kolumu kestiler,
Bir laci aktı geçti.
Bugün ben buradan,İstanbul'a yetişiyorum ama duyulmuyorum,
Görünmüyorum
En acıklı olan şeyin pasta yerken ağlamak olduğunu,anlıyorum.
Uzak
En acıklı olan şeyin pasta yerken ağlamak olduğunu,anlıyorum.
Uzak
Olmak
ile
Uzak
Arasında
Yine 'ara'dayım.
Bu mesafeler uzun,sisli ve ben,
Bugün buradan İstanbul'a yetişiyorum ama kaybediyorum,
Bugün elimde tutamıyorum hiçbir şeyi
Zamanın peşine takılmışlar,
Hepsi birer toz parçası
Uçuyorlar ve ben bugün
Buradan oraya eksik kalıyorum ve
Eskisi gibi eksik kaldıkça tamamlanamıyorum,
Toza dönüşüyorum
Toz parçası oluyorum
Alerjim tutuyor
Yorulup,uyuyorum.
Sunday, December 8, 2013
Friday, December 6, 2013
“Dodici parole buone è diventato piano piano uno spettacolo sul senso delle scelte personali, ed è diventato un piccolo rituale volto a esorcizzare una parte molto contraddittoria di noi stessi, vivissima ma spesso d’intralcio. Le dodici parole sono quelle che si usavano nella Sardegna di un tempo per ricacciare il diavolo là da dove era venuto. Alla nostra generazione il diavolo non è dato riconoscerlo, e dunque anche volendo, non sapresti dove metterla, la tua bomba. Le dodici parole di Escargot sono dunque più che altro dodici silenzi, dodici carezze che sono dodici schiaffi, dodici stazioni in salita di una via crucis amorosa e confusa, necessaria e delirante. Per questo Dodici parole buone è soprattutto uno spettacolo sulle scelte personali, parla soltanto di una persona qualsiasi di fronte all’alternativa tra vendersi l’anima per quattro soldi e custodire un sogno vivendo di quasi niente. Se sceglie la prima, sopravvive e muore. Se sceglie la seconda, si suicida e rinasce. Senza che per questo il suo sogno divenga meno irrealizzabile. “
Pierangelo Pompa
Tuesday, December 3, 2013
Monday, December 2, 2013
Su
Şu Dünya'ya ait bazı insanlar,
Çok değerli ve bir anda
Yüzünüzü güldürebiliyorlar.
Sade.Su gibi.
Kendisini Haziran'da dinleme fırsatı bulmuş,peşine düşmüştüm.
'Gurbetlik'ten derslerine katılamamanın üzüntüsünü yaşıyorken,kendisiyle mail yoluyla tanışıp,konuştum.
Bana attığı makaleler,anlatım tarzı,ders içeriği ve bilgisi sayesinde,vizyonumu geliştirdiği için
Tarık Emre Yıldırım'a sonsuz teşekkürler.
Bugün de gönderdiği bir makalesi ile yüzümü sade sade güldürdü.
Tabii bu hususta,sevgili Ömer Madra ve Açık Radyo ekibine de teşekkürü bir borç biliyorum.
Çok değerli ve bir anda
Yüzünüzü güldürebiliyorlar.
Sade.Su gibi.
Kendisini Haziran'da dinleme fırsatı bulmuş,peşine düşmüştüm.
'Gurbetlik'ten derslerine katılamamanın üzüntüsünü yaşıyorken,kendisiyle mail yoluyla tanışıp,konuştum.
Bana attığı makaleler,anlatım tarzı,ders içeriği ve bilgisi sayesinde,vizyonumu geliştirdiği için
Tarık Emre Yıldırım'a sonsuz teşekkürler.
Bugün de gönderdiği bir makalesi ile yüzümü sade sade güldürdü.
Tabii bu hususta,sevgili Ömer Madra ve Açık Radyo ekibine de teşekkürü bir borç biliyorum.
Aralık'ın İki Rakamı
Baya baydım
Gençler ya.
Bayağ yani.
Bir kere sabahım klasik müzik bestecileriyle başlıyor,
Bazen resim yaparak,bale egzersizleriyle canımı acıtarak,
Bazen mıh mıh moy moy diye hayıflanarak
Bazen hiçbir şey konuşmadan ne kendimle,ne kendi kendimle,
Öyle duvar gibi durarak,susarak
Bazen şiir okuyarak başlıyor,daha ne isteyeyim.
Sonra,kazanma duygum,hırsın o körelmiş körleşmiş halinden değil.
Koşalım koşalım kazanalım,
İlişkisi,teknolojisi,işi,dersi hep bu sistem üzerine kurulu.
Benim kafam hep rahat ama,
Ben bunu etrafımdakilere anlatamıyorum
Çünkü onlar beni rahat görünüyor sanıp,
Ciddiye almıyorlar.
Zaten XXI.yy gençlerinin bir diğer sorunu da ciddiyetsizlik değil mi?
Neyse,
...
Gideyim de via Filodrammatici'de,Scala'dan gelen klasik müzik tınıları ve Filodrammarticiden duyulan kahkahalar ve tiratlarla,kahvemi içeyim.
Ay yalnız kusura kalmayın gençler,bunu instagrama tumblr a falana filana koyamayacağım.
...
Biri onlara şuursuz olduklarını söylemeliydi;
Sırf görsellik veya popülarite,trend için ,hiç oturduğum yerde masayı veya kahvemi çektiğimi hatırlamıyorum;bu çok komik değil mi ya?Oturuyorsun ve otururken elinde otonom'olmuş artık,dokunmatik ekran parmak hareketlerinle;arnavut kaldırımda,Teatro alla Scala yanımda kahve içiyorum ihi...(?)
Evet şuursuz çok güzel yaşıyorsun.
Velhasıl,bunun haricinde şu kazanma duygusu;hırs alacalalı,harcama durumu;duyguları paraları,bunu görmesi,yaşaması..tahamülsüzüm.
Ben iki olduğumda,bir'liği de hep koruduğum için ve ikiyken bir'liğimi özleyebildiğim için ayrıca tahamülsüzüm.
Bunu zarif bir düğümle bağlarsam:
'Yalnız yaşayan insanların,kendi içlerinde başlayıp biten eğlenceleri vardır'*
Bizim gibi insanların sayısı azalıyor.
*Oğuz Atay
Öz
Ne diyordu ozan,
'Gün ne güzel doğarmış meğer açık denizde!
Onun saçları öğretti bana dalgayı;
Çalkalandım durdum rüyalar içinde'*
Ah o sokak!Ama en çok da o pencereden görünen,o sokak.
Evim dediğim okulumun,hazırlık sınıflarının bulunduğu kattaki,öğretmenler odasından bakılan,
Yani ah o Turnacıbaşı caddesi.
Ben bu caddede her 'bulunduğumda',gün geliyordu aklıma işte,gün başlıyordu ve
Sen benim kalbimde bir yerlerde olduğunu biliyordun.
*Orhan Veli'nin Deniz Kızı şiirinden bir dize çeyreği.
'Gün ne güzel doğarmış meğer açık denizde!
Onun saçları öğretti bana dalgayı;
Çalkalandım durdum rüyalar içinde'*
Ah o sokak!Ama en çok da o pencereden görünen,o sokak.
Evim dediğim okulumun,hazırlık sınıflarının bulunduğu kattaki,öğretmenler odasından bakılan,
Yani ah o Turnacıbaşı caddesi.
Ben bu caddede her 'bulunduğumda',gün geliyordu aklıma işte,gün başlıyordu ve
Sen benim kalbimde bir yerlerde olduğunu biliyordun.
*Orhan Veli'nin Deniz Kızı şiirinden bir dize çeyreği.
Subscribe to:
Posts (Atom)