Friday, June 29, 2012

On The Nature Of Daylight

''...dans etmek hiçbir işe yaramaz,ama tüm insan halkları hep dans etmiştir ve hala da dans etmektedir.Zarif bir düğümle sonuçlandırmak için,dans etmenin hep biraz gitmek olduğunu söyleyeceğim.''

Jean Luc Nancy-Gitmek

Thursday, June 28, 2012

Tuesday, June 26, 2012

Ruhum falan daralıyor ya
O anda da ayağımı masaya vuruyorum ,mis gibi oluyor çiyaak diye bağırmamla,bu evde daralan hava.
Bugün,insanlar Dünyayı bitirdi dedi bana,ben  de tercihen ben sadece zaman artık geçse de öbür gün gelse diye evde zaman geçirmeyi seviyorum dedim ona.Şu yoğurdu sarımsaklasak da mı saklasak?
Bir de muşmula suratlı arkadaşımla...
Dönülmez akşamın ufkundayız,vakit çoook geç.
Ahhahay basıyorlar Müjgan.


Sunday, June 17, 2012

Une part de moi-meme reste quelque part*

Je crois entendre encore,
Caché sous les palmiers,
Sa voix tendre et sonore
Comme un chant de ramier
O nuit enchanteresse
Divin ravissement
O souvenir charmant
Folle ivresse! doux rêve

Aux clartés des étoiles,
Je crois encore la voir,
Entr'ouvrir ses longs voiles
Aux vents tièdes du soir
O nuit enchanteresse
Charmant souvenir

*Jean Luc Nancy'nin Gitmek/Yola Çıkış kitabından bir cümle.

Kalbimdeki Deniz

Dönerken bu sefer yanıma,bir martı biraz da deniz suyu aldım.
Çatıyı,odamı özlemişim.Ama sanki bu sefer yarın ölecekmiş veya yıllardır o odaya girmiyormuşum gibi hissettim
Dört günde doğrunun ne olduğunu gördüm.
Sonra,diğer unuttuklarıma baktım,üzerinden yıllar geçen şeylere.
Sahile indim,denize baktım uzun uzun.
Aşkı hatırladım,sevmeyi hatırladım.
Gelirken de giderken de martılara baktım,onları izledim.
En çok da onları özlemişim,sonra da denizi.
Çok servet-i fünun a yaklaşıyorum böyle olmuyor ya.

Uçakta,gidemeyecek gibi oldum,bir gözüm martılara takılı kaldı,kalbim denizde kaldı.
Bir yandan buradaki yaşamımı düşündüm,parçalara bölüne bölüne,yine geldim.
İnsanlar,sanırlar ki bu yazdıklarım hep düzyazı,şiir ama öyle değil.
Suratımı bir tek martılar güldürdü,deniz,Dolmabahçe,o oda güldürdü sonra yine dağıldım,yaşlandım.
Odam dediğim yerde tavana bakaduruyordum solda duvarda,karaladığım yazıya baktım,bir de o güldürdü suratımı.
Artık tek istediğim,İstanbul'da bir evim olsun,balkonunundan tüm gün işim yokmuşcasına martıları izleyeyim.Çünkü yıllardır insanlara ve kendime anlatmaya çalıştığım şeyi aslında çok sevdiğim şairlerden biri de birkaç cümleyle anlatmış.Ben de bunu şu tek cümleyle anlatabilirim ki;bundan sonra,sadece İstanbul benimmiş gibi yaşayacağım,ne kol ne el,ne para ne ev hiçbiri bana ait değil gerçekten.Bir müddet ait olsa da sonra uçup gidecek o yüzden gel saki,sadece İstanbul benim olsun.Ama yine de aradayım.
Çok arada kaldım,çok;bir yandan İstanbul nefes gibi,bir yandan burası ...
Ah dağlar ah denizler ah nehirler aah

Wednesday, June 13, 2012

İstanbul Kanatlarımın Altında

İstanbul nedir bilir misiniz?
Rakıdır,balıktır denizi görünce oh deniz demektir!
Dolmabahçe'de ağaçlı yolu görüce ağlamaktır.
Beyoğlu'nda gülmektir,fotoğrafları hatırlamak,sevdiğin insanları bir bir kaldırımlarda sokaklarda merdivenlerde hatırlamaktır.
Arnavut kaldırımdır,yokuştur,esnaftır;antikacıdır,falcıdır,şaraptır.
Martıdır en önce,martıların kanatlarına bakmaktır,uçuşlarını seyretmektir
Vapurdur,simittir,çaydır,suratına vuran denizdir.
Ağlamaların,aşkların,anıların en güzelidir.
Gözleri hep dolu rimeli akmış kırmızı bir kadındır.
Düşünen gölge gibi bir adamdır.
Nefestir,kocaman bir nefes.

Aşkı hatırlattı bana,bu sefer.
Aşk ı hatırladım.
İstanbul'a bir kere daha aşık oldum.
Şimdi gözlerime İstanbul'u hapsedip gidiyorum,yine.
Bu seferki ziyaretimde,diğerlerinden farklı olarak,İstanbul'u daha çok öpesim,ona daha çok sarılasım geldi.
Arabada giderken,hep camdan kafamı çıkardım,rüzgarı iyice yiyeyim diye,nefes gibi kocaman içime çektim;
vapurda giderken ,oturmadım kalktım, vapurun ucuna gidip deniz kokusunu kocaman içime çektim,Beyoğlu'nda sallandım hiç acelem olmadan yürüdüm;sarhoşları,türlü türlü renkleri gözlerime hapsettim.
Galata'ya uzun uzun baktım,onu da gözlerime hapsettim.
Martı gibi kanatlarımı açtım,kocaman sarıldım İstanbul'a ve onu kendime sakladım,kanatlarımın altına yerleştirdim.
Şimdi tüm bu biriktirdiklerimi kendimle beraber götürüyorum yine.
İstanbul hasrettir.


Thursday, June 7, 2012

Yedinci yedi

Başka bir ülkede bir çiçek mi oldun?
Bir deniz mi oldun?Bir bulut,bir mutluluk,bir huzur,bir aşk mı oldun?
Ne oldun ve beni bir şekilde hissediyor musun?
O kadar zorladım kendimi,psikoljiktir dedim,olmaz kalbin üstü,ağlamaz dedim.Beyin ağla dediği için,gözyaşı akar dedim.Tortu tortu oldu,kalbimin üstüne ağırlık çöktü,bu artık tamamen psikolojik bilimsel,biyolojik hiçbir açıklaması olmaz dedim.Kalp ağrır mı?İltihap olursa,hastalanırsa ağrır,acır; bir sebepten ağrımaz,acımaz dedim.
Olmadı.

Önce beni yalnız bıraktı diye ağladım,beynim sen yalnız kaldın dedi,o yüzden ağladım
Sonra,senin için ağladım;güzel ellerin,boynun,minicik bedenin,en naif tatlı ruhun için ağladım,beynim onun için ağla dedi,ağladım.
Anladım ki,sen beni yarattın o yüzden hem kendim için hem senin için ağladım.
Dünya bu kadar büyükken keşke Dünyanın bir başka ucuna gitseydin,telefonla haftada bir arasaydım,sesini duysaydım,senin sesini sen olduğun için duysaydım.
Sonra da kendim için duysaydım.
Düşünüyorum tüm bunları ve beynim de artık ikna oldu ve bana diyor ki,kalbinin üstünde var o ağırlık ben de görüyorum,her nabzında ben de seninle duyuyorum,soyut bir şey değil bu diyor;nasıl ki çiçek çiçekse,deniz denizse,bulut bulutsa onun gibi bir şey diyor.
O yüzden soruyorum,sen de;
Başka bir ülkede bir çiçek mi oldun?
Bir deniz,bir bulut,bir mutluluk bir huzur bir aşk mı oldun?
Gözle görünmeden orada olduğu bilinen bir şey mi oldun?



Sunday, June 3, 2012


et tu as étée admise, bien sûr. 
tu as quitté boston pour emménager à paris, un petit appartement dans la rue du faubourg saint denis.
je t'ai montré notre quartier, les bars, mon école, je t'ai présentée à mes amis, à mes parents. j'ai écouté les textes que tu répétais, tes chants, tes espoirs, tes désirs, ta musique. tu écoutais la mienne. mon italien, mon allemand, mes brives de russe. je t'ai donné un walkman, tu m'as offert un oreiller et un jour tu m'as embrassé.
le temps passait, le temps filait, et tout paraissait si facile, si simple, libre, si nouveau et si unique.
on allait au cinéma, on allait à danser, à faire des courses, on riait, tu pleurais, on nageait, on fumait, on se rasait.
de temps à autre tu criais sans aucune raison ou avec raison parfois... oui avec raison parfois.
je t'accompagnais au conservatoire, je révisais mes examens, j'écoutais tes exercices de chant, tes espoirs, tes désirs, ta musique, tu écoutais la mienne.
nous étions proches, si proches, toujours plus proches. 
nous allions au cinéma, nous allions nager, rions ensemble. tu criais avec une raison parfois, et parfois sans.
le temps passait, le temps filait.
je t'accompagnais au conservatoire, je révisais mes examens, tu m’écoutais parler italien, allemand, russe, français.
je révisais mes examens, tu criais, parfois avec raison.
le temps passait, sans raison. tu criais sans raison. je révisais mes examens, mes examens, mes examens. le temps passait. tu criais, tu criais, tu criais.

Friday, June 1, 2012

Güneyli

İnce bıyıklı,hani kumaştan özel hazırlanmış takım giydirsem,cebine mendilini koysam tam olacak bir güneyli var burada.
Bir tane değil,Milan'ın suyu çıkmış,çok var güneyli ama ince bıyıklı bir tane.
Vallahi oyuncak gibi,hani erkek barbie yapacak olsam misal Ken,alırım bizim güneyliyi ,Sicilyalı çizgili takım elbisesini giydiririm sürerim piyasaya.
Güneyli güneyli...
Solda güneş yükseliyordu güneye giderkeeen