Friday, August 30, 2013

Başkalarının Gecesi*

...
Çılgınlıklar otu ağzımda
Değişik kalibreli intiharlar denedim
Dipteki arayış boş kovan
Başkalarının gecesi bitmedi daha.
10 Ocak 1990

Aynı tünellerden çıkarken yitirdiğimiz düşler
Birlikte kamaşan gövdelerimiz
Karanlıktan ışığa ürperen ten
Başka yolcularını bekletiyor şimdi
Kara saplanmış tren
Ayrıntıların bağışlamadığı nabzımın vuruşları
...
Korktum ve kaçtım alabildiğine
Kara saplanmış trenlerin yolcusu olmaktan,
Uzak durdum
Pişmanlığın kovanındaki içe dönük kurşunlardan
Mezatlarda dağıttım neyim var,neyim yoksa
Unutuşla örtüldü
(Kara Saplanmış Tren)


...
Günler gibi düşünülmeden akıp giden
Otların gölgesindeki gece kadar derin
Ay ışığıydı her şeyi sessizce bütünleyen
Bir dönüş biletiyle kırıldı gece
Kırıldı mevsim
Kalakaldık
...
(Antik Kent)


İçi dışı boş sözler hüzünlü manzaralar şimdiden
Bütün dillerin lanetlediği anlam
Dilimizin ucundaki uzaklık
Başkalarının cebinden çaldığım ayna
Yüzümün eşi yok bende
Gündüzler umurumda değil
Umurumda değil bekçi kulübeleri
Geceler,kıyasıya tekil serüven
Geceler kantaşı
Geceler,ayrı düşmüşleri
Birleştiren yalnızlık
Kapalı zarf yaşandı son günler
Yaralar ve anılarla mahsur kaldık
Zarf atmayın!
Hepiniz biliyorsunuz
Cevabı beyaz kağıt
Artık ayrıldık.
(Zarf)


...
Köklerine aktar bütün sustuklarını
Geceyle gündüz arasında bir zamandı
Kanına karışan
...
(Üçüncü Zaman)


Melankolinin gizli şehirlerinde
Birkaç adım önünde tekleyen kılavuz
Yaran nereli?diye sorardım
Yaran nerenden?derdi kılavuz.

Bir süre daha susar,
Sonra şehre dağılırdık
Birbirimizin izinden
Aynı hedefte patlayan iki gölge
Başka şehirlerde yeniden

Böyle yaşlandık habersiz
Birbirimizden

Bazı şehirlerin melankolisi
Nereye gitsen nereye gitsen
(Şehir Melankoli)


...
Dönüyor gittiği mevsimlerden
Yetinmenin kalbi.
(Buzdağı ve Asit)


...
Tanımadığın yağmurlarda yıkanmış bıraktığın gökyüzü
(Gökyüzü)


Susmayı zorlayan anlardır oysa
Anlamazlar
Yalnızlığın camlarına yağan
Çoğu kez seçilmiştir
Korkular bir yönüdür yaşamanın
Tenha dağlar gibi durur
Çocukluğumuzun coğrafyasında
Çekip perdeleri bir yere gidemezsin!hayal
Eski gölgelerin vurduğu aynalar
Şimdi ışık almıyor başka odalarda
(Hayal)


Herkes başka olur bir başkasıyla
Serin tutulmuş içeri
Koyu tutulmuş dışarı
Yolculuk bu
Bilinmez getirdikleri
Yolculukla gençlik arasında
Çatılmış mitoloji
Her hikaye oradan geçer dünyaya

Yıllar önceydi hani,
Sahilde uzun bir gece,sabaha karşı,ortalık aydınlanıyorken
Birdenbire
Kararlaştırılmamış gözlerle bakmıştık dünyaya
Sanki derin,kör yorgunluğumuzdan sıyrılıp
İlk kez görüyorduk her şeyi
Büyülenmiştik,şaşkınlığımız korkutmuştu bizi

Kısık sesle,daha akşamdan başlar sabahın yolculuğu,demiştin.
Sanki zaman koyup gitmiş bizi burada

Sabahına çekip gittin,ben değildim korktuğun biliyorum
Sen,zamanın geçtiğini ve
Dünyanın korkulacak bir yer olduğunu o gece keşfetmiştin.
(Korku)


Gölgedir mavi
Doygunluğu azalmış renkler
Kalbe düşünce,gölge

Aşk mıydı,başka bir şey mi
Kuzey sisi,kilitli gümüş
Çok erkendi her şey
Bir anı olmaya geri çekildiğinde

Şimdi akşamlar erken
Gölgeler hep aynı yerde.
(Gölge)


...
Hatıra eski hastalık
Hatırla dururken başka bir yüreğin anısı
Sevdiğinden yeni ayrılmış tende
Heceye azalmış derin yaralar
...
(Ecza)


Serin anılar
Orada bizden uzak
Tekrarlanmazlıkları içinde
Küller içinde
İz içinde
Hiç çekip gitmeden hayatımızdan ve
Artık hayatımızı hiç önemsemeyerek
Kendi gökyüzümüzde hep duran ve
Bazen ışıyan solgun yıldızlar
Kaybolduğumuz yollara bıraktığımız
İşaretler gibi
Serin anılar
Aytaşları kadar soğuk
Kül ve uzak
(Serin Anılar)


Bazı sözler karanlıkta söylenir,diyorum uykularımın birine
Bazı sözler hiçbir zaman,diyorum kendi sesime uyanırken
Bazı sözler karanlıkta söylenir
Bazı sözler hiçbir zaman
Diyorum
...
Geçtiğimiz yollardan
Onca yaprak düşer
Birkaç şiir kalır yalnızca
O derin ağaçlardan
Kendi sesimize uyandığımız rüyalarda
(Sözler,Yaprak)



*Bir Murathan Mungan kitabı








Tuesday, August 27, 2013

Balık

Bugün,
Kendimi denizlere vurdum
Bugün,
Kendimi karaya vurdum.
Ani bir telaşla;
''hayat''ve ''tik tak''dedikleriyle,
Denize fırlatıldım.
Bir sürelilerden değil,
Çok zamanlılardan uyuyorum.
Çok zamandır uyuyorum.
Yok bunun adı,
Melankoli veya hüzün değil.
Bu sadece
Bu işte.
Sonra,yine karaya vurdum.
Vurup vurup duruyorum.
Bugün de karaya vurdum
ve
Karadan toplandım,
Toparlandım.
İyi ki deniz var.

Yüklenebilmek

Uzak

birinci kitap:Tavşan Besleyene Kılavuz

ikinci kitap:Özlem Çekene Kılavuz

''Yalnızca içteki yakındır;başka her şey uzak.''
Rainer Maria Rilke-DIE INSEL

Her ölüm dünyaa bir çatlak açar-bir boşluk bırakıp öyle gider her kişi:öteki kişiler de,şimdi,o çatlağı kapatmakla,o boşluğu doldurmakla görevlendirilmiş hissederler kendilerini.
Oysa zamanla,çevre dokunun da çatlaması ve boşalmasıyla,o çatlak belirsiz-öteki çatlaklardan ayırdedilemez-hale gelecek;o boşluk da,zaten,yokolacaktır.Ama,kişiler bunu düşünmezler:uğraşıp dururlar o çatlakla,o boşlukla-ama faydasızdır bu çaba:çatlak kapanmaz,boşluk dolmaz;uğraşıp durur kişiler,kendileri de birer çatlak,birer boşluk olana dek-o zaman da görevi yeni kişiler devralmış bulacaklardır kendilerini...
Oysa,önemli olan,çatlağı açıkça görebilmek,boşluğu olduğu gibi yüklenebilmekti.
Çünkü,ölüm,onmaz;yaşam,onarılmazdır.
19 Kasım 1993 

teselli getirmiyor:
...Gitmiştin-ben ne zaman gelebilecektim?
-Gözyaşların içimde duruyor:''Daha kötü mü olur?''..
''Daha kötü oldu''
-Hayır canım,daha iyi oldu:Beckett'in ''daha iyi''si-sen de biliyorsun:daha iyi ağrıdı,daha iyi yağdı...

''Beklemek''ile ''gelmek''arasındaki ilişki,''özlemek''ile ''gitmek''arasındaki ile bağlantılandırılabilir-bu karşılaştırmaya da,bir yanından ''daha',öteki yanından ''artık''belirlemeleri katılabilir:-Beklenen d a h a gelmemiştir,özlenen a r t ı k gitmiştir.

Özlemin koşulu ayrılmaktır-ayrılıştır:.
özleyen ile özlenenin-biri durarak öteki giderek-ayrılmaları

Özlemin bir içeriği,gitmiş olmaktır-yani,daha önce bulunulmuş bir yerde,artık,şimdi,bulunmamak-ya özlenenin,ya özleyenin,ya da,tabii,ikisinin birden,gitmiş olması:kimin olduğu da,bir fark yaratmaz.
Gerçi,gitmiş olan,genellikle özlenendir;ama,iki yönlü de olabilir,gitmek:buna da ayrılmak denir-özleyenin de özlenenin de,bir yerde birlikte bulunurlarken,birlikte,aynı anda,dönüp,ayrı yönlere,gitmeleri...

Özlem,''yeniden-gelecek misin bana-hep?''sorusuna artık yanıt bulamama konumudur-''Ne zaman hiç gitmeyeceksin?''sorusunun ise daha hiç sorulamadığı konum...

''Gitmek''ve ''gelmek''çok garip edimlerdir:gitmek,'ayrılan'bir yer ile 'yönelinmiş bir yer'anlamlarını;gelmek de,'daha önce başka bir yerdeyken şimdi bu yerde bulunma'anlamlarını içerir-ama,bir karşılıklıkla:bir yerden/bir yere//gitmek/gelmek,garip bir biçimde,karşıt/aynı anlamları verir-bir yolu yürüme anlamını...
Almanca'nın bir özelliği,''gitmek''ile ''yürümek''edimlerini aynı saymasıdır-bunu da,tek kişilik bir edim olarak,birden fazla kişiyi içerebilecek ''bir araçla gitmek''ediminden ayırır.Bu fark,Türkçe'de de ''yürümek''ile ''sürmek''edimleri arasındaki farkta görülebilir.

Özlemin varlığı,yokoluşu içindir;ama,yokolmadığı için varolur.

Gayet aklıbaşında görünüyor,insanlarla konuşuyordu;her şeyi ötekilerin yaptığı gibi yapıyordu,ama içinde iğrenç bir boşluk vardı,artık hiçbir kaygı duymuyordu,hiçbir arzu;varoluşu,zorunlu bir yüktü ona...Öylesine yaşayıp gitti.
George Büchner,Lenz,Werke und Briefe

Özlem,kendini de çeler:kendi olmamasını da ister-çünkü,çok ağrılı-acılı-olabilir:yavaş yavaş örerken kendini-olmadığı biçimde de-kendini ister,ve,örer.

Özlem,kendini özlemendir temelde,tabii ki:kendinin kendinde yinelenmesini istemen-ancak kendin sayabileceğin ötekinin,gelip,kendin olması...
(Çünkü sen de ondan oluşmuşsundur,artık)

Özlem,öyleyse,yalnızca 'bencil'bir duygu mudur?
Özlemek,birisini ben'im yanında isteyip bulamamaktan kaynaklanır;ama,istenen o'dur:herhangi bir başkası-ben'im,yanında olduğumda o'nunla yapmak istediklerimi yapabileceğim biri-değil.Ben'den kaynaklanır ama o'na yöneliktir.Ben,o'nu duyarım,özlemde.
Gene de,kendi'm için istemekte değil miyim-o'nu istiyor olsa'm da...
Hayır:o'nu istemem,isteyenin ben olmasından daha önemlidir-zaten duyguyu duyan ben olsa da,duyguyu veren-içeriğini ve nesnesini belirleyen-o'dur.
Özler'im-ama,o'nu.
O'dur,özlediğ'im-

Özlem,batmış,ama aydınlığı hala süren güneş gibidir-bu yüzden akşamstü saatleri,hüzün saatleridir.(Bir akşamüstünü düşünmek bir akşamüstünü düşünmekten başka nedir ki,yi hatırladım)
Özlemin ayrılmaz ikiz kardeşidir hüzün:kendi kendilerini çelen iki duygu olarak,hep,birbirlerini çekerler-
Özlem hüzünsüz edemez;her hüzün de,şurasında burasında,bir özlem,gizli,durur,kıpırdanır.
Özlem,hüzünlüdür-hüzün de,özlemli.

Özlemin tek bir düşmanı vardır:zaman...
Zaman,özlemin hem çekemediği-yoketmek istediği;en azından yoksaydığı-,hem de,kendisini yokeden;giderek,güçsüz kılan,tüketendir.
Özlemi,zaman üretir;ama onu tüketen de odur-zaman,kendi doğurduğu çocuğu,özlemi,boğazlar...Zaman,özlemin Medusa'sıdır.

Özlem ile zaman arasındaki ilişkilere girdiğimizde,temelde,''ömür''ü ele almış oluyoruz:'yaşamın bir zamanı'olmasını;yani,'sonlu'olmasını;yani ölümlü...

Özlem,en çok yöneldiği olduğu halde,yarını siler;çünkü en çok önem verdiği,dündür-oysa,özlem,
hep,şimdidedir:-işte karışıp durur özlemin zaman bağlamı-

''Keşke''nin anlamı,özlem ile pişmanlık arasında bir bağlantı kurar gibi-ama bu,temelde,bir karşıtlıktır:Özlemin ''keşke''si,''Keşke her şey hep eskisi gibi olsa''derken,pişmanlığın ''keşke''si,''Keşke eskisi gibi olmasa''der

Özlem,kıpırdamadan duran perde kıvrımıdır.

Özlem,esintiyle kıpırdanan perdedir.

Özlem,epeydir açılmamış kavanozun kapağı üstünde birikmiş tozdur.

Özlem ile acı arasında da garip bir ilişki vardır:-Özlem,fazlaca güçlü olunca da acı payı yükselir,azalmaya yüz tutunca da-özleyen,çoğalan özleminin acısını da çeker;özlemin azalmakta olmasının da...
Özlem,çok da olsa,az da;hep acılıdır.

Burayla nasıl bağlantı kurduğumu bilmediğim bir anlamda,Nietzche'nin defterine yazdığı bir düşünceyi not etmişim:
-''Varoluştan artık acı çekmeme'nin acısını çekmek olarak çekilen bir acı,ancak iki biçimde giderilebilir:ya,çabuk bir ölümle,ya da,uzun bir sevgiyle.

Hartmut von Hentig de,Kedi Paf adlı metninde,ayrılış her an vardır(ya da:her an,ayrılış-tır)der.-Özlemin olmaması için,sanki,Aristophanes'in(yani herhalde-tabii-Platon'un)Symposion'da kurduğu mitos'daki ''ilk durum'';iki kişinin,tanrıların ilk biçimlerini ortadan ikiye keserek iki yarı olarak ayırmalarından önceki duruma,geri dönebilmeleri gerekir-bu da olanaksızdır:kişiler ''öteki yarı''larını hep arayacaklardır-bu aramanın da boşa çıkmadığı;iki ''öteki yarı''nın gerçekten bulunduğu,buluştuğu-çok ender-durumlarda bile,'bir'leşme gerçekten olabilse bile,işte,gene,geçici olacaktır.

''Halvet''in bir başka önemli anlamı,''birlikte yalnız olmaktır:bu gerçi,iki kişinin,başka insanlara kapalı bir yerde-bir ''oda''da-buluşmalarını belirtmek için düşünülen bir anlamdır;ama,özlem ile sevgi arasındaki en temel bağlantıyı kurarken,yalnızlığın özünü de belirtir:yalnızlık,kişinin bir başka kişi ile birlikte olması gerekirken,olamamasıdır.Özlem,böylece,bir tür olamamanın olmasıdır-işte,birlikte,yalnızlıktır.
Bu anlamda,Edip Cansever'in insanın özüne ilişkin bir belirlemesi,şöyledir:
İnsanın insana verebileceği en değerli şey
Yalnızlıktır.
(Kirli Ağustos,CİN)

Özlem,son'u en iyi bilen duygudur:özlenen özleyenin yanındayken bile sona ermeyen özlem,gün gelip,özlenenin gidip,bir daha gelmeyeceğini de bilir-o,tam son'u,da,bilir-
Özlem,son'u bilir-
Özlem,son'a,erer...
Ki,nasıl gelmeyeceğini bildiğini beklemen ''bilgelik sevgin''idiyse,gelmişken uzaklaşıp,gidip de geri gelmeyeceğini bildiğini,gene,bekleyebilirsin-aynı ''bilgeliğin'' 'sonradanki'biçimi olarak...
Bekle-






Saturday, August 24, 2013

Cüruh

-cüruh yaralar demek.
bana sorsan,Tokyo'da bir semtin adı.
ben ve fikriye yaşıyoruz orada.-

vurdu.ayakkabı.
ayakkabı ayağımızı vurdu,topuklarımızdan.acıyor ve çizgi çizgi izler bırakıyor eylemine...
...yaşamakistediğimhayatısığdırmayıbaşardığım bir bavulla...
...sonra bir hıçkırık,devamı gelmedi.

...bu sefer daha çok yürümek istiyorum,bu sefer daha çok yürüyüp,alıp veremediğim ne varsa dünyayla,bütün hesaplar kapansın istiyorum.
...gökyüzü kapalı,canı sıkkın dediklerinden,iyice içine kapanıp saklanmak için örtünmüş sanki

...ayakkabımızıfikriye'ye verdim,çıplak ayak yürüyoruz.aklımtenimden geçmiyor,yürüdüğüm yollar aklımdan bir haber,aklım sır.bastığım şehir beni biliyor,düşüncelerimi değil;düşüncelerim kayıp,tek tek sır,
fikriye kayıp,
fikriye sır.

Cüruh Günlüğü,Yusuf Hanım

Noktalılar

Her şeyin bittiğini sandığınız anda,hayattan uzaklaşma fikriyle burun buruna geldiğiniz anda,intiharı düşündüğünüz anda,tıpkı karanlığın en şiddetli anından sonra aydınlığın gelmesi gibi,vazgeçmiş oluyorsunuz.
Benliğiniz o kadar değerli ki,onu taşıyan et parçasını dahi anlamlı kılabiliyor bu savaşta.Oysa kazanmak ve kaybetmenin olmadığı bir oyun bu.Oysa ne karanlık var ne de aydınlık.Işıksızlık burası.Sessizliğin ülkesi.Nefes almanın bizi canlı kılmadığını hissediyorsak da,canlılık bundan fazlası,cansızlık da öyle.Hayır,çürümüyoruz,çürümek için canlılık gerekir,oysa biz sadece kendi irademiz dışında var edilmiş tüm bu hareketlilik dizisine-dizgisine ''yaşamak''diyoruz.Vahim değil.Burada gerçekleştirdiğimiz tek şey var,ayak uydurmak.Çoğu zaman yaşama,bazı anlarda,bazı keşfedilmemiş anlarda ölüme.İntiharın çok da tercih edilmeyen bir ayak uydurma biçimi olduğunu kavradığınızdaysa,''neden''diye soruyorsunuz;bir cevap bulmak için değil,bu imkansızlığın farkında olmamak delice;kafa karıştıran değil,can sıkan değil,hissizliğin ve sonuçsuzluğun var ettiği o cansız hareketlilikle soruyorsunuz;bağırmak fazla geliyor,sessizlik eksik geliyor,sormak anlamsız,susmak saçma geliyor,arada kalmanın sıradan insanların işi olduğunu fark ediyor ve bir çılgınlık edip yatağınıza ertesi gün işe gitmek için uzanıyorsunuz.Bir saat,beş gün,yetmiş iki yıl...Gittiği yere kadar sürdürmeyi deniyorsunuz.Nereye gideceğini bilmeden,nereden geldiğini bilmeden,neyin gelip gittiğini bilmeden,kafa yormanın verdiği delirticiliğin deliliği engelleyen yeganelik olduğunun ayrımsamasıyla,öylece,sadece,yürüyorsunuz.Yarının umut olmadığını gördüğünüzde,umudun geçmiş zamana ait dokunulmamış bir parça olduğunu gördüğünüzde,ailelerinize,kitaplarınıza,öğretmenlerinize,liderlerinize,peygamberlerinize,tanrılarınıza küfrediyorsunuz.Küfretmek çare değil.Küfretmek,sadece küfretmek.Bir kelime,birkaç kelime daha fazla tükektmenin israfı sizi susatıyor.Neyin israfı,neyin susuzluğu diye sormadan edemiyorsunuz.Cevaplamadan geçemiyorsunuz.''Neden''diye bağırıyorsunuz.Hak ediyorsunuz,çünkü bir adım daha atmasaydınız sufilerin,samanaların dinginliğini yaşayabilirdiniz,çünkü birkaç adım daha atmasaydınız mutlu bir insan olabilirdiniz,ancak herkesten geri kalsaydınız hiçbir şey şimdikinden daha iyi olmazdı.
Başlamamayı diliyorsunuz.Oysa elinizde değildi.Öyle miydi?Tanrıyla aramızdaki tek fark sözcükler.Tıpkı altı saat sonrasıyla,sonsuzluk arasındaki fark gibi.Fizik farkında değil.İnsanlar kafayı yemiş olmalı ama bu kadar şanslı değiller.ve bugün bir arkadaşım daha ölmekten vazgeçti.

Ruhu Kaçık Denemeler #2,Mert Durmazer

Göğüs Üzeri

...Üzerimde tonlar/sonsuzluk kadar ağır/ağırlığın sonsuzluğu.
Şu zaman içinde çok yoruldum
Evvel zaman içinde.

Göğüs Üzeri Kesik Kırmızı,İrem Kulaber 

Zaman

Ne çok büyüdüm
O son uykumda
Gitti dediler
Uyandım
Nasıl küçüktüm
O son uyanışımda

...
Gözlerimde bırakmışsın hüznünü
Ne zaman gülsem
Ağlama dediler

Kalbimin atışını duyuyor musun
Tel tel oldu saçlarımda
Sevincimi kaça böldüm bilmem
Geldin sandım
Yine böldüm
Kim bilir kaç gözyaşı bıraktın bana
Kim bilir kaçını akıttım
Kaçı kurudu gitti
Avuçlarımda.

Neşe Apartmanı,Yeşim Gürsucu

Do

Mehmet Ekiz açıyor şöyle:

''Şimdi sessizliğin dehşetinde yaşıyorsun. Ama sen herkesten daha sessiz değil misin? "

...Ama eylemsizlik denen bu illet ket vurur benliğindeki karşıtlığın aydınlık tarafına.İnsan istese de bir adım dahi atamaz olur çizginin öte yanına.Bu noktada aklıma şunlar gelir hep;

Dün sabaha karsı kendimle konuştum 
Ben hep kendime çıkan bir yokuştum 
Yokusun basında bir düşman vardı 
Onu vurmaya gittim kendimle vuruştum

Özdemir Asaf

Naif

Leş gibi bir hayatın ter kokusu burnunda,kusmak üzeresin.Kustukça çocukluğuna mı döneceksin?
Yalan ve tek gerçeğe yakın oluşu insanın,garip.
Tek gerçek nedir,bilirsin.Bilmezsin.Bilmek ne kadar sahici?
Ölürsün belki,ölmezsin.
Nefes almak mı yaşamak?Hiç...
Gün ortasındayken ömür;ne kadar karamsar bir dünyada yaşıyorum demek,ne acı.
Çare kaçmakta.Çare,nefes almakta inanır mısın?İnanmazsın.
Muhtaç olduğunu bilmezsin çünkü.Otonom bir hareket ya,farkına varmazsın.
(tik tak)
....Yani öncesi tadımlık,sonrası tanımlık,bir nevi aptallık veya rüyada kalmayı istemek gibi bir duygu durum dizisinin,harfsel ifadesi gibi karmaşık.
Koş haydi,kendini paylaş insanlarla fakat önce rüyadan uyanmalısın doğallığında.
Uyanırsın,uyanmazsın,belirsiz.
Şüphe edersin,kendini yersin,yemezsin,şüpheler insanı mutlak doğrulara götürürmüş,bilirsin.Saçma dersin çünkü şüpheler öldürür aslında,öğrenirsin.
Ölmek,kaçmanın evlilik hali mi yoksa?Tuhaf aslında.Zaman diyorum,tuhaftır aslında.
(tik tak)
....Zaten kırıklar fazlaydı zamanda.
....Sonrası lanet olası zamanla hararetli bir münakaşa içerisinde olmakta.Anlarsın ya güzel abim,insan acılarıyla yaşamakta.
***
....yapmacık da olsa,gökyüzüne somurtmak istemezdi her çıkışında.
....tüm zamanların tiki ve tikin peşini bırakmayan takısı durdu.
....doldu gözleri ve hıçkırdı birkaç saniye nefesi.
***
(tik tak)
Saat on ikiye vurdu.Sustu ve yenildi tüm şehir karanlığa.
***
Duvarlar da sustu,sonunda.
(tik tak)

Sancı,Mehmet Tutlu

Gül


mola vermek ;

zorunludur yoksa duvarlar üstünüze yığılır. herşeyden vazgeçebilmelisin. , fırlatıp atabilmelisin , her şeyi.
kişisel çıkar gözetmeksizin ve yardım kabul etmeksizin , baktığına bakmayı , düşündüğünü düşünmeyi , yaptığını yapmayı ya da yapmadığını yapmamayı öğrenmelisin.
çabalamaktan yorgun insanlar , ortak alışkanlıklara sığınıyorlar. kaygıları ; sürü kaygıları.
çok az insan eski bir ayakkabıya on dakika bakabilir. ya da kapı tokmağını kimin icat ettiğini merak eder ..
cansızlaşırlar. çünkü mola vermeyi , kendilerini çözmeyi , kaprislerini bir kenara bırakmayı , görmemeyi duymamayı , öğrenmemeyi , yuvarlanıp tertemiz sıyrılmayı beceremezler.
yapay kahkahalarını duyar duymaz uzaklaşın onlardan..

Gülün Gölgesinde,Charles Bukowski

Thursday, August 22, 2013

Parçalarım Bulutlarım*

Ben ne zaman,
O sınavları kazanan,o okullara giren öğrencileri duyuyorum,benim içimde bir çocuk ölüyor.
Bazen öyle ağlıyorum ki,yüzüm ruhum bedenim aklım her şey bir nehir oluyor baştan aşağıya ve bazen öyle susuyorum ki,bir ölü dalga**
Hayatta var olma sebebim,o benim,madem benim,ben neredeyim?
Her şeyin bir ömrü var,onun ömrü az,benimki de öyle.

*Tezer Cem'in Dil'e Kolay şiir kitabı,Kalem Kıran şiirinden bir dize.

Wednesday, August 21, 2013

Saklı


uyurdum, 
dokunduğum camlar kırılırdı derinliğinde uykumun. 
nil, gözlerimden geçsin diye 
güne kirpiklerim kırılırdı. 
oysa, saklambaç oynayan bir çocuktu büyüttüğüm; 
babasının dudaklarına sıkışmış ve unutulmuş... 

sobelendim, saklandığım saydam düşlerin ardında. 
sunacak başka bir şeyim yoktu, bir çocuğun 
bayram sabahındaki beklentisini sundum yaşama 
ve tedirginliğini oğlu savaşta bir annenin. 
uzak ezgisini dinleyerek bırakıp gitmelerin. 

nil güne akarken şubat gibi biriktim; 
dört yıl topladığı acısını 
yirmidokuzuncu adımında gösteren. 
ve çıktım yaşama 
onun sakladıklarını sunarak saklandığım yerden. 
sonra kendime dönüp dinledim 
yeniden acılarıma sordum: 
yaşamın neresinde saklanmalı ozan, 
yada nasıl saklamalı yaşamı?

Eklemiş :
"daha ne kadar dayanabilirdim, herkesin bir başkasının acısı pahasına mutlu olduğu yaşama?"

Zafer Ekin Karabay 

Ara

Esna 

Herkesin bıçağı yok bir esnada
Eşyanın devamı
Senin tamamın olduğum bir evde
Sana en uzun yarımlardan bahsediyorum
Ben açıkçası seni yanımda hep siyah bir huy gibi taşıdım
Kendi masalından düşene biz denir bir vakitte
İnsan durup kuyusunu beğenmeye gelir bir dünyada
Birkaç kişiydik güya
Birkaç iş vardı
Birkaç ev
İki ömür üç defa eşyanın asıl yerini aradım.

Siyah 

İşte! patlayan parantez, sırayı bozan ölüm
Söndürüp ışıklarını karşıdan karşıya geçirmeye yarayan hayat
Bilinsin ve süssüz siyah bilinsin istiyorum;
Mutlak bir ekip çalışmasıdır
Üç el oyuk bir yağış biçimidir ölüm.

Demişken diyelim ve öyledir;
Olmayan davaların işi değildir divana kalmak
Ya da aşkın ara sokağında balkondan sarkmak
Çünkü çocuk oyuncağıdır harç taşımak
Taş toplamak, kuyu kazmak
Demişken diyelim ve öyledir;

İşte! ben dolaylarında hayatını kaybeden eşim
Önce aşk, sonra ara sokağında taş taşıyan şüphe yani
Bilinsin ve süssüz siyah bilinsin istiyorum;
Yok kimseye –makilerin orada- anlatacağım bir şey

Demişken diyelim ve öyledir,
Hala şüphe taşıyor her taş
Süslü cami avlularında yalın ellere tapıyorum
Öldüğünü bilmeyen iplerden
Hala süslü siyah mektuplar alıyorum
Günlerdir –makilerin ordan- yazıyorum;
Sigara ve kahveyi saymazsak evde yalnızım
Günlerdir söylüyorum;
Sigara ve kahveyi saysak da evde yalnızım

Aslında günlerdir çok ileri gittiğim de söyleniyor
Israrla yüzündeki kışa benzediğim ya da
Kış dediğim aynamızın önünde elek
Günlerdir hoh taşıyorum
Taş topluyorum deliklerine
Yani ısrarla kuyuları güldürüyorum kendime

İşte! ben dolaylarında hayatını kaybeden hayat
Önce aşk, sonra ara sokağında taş taşıyan şüphe yani
Bilinsin ve süssüz siyah bilinsin istiyorum;
Yok kimseye –makilerin orada- anlatacağım bir şey

Seyyidhan Kömürcü


De Ki İşte

Anlama-rayış 

Birgün güçlü bir zamk alırsın,eve gider,kitaplığını boşaltıp kitaplarını üstüste yere dizer,sonra,her bir yığındakileri sırayla,teker teker alıp sayfalarını birer birer birbirine yapıştırırsın,yine üstüste yere dizersin.
Ertesi gün-zamk iyice kuruyunca-kitaplarını eski yerlerine yerleştirirsin.Yine,aynı gün(ikinci yani),daktilonun tuşlarını birer birer sökersin,bir torbaya doldurur,dışarı çıkar,torbayı sokaktaki çöp kutusuna atarsın.
O akşam,bütün kalemlerini çalışma masanın üstüne dizersin,sonra,teker teker alıp,dünden kalan zamkla(büyük bir kutu olmalı)mürekkep haznelerini iyice doldurursun(gerekiyorsa;sökülmüyorlarsa,haznelerde küçük birer delik açabilirsin),yine,masaya dizersin-onların kurumları iki gün sürer.
Bu arada(üçüncü gün),evi iyice tarayarak,bütün kağıtları,defterleri,bloknotları,not kartlarını,vb.(ajandalar dahil)toplarsın,çalışma odasında,yere üstüste dizersin(farklı büyüklüktekilerle farklı yığınlar oluşturabilirsin)Sonra her birini birer birer alıp,bir makasla(çok keskin olmalı)her bir yaprağı ya da sayfayı ince şeritler halinde(1/4 cm kadar ende)keser,şeritleri masaya dizersin.-Bu iş de iki gününü alır.
Dördüncü günün akşamı,gider sokak kapısını içeriden kilitler(evde senden başka kimse yoktur),anahtarı pencereden dışarı atarsın.
Sonra,kitaplıktan en sevdiğin üç kitabı seçer,alır,çalışma masanın üstüne koyar,iskemleye oturur,gözlüklerini takarsın.
Şimdi okuyup yazmaya hazırsın.

Ölüm de yaşam ki felsefe işte 

{....}Ölümü bilen,onun bilincinde olan bir yaşam,yaşam sürecinin her anında ölümü yaşama katarak,yaşamı bilinçli kılar-ölümü yaşamdan koparmadan,ama ölümün yaşamı kaplamasına da izin vermeden,ölümü,her an,yaşam kılar.

Yaşayabildiklerimiz,eninde sonunda,doğum günlerimizdir-ölüm günlerimiz değil.

İnsan eninde sonunda,ancak kendi kurdunu besler.
İnsanlar,'yaşam'dedikleri belirsiz şeyin sonunda duran karanlık çukurdan ve tenlerine şimdiden girer gibi gördükleri kurtlardan niye ürküyorlar ki(tabii,bunları akıllarına getirme yürekliliğini gösterebildikleri ender anlarda){....}

{....}Yaşam da,ölümün belirgin bir bilinç içeriği olmasıyla başlar-ve ölümün bir türevinden başka bir şey değildir.{....}

Yaşam,kendi kendini,ölüm olarak,isteyendir.
Ölüm de,yaşam olarak yaşanmış,ve,bitmiş olan-istenmiş,gerçekleştirilmiş-ve tükenmiş olan.

{....}Bizi yaşatandır,hüzün:hüzün-yaşamın nasıl dopdolu,ama nasıl da bomboş-gelip geçici,bitici,sonlu-nasıl ölümlü olduğu yaşantısı.


{.....}Ölüm ters anıdır:yani,anı olamayacak şeydir-ölüm,anımsanamayacak tek yaşantıdır-çünkü,ölüm yaşanır:hem de,sürekli yaşanır.

{....}Ancak ölebilecek olan kişi,yaşar.{....}

{....}Kişi,ölümden sonra geri kalandır.Kişi,ölümün yokedemediğidir.Kişi,ölümden sonra da yaşayandır.

Yaşamın sana açıkça söyleyebileceği tek şey,ölümdür.{.....}

{.....}Yaşamını,ancak bağlılıkların içinde bağımsız kılabilirsin-ki,yaşamı özgürleştirmen,onu,sürekli,bir yerlere bağlayıp,sonra,o yerlerden,koparabilmen olsun.
Yaşam,kopmadan kurtulamaz-ama bağlanmadan da kopamaz.
Yaşamında kurtuluş,hep,bağlanıp-kendini bağlayıp-sonra,hep,bağlarını koparman olacak.

Yaşamını önceden yaşamaya çalışacaksın hep-oysa olanaksızdır bu:yaşamın ancak yaşandıktan-sen onu yaşadıktan-sonra,senin yaşamın haline gelecek.

{.....}İşte,yaşananlar alıp götürür yaşamını-yaşamın da,budur işte:-yaşamın,yaşadıklarındır-yaşamaya 'karar'verdiklerin,ya da yaşamak 'istedik'lerin değil.

{....}yaşama yürüyüşünün tık nefes kalması{....}

{....}Yaşam,senin,verilmeden yapmayı öğrenmen gereken bir şeydir:senin,kendi başına arayıp,bulup,kurmak zorunda olduğun bir şey.{....}

Yaşamında iki temel değer bulacaksın:sevgi ve dostluk.Bazen,bunlardan biri ötekinden daha değerli gelecek sana;zaman olacak,öteki öbüründen;kimi zaman da ikisinden hangisini daha değerli sayman gerektiği belirsiz hale gelecek;ama,kimi zaman da,ikisi birden,eşit bir değersizlik düzeyine inecekler,gözünde.
Ama,bu sevgin ile şu dostluğun o hale düştüler diye,yaşamın temel değerlerinin kendilerini yadsımayacaksın:o zamanlarda,içindeki buruk acıyla,onlara olan saygını koruyacaksın-ki bu da,işte,üçüncü temel değerin olacak.

Yaşamında,değişiklikler yapman yıllar sürecek-çünkü,yaşamında değişiklik yapman,yaşamında ilişkide olduğun,önem verdiğin,sevdiğin,saydığın kişilerde değişiklik yapmak zorunda kalman olacak:onlara verdiğin önemde,sevgide,saygıda,değişiklik yapman-sonra da,onları bırakman,onlardan ayrılman,kopman.Ama,bu hep böyle sürüp gidecek:yaşamda değişiklik yaratacak 'karar'larda,gelip ya da gidip bir kişiye dayanmayan bir gerekçe,geçerli olamaz.
-Yaşam,hep,gelip,kişilere-bir kişiden gelip bir başka kişiye-bağlanandır;işte,sonra da ondan-onlardan-ayrılıp kopup giden...

Yaşam hep,birlikte yapabileceklerin hayallerinin,yalnız kalmaların kayalarında parçalanışının sürecidir-bazı kişiler için böyledir bu,en azından;belki sen de onlardan birisin{....}

{.....}Bilincin,tam boşluğun farkına tamamiyle varman olacak-onunla,tamı tamına,buluşman..

Yaşamın,kendi hiçliğini,yavaş yavaş,ve acı çeke çeke,bilinçlendirme sürecin olacak-en büyük acın da,tam bilinçte;nasıl boydanboya bir hiç,tam bir boşluk olduğunun farkına vardığın anda gelecek-ama bu an,en dolu anın olacak aynı zamanda:yaşamının;yapabildiklerinin ve bilinçliğinin doruğuna çıktığın an.

{.....}Yaşamın ancak ölümünden sonra 'belli'olacak-yani,hiç belli olmayacak.
Yaşayacaksın hep-hiçe dek;sonra da,hiç olacaksın.

{.....}'Çelişik'bir şey değil bu;kişiliğin 'gelişen'bir şey değildir ki-ta başından beri(neresiyse o 'başı'...),tam olarak vardır;yaşam boyu da,yaptıklarında,yalnızca,ortaya çıkar,kendini gösterir:hem de,hep yeniden aynı sıra içinde çıkar ortaya.{....}Yaşam,yazarı da,sahneye koyanı da,başoyuncusu da sen olan;ama senin yalnızca seyircisi olduğun bir oyundur.{....}Her an çıkıp gitme özgürlüğünün de bir yanılsama olabileceği durumlarda-bunun farkına varabilirsen-işte,o durumdan da çıkıp gitme özgürlüğün olacak;çünkü,o durumun farkına varmış olacaksın.{....}

Yaşadıkça,yaşamın hep daha derinine inebilirsen(buna dayanabilirsen){....}

{....}Dopdolu olacak yaşamın-bütün boşa çıkan beklentileri,hedefleri,amaçlarıyla;boşa çıkan umutlarıyla-bomboş olacak yaşamın;boş-ve bütün bunlarla,dopdolu{....}

{....}Çünkü sen kendin de,olgun hale geldiğinde,kendi ardında kalacaksın-bırakacaksın kendini ki,ardında kalsın.

Ocak 2013'te kütüphanede kalan Oruç Aruoba'ya kavuşma hissiyatıyla...





Friday, August 16, 2013

Akmar

Bugün,yıllar sonra,Akmar'a girdim.
Oh mis gibi.özlemişim.mis gibi de özlemişim.
Sahafların arasında yine ağzım kulaklarımda mıydı onu bilmiyorum da
Bulut gibi bir şeydi işte.ve uzun bir aradan sonra,orada olmanın hissiyatı içinde başka hisleri de yaşarken kendi içimde,kitapları dergileri karıştırıyordum.
Ah fanzinler ya.Tabii ya.
Siz oynayın hala iphonelarınızla çocuklar.Cıps cıps.
Öyle bakarken,edebiyat dergilerinin hala var olduğunu gördüm.Görünce,orada olmanın hissiyatının içinde başka hisleri de yaşarkenlere başka hisler de eklendi.
Oh mis gibi.
Ne oldu?Yeni bir edebiyat dergisiyle tanıştım,bu sayede.
Hiç bitmeyen heyecanımla aldım ve okuyorum.
Herhalde kalan sayfaları da akşamüstü kahvesiyle üfür üfür esen bir köşede okurum.
Ne güzel şey,seni sevmek Akmar ve Akmar'da,sahaflarda var olan ama toplumca var olmaya çalıştığı düşünülen edebiyat dergileri.
Yarın Özdemir*ler de gelir,adadan Sait de belki,kim bilir..sonrası iki orta kahve.

Thursday, August 15, 2013

Ruh

Beden olarak var oluyorum.
Bulunuyorum.
Bulunuyorum düz,bulunuyorum.
Artık.
Gözlerim kapalı,ağzımı kapıyorum refleksle,
Kelimeler çıkmıyor,cümle kurduğum olmuyor.
Sürekli gözlerimi kapıyorum.
Açtığımda da hep deniz karşımda.
Uyuyorum,dalıyorum.
Dalıyorum artık ve öylece bulunuyorum.
Nerede?
Çıkıp gitmiş.

Tuesday, August 13, 2013

Yamaç

Dövme yaptırırken sorarlar
ki zaten sen de kendine sorarsın gitmeden :
Hiç pişman olmayacağın,sıkılmayacağın şey ne?
İşte ben de ondan bir tane vardı
Bir yenisi daha eklendi ona.
Aşk böyle bir şey işte ve diyorsun 'yaşamak yeter bence'

Ki bu yenisiyle beraber
Dünya'ya olan bağlılığım artmış oldu bir yandan 
Adın gibi bir şey kişiliğin ,bedenin gibi bir şey bu
Senede en az üç kere yapılacak olan
Ve aslında sürekli onunla yaşanılacak olan.


Monday, August 5, 2013

Ait-lik

Dans nedir?
 Eğer bu soruyu cevaplayacak olursak ,hiç inandırıcı olmayacak.Ama yine de izin ver deneyeyim.
Dans beden ile düşünme işidir.Beden ile düşünmek bu hayat mücadelesinin içinde çok mu gerekli? Değil..Fakat "YAŞAMAK" için gerekli.Salt bedenin o kadar çok fikri var ki düşünebildiği.Hayattaki diğer şeyler "BARIŞ" gibi ,danstan çok daha önemli olabilir.Fakat sonrasında dansa gereksinim duyacağız;barışı kutlamak ve savaşın şeytanlarını defetmek için ,aynı Nijinsky'nin yaptığı gibi.
 Anarşist Emma Goldman belki de söylenebileceklerin en iyisini söylemiştir,
"Dans etmeme izin vermeyen devrim,uğruna mücadele etmeye değmez.
Tanrı "Şiva",evreni dans ederek yarattı,fakat onun dansı tüm ilahi gösterişlerin karşısındadır.DANS ,suda yazı yazmak gibi edebi bir teşebbüstür.DANS, hayat değildir. DANS, büyük şeyleri yaratan küçük şeyleri canlı tutandır.

Mats Ek 

ve daha önceden yazmış olduğum,tekrar tekrar severek okuduğum bir kitabın bir paragrafını yine buraya da yazmak uygun olacaktır:


''...dans etmek hiçbir işe yaramaz,ama tüm insan halkları hep dans etmiştir ve hala da dans etmektedir.Zarif bir düğümle sonuçlandırmak için,dans etmenin hep biraz gitmek olduğunu söyleyeceğim.''


Jean Luc Nancy