...
Çılgınlıklar otu ağzımda
Değişik kalibreli intiharlar denedim
Dipteki arayış boş kovan
Başkalarının gecesi bitmedi daha.
10 Ocak 1990
Aynı tünellerden çıkarken yitirdiğimiz düşler
Birlikte kamaşan gövdelerimiz
Karanlıktan ışığa ürperen ten
Başka yolcularını bekletiyor şimdi
Kara saplanmış tren
Ayrıntıların bağışlamadığı nabzımın vuruşları
...
Korktum ve kaçtım alabildiğine
Kara saplanmış trenlerin yolcusu olmaktan,
Uzak durdum
Pişmanlığın kovanındaki içe dönük kurşunlardan
Mezatlarda dağıttım neyim var,neyim yoksa
Unutuşla örtüldü
(Kara Saplanmış Tren)
...
Günler gibi düşünülmeden akıp giden
Otların gölgesindeki gece kadar derin
Ay ışığıydı her şeyi sessizce bütünleyen
Bir dönüş biletiyle kırıldı gece
Kırıldı mevsim
Kalakaldık
...
(Antik Kent)
İçi dışı boş sözler hüzünlü manzaralar şimdiden
Bütün dillerin lanetlediği anlam
Dilimizin ucundaki uzaklık
Başkalarının cebinden çaldığım ayna
Yüzümün eşi yok bende
Gündüzler umurumda değil
Umurumda değil bekçi kulübeleri
Geceler,kıyasıya tekil serüven
Geceler kantaşı
Geceler,ayrı düşmüşleri
Birleştiren yalnızlık
Kapalı zarf yaşandı son günler
Yaralar ve anılarla mahsur kaldık
Zarf atmayın!
Hepiniz biliyorsunuz
Cevabı beyaz kağıt
Artık ayrıldık.
(Zarf)
...
Köklerine aktar bütün sustuklarını
Geceyle gündüz arasında bir zamandı
Kanına karışan
...
(Üçüncü Zaman)
Melankolinin gizli şehirlerinde
Birkaç adım önünde tekleyen kılavuz
Yaran nereli?diye sorardım
Yaran nerenden?derdi kılavuz.
Bir süre daha susar,
Sonra şehre dağılırdık
Birbirimizin izinden
Aynı hedefte patlayan iki gölge
Başka şehirlerde yeniden
Böyle yaşlandık habersiz
Birbirimizden
Bazı şehirlerin melankolisi
Nereye gitsen nereye gitsen
(Şehir Melankoli)
...
Dönüyor gittiği mevsimlerden
Yetinmenin kalbi.
(Buzdağı ve Asit)
...
Tanımadığın yağmurlarda yıkanmış bıraktığın gökyüzü
(Gökyüzü)
Susmayı zorlayan anlardır oysa
Anlamazlar
Yalnızlığın camlarına yağan
Çoğu kez seçilmiştir
Korkular bir yönüdür yaşamanın
Tenha dağlar gibi durur
Çocukluğumuzun coğrafyasında
Çekip perdeleri bir yere gidemezsin!hayal
Eski gölgelerin vurduğu aynalar
Şimdi ışık almıyor başka odalarda
(Hayal)
Herkes başka olur bir başkasıyla
Serin tutulmuş içeri
Koyu tutulmuş dışarı
Yolculuk bu
Bilinmez getirdikleri
Yolculukla gençlik arasında
Çatılmış mitoloji
Her hikaye oradan geçer dünyaya
Yıllar önceydi hani,
Sahilde uzun bir gece,sabaha karşı,ortalık aydınlanıyorken
Birdenbire
Kararlaştırılmamış gözlerle bakmıştık dünyaya
Sanki derin,kör yorgunluğumuzdan sıyrılıp
İlk kez görüyorduk her şeyi
Büyülenmiştik,şaşkınlığımız korkutmuştu bizi
Kısık sesle,daha akşamdan başlar sabahın yolculuğu,demiştin.
Sanki zaman koyup gitmiş bizi burada
Sabahına çekip gittin,ben değildim korktuğun biliyorum
Sen,zamanın geçtiğini ve
Dünyanın korkulacak bir yer olduğunu o gece keşfetmiştin.
(Korku)
Gölgedir mavi
Doygunluğu azalmış renkler
Kalbe düşünce,gölge
Aşk mıydı,başka bir şey mi
Kuzey sisi,kilitli gümüş
Çok erkendi her şey
Bir anı olmaya geri çekildiğinde
Şimdi akşamlar erken
Gölgeler hep aynı yerde.
(Gölge)
...
Hatıra eski hastalık
Hatırla dururken başka bir yüreğin anısı
Sevdiğinden yeni ayrılmış tende
Heceye azalmış derin yaralar
...
(Ecza)
Serin anılar
Orada bizden uzak
Tekrarlanmazlıkları içinde
Küller içinde
İz içinde
Hiç çekip gitmeden hayatımızdan ve
Artık hayatımızı hiç önemsemeyerek
Kendi gökyüzümüzde hep duran ve
Bazen ışıyan solgun yıldızlar
Kaybolduğumuz yollara bıraktığımız
İşaretler gibi
Serin anılar
Aytaşları kadar soğuk
Kül ve uzak
(Serin Anılar)
Bazı sözler karanlıkta söylenir,diyorum uykularımın birine
Bazı sözler hiçbir zaman,diyorum kendi sesime uyanırken
Bazı sözler karanlıkta söylenir
Bazı sözler hiçbir zaman
Diyorum
...
Geçtiğimiz yollardan
Onca yaprak düşer
Birkaç şiir kalır yalnızca
O derin ağaçlardan
Kendi sesimize uyandığımız rüyalarda
(Sözler,Yaprak)
*Bir Murathan Mungan kitabı