Gerçekten nasıl tepki veriyordum, unuttum.
Bunları ve bazı kelimeleri ve bazı adları nasıl unuttum?
Tamamen unutmamış olduklarımda var fakat neden hatırlamak da güçlük çekiyorum...
Beyinle olan her bağlantı eksikliğim beni korkutuyor. O benim için pek değerli.
Olmayan, belki de oturmamış kazanma-kaybetme duygusu, beni, insanlara anlatmak da zorluk oluşturuyor. Çünkü insanlar buna alışmış. Ben de, boşluk oluşuyor. Bu boşluğu tanımlayamadıklarında da beni suçluyorlar veya benim üzerimde hakimiyet kuruyorlar.
Aslında bunu daha açıklayıcı ve düzgün, doğrudan kelimelerle anlatacağım. Şimdi unutmamak için not alıyorum.
...
Bu ülkede, italyanlarda, doğal mimari bir algı var. Genetik bir şey bu. Kanlı bir şey.
Mesela Bologna'yı orası citta dei portici olarak, Floransa'yı orası işkence-tortura toprağı olarak tanımlıyor ve anlatıyorlar. İşte bu da bir tür, sapore.
...
Amore di altri tempi
Non arrivera oggi.
...
Principessa turca,
Grazie Monica
Le labbre come la statua.
...
Göz ovuşturmak, çok insani bir hareket; insanın kalbinde bir yere dokunuyor.
Tuesday, April 28, 2015
Thursday, April 23, 2015
Una Settimana con Fred Buscaglione
''Mentre noi parliamo, sarà già sparita l'ora, invidiosa del nostro godere. Cògli la giornata d'oggi e confida il meno possibile in quella di domani."
Quinto Orazio Flacco
Tuesday, April 21, 2015
Tuesday, April 14, 2015
Amicizia
I veri amici sono quelli che si scambiano reciprocamente fiducia, sogni e pensieri, virtù, gioie e dolori; sempre liberi di separarsi, senza separarsi mai.
Alfred Bougeard
Alfred Bougeard
Thursday, April 9, 2015
Wednesday, April 8, 2015
Pantelleria
La lontananza chiamera la tristezza.
Quindi...
Non dovete lontanare troppo...
&
Troppo amare non va bene...
Sicuramente un giorno chiamera l'oddio o qualcosa simile
Quindi...
State attenti. Non innamorate troppo.
L'amore é bello, amare é una cosa che esiste dall'inizio del mondo..
Ma,
Trovate un modo di amare, con l'equilibrio. con l'armonia.
cit. dalle lezioni di Kuniaki İda, dalla prima lezione di osservare 'Passione'
Amare, infatti...
é Italia.
Cosa vuol dire 'terra'?
Ho imparato qui, questa parola, in Italia, ho imparato proprio qui il suo significato.
Terra significa coltivare.
Terra significa amicizia.
Terra significa passione.
Sapore, infatti...
é İtalia.
é Mediterraneo.
Sono molto fortunata di avere due terre con i miei occhi, con le mie mani, con le mie labbre, con il tatto.
fortunata di essere nata su e con il Mediterraneo.
Beni bazen ağlatıyorsa ama, bir şeyin suyunu fazla koydum.
Neyi fazla yaşıyorum?
Biliyorum...
Quindi...
Non dovete lontanare troppo...
&
Troppo amare non va bene...
Sicuramente un giorno chiamera l'oddio o qualcosa simile
Quindi...
State attenti. Non innamorate troppo.
L'amore é bello, amare é una cosa che esiste dall'inizio del mondo..
Ma,
Trovate un modo di amare, con l'equilibrio. con l'armonia.
cit. dalle lezioni di Kuniaki İda, dalla prima lezione di osservare 'Passione'
Amare, infatti...
é Italia.
Cosa vuol dire 'terra'?
Ho imparato qui, questa parola, in Italia, ho imparato proprio qui il suo significato.
Terra significa coltivare.
Terra significa amicizia.
Terra significa passione.
Sapore, infatti...
é İtalia.
é Mediterraneo.
Sono molto fortunata di avere due terre con i miei occhi, con le mie mani, con le mie labbre, con il tatto.
fortunata di essere nata su e con il Mediterraneo.
Beni bazen ağlatıyorsa ama, bir şeyin suyunu fazla koydum.
Neyi fazla yaşıyorum?
Biliyorum...
Labels:
Isola di Pantelleria,
Kuniaki İda,
Passione,
Sicilia,
Sicilia é amare,
Zibibbo
Tuesday, April 7, 2015
Ezgi
Ennio Morricone ve diğer tüm tutkulara
'E tutte le sere io pensavo a te. "Il tuo ombelico è una coppa rotonda dove non manca mai il vino. Il tuo ventre un mucchio di grano circondato da gigli. Le tue mammelle sono grappoli d'uva. Il tuo respiro ha il profumo delicato delle mele." Nessuno t'amerà mai come ti ho amato io. C'erano momenti disperati che non ne potevo più e allora pensavo a te e mi dicevo: "Deborah esiste, è la fuori, esiste!" E con quello superavo tutto. Capisci ora cosa sei per me?'
'E tutte le sere io pensavo a te. "Il tuo ombelico è una coppa rotonda dove non manca mai il vino. Il tuo ventre un mucchio di grano circondato da gigli. Le tue mammelle sono grappoli d'uva. Il tuo respiro ha il profumo delicato delle mele." Nessuno t'amerà mai come ti ho amato io. C'erano momenti disperati che non ne potevo più e allora pensavo a te e mi dicevo: "Deborah esiste, è la fuori, esiste!" E con quello superavo tutto. Capisci ora cosa sei per me?'
Monday, April 6, 2015
Sanki
'sabah uyandırıldığında pazartesiydi
bunu iyice bildi, ağzı çirişli
yersiz, ürkek, yeni yaratılmış gibi
....
yenilmenin tohumunu taşır her pazartesi
çünkü yoktur dağların ve yaratılışın öncesi
insan uzatır ellerini bir perdeyi çeker
ve pazarsızlık kişiyi şaşkın eder
siner buğular gibi düşüncemize
her şeyin en haklısı en incesi
beklemek bir tepenin mutluluğunu
bir acının yakıp geçmesini beklemek...'
Turgut Uyar-Yenilgi Günlüğü
kurutulmuş bir çiçektiniz sanki, göğünüzü getirdim
karşılıklı bakışan sulardan ve en iyisi
sırmayla süslenmiş bir eski zaman ceketi örttüm
üstlerinize
ısındınız, uyudunuz, ölmediniz gülümsemeyle
uzun bir araba atlarını itiyordu ve
size baktım.
yaprağın bir soğuku sadırgayan yeşili ancak üstümüzdeydi
durmadan karanlıktan uykunuz uzuyordu, sıcaktan
uyuyordunuz...
ve evler birbirlerinden eskirlerse
ve eskiden olmak tükenirse,
ve yalnızlığınızın bütün yakılmış mumları erirse,
ve sırmalı uykudan usul usul uyanırsanız
korkmayın...
o zaman lokantalar var daha başka
akşamla. ve dindiren şarkısı kendi olmanın
büyük ve kesin cezalanışı yani sevincin
uzun içkilerde, uykulu zehirlerde, bir yıl sonrra ve her yerde
yaşamak yani,
bağırmak, gürültüler, geçip gitmesi bir beyaz resmin ve
çökmek,
sizi titreten taşra aydınlığı yahut birdenbire
karışıp yalanışıltısına yaşamanın hani...
solgun gece ve o su
ve o çıplanmış bedenlerin sonu gelmez buğusu
sizi alır ve bırakırsa,
sizi bırakırsa
korkmayın...
o zaman uzun antikacılar var gene ve onların dükkanları
kullanılmış takvimlerden artan hüzünler
sizi alır götürürüm, yirmidört parça tentene alırsınız
örtünürsünüz.
Turgut Uyar-Uyanınca Üşümek
bunu iyice bildi, ağzı çirişli
yersiz, ürkek, yeni yaratılmış gibi
....
yenilmenin tohumunu taşır her pazartesi
çünkü yoktur dağların ve yaratılışın öncesi
insan uzatır ellerini bir perdeyi çeker
ve pazarsızlık kişiyi şaşkın eder
siner buğular gibi düşüncemize
her şeyin en haklısı en incesi
beklemek bir tepenin mutluluğunu
bir acının yakıp geçmesini beklemek...'
Turgut Uyar-Yenilgi Günlüğü
kurutulmuş bir çiçektiniz sanki, göğünüzü getirdim
karşılıklı bakışan sulardan ve en iyisi
sırmayla süslenmiş bir eski zaman ceketi örttüm
üstlerinize
ısındınız, uyudunuz, ölmediniz gülümsemeyle
uzun bir araba atlarını itiyordu ve
size baktım.
yaprağın bir soğuku sadırgayan yeşili ancak üstümüzdeydi
durmadan karanlıktan uykunuz uzuyordu, sıcaktan
uyuyordunuz...
ve evler birbirlerinden eskirlerse
ve eskiden olmak tükenirse,
ve yalnızlığınızın bütün yakılmış mumları erirse,
ve sırmalı uykudan usul usul uyanırsanız
korkmayın...
o zaman lokantalar var daha başka
akşamla. ve dindiren şarkısı kendi olmanın
büyük ve kesin cezalanışı yani sevincin
uzun içkilerde, uykulu zehirlerde, bir yıl sonrra ve her yerde
yaşamak yani,
bağırmak, gürültüler, geçip gitmesi bir beyaz resmin ve
çökmek,
sizi titreten taşra aydınlığı yahut birdenbire
karışıp yalanışıltısına yaşamanın hani...
solgun gece ve o su
ve o çıplanmış bedenlerin sonu gelmez buğusu
sizi alır ve bırakırsa,
sizi bırakırsa
korkmayın...
o zaman uzun antikacılar var gene ve onların dükkanları
kullanılmış takvimlerden artan hüzünler
sizi alır götürürüm, yirmidört parça tentene alırsınız
örtünürsünüz.
Turgut Uyar-Uyanınca Üşümek
Saturday, April 4, 2015
Senfonik Monolog
...
-Bu çok acı. Kahve içiyorum ve o bile benim üzüntümü alıp süpüremiyor.
-Süt? Sıcak, biraz ballı?
-Midem üşüyor.
-Vücudun? Vücudum üşüyor demek istedin..Belki de tansiyonun düşüyordur, bu kadar abartmamak lazım. Bu sabah ölçtürmeye gitmelisin.
-Tansiyonum düşüyor olsa bile, bunun mide ile ne alakası var. Midem yorgun.
-Eylem ve sıfatları yanlış yerde kullanıyor olabilir misin?
-Yorgunluk bir sıfat değildir.
-Mesela şöyle diyebilirsin, aklım dolu yani kafam yorgun.
-O konuya değinmeyeceğim. Üzüntünün mideye vuran aksinden söz etmek istiyorum.
-Peki...Seni dinliyorum.
-...
-Yıllardır. Yıllardır seni dinliyorum. Sen de beni dinliyorsun. Ne kadar yaşarsan da dinleyeceğim.
-Ne büyük erdem! Senin ve benim aramda ne çok sadakat var.
-Sadakat çok olmaz. Bir miktar değildir. Ölçülebilen bir şey değildir, sadakat.
-Öyle değil midir?
-Değildir.
-Peki, neden arkadaşlarımız, dostlarımız, ailemiz bunu ölçer? Bunun miktarını davranışlarıyla, sözleriyle, uzaklıklarıyla belli eder?
-Bunu henüz bilmiyorum ama sadakatin, erdemin, saygının, sevginin; ölümün, şefkatin ölçülebileceğinden bahsedemem.
-Ölüm, bir dugyu mu? Sanki, sevgi den sonra ölüm gelince bir eylem, bir duygu yerini aldı...
-Doğru. Ölmek de bir eylem. Bir duygu ve de. Belki de. Sadece ölen bunu hissedemiyor.
-Ben de ölümü hissedemiyorum. Ölenin üzüntüsünü hissediyoruz, ölümü değil.
-Ölümden konuşmayalım.
-.Bugün ne yapacaksın?
-Düşünmeyi düşüneceğim...
-Düşündüklerimi yazıp yazıp ve yazıp duracağım.
...ve onlar birikecek. ve onları düzenlemekle uğraşacağım. ve saatler yine geçecek. ve düşünmeyi düşünmeye başlayacağım.
-Sen ne yapacaksın?
-Sana soru soracağım.
-Seni dinleyeceğim.
-Vermediğin cevaplar için de.
-Yani...yanında olacağım.
-Bu yüzden kalp krizi geçirip hemen şuracıkta ölemiyorum değil mi? Bu yüzden kendimi seviyorum?
Bu yüzden kendiliğin tüm halini bir kimya elementi olarak süzüp, ekleyip, doymamış doymuş çözelti yapıp...
-Kalbim neden sıkışıyor?
-Görevi ağır azizim. Sen, kalk bütün vücudun kanıyla uğraş, nabızla uğraş, sürekli çalış didin...Bir de akciğer baskısı var, ondan sıkışıyordur.
-Evet...muhtemelen...ondan sıkışıyordur.
-Uykun yok mu?
-Uykum yorgun.
Uykum tedirgin. Uykum mutsuz. Uykum düşünceli. Uykum halsiz. Uykum uyumsuz.
ve şu boyun ağrısı...
-Yakınmadığını biliyorum. Sana: 'her şey iyi olacak' diyeceğim. Senin sırtını sıvazlayacağım. Seni kendimizden koruyacağım. Sana: 'hayat şahane, çok güzel...'diyeceğim ve senin bana tüm bunların üstüne ne diyeceğini biliyorum.
-Biliyorsun.
-Bana, bağırabilen insanların yani duygularından bazılarını bağırmak eylemi ile dışa vuran insanların- hani bir dağ tepesinin üstünde olunca, otonom gelen bağırma hissiyatı ile- tiroid kanseri olmayacaklarını söyleyeceksin.
-Evet.
...
-Eskiden şiir okurdun. Böyle ağır geçirdiğin zamanlar olunca.
-Hiçbir ağırlık bir öncekine ve bir sonrakine benzemiyor.
-Eskiden şiir okurdun. Hadi git şiir oku, biraz ağla, biraz gül, biraz dinlen.
-Dinlenmek ne demek? idi?
-Bilmiyorum...artık yeni bir anlamı var bizim için.
...hadi biraz Sait Faik oku. Bunun sana her şeyden daha iyi geleceğini biliyorum.
-Keşke Sait Faik gibi bir dostum olsaydı.
ve keşke o da yanımda olsaydı. Uzağımda, ayrımda, ayrılmalarda, boşluklarda, anılarda değil.
-Ölümden ve dostlarımızdan, şefkatten ve aileden uzun bir süre bahsetmeni istemiyorum. Bunu düşünmeni de. veya illa ki düşüneceğim diyorsan, şu her şeyin baş kontrolüne söz geçiremiyorsan, dağlık bir yere seyahet etmeli ve her aklına bunlar gelişinde dağın tepesine çıkıp bağırmalısın.
-Bir de nehir, deniz olsun. Başka vücut doku ve merkezleri için. Bir de orman, ağaç, mesela çamlar. Çam kokusu. Biraz limonlu da bir yer olsun. Ne denizsiz, ne çamsız ne de limonsuz edemem.
...
Saat yine çok gitti.
-Zaman ilerledi denir.
-Geçen şey yelkovan ve akrep. Yani bir mekanizma. Yani ilerleyen şey, bir mekanizma, çark, bir hareket. Soyut bir şeyin ilerlediğini görmeden nasıl ona ilerledi diyoruz.
-Sen şu şu şu değilsin. Sen düşünce insanısın. Şu kelimelerine bir bak, cümlelerine! Hepsi biteviye düşünceden oluşuyor.
-Hepimizin sözcükleri düşünceden oluşuyor. Bunun için ne çok düşünmeye ne az düşünmeye ne felsefe okumaya ne bilinçli olmaya ve bir sürü vs vs ye gerek var. Şunu şuradan al şuraya koy da bile düşünce var.
Bunu fark etmek beni yoran.
Şu ilerliyor dediğin soyut kavram varya, onun tüm işleyişinde, işleyişinin her bir milimetresinde bir yeni farkındalık var. Bizim hareketlerimizde, düşüncelerimizde biteviye yeni dokular, hücreler var ve biz bunu her gün yaşıyoruz.
-Ben yoruldum.
süt içmek istiyorum.
-Midem üzgün. İçmek istemiyorum.
-Bu çok acı. Kahve içiyorum ve o bile benim üzüntümü alıp süpüremiyor.
-Süt? Sıcak, biraz ballı?
-Midem üşüyor.
-Vücudun? Vücudum üşüyor demek istedin..Belki de tansiyonun düşüyordur, bu kadar abartmamak lazım. Bu sabah ölçtürmeye gitmelisin.
-Tansiyonum düşüyor olsa bile, bunun mide ile ne alakası var. Midem yorgun.
-Eylem ve sıfatları yanlış yerde kullanıyor olabilir misin?
-Yorgunluk bir sıfat değildir.
-Mesela şöyle diyebilirsin, aklım dolu yani kafam yorgun.
-O konuya değinmeyeceğim. Üzüntünün mideye vuran aksinden söz etmek istiyorum.
-Peki...Seni dinliyorum.
-...
-Yıllardır. Yıllardır seni dinliyorum. Sen de beni dinliyorsun. Ne kadar yaşarsan da dinleyeceğim.
-Ne büyük erdem! Senin ve benim aramda ne çok sadakat var.
-Sadakat çok olmaz. Bir miktar değildir. Ölçülebilen bir şey değildir, sadakat.
-Öyle değil midir?
-Değildir.
-Peki, neden arkadaşlarımız, dostlarımız, ailemiz bunu ölçer? Bunun miktarını davranışlarıyla, sözleriyle, uzaklıklarıyla belli eder?
-Bunu henüz bilmiyorum ama sadakatin, erdemin, saygının, sevginin; ölümün, şefkatin ölçülebileceğinden bahsedemem.
-Ölüm, bir dugyu mu? Sanki, sevgi den sonra ölüm gelince bir eylem, bir duygu yerini aldı...
-Doğru. Ölmek de bir eylem. Bir duygu ve de. Belki de. Sadece ölen bunu hissedemiyor.
-Ben de ölümü hissedemiyorum. Ölenin üzüntüsünü hissediyoruz, ölümü değil.
-Ölümden konuşmayalım.
-.Bugün ne yapacaksın?
-Düşünmeyi düşüneceğim...
-Düşündüklerimi yazıp yazıp ve yazıp duracağım.
...ve onlar birikecek. ve onları düzenlemekle uğraşacağım. ve saatler yine geçecek. ve düşünmeyi düşünmeye başlayacağım.
-Sen ne yapacaksın?
-Sana soru soracağım.
-Seni dinleyeceğim.
-Vermediğin cevaplar için de.
-Yani...yanında olacağım.
-Bu yüzden kalp krizi geçirip hemen şuracıkta ölemiyorum değil mi? Bu yüzden kendimi seviyorum?
Bu yüzden kendiliğin tüm halini bir kimya elementi olarak süzüp, ekleyip, doymamış doymuş çözelti yapıp...
-Kalbim neden sıkışıyor?
-Görevi ağır azizim. Sen, kalk bütün vücudun kanıyla uğraş, nabızla uğraş, sürekli çalış didin...Bir de akciğer baskısı var, ondan sıkışıyordur.
-Evet...muhtemelen...ondan sıkışıyordur.
-Uykun yok mu?
-Uykum yorgun.
Uykum tedirgin. Uykum mutsuz. Uykum düşünceli. Uykum halsiz. Uykum uyumsuz.
ve şu boyun ağrısı...
-Yakınmadığını biliyorum. Sana: 'her şey iyi olacak' diyeceğim. Senin sırtını sıvazlayacağım. Seni kendimizden koruyacağım. Sana: 'hayat şahane, çok güzel...'diyeceğim ve senin bana tüm bunların üstüne ne diyeceğini biliyorum.
-Biliyorsun.
-Bana, bağırabilen insanların yani duygularından bazılarını bağırmak eylemi ile dışa vuran insanların- hani bir dağ tepesinin üstünde olunca, otonom gelen bağırma hissiyatı ile- tiroid kanseri olmayacaklarını söyleyeceksin.
-Evet.
...
-Eskiden şiir okurdun. Böyle ağır geçirdiğin zamanlar olunca.
-Hiçbir ağırlık bir öncekine ve bir sonrakine benzemiyor.
-Eskiden şiir okurdun. Hadi git şiir oku, biraz ağla, biraz gül, biraz dinlen.
-Dinlenmek ne demek? idi?
-Bilmiyorum...artık yeni bir anlamı var bizim için.
...hadi biraz Sait Faik oku. Bunun sana her şeyden daha iyi geleceğini biliyorum.
-Keşke Sait Faik gibi bir dostum olsaydı.
ve keşke o da yanımda olsaydı. Uzağımda, ayrımda, ayrılmalarda, boşluklarda, anılarda değil.
-Ölümden ve dostlarımızdan, şefkatten ve aileden uzun bir süre bahsetmeni istemiyorum. Bunu düşünmeni de. veya illa ki düşüneceğim diyorsan, şu her şeyin baş kontrolüne söz geçiremiyorsan, dağlık bir yere seyahet etmeli ve her aklına bunlar gelişinde dağın tepesine çıkıp bağırmalısın.
-Bir de nehir, deniz olsun. Başka vücut doku ve merkezleri için. Bir de orman, ağaç, mesela çamlar. Çam kokusu. Biraz limonlu da bir yer olsun. Ne denizsiz, ne çamsız ne de limonsuz edemem.
...
Saat yine çok gitti.
-Zaman ilerledi denir.
-Geçen şey yelkovan ve akrep. Yani bir mekanizma. Yani ilerleyen şey, bir mekanizma, çark, bir hareket. Soyut bir şeyin ilerlediğini görmeden nasıl ona ilerledi diyoruz.
-Sen şu şu şu değilsin. Sen düşünce insanısın. Şu kelimelerine bir bak, cümlelerine! Hepsi biteviye düşünceden oluşuyor.
-Hepimizin sözcükleri düşünceden oluşuyor. Bunun için ne çok düşünmeye ne az düşünmeye ne felsefe okumaya ne bilinçli olmaya ve bir sürü vs vs ye gerek var. Şunu şuradan al şuraya koy da bile düşünce var.
Bunu fark etmek beni yoran.
Şu ilerliyor dediğin soyut kavram varya, onun tüm işleyişinde, işleyişinin her bir milimetresinde bir yeni farkındalık var. Bizim hareketlerimizde, düşüncelerimizde biteviye yeni dokular, hücreler var ve biz bunu her gün yaşıyoruz.
-Ben yoruldum.
süt içmek istiyorum.
-Midem üzgün. İçmek istemiyorum.
Friday, April 3, 2015
Çocuk Eğitimi Üzerine Postcards From Italy II
Uyku, salyalar aktığı zaman uykudur.
Ev ışığı, sıcak olunca ışıktır.
Evde, masa başı lambası yanıyorsa, orası evdir.
Baş ağrısı, bazı akşamlar gelmemelidir.
Nefes aldığını hatırlamak için, yüzülür.
Düşünmemek için, yüzülür.
Mide ağrıları, gereksizdir.
Gereksiz birçok şeyi düşünmemek gerekir.
Mide ağrılarına, püre iyi gelir.
Patates püresine tereyağı eklenince, hayat güzelleşir.
Patates püresi, çok zamandır tereyağsız yenmektedir.
Güzel şarap, hayatımı güzelleştirir.
Lacivert dünyamın en güzel rengidir.
Limon, her şeye katılabilir.
Sicilya, büyük ihtimalle dünyamın en güzel yeridir.
Sicilya, tat ve dokudur.
Londra, sevmek ediminin sözlük anlamıdır.
İstanbul, göğüs boşluğunda, iki akciğer arasında, vücudun her yanından gelen kanı akciğerlere ve oradan gelen temiz kanı da vücuda dağıtan organ, yürek tir.
Kendinden başka bir insana çok zaman ve değer verilmemelidir.
Kendinden başka bir insana çok zaman ve değer versen de, sonuç değişmemektedir.
Yalnızlık, bakidir kadim dostlarım;
Lakin biz, hayata dair birçok edimi yalnız yapmamaya alıştırılmışızdır.
Adem bile, varsa, ceza için kendine eş bulmuştur.
Tüm bu özürlülük bir yüktür.
İnsan hayvan bitki ve tüm canlılar bir yükle doğar.
Özürlülere gülünmemelidir.
Hepimiz özürlüyüzdür.
Hepimiz bir yükle doğmuşuzdur.
Tam kanayan yeri bulmak zordur.
Ölüm, ölümlüdür.
Hayat, ölümlüdür.
Evren de, bir gün, ölümlü olacaktır.
Gerçek diye bir şey yoktur.
Alışmak, nefes almak ve tüm hepsi, gerçeği gerçek kılmaktadır.
Yalan, gerçeğin bir parçasıdır.
Yalan diye bir şey yoktur.
Matematik de soru sorulmaması saçmadır.
İki ve ikinin dört olduğunu her zaman kabul etmek zorunda değilizdir.
Fotoğraf, mutlu bir icattır.
Şiirler, sözcüklere bir takım anlamlar katarak öğrenilir.(invenzioni-improvisazioni)
Kahve içtikten sonra da uyunur, aldatmacaya gerek yoktur.
Kahve keyif için içilir;
Çay, zamanı öldürmek için.
Meyve soyarken meyvenin yarısı gitmemelidir.
Aklı, korkularından ayırmak zordur.
...
Çocuk bunları bilmeden büyütülmez efendi.
Ev ışığı, sıcak olunca ışıktır.
Evde, masa başı lambası yanıyorsa, orası evdir.
Baş ağrısı, bazı akşamlar gelmemelidir.
Nefes aldığını hatırlamak için, yüzülür.
Düşünmemek için, yüzülür.
Mide ağrıları, gereksizdir.
Gereksiz birçok şeyi düşünmemek gerekir.
Mide ağrılarına, püre iyi gelir.
Patates püresine tereyağı eklenince, hayat güzelleşir.
Patates püresi, çok zamandır tereyağsız yenmektedir.
Güzel şarap, hayatımı güzelleştirir.
Lacivert dünyamın en güzel rengidir.
Limon, her şeye katılabilir.
Sicilya, büyük ihtimalle dünyamın en güzel yeridir.
Sicilya, tat ve dokudur.
Londra, sevmek ediminin sözlük anlamıdır.
İstanbul, göğüs boşluğunda, iki akciğer arasında, vücudun her yanından gelen kanı akciğerlere ve oradan gelen temiz kanı da vücuda dağıtan organ, yürek tir.
Kendinden başka bir insana çok zaman ve değer verilmemelidir.
Kendinden başka bir insana çok zaman ve değer versen de, sonuç değişmemektedir.
Yalnızlık, bakidir kadim dostlarım;
Lakin biz, hayata dair birçok edimi yalnız yapmamaya alıştırılmışızdır.
Adem bile, varsa, ceza için kendine eş bulmuştur.
Tüm bu özürlülük bir yüktür.
İnsan hayvan bitki ve tüm canlılar bir yükle doğar.
Özürlülere gülünmemelidir.
Hepimiz özürlüyüzdür.
Hepimiz bir yükle doğmuşuzdur.
Tam kanayan yeri bulmak zordur.
Ölüm, ölümlüdür.
Hayat, ölümlüdür.
Evren de, bir gün, ölümlü olacaktır.
Gerçek diye bir şey yoktur.
Alışmak, nefes almak ve tüm hepsi, gerçeği gerçek kılmaktadır.
Yalan, gerçeğin bir parçasıdır.
Yalan diye bir şey yoktur.
Matematik de soru sorulmaması saçmadır.
İki ve ikinin dört olduğunu her zaman kabul etmek zorunda değilizdir.
Fotoğraf, mutlu bir icattır.
Şiirler, sözcüklere bir takım anlamlar katarak öğrenilir.(invenzioni-improvisazioni)
Kahve içtikten sonra da uyunur, aldatmacaya gerek yoktur.
Kahve keyif için içilir;
Çay, zamanı öldürmek için.
Meyve soyarken meyvenin yarısı gitmemelidir.
Aklı, korkularından ayırmak zordur.
...
Çocuk bunları bilmeden büyütülmez efendi.
Thursday, April 2, 2015
Subscribe to:
Posts (Atom)