...
-Bu çok acı. Kahve içiyorum ve o bile benim üzüntümü alıp süpüremiyor.
-Süt? Sıcak, biraz ballı?
-Midem üşüyor.
-Vücudun? Vücudum üşüyor demek istedin..Belki de tansiyonun düşüyordur, bu kadar abartmamak lazım. Bu sabah ölçtürmeye gitmelisin.
-Tansiyonum düşüyor olsa bile, bunun mide ile ne alakası var. Midem yorgun.
-Eylem ve sıfatları yanlış yerde kullanıyor olabilir misin?
-Yorgunluk bir sıfat değildir.
-Mesela şöyle diyebilirsin, aklım dolu yani kafam yorgun.
-O konuya değinmeyeceğim. Üzüntünün mideye vuran aksinden söz etmek istiyorum.
-Peki...Seni dinliyorum.
-...
-Yıllardır. Yıllardır seni dinliyorum. Sen de beni dinliyorsun. Ne kadar yaşarsan da dinleyeceğim.
-Ne büyük erdem! Senin ve benim aramda ne çok sadakat var.
-Sadakat çok olmaz. Bir miktar değildir. Ölçülebilen bir şey değildir, sadakat.
-Öyle değil midir?
-Değildir.
-Peki, neden arkadaşlarımız, dostlarımız, ailemiz bunu ölçer? Bunun miktarını davranışlarıyla, sözleriyle, uzaklıklarıyla belli eder?
-Bunu henüz bilmiyorum ama sadakatin, erdemin, saygının, sevginin; ölümün, şefkatin ölçülebileceğinden bahsedemem.
-Ölüm, bir dugyu mu? Sanki, sevgi den sonra ölüm gelince bir eylem, bir duygu yerini aldı...
-Doğru. Ölmek de bir eylem. Bir duygu ve de. Belki de. Sadece ölen bunu hissedemiyor.
-Ben de ölümü hissedemiyorum. Ölenin üzüntüsünü hissediyoruz, ölümü değil.
-Ölümden konuşmayalım.
-.Bugün ne yapacaksın?
-Düşünmeyi düşüneceğim...
-Düşündüklerimi yazıp yazıp ve yazıp duracağım.
...ve onlar birikecek. ve onları düzenlemekle uğraşacağım. ve saatler yine geçecek. ve düşünmeyi düşünmeye başlayacağım.
-Sen ne yapacaksın?
-Sana soru soracağım.
-Seni dinleyeceğim.
-Vermediğin cevaplar için de.
-Yani...yanında olacağım.
-Bu yüzden kalp krizi geçirip hemen şuracıkta ölemiyorum değil mi? Bu yüzden kendimi seviyorum?
Bu yüzden kendiliğin tüm halini bir kimya elementi olarak süzüp, ekleyip, doymamış doymuş çözelti yapıp...
-Kalbim neden sıkışıyor?
-Görevi ağır azizim. Sen, kalk bütün vücudun kanıyla uğraş, nabızla uğraş, sürekli çalış didin...Bir de akciğer baskısı var, ondan sıkışıyordur.
-Evet...muhtemelen...ondan sıkışıyordur.
-Uykun yok mu?
-Uykum yorgun.
Uykum tedirgin. Uykum mutsuz. Uykum düşünceli. Uykum halsiz. Uykum uyumsuz.
ve şu boyun ağrısı...
-Yakınmadığını biliyorum. Sana: 'her şey iyi olacak' diyeceğim. Senin sırtını sıvazlayacağım. Seni kendimizden koruyacağım. Sana: 'hayat şahane, çok güzel...'diyeceğim ve senin bana tüm bunların üstüne ne diyeceğini biliyorum.
-Biliyorsun.
-Bana, bağırabilen insanların yani duygularından bazılarını bağırmak eylemi ile dışa vuran insanların- hani bir dağ tepesinin üstünde olunca, otonom gelen bağırma hissiyatı ile- tiroid kanseri olmayacaklarını söyleyeceksin.
-Evet.
...
-Eskiden şiir okurdun. Böyle ağır geçirdiğin zamanlar olunca.
-Hiçbir ağırlık bir öncekine ve bir sonrakine benzemiyor.
-Eskiden şiir okurdun. Hadi git şiir oku, biraz ağla, biraz gül, biraz dinlen.
-Dinlenmek ne demek? idi?
-Bilmiyorum...artık yeni bir anlamı var bizim için.
...hadi biraz Sait Faik oku. Bunun sana her şeyden daha iyi geleceğini biliyorum.
-Keşke Sait Faik gibi bir dostum olsaydı.
ve keşke o da yanımda olsaydı. Uzağımda, ayrımda, ayrılmalarda, boşluklarda, anılarda değil.
-Ölümden ve dostlarımızdan, şefkatten ve aileden uzun bir süre bahsetmeni istemiyorum. Bunu düşünmeni de. veya illa ki düşüneceğim diyorsan, şu her şeyin baş kontrolüne söz geçiremiyorsan, dağlık bir yere seyahet etmeli ve her aklına bunlar gelişinde dağın tepesine çıkıp bağırmalısın.
-Bir de nehir, deniz olsun. Başka vücut doku ve merkezleri için. Bir de orman, ağaç, mesela çamlar. Çam kokusu. Biraz limonlu da bir yer olsun. Ne denizsiz, ne çamsız ne de limonsuz edemem.
...
Saat yine çok gitti.
-Zaman ilerledi denir.
-Geçen şey yelkovan ve akrep. Yani bir mekanizma. Yani ilerleyen şey, bir mekanizma, çark, bir hareket. Soyut bir şeyin ilerlediğini görmeden nasıl ona ilerledi diyoruz.
-Sen şu şu şu değilsin. Sen düşünce insanısın. Şu kelimelerine bir bak, cümlelerine! Hepsi biteviye düşünceden oluşuyor.
-Hepimizin sözcükleri düşünceden oluşuyor. Bunun için ne çok düşünmeye ne az düşünmeye ne felsefe okumaya ne bilinçli olmaya ve bir sürü vs vs ye gerek var. Şunu şuradan al şuraya koy da bile düşünce var.
Bunu fark etmek beni yoran.
Şu ilerliyor dediğin soyut kavram varya, onun tüm işleyişinde, işleyişinin her bir milimetresinde bir yeni farkındalık var. Bizim hareketlerimizde, düşüncelerimizde biteviye yeni dokular, hücreler var ve biz bunu her gün yaşıyoruz.
-Ben yoruldum.
süt içmek istiyorum.
-Midem üzgün. İçmek istemiyorum.
Saturday, April 4, 2015
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment