Wednesday, October 30, 2013

Milano vs İstanbul

Şu anda,
Tam şu anda,
Çukurcuma'dan Galatasaray'a çıkmak istedim.
Yine bir beden beyin ayrılığı;
Ruh ve zaman 'ara'da yontulan.

Tuesday, October 29, 2013

Kelimelerin



Bu geç vakit
bu sonbahar gecesinde
                            kelimelerinle doluyum;
zaman gibi, madde gibi ebedî,
                                  göz gibi çıplak,
                                                 el gibi ağır
                           ve yıldızlar gibi pırıl pırıl
                                                             kelimeler.
Kelimelerin geldiler bana,
yüreğinden, kafandan, etindendiler.
Kelimelerin getirdiler seni,
                                    onlar : ana,
                                    onlar : kadın
                                                ve yoldaş olan...
Mahzundular, acıydılar, sevinçli, umutlu, kahramandılar,
                                                                kelimelerin insandılar..

20 Eylül 1945
Nazım Hikmet Ran

Friday, October 25, 2013

Kayıtsızlık diyordum.
Kayıtsızlık tek başına çok sade ve bir tavır gibi oluyor.önüne,bir özne gibi iyelik ekiyle beraber,yalnızlığı ekleyince,tam oldu diyorsun:yalnızlığı,kayıtsızlığı.
Benim kayıtsızlığım,bir bakıma kendi yalnızl-ığıma,kendi yalınl-ığıma
Çünkü,
Ben nereye gitsem,nerede var olsam,nerede nefes alsam ve nerede boğulsam;
Benim olan bu yalnızlıkla bulurum kendimi ve
Bu bir şiir dizesi kadar romantik olamayacak bir yalnızlık,bir kelime yani.
Üzgünüm Süreya...

Milanonun otobüsleri meşhur,akşam saatlerinde özellikle her milletten insan görebiliyorum.
Aslında,görebilme yetim Milano nüfusunun az olmasından kaynaklı,bakma İstanbulda'da,Türkiye'de de yeterince milletten insanlarla yaşıyoruz.Orada,günlük hayatta,bakmış oluyorsun,burada görebiliyorsun.
Otobüslere autobus demiyoruz,linea diyoruz..
Linea doksanbir aldı beni piazza Piola'dan,bir kolumda çanta,diğer kolumda tıngırdayan moka makinemle,götürdü viale Romagna'ya doğru.
Giderken,cama ve camdan dışarıdaki hayata daldım durdum.Dalmak tek bir eylem olsa da,insan dala durabiliyor.E yazmak gibi bir şey.
O an,bir klip gibi oldu;yavaş yavaş şehir ışıklarının sadece araç ışıklarına dönüştüğü,havanın 'sanki'daha soğuduğu saatlerde,bir otobüs camından,yaban ellerde,dışarıyı izleyen öğrenci bir kız.Arkadan yavaş yavaş çalan Le vent nous portera.Gibi yani.Ah bu doksanlarla büyüyen çocuklar...
Hiç kimseye muhtaç olmuyorum,olmamak için elimden geleni yapıyorum,ama kendimle kalıp,kendimi bulunca,kendime muhtaç olduğumu anlayınca,surat düşüyor,kalp büzüşüyor,aklım bulutlara çıkıp orada dolaşıyor.
Bugünlerde,yorgun gözlerim ve aklım hepten yoruldu.Genç olmasaydım,hücresel olarak,aslında yetmiş yaşındaydım veya herhangi bir yaşta,kolunu kaldıramayacak kadar yorgun olan bir yaştaydım.
Taşlarımı oturtmuş,canımı bir hayli sıkmıştım,ki bunu ben değil,şu zamanla geçer dedikleri,zaman yapmıştı ama bir taşı daha oturtma,fark etme durumum oldu bu hafta,bu yaşadıklarımdan sonra.
Muhtaç olmak.
Bu bir konu ve hatta ansiklopedik bir bilgi bile olabilir,sonra o bilgi açılabilir,yorumlanabilir,her neyse ama bu bir konu.
Muhtaç olmak sadece maddiyattan ibaret değil,bunu biliyorduk.Pek tabii.
Muhtaç olmanın manevi bir anlamı olabileceğini de biliyorduk.Pek tabii ama,fark etmek yine geç geldi.
O hep geç gelir.Her zaman derim,motto gibi bir şey benim için,anlamak bilmek eylem ve fark etmek bir konu.
Fakat eğer insan kendine muhtaçsa,ne yapmalı?
Nasıl ağır bir yük bu.
Zamanla geçir dedikleri,o zaman varya,o belli bir zaman ile birine,birilerine muhtaç olabilir insan,hatta belliyi de geçer,bir ömür olabilir bu ama her şeyin sonunda,kendine muhtaçsın ya,ondan diyorum bu bir konu diye.
Korkunca belli bir süre,bir ömür birinin elini tutabilirsin,nefesini duyabilirsin ama rüyanda teksin,uyuduğunda teksin,toprak olunca,sadece tek olan sensin.
Kandırmaya gerek yok.Gerçek olan bir şey de yok.
Ne çok kaptırdım yine,kendime.
Kayıtsızlık diyordum.
Kayıtsızlık tek başına çok sade ve bir tavır gibi oluyor.önüne,bir özne gibi iyelik ekiyle beraber,yalnızlığı ekleyince,tam oldu diyorsun:yalnızlığı,kayıtsızlığı.




Şimdiki Zaman

Demek istediğim bir yerde,
''Bilirim, çöl rüzgârında çalıdır bazı yaşlar.
Sen sevgilim ileride, biraz daha ileride
Bir tarihe başlayacaksın, orası işte
Benim tarihimle başlar.''*
Buydu.

*Birhan Keskin.Taş Parçaları'ndan bir dize.

Tuesday, October 22, 2013

Ekim Güncesi



Tepede*

Buradayım
Binlerce yıldır.
Yanımda,delik deşik kaya;
Dibimde defne, kekik,açelya,
Binlerce yıldır
Burada.

Neler gördüm
Binlerce yıldır
Buraya geleli :
Ne fırtınalar
Savaşlar
Yazlar
Kışlar.
Yoruldu yanımda kaya,
Yeşerdi kurudu defne,kekik
Yanımda
Burada.

Binlerce yıl önce
Getirdiler beni
Buraya,
Gömdüler
Uyuyayım diye.
Bu yontulu taşı
Örttüler
Üstüme.

Uyumadım.

Neler gördüm binlerce yıldır
Buraya gömüleli :
Ne sevdalar
Hüzünler,
Ne baharlar
Güzler.
Yıprandı yanımda kaya
Açtı ,soldu açelya
Yanımda
Burada.

Daha da güçlendim.

Boyuna
Yıldırımlar düştü üstüme
Gökler gürüldedi üstümde
Sağanaklar yağdı üstüme.

Yıkılmadım.
Dimdik, sapasağlam
Ayaktayım
burada.

İnsanlar
gittiler, geldiler
geldiler, gittiler
sevdiler, öldüler.
Küçüldü kaya,
Yeşerdi, kurudu
Defne, kekik
Açtı, soldu
Açelya
Yanımda
Burada.

Uyumadım.
Buradayım
Binlerce yıldır.

Daha da yükseldim.

Boyuna
Toprak çöktü altımda
Deniz doldu altıma
Kayalar devrildi altımda.

Yıkılmadım.
Dimdik, sapasağlam
Ayaktayım
Burada.

Gelsin daha ne kadar varsa
Fırtına, savaş, yaz, kış
Sevda, hüzün, bahar, güz --
Neler gördüm
Binlerce yıldır
Burada.
Eriyip gitse de yanımda kaya,
Yeşerir defne, kekik
Açar açelya
Yanımda
Burada.

Gelsin, ne varsa
Ne yoksa...
Uyumadım
Yıkılmadım
Ayaktayım
Binlerce yıldır
Burada.

*Ol/An'ı Ekim ayında okumak için seçmiştim,içinden bu şiir çıktı,bir Oruç Aruoba şiiri


Fikrimin İnce Gülü

Fikrimin İnce Gülü 


Friday, October 18, 2013

Ladri di Biciclette

I tre ladrı e un Yeso
Milano.
Bugün.
Nasıl gerçekten yaşıyorum,
Belli değil.
Yaşamanın en üst seviyesindeyim.
Gerçekten yaşıyorum.
Madem ki yaşamanın böylesi,
Yani illa ki yaşayacağım böyle her bir sinirime kadar,
Ne yapıyorsun diyor bazen kendim,kendime
Kalk git güzelim İstanbul varken
Ne yapıyorsun diyor
Madem yaşamak diyor...


Git-ebilmek&ememek

Hiç dayanamıyorum artık,
Dediğim anda,
Sağ elimin altında 
Bir var olma duyuyorum ya
Susuyorum işte,
Kendi kendini sıvazlarken,
Sol elim sırtımda.

Wednesday, October 16, 2013

Güz Çiçeği

...
Adı Güzçiçeği imiş ama,tüm bahar goncalarının rengi ve kokusu tutuşurmuş onun yaşantısında
...
Ağladıkça,gökyüzünden yeryüzüne inciler dökülürmüş,sağnak sağnak...
...
Yüreğimizde zonklayan,baş ağrısı değildir.
...
Ağlamak faydasız,beklemek acı.
Sigaraların tesellisi yok eskisi kadar
Korkular nöbet tutuyor loş koridorlarda.
Bembeyaz karyolalarda kuşkular bekliyor,
Ellerinde bıçak bıçak dikenler
...
Çamlıca'ya değil,Boğaz'a değil;
Beni karşılamak için Haydarpaşa'ya değil,
Bir başka evrene gidiyorsun bu sefer
Dönüşsüz gidişler içindesin kaskatı
Şu hanımeli dalları,saçlarına değmiyecek artık
Kapının tokmağı bir daha dokunmayacak parmaklarına
Toprakların altında,
Gıcırdamayacak çakıl taşları.
Bu sefer bambaşka gidiyorsun
Gittiğinden haberi yok İstanbul'un;
Yıldızların,güneşin haberi yok.
Boğaz yine köpük köpük dalgalı,
Gülüyor,konuşuyor sokaktaki insanlar.
Her şeyi kendi evreninde yaşıyor eski düzen üzre
Kimsenin bir şeye aldırdığı yok,
Kıyametler kopuyor,
Bilen yok.
Bir dünya yıkılıyor,
Anlamıyorlar.
...
Gittin!
Bıçaklar senin göğsünü oydular;
Acısını ben duydum,
Karanlıklar senin kapını çaldı;
İçinde ben kayboldum.
...
Kelimelerin,harflerin,seslerin,çzigilerin ötesinde başlayan
Korkunç bir yalnızlık içinde,
Kahroluyorum ardından.
Kupkuru bir taş oturtmuşlar
Göğsümün sol yanına
Tanrı,göz pınarlarımı dondurmuş
Kafatasımın içi,kan ve kemik yığını
Hiçbir şey duyamıyor,düşünemiyor
Bir damla gözyaşı bile dökemiyorum.
...
Mutsuz boğulmalar içinde,
Bitik yüreklerimiz.
...
Sonra,
Salon kapısından gireceksin muhteşem,
Lacivert tayyörünün göğsünde,
Beyaz bir gül goncası;
Ellerinde kurdeleli paketler,
Bordo elbisenle bahçede dolaşacaksın akşamüstü
Krem rengi döpiyesin,
Hasır şapkan gülümseyecek bahçe kapısından.
...
İpek örtüler içinde değilsin!
Pencerenden gün ışığı vurmaz artık saçlarına
Kuştüyü yastık değildir başını koyduğun yer
Mezar böcekleri,
Dizlerine kapanmaz benim gibi tutkun
En güzel öpüşlere susamış dudakların,
Dudaklarımdan çok uzak.
Ölçüler üstü mesafeler var aramızda,
Aramızda otlar var;
Karanlıklar var,
Topraklar,betonlar var,
Çürümüş tahtalar,
Geçilmesi güç köprüler var aramızda.
...
Senin avuçlarını topraklar doldurmuş,
Benimkileri yeşil yeşil dikenler.
...
Lacivert bir karanlık basıyor
Usul usul
Dantelli göğüslerde
Gün batıyor.

Gitmenin böylesine ithafen.
Şemsi Belli

Gibi II

Bugün çok,
Öğle arası dersten eve gelip
Ayşekadın ve yanında domates salatalık yemeli,
Anneannenin ne yaptın sorusuna cevap kestirmeden verilmeli
Bir gün,
Biraz Kadıköylük var üstünde.

Tuesday, October 15, 2013

Ara

Yedi yaşındaydım Romalılar,yedi.
Yani,aklımın baleden sonra gıda boyalı kurabiyelere gittiği,akşam evde,ev rengi içerisinde barbie lego 'evcilik'oynamaya gittiği yaştaydım.
Şimdi yirmi üç yaşındayım
Diyemedim bile,derken aklım sözcüklere eşil edemedi.
Yani nasıl diyeyim yirmi üçüm diye.
Yirmi üç yaşındayım Romalılar,yirmi üç
Yani,aklımın baleden sonra hiçbir şeye gitmediği yaştayım;ne bir ev rengine,ne bir o sıcaklık içinde oynanan oyuna,ne bir kurabiyeye.
Bazen kendimi,dirseği bükük,bileği başına tutturulmuş o yaşa bakarken buluyorum.
Sonra kafamı tüpten çıkartıp,yüzeye çıkıp,tarihe bakıyorum,yaşıma yani,yani yıla.
Ama dirseğimi büküp,bileğimi başıma tutturup o araya bakamıyorum.
Üç nokta koymak istedim.
Sonra,
On dört yaşındaydım Romalılar,on dört
Yani,çok sevdiğim her şeyi bir an içinde kaybedip,aynı ana başka bir aile,değer,ihtiyaç koymaya çalışma yaşında.
Dendi ki,baleye gidemezsin.
Bir düzen kuruluyordu,eğer baleye gidecek olursam,bu düzene ayak uyduramazdım,yani ayak uydurmam isteniyordu.
O zamandan beri düzenli olan her şeye karşıyım ve bazen de karşı değil,sadece ayak uyduramıyorum.
Ara işte.
Ara,aralık mesafe demek,esna demek
Naif bir açıklaması:
 Anlamlar
[1] iki şey arasındaki mesafe, uzaklık, aralık
[2] iki olay arasında geçen zaman

Saturday, October 12, 2013

Galiba şarap içince her şey güzel oluyor çocuklar 

Friday, October 11, 2013

OL/AN

Olmayacak Olan Olacak

BURADA 
...
Bir sevinçli duyumdan
Ilık bir beklentiye doğru.
Kesik kesik
Sabırsız.
Derken,doldu:
Yayıldı
Güçlü güçlü
Kocaman
Aldırmasız-
Bir gerilimli doygunluktan
Dingin bir sancıya doğru.
Güçlü güçlü
Kocaman 
Aldırmasız.
Şimdi,doğdu:
Patladı
Çığlık çığlığa
Nefessiz
Yırta yırta 
Acımasız.


HAVADA

Burada 
Duvar ile direk 
Arasında asılı,
Sallanıyorum.

Kenarlarım yırtık
Parçalarım sarkık
İçim patlak.

Burada
Geçmiş ile gelecek
Arasında gerili,
Sallanıyorum.

Saatlerim çarpık,
Günlerim çatlak
Yılım yitik.

Sözcükler gelip geçiyor içimden
Anlamsızlığa doğru,
Eylemler geçip gidiyor elimden
Çaresizliğe doğru.

Boşalıyorum 
Burada
Hiçlik ile yokluk 
Arasında.


SOKAKTA

Buradayım:
Yüzyıl oldu.
...
İçimde yaşayan insanlar
Azaldı:
Yalnızlaştım.


KABUKTA

Burada 
Yavaş yavaş
İlerliyorum.

Orada 
Biraz daha kalabilseydim
Isıda,nemde-
Bir gün,bir iki saat,birkaç dakika daha
Belki çıkardım ben de 
Kabuğumdan.

Şimdi 
Kardeşlerim konarken kutularına
Götürülmek için
Beslenecekleri yerlere
Ben 
Daha yaşamıyorum bile.

Oysa canlıyım-
Yalnız kabuğum
Beni ayıran
Havadan 
Yaşamdan.

Oraya 
Biraz önce getirilseydim
Isıya,neme-
Bir gün,bir iki saat,bir vardiya önce
Belki kırardım ben de
Kabuğumu-
Ulaşırdım
Havaya
Yaşama.

Şimdi 
Kardeşlerim yüklenirken kamyonlarına
Götürülmek için
Gelişecekleri yerlere 
Ben 
Yavaş yavaş ilerliyorum
Ezileceğim yere.

Orada
Yaşamadan öleceğim:
Un-ufak edileceğim
Döneceğim yeme
Döneceğim 
Anneme-
...
(benim için pembe eve ithafen)


DALDA

Neleri,kimleri bırakıp ilerlediğim-
Neleri,kimleri anımsadığım,özlediğim
Belli olmayan:
Hiç olmadığım,hiç olmayan
O uyku.
...
Zaten
Tırtılım da kozam da
Olmadı benim hiç-
Kelebeğim,hiç:

Ben zaten 
Hiç olmadım.


BAHARDA

Buradayım:
Genişliyorum.

Uzanıyor dallarım berrak havaya
Yeşil titreşimli,dingin,dolu.
Dalıyor köklerim karanlık toprağa
Koyu gizemli,serin,güçlü.

Buradayım:
Yükseliyorum.

Oysa buradaydım-
Kuruyordum.

Yapraklarımı hışırdatan rüzgarlar
Alıp götürüyordu nemimi.
Gövdemi eğip büken fırtınalar
Sarsıyordu köklerimi.

Buradaydım:
Çürüyordum.

Tepemde durmak bilmez güz yağmurları,
Dibimde birikip duran yeraltı suları.
Dallarım ıslak,köklerim patlak
Yapraklarım sarı-kızıl,ölüm rengi.

Buradaydım:
Yitiyordum.

Ama buradayım:
Dayandım.

Baharın serin esintilerine
Arındırıcı sağanaklara
Ilık ışıklara dek-
Ki bir tomurcuk birikip içimde
Patladı en uç dalımın en ucunda
Açtı yapraklarını,uzanarak güneşe
Yayıldı,dolarak gökyüzüne.

Buradaydım:
Canlandım.
Buradayım:
Yeşeriyorum.

Şimdi özlediğim
Taptaze bir gonca
Büklümleri arasından
Özlediğim
Rengarenk bir çiçek
Açacak,doluluğumu saçacak havaya
Çağıracak bütün arıları
Olgunlaşacak.

Buradayım:
Çiçekleniyorum.

Şimdi özlediğim
Yemyeşil bir meyve
Diriliğinin ortasından
Özlediğim
Dopdolu bir çekirdek
Düşecek,olgunluğumu götürecek toprağa
Çağıracak bütün anıları,
Dolgunlaşacak.

Buradayım:
Oluşuyorum.

Buradaydım:
Yok oluyordum.
Buradayım:
Var oluyorum.

Buradaydım:
Yoktum.
Buradayım:
Varım-
Oluyorum.
(Yeşeren'e önce ad ,sonra adın anlamını bulduğum olana ithafen)


YERDE
...
Olmuşların,olmamışların üstünde
Gökyüzü gibi.


Sen ve Ben

İNCE ELLERİN 
...
Burada mısın-
Düşünüldüğün yerde?
...
Orada mısın?

Ben buradayım:
Kendimi bıraktığım yerde.
Çevremde
Şiddetli rüzgarın
Eğip büktüğü,savurduğu
Anlık düşünceler. 

Burada mısın?

Ben buradayım:
Kendimi tarttığım yerde
Ardımda
Öfkeli yazgının
İtip götürdüğü,attığı
Geçmiş düşünceler.

Burada değilsin.

Ben buradayım:
Kendimi kurduğum yerde.
Önümde
Zorunlu sorumluğun
Batıp çıktığı,yüzdüğü
Gelecek düşünceler.

Oradasın.
Ben de 
Burada.
...
Sessizliğim:
Orada
Duyuruyor mu beni sana
Buradan,
Rüzgarın dalları 
Bir an
Bıraktığı aralarda?

Ara ara 
Dokunuyorum sana
Buradan 
Oraya.


GELDİN

Sonunda
Nasıl yüreğim elemlere
Elim kalemlere,kalemim defterlere
Ulaşmışsa,ulaşacaktım
Ben de sana-
Oraya.


BAK DENİZDEYİM

Yoktun:
Oysa ulaşmıştım sana.
Ben 
Birkaç tatsız tutku
Bir de küçücük neşe
Özledik seni-
Yoktun.

Hiç olmayacak mısın?
Hep bu belirsiz sessizlik mi kalacak
İçimde,sevinçler gelmeyecek mi 
İçime-
Ben 
Birkaç tatsız tutku
Bir de küçücük neşe
Özlerken seni?

Bu sabah 
Senin güneşlerini görürüm diye
Güneşi görmeğe çıktım:

Yoktu-
Yoktun.

Şimdi 
Buradayım:
Uzun zamandır ilk kez 
Güneş ayaklarımın dibinde 
Rüzgar,dalgaların parıltıları
Birlikte
Söylüyorlar seni içimde.

Şimdi varım işte.

Sen yoksun gene de:
Oradasın.

Bense 
Buradayım:
Uzun zamandır ilk kez
Deniz ayaklarımın dibinde
Rüzgar,bulutların pırıltıları
Birlikte
Çağırıyorlar seni içime.

Şimdi varsın işte:
Buradasın.


ORADAYDIK

Sen ve ben.
Oradaydım ben:
Elimde ince sancı.
Oradaydın sen:
Bileğinde ince acı.
Oradaydık:
Bitirdik yazı,güz başladı.

Bir akşamda bitirdik yazı
Rüzgarla.
Bir akşamda başlattık güzü
Soğukla.

Orada
İki akşamda
Rüzgarla,soğukla
Dolaşıp döndük
Başlayamadığımız yerde.

Sen
Yaz biterken
Alnında ince ışıltı
Ilık yaz göklerinin izi yüzünde
Uyuyordun
Orada.

Ben
Güz başlarken
Alnımda ince karaltı
Kara güz bulutlarının izi yüzüme
Uyuyamıyordum
Orada.

Oradaydık:
Bitirdik geceyi,gün başladı.

Bir akşamda bitirdik geceyi
Coşkuyla.
Bir akşamda başlattık günü
Suskuyla.

Orada
İki akşamda
Coşkuyla,suskuyla
Sarsılıp devrildik
Duramadığımız yerde.

Sen
Gece biterken
Gözünde ince ışıltı
Serin gece esintilerinin izi alnında
Uyanıktın
Orada.

Ben
Gün başlarken
Gözümde ince karaltı
Sıcak güneş parıltılarının izi alnımda
Uyanıktım
Orada.

Oradaydık:
Bir akşamda bitirdik sevgiyi
Özlemle.
Bir akşamda başlattık acıyı
Elemle.

Orada
İki akşamda
Özlemle,elemle
Yıkılıp kaldık
Olamadığımız yerde.


Sen
Ben desen
Ben
Sen desem
Ben sen de
Ben de
Sen ben de
Sen de
Ben
Sen
De

Bende sen
Sende ben
De

Sen de
Ben de

Gelip geçici,geçip gidici değil mi
Her şey-horoz ötüşü
Çocuk gülüşü,deniz kıpırtısı:
Her şey-sen ve ben
Gelip geçmedik,geçip gitmiyor muyuz?

Bak:
Uçup gelen beyaz bulut
Pırıldayıp geçen ışık
Yiten akıntı-
Görülmeden
İşitilmeden
Gelip geçen
Geçip giden
Yüzlerimiz,seslerimiz.

Sen ve ben
Yitip giden
Bilinmeden
Yiten.

Gelip geçici,geçip gidici değil
Her şey-sevgi öpüşü
Dinginlik düşü,yürek sızısı:
Her şey-sen ve ben
Geip geçmedik,geçip gitmiyoruz.
...
Sen ve ben
Gelip kalan
Bilerek
Gelen
Kalan.


SEN GELMEYELİ
...
Bu sonsuz ses sürecek,
Sürecek-gelmeyeceksin
(Zonklayan yürek,titrek kalem)
Bu sonsuz ses bitecek,
Bitecek-yazılmayacaksın.

Bu acılı sevgi delecek,
Delecek-ölmeyeceksin.
(Duran yürek,,kırık kalem)
Bu acılı sevgi ölecek,
Ölecek-olmayacaksın.


SEN GİTMİŞSİN

Ben de gidecektim.

Yürüdüm.

Patırtıların üst katına çıktım.
Damlardan ve kubbelerden kurtulup
Batmağa çalışan güneş
Gözlerimi aldı götürdü önce
Sonra battı
Gönderdi gözlerimi geri.

Oturdum.

Kırlangıçlar,hırçın ve arsız
Çığlıklarla uçuyor
Hızla yiten ışıktan daha hızlı
Yuvalarını arıyorlardı.
Martılar,yuvasız ve sessiz
Yükseklerde,kıpırtısız süzülüyor
Geciktirmeğe çalışıyorlardı
Işığın yitişini.

Ama ışık yitecekti-
Sen gitmiştin,
Ben de gidecektim.

Herkes gidiyordu:
Gürültülü,yavaş
Koşarak,sessiz
Aceleci,dingin.

Oturduğum yerde
Bir yeni devinim oluştu içimde,
Bir düşünce parıldayıp gitti içimden,
Geldi yeniden geri-

Sensin yapıtım benim,
Yapıtım benim,
Sen:
Sen olacaksın artık hep içimde,
Hep içinde yaptıklarımın-
Sen olacaksın artık hep içimde,
Hep içinde yazdıklarımın.

Kalktım.

İndim patırtıların alt katına:
Işık yitecekti
Sen gitmiştin
Ben de gidecektim.

Yürüdüm.

Kırlangıçlar,birer ikişer
Giriyorlardı duvar aralarına.
Martılar teker teker
Konuyorlardı kilise damlarına.

Herkes gidecek,
Sen ve ben
Kalacaktık:
Yalnız sen,
Yalnız ben-
Sen gitmiştin
Ben de gidecektim.

Yürüdüm.

Kırlangıçlar susmuştu artık
Kıpırtısız duruyordu martılar
Bir son mor bile kalmamıştı
Işıktan.

Sen gitmiştin-
Güneş batmış
Işık yitmişti:

Gittin ben de o zaman.


Acı Bir Anı 

SEN KONUŞUYORDUN

Sen konuşuyordun-
O zaman geldim
Iralardan.

Sen oluşuyordun-
O zaman geldim
Yavaşlardan.
...
Derin bir göz bakıyordu
Karalardan-
Sen oluşuyordun.

Iralardan
Yavaşlardan
Geldim o zaman.

Duruyorum burada
Hiç gidemediğim yerde:
Hiç gelmedim ki
Gideyim

Kuruyorum burada
Hiç ölemediğim yerde:
Hiç olmadım ki
Öleyim.

Dümdüz uzandım boşluklarda
Varlık kazandım
Akan
Gündüzde,gecede:
Bitmişliklerde
Oluyorum.

Bomboş yattım yokluklarda
Uzam kattım
Kanayan
Güze,yaza:
Yitmişliklerde
Ölüyorum.


AKAN KAN

Ne çok
Ölü
Düşün var senin.

Kırık
Dökük
Gerçeklerin üşüşünce düşüncene
Ne çok
Canlı
Acın var senin.
...


GEÇİŞ

Zaman uzamasın artık.Her
Ses,her söz
Benden geçmesin.

Uzam yayılmasın artık.Her
Adım,her yüz
Benden geçmesin.
...


BİLE

Beynim yıkılmış bir labirent:
Bütün dehlizleri tıkalı
Bütün tavanları göçük
Bütün duvarları çökük-
İçinde yitilemeyecek bile.

Beynim taşlaşmış bir ağaç:
Bütün dalları çatlak
Bütün yaprakları kırık
Bütün kökleri kömür-
Çürüyüp ölemeyecek bile.


EGO

Ben:
Nerelerden,ne zaman
Ne zamanlardan
Bu yana
Boyuna
Çabalayan.

Ben:
Kimlerden kimlere
Ne acılardan
Bu yana
Boyuna
Çırpınan.

Ben:
Çiçekli baharında gençliğimin
Yüreğim umut dolu
Yürüyen.

Ben:
Çelenkli güzünde geçmişliğimin
Yüreğim hüzün dolu.
Duran.

Neler,kimler-
Çabaladığın,çırpındığın:
Ne zamanlar,ne acılar-
Ben-ben
Dediğin?


YER

Anlamı olmalı bir şeylerin
Bir yerde,yeterince
Ararsan-bir anlamı acının
Bir yeri sevincin.

Devamı olmalı bazı şeylerin
Bir zaman,yeterince
Ararsan-bir devam acıya
Bir zaman sevince.

Yersiz ve süresiz oysa
Bir şeyler
Bir yerde
Bir zaman,biz gidince
Aramadan-bir son acıya
Bir son sevincin.


KAPANAN KAPI
...
Yağmur sesi
Martı uçuşu
Hüzün nefesi.
...
Yine
Kapandı bir kapı
Çarparak:
Cam şıngırtısı
...


KULAK VE GÖZ
...
Yarımay
Aydınlıkta:
Ta orada
Dağılan
Anı.

Unuttun mu
Bulutu?


KALIN ÇİZGİ
...
İçine örülmüş,çizilmiş-
İçinde ölünmüş,yitilmiş.
Söylenmeden kalacak gözlerinde
En kalın çizgin
En sarp kayan
Burada
Örülmüş
Ölünmüşş
Çentik
Yitik.


BEKLEYİŞ

Gökleri tutuştururken güneş
Dinelir bulutların ardında
Ak kırık ay

Bekler dinmesini kızıllıkların
Gelmesini karanlıkların
Camların yangınlarının
Dinmesini

Kızıl yangın
Ak kırık ay.

Diner
Bekler.


RÜZGAR

Bu
Sen misin-
O gece
Bizim olan
Odamızı doldıuran,bizi
Donduran,o gece
Perdelerimizi savuran
Gece biterken
Bitkin,dinip
Bizi bırakan?

Evet:
Sensin
Bu.


DALGALAR

Bulutların gölgeleri
Denizi koyulaştıran
Güneşin parıltıları
Oynaştıran.


YAZILAMAYAN ZAMAN

Her şeyi yazarım da
Zamanı yazamam-
O yazar çünkü
Beni.
...
Halbuki
Sıyırıp düşürmüştür
Tırnağımdaki çürüğü
Parmağımdaki yarayı
Kabuk kabuk
Geçirmiş-
Geçerken,sanki
Çoğalta,çoğalta
Yazarak
Beni:
Özenli
Görkemli.

HYPERION
...
Ah!İnsanın yabanıl yüreğine denk bir yurt yok.
Hölderlin


GEÇİP GİDERKEN ARASORULAR

1.
Nerelerden geçip geldim buraya,
Ne denizlerden,ne çöllerden-
Özlemlerden:
Hep aynıyı yaşayarak.
...
Kimlerden gelip geçtim burada,
Ne benizlerden,ne gözlerden-
Özlemlerden:
Hep ayrıyı yaşayarak.

Hep ayrı.

2.
Hep aynıyı ölerek
Geçip geldim buraya nerelerden-
Hep ayrıyı.
Gelip geçtim burada kimlerden-
Bezginim.

Gezgin
Miydim?

Gelip geçmek
Geçip gitmek
İşim.

Bitkinim,
Yorgun gözlerim,sözlerim-
Ellerim
Bitik.

Yitik
Miyim?

3.
İçim kuru.

Bu mu
Onca uğraşın sonu?

Burada
Nerelerden geçip geldiğim bungunluk,
Kimlerden gelip geçtiğim durgunluk-
Olgunluk
Bu mu?

Oldum mu?

4.
Söze çevirdim her şeyimi.
Kendimi çeviremeden.
Yatıyorum şimdi kaykık-
Artık
Öldüm mü?

5.
Bu muyum

6.
Kim miyim:

Kendini hiç aldatamayan-
Atlatamayan
Kendini hiç
Dağ yollarında,çöl kuyularına.

Hep aynıyı
Hep yaşayan
Hep anlayan
Yaşadığın aynıyı hep.

Özlem
Hüzün
Acı-
Kaçıncı:

Ayrı mı?

7.
Kendini hep koyuveren
Salıveremeden kendini hiç-edemeden
Kimsesiz:

Kendisiz.

Kim?

Hep yeniden
Hep aynı-
Ayrı
Oldum mu
Hic?

Var mıyım?

8.
Var mı
Özlediğim hiç-
Oldu mu
Özlediklerim?

Neredeler?

9.
Özlediklerim:
Yumuşak yakınlıkta dilimin sürçüşü.
Soğuk yükseklikte başımın dönüşü.
Islak esriklikte dizimin çözülüşü.
Kanlı sıcaklıkta sırtımın ağrısı.
Yabancı karanlıkta elimin teri.
Bunlardan beri
İçimin dökülüşü,sancısı
Oldular hep
Özlediklerim.

Hep oldular
Benden beri.

Geri baktığımda,
Uçuk,bulanık
Özlediklerim artık-
İleri baktığımda,
Açık,tanıdık
Özlediğim şimdi.

Şimdi:

İki gecelik bir özlem yüreğimde:
Biri patlayış
Biri inleyiş.

İlerleyiş,gerileyiş.

Nasıl çeviririm bunu söze
Şimdi?

10.
Yorgun gözlerim-
Sözlerim
Suskun.

12.
Varım ben
Kendimden beri.

İleri gittiğimden beri
Hep geçtiklerim geçiyor içimden-
Gelemiyor gittiklerim hiç geri.

Dönüyorum.

Eylül 2013'te kütüphaneye eklenen,Eylül hediyesi düşünülen Oruç Aruoba hissiyatıyla












Thursday, October 10, 2013

Uykuda Bir Gece

çocuklar,yeşeren dizesi ayakta duramıyor
bana müsade
ki müsade edemiyorum 
bir ahtapot beynim
şiştim müjgan
yine
çok rica edeceğim
böyle konuşmayınız
nasıl konuşayım 
bonne nuit
mi acaba?
kimlere kimlere
yatak geel geel diyor
beynim kontağı kapamadı 
ama 
bedenim çok şükür
yatakta.

Wednesday, October 9, 2013

Kiraz Çiçeği

Gençtim be çocuklar,gençtim.
Bir gün oluyor,uyanıyorum ki her yer mor,
Hiç sevmem mor rengi...
Bir gün oluyor,uyanamıyorum bile,
Sırt yatak döşek yatmış.
Bir gün,havada güneş yok ama
Gözlerim yanıyor,kısıyorum.
Bir gün cayır cayır,
Bir gün bir zehir akıyor akıyor yine doluyor.
Bir gün yara bere,kırık dökük.
Bir gün odalar yerlerde,peşlerinde ben,
Tane tane,topluyor,yerlerine kaldırıyorum.
Bir gün,konuşamıyorum.
Bir gün ağlayamıyorum.
Bir gün bağıramıyorum.
Bir gün gülemiyorum
Bile.

https://www.youtube.com/watch?v=B8ksH8ZUru4#t=14


Saturday, October 5, 2013

Transandantal

Siz bunları bilmezsiniz;
Kalbim damarların arasından çıkıp,
Yere düşüp
Kırılacak,
Sonra da kırılanları yine toplamak
Bana kalacak diye
Gitmediğim bale gösterileri var benim.
Ama siz devam edin,
Büyüyor,okuyor,
Sonra çalışacak,evlenecek demeye,
Böyle görmeye.
Siz bunları bilmezsiniz,
Aklım her bir odanın konuşmasından,
Kendi kendini yiyecek ve
Kalbe yüklenecek diye
Kaçtığım,
Bir o kadar koştuğum,
Her bir metrekaresini öptüğüm,
Kokladığım sahneler var benim.
Ama siz boşverin.
Ben kendime anlatıp,
Kendimi iyileştirmeye çalışıp,
Kendi kendime söylüyorum;
Büyüyorum,yirmiüç koca yıl büyüdüm
ve sanki ben ödüyorum tüm eşitsizliklerin,
tüm 'hayat'seçimlerinin bedelini.
Sanki hiç kimselerin kullanmadigi bir gün kalmis bana,*
Yirmiüç yılın her bir günleri.

*Edip Censever,Bilmez Miyim Hiç 



Börülce

Milano'da herkes uyuyor şimdi
Çok acaip eğlenilen bir gecenin ufkundan dönüp geldik
Eve vardık şükür
Bir ben miyim deli
Çıkıp camlara bağıracağım şimdi;
Kadehleri vuracağım,
Tabakları balkondan atacağım,
Ah güzel İstanbul falan diyeceğim
Sonra,dertler benim olacak,
Carabinieri de açacağım gözleri,
Mavi lacivertli abiler soracaklar neden bağırıyorsun diye
Biz de böyledir diyeceğim,
Hiç anlamayacaklar
Burada seksen yaşında moruklar var,
Akşam bile kahve içip hala tak diye gitmeyen
Aman yavrucum.
Yani,
Burada sana akşam fasıl eşlik etmez,
Bir ambulans sesi olur,
Bir italyan ailenin atarlı anne veya baba figürü olur,
Sarhoş ve cıvık bıçkın italyan genç naraları olur.
Burada racon bu,
Ona göre takıl,
Gözünü seveyim.

http://www.youtube.com/watch?v=aRwuDdqbAzk

Mihrabım Diyerek


Saki doldur
 Kadehleri vurup 
pencerelerden bağırma saatim geldi.
bir kere saki,
meyhane dediğin tepede olacak,
Galata gibi,
böyle İstanbul'u görecek her bir gözü
ve 
denize bakacak
ve 
adada olacak
yoksa o kadehler,
ellerde paramparça olur.