Saturday, November 30, 2013

1950 Romantizmi

''Susadım,hasretim gülüşüne.''
Bakar mısın sayın dinleyenler,şu romantizme.

Thursday, November 28, 2013

Benim Sevgili Yarim

Bugün,
Dersleri iptal ettim,'kendime bir gün ayırdım'ki 
Aslında her günü insan kendine ayırır,
Ama bu,' hayat çok güzel,çiçekler açıyordu kendin için ne yaptın 'lı kişisel gelişimsel cümleyi de es geçmeyelim tabii 
Ben bazen,İstanbul da geçirdiğim zamanların kokusunu yani, bir yerde zamanın içinde 'bulunduğum'mekanların kokularını duyuyorum.
Dün mesela,bir restauranta gittim ve tam çıkmaya yakın,sadece bir an,çalan müzik ve iç mekan renkleri,ısı,sözcükler bana Asmalı'yı mesela 'Şimdi'yi hatırlattı ve sanki,Retro'dan mutlu bir toz bulutu olarak çıkmış,Gönül Sokak'tan kıvırılıp bir kahve molasına doğru Asmalı'ya yürüyormuşum gibi geldi.
-Onun en sevdiği sokak hangisi bilir misin?
Onun en sevdiği sokakların birincisi bir geçit,Olivya Geçidi,sonra Gönül Sokağı,Asmalı'daki.
sonra Tel Sokak,sarmaşıklı,ve sonuncusu sevgili Erol Dernek Sokağı.
-En sevdiği ara ve kafe hangisi bunu söyleyebilir misin?
-Olivya Geçidi pek tabii ve Gölge Kafesi.
-Onun en sevdiği reçel hangisi bunu biliyor musun peki?
Kiraz reçeli,taneli.
Sakız reçeli bir de,Rum bir mahallede veya Ayvalık'ta yenirse.
-En en sevdiği ayı,rengi?Sonracığıma neye güldüğünü,neye yüzünü buruşturduğunu,makyajını nasıl yaptığını,neye sustuğunu peki?

Uzun zamandan sonra,
Bugün tarih 2013 olsa da,ben kendimi 2008,2009larda hissettim,
Çünkü o zamanki az yoğunluğumu bugün kendime hediye ettim.
Normalde,parça parça dinlediğim radyoları,müzikleri bölmeleri,parça parça okuyabildiğim kitapları,notları bölmeleri,bir saat şu bir saat bu gibi 'işleri'bölme düşüncemi,bugünlük yıktım.
Kahvemi de yanıma alıp,en sevdiğim kitabı okumaya başladım.
Yani şu günlük hayatın 'koşturması'içinde değil de,güzel güzel sakin sakin oturdum,dinledim,okudum ve 
Bir şey ile karşılaştım:Tiyatro.
Hikayenin Kadın Hali'nin bugünkü konukları Stüdyo IV ün oyuncularıydı.Evet,pek tabii duymuştum ama malum gurbetlikten,bir oyunlarını da izleme fırsatım olmamıştı ve onları,izleyememenin yanı sıra,koşturmadan sakin sakin inceleyemeyip,yazdıkları yönettikleri oyunlar hakkında fikir sahibi olamamıştım.
Kasım'ın hediye ettiği yirmisekiz rakamları günü,bunu başardım.Keyfim gıcırdı;kahve içiyordum,burnumda Asmalı Mescit'in,bastığım geçtiğim her yerin kokusu,bedenimde izleri vardı;oyuncular bir nehir gibi anlatıyor zaman tiyatro akıp gidiyordu,en sevdiğim kitabı,koşturmadan sakince okuyordum,düşünüyordum ve elbette gülüyorduk.
Gelelim Garajistanbul sana.
Ya ben o yokuşu in çık in çık,çok cereyanında kaldım ve bir klasikti,kafamı Garajistanbul'a sokup,büroşürleri toplayıp,ne olmuş ne oluyor bakıp,bLimonlu'ya gidip oturuyor,büroşürleri inceliyor,keyifleniyordum.
 Ben bunları yapıyordum,ben buralarda bulundum ve bugün görüyorum hissediyorum ki,hala bulunabiliyorum.
Bunu sadece psikolojik bir neden olarak görürdüm,fakat bence bilimsel bir yanı da var.Bu bir gerçek;dünyaya ait olan gerçek kelimesince.
Yanımda yürüyordun Milena,düşünsene yanımda yürümüştün*
Fakat,bu 21.yy ne illet bir hastalıktı;bir geçişten diğerine,her şeye yetişemiyordum,biraz da sen yap dedim dünyaya.Dünya naber Dünya.
Nasıl diyeceğim,teknolojinin kendimce göbeğinde yaşıyordum diye.Kendimce,çünkü benden sonraki nesil göbeğinde değil direk böğründe yaşayacak,hatta kırmızı olacak kan gibi.O olacak.
çok hızlı çok her şey çok hızlı.
Son olarak,stüdyo IV oyuncularının programda kurdukları bir kuple ile kapatayım:
'Bedenlerin  başka nasıl bir şeye dönüşeceğini merak ediyoruz.'

Teşekkürler Açık Radyo,Hikayenin Kadın Hali ve Stüdyo IV oyuncuları.

*Milena'ya Mektuplar,Franz Kafka

Wednesday, November 27, 2013

Rakı Yoktu

Kalbin Atışı

İşte tek bir tebessümle hatırlanan,
Bir farkındalık daha;

'Hava aldıkça sızlayan bir diş var içimde.
Susmam bundan, 
Konuşmam bundan.
Ben zaten o ilk acıyla ölmediğimde,
Çok gücenmiştim hayata,
İnsan olmuştum ilk o zaman,
Ya da bozmuşlardı ben yenidoğandan.
Kendimi acıya teslim ettiğimde hatırladım,
Ölünmüyordu, hatırladım.'*

*Birhan Keskin,Taş Parçaları 

Tuesday, November 26, 2013

Le Spectre de la Rose

Çok zor bir yerdi kalbim,
Bunu ben çok sonra öğrendim.
Sapaydı.
Hiçbir vasıta geçmiyor,geçemiyordu.
Varlığın sahibi bile,
Zar zor çıkardı yokuşlarından.
Bir yığın cam parçasıydı,
Üzerine basmak zorunda olup
Ayaklarını avuçlarını kanattığın.
Bırakırsam şimdilik di'li geçmiş zamanı,
Çok zor bir yer hala kalbim.

Monday, November 25, 2013

Senfonik Şiir

Şaşkınlığımı maruz görün fakat,
Çok şaşkınım.
Bir zaman,aslında kaçmak için kaçtığım olmayan ama,
Kaçtığım bir şehre,
Bugün,
Kavuşmak için,kafamı bağrına bastırıp ağlamak ve ağlayamamaktan doğacak dalıp gitmek için
Koşmak istiyorum.
Kaçtığım şehre,koşarak kavuşmak istiyorum ve fakat,
Sonra tekrar ondan kaçacağımı biliyorum.
Şaşkınım,
Meğer insan,bir şehirle aile gibi,kan gibi,
Varlık gibi değerler oluşturabiliyormuş.
Bugün,ben neden ve nasıl,
Bir şehrin bağrını düşleyebiliyorum?

Saturday, November 16, 2013

Epostasal

Bu ne abi?
Her hafta,her gün olmasa dahi kontrol ettiğim,etkinliklerden vsden haberdar olduğum 'mail'kutumda,seksen mail birikmiş durumda.
İnatla da açmıyorum.
Bir de yeni bir mail gelince,telefonu da buna dahil ettim,oradan hemen görebiliyorum.
Görebiliyorum da,belki ben dağa kaçtım,belki mail açıp okumak istemiyorum
Bu ne abi yirmibirinci yüzyılda dilimiz bu mu?
Öf aman ya,ben size söylemiştim çocuklar,ikibinlere geçtiğimiz zaman,bunu hiç tasvip etmediğimi.
Ama anlamadınız,anlamadılar.
Nasıl bir koşturma ya,
Her geçen gün şehirden ve şehrin vıdılarından bıkıyorum.
Dağda yaşasam,ayı kardeş:''bu hafta ayıteras da sergi açılışımız var,davetiyeniz aşağıdaki linktedir''diye bir haber uçurmayacak en nihayetinde.
veya gereksizce:''abi geçen arı kovanını çökerttim,çok iyiydi''gibi boş konuşmalı bir haber de.
Çok baydım ya.
''Ay yavrum sen sanıyor musun ki dağda yaşamak da öyle kolay bir şey,orada da başka sorunlar var''diyen Mualla teyzeyi duyuyor gibiyim şu an.
Comeonya.

Thursday, November 14, 2013

Bazen,
Yani ağlayabildiğim zaman,
Gözyaşlarım ama bazen
Sanki dışarı değil de içime dökülüyor.
Kocaman bir nehir oluyor;
Bazen içinden kurtulup kafamı çıkartabiliyorum,
Bazen de öylece bırakıyorum ve
Nehir delice akıyor,
Beni yoruyor ve uyutuyor.
Sonra gün oluyor,
Sanki dünü unutmuş gibi.

Wednesday, November 13, 2013

Milano vs İstanbul

Böyle yazınca da çok kuru oluyor ama,
Canım tam şu anda,
İstanbul Modern çekiyor,
Sergiden sonra oturulup bakılan manzara,
İstanbul'a karşı içilen kahve çekiyor.

Monday, November 11, 2013

Hungarian Dance VIII*

Of gençler,
Kalbim ağrıyor
Ağlıyor,
Buruşuyor,
Büzüşüyor.
Kalbim bir Hayez tablosundaki renkler gibi akıp duruyor 
Kömüre atılmış bir yanık gibi
Çocukluğum,
Yirmiyaşım ve ıvırı zıvırı 
Ağır geliyor

Keşke bu ağırlık 
Sadece şiir,düzyazı yazmak için
Taşınılıyor olan bir şey olsaydı
Bir kafiye için
Bir anlatım için
Ve fakat neden yazmaya devam ediyorum 
ve fakat neden insanlardan,ağırlığımdan sıkılınca
Dudaklarımla oynuyor,
İnsanların anlattıklarını dinlemiyor,
Ellerimi alnıma götürüp
Kaşınmadığı halde alnımı kaşıyorum?

*Johannes Brahms

Kayıt

Kayıt bir iki.
Ses.
De olur bir iki ve
Üç.
Kayıt,
Birkiüç'den daha fazlasıymış,
Bunu bugün,gözlerimden uyku akarken fark ettim.
Otururken,şu muazzam yorgunluğum ve kulağımdaki Rachmaninoff ile,
Bir anda Feneryolu'nun Kalamış'a bakan tarafının ağaçlı yolları geldi gözümün önüne.
Bu nasıl bir gelmekti?
Neden böyle geliyordu,ansızın,birden yani?
Geldi.
Yürüdüm.
Şizofrenler nasıl şizofren oluyordu?
Yürürken,şu halimle yürüdüm
Yedi yaşımdaki halimle değil,
Sonsuz geldi yollar,sıkıntılı geldi,
Özlem vardı yolun sonunda,bir eylem değil.
Kaydetmişim o zamanları;gözümle,burnumla,kulağımla.
Geldi ama ağır.
Çünkü burada otururken yaşamadığımın,
O zamanlar ansızın yaşadığımın bugün ansızın,birden farkına vardım.

Sunday, November 10, 2013

Metropolitana Milanese

Bugün
Bir oturdum,yanımda  notalar ve tralalalar
Önce göz ucuyla bir baktım,Tosca diyordu notalar,
Sonra gözlerimi kocaman açtım,bir baktım Mario Cavaradossi,metroda yanımda tralala yaparak,Tosca'yı çalışıyor.
Bu benim için günü güzel yapan bir an işte.
O andan itibaren,sahne kokusu burnuma çarptı ve ait olduğum yeri tekrar hatırladım.

Havada Bulut

 -Bunun bir de ada versiyonu var.
Onda da;panjurların arasından,perde hışırtısı,tahta-parke gıcırtısı,ada kokusu,deniz sesi bir kere deniz,deniz kokusu,arnavut kaldırım,yokuş,simit susamı,vapur vuusu,martı gurgurusu,kanun buzuki sesi.
Sabah kalkılıp yapılan işler;fulya yasemin kokusunda sabah banyosu,yokuşu inip denize merhaba demesi,kahvede sabah kahvesi içmesi,Necmi beylere günaydın seslenişi,Sevim hanımlara bu hafta görünmediniz,yeni mi geldiniz adaya laf atısı
Öğlen yapılan işler;ayşekadın ayıklaması,domates doğraması,mutfak camına gelen ada rüzgarı,ıhlamur içmesi,yemeği hazır etmesi;kitap okuması,resim yapması,koyu parkelere boya sıçratması
Akşamüstü yapılan işler;sahile inip ada pastanesinden ponçik alınması,çay saatine misafirliğe gidilmesi
Akşam yapılan işler;cızırtılı radyodan incesaz dinlemesi,rakı dublesi bazen şarap kadehi,ayşekadını,zeytinyağlılıları hüpletmesi,şiir yazması,günü anlatması,panjurları çekmesi,denize iyi geceler demesi,kitap okuması,loş ışıkta hafif hafif uykuya dalması.
Bu da,bu kadar işte.


http://www.youtube.com/watch?v=ARTRK78x9tI&list=RDbkxmkEbeV-Y




Urumeli

Ondokuzumu kapatmış yirmimden gün alırken,
Bir karar verdim.
Heyecanlıydım,bu kararı askıya astım.
Radikal bir şeydi sonuçta,yani yapmış olsaydım,radikal bir karar olacaktı.

Bugün,yirmiüçümü kapatıp yirmidörtten gün almaya başlayacağım.
O gün aldığım kararı meğer zaten vermişim,çünkü bugün dönüp bakmama gerek kalmadan,herhangi bir iş yaparken,aklıma geliyor;gün içinde  su içmeyi unutup,susadığında aklına gelmesi gibi bir şey işte.

Şilebezi,keçe,keçi mesi,at dıgıdığı,eşşek aiisi;inek mösü,saman hışırtısı,kiler kokusu
Sabah kalkılıp yapılan o çok önemli işler;patates soymak,ekmek yapıp fırına atmak,süt sağmak,leğende çamaşır yıkamak,halı dövmek,nakış işlemek
Oh çok yoruldum aman deyip,öğleyi beklemek
Öğlen yapılan o çok önemli işler;Fatmaların emmisi ne yapmış,böreğin hamuru nasıl açılmış ,senin kız benim oğlan ne yapmış...
Akşam yapılan o çok önemli işler;yere sofra kurmak,domatesleri büyük büyük kesmek,yemek biter bitmez çay koymak,üzüm salkımlı masa altında oturup çay,sigara içmek,yıldızların eşek kadar olması sebebiyle kaldırıp kafayı onlara bakmak,ateş böceği türlü böcek sesi duymak.
Gece yapılan o çok önemli işler;zeytinyağlı sabunla yıkanmak,oh aman bugün çok yorulduk deyip uyumak.
Bu işte.Bu kadar yani.
Hala uygulamadığım için,hala radikal bir karar vermiş sayılmam fakat,askısından aldım.
Yanımda.
Susadıkça hatırlıyorum.
Ve şu günlük hayatın:bu işleri bir halledeyim...'le başlayan cümlesinin sonuna koyuyorum.
Yol belli olunca,'bu işler'i daha çabuk halletme şevki geliyor.
Gün gelecek,'bu işler'bitmiş,ben de üzüm salkımlı çardağımda oturuyor,çay içiyor,yıldızlara karşı rakı içiyor olacağım.
Beklerim.


http://www.youtube.com/watch?v=mhfD95XxRN0

Friday, November 8, 2013

Boşver Durağı

Boşver.
Evrende bir noktayız ya.
Kimi seviyormuşum,sevmişim boşver;kimi özlüyormuşum,özlemişim boşver.
Ne çok seviyor ne çok özlüyormuşum,boşver.
Neyden vazgeçmişim,neyi nasıl yapmışım boşver.
Kapıların sonu hep boşver durağında.
Hep noktasın be insan,belki o kadar bile değil.
Boşver o yüzden.
Boşverince de,duran duvarla aynı olunuyor ya,
Sanki atan kalbe,alınan nefese suçluluk duyuyorsun.
Hadi,nefesi,nefsi,kalbi,vicdanı ve tüm bunların ıvırını zıvırını geçtim,
Beyin nasıl bir toprak parçası,sonra da bir hiç oluyor,
Her günüm bazen bilinçli,bazen bilinçaltılı bunu sorup duruyor.
Dolayısıyla,tüm bu soruların her kapısı,aynı durağa çıkıyor,
Bir hiçsin işte.
Ki bu hiçlik bir 'nizm'e sığmayacak kadar hem derin hem boş bir uçurum.
İnsanın kendi dünyasınca dünyasında yarattığı bir ek 'nizm'
Renk de olsan,olmak istesen;su,toprak,ateş hava da olmak istesen
Aynı boşver durağı.