Sunday, July 27, 2014

Saatlik II

'işte şu yağmurlar, işte şu balkon, işte ben 
işte şu begonya, işte yalnızlık 
işte su damlacıkları, alnımda, kollarımda 
işte yok oluşumdan doğan kent 
hiçbir yere taşınıyorum, kendime sızıyorum yalnız 
ben dediğim koskocaman bir oyuk 
koltuğun üstünde, aynadaki yansıda 
bir oyuk! sofrada, mutfakta, yatağımda 
yaşamayı tersinden kolluyorum sanki 
yetişip öne geçiyorum sık sık. sözgelimi 
bir iki saatte bitiveriyor bir mevsim 
iyi 
bugün pazartesi mi? kapının, pencerenin durumu 
salıyı gösteriyor. 
salondaki büyük saati sattım 
saatin ölçebileceği 
herhangi bir zaman parçası yok'

Manastırlı Hilmi Bey’e Birinci Mektup'tan

...
'gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk 
hiçbir yere gitmiyor. 
...
bir başka gülümsemeyi karşılar gibi 
öpüşürken gördün mü sen iki öpüşmeyi 
hilmi bey 
tam öyle 
hızla giyiniyor sonra, dışarı çıkıyor 
üç kişi kalıyoruz birden 
yeni ısırılmış bir elma gibi kalıyoruz 
parlıyor yeşil tarafımız kendi aydınlığında 
içimde bir soğukluk 
dışımda bir begonya.'
...
Manastırlı Hilmi Bey’e İkinci Mektup'tan


'yıllar geçmedi, yıllar eskidi 
dokunduğum yerde kalıyorum 
yaşlı bir kelebek gibi. 
yeni bir renk buldum bugün, suyun akışı rengi 
oyuğumdan çıktım 
çıkmamı duydum 
bir süre yürüdüm yürüdüm 
hiç kimsenin ağzını dayayıp da 
suyunu içmediği bir çeşme gibi durdum 
durdum ki 
önce bir elektrik mavisi çöktü içime 
sanki bir suya anlatıldım da bilinemedim 
ben 
benzersiz bir geyiği okşar gibi 
sevgisizliği okşayıp geçtim 
yol boyunca insanların 
uzak yakınlığını 
okşayıp geçtim 
...
ve 
mutluluk 
bir kibrit çöpü ne kadarcık yanarsa.'
...
Manastırlı Hilmi Bey’e Dördüncü Mektup'tan



Saturday, July 26, 2014

Zor bir sözcük seçtim.

Friday, July 25, 2014

Martı

İki kent arasındayım;biri bilmiyor beni,öteki artık tanımıyor.
I am between two cities, one knows nothing of me, the other knows me no longer. 

Wednesday, July 23, 2014

♡♬

Ma dove vuoi andare, ti amo !
Ti annoi, va bene, balliamo
sei bella, ti lasci guardare
con te non c'e' niente da fare

nascosta dai lunghi capelli
tu balli, ma i gesti son quelli
bambina, ti voglio, ti sento
ti muovi, mi sfuggi, mi arrendo

gelato al cioccolato dolce e un po' salato
tu, gelato al cioccolato
un bacio al cioccolato io te l'ho rubato
tu, gelato al cioccolato

rimani cosi' che dolce sei tu non chiedo di piu'

profumo di fiori di tiglio
fa caldo, ma qui si sta meglio
la sabbia e' piu' bianca stasera
ma dimmi che sei proprio vera !

gelato al cioccolato dolce e un po' salato
tu, gelato al cioccolato
un bacio al cioccolato io te l'ho rubato
tu, gelato al cioccolato

gelato al cioccolato, sono innamorato
di un gelato al cioccolato
gelato al cioccolato dolce e un po' salato
tu, gelato al cioccolato


Monday, July 21, 2014

Where Ever I May Roam

Saat sıçtın mavisinde son ses çok güzel metal dinlenir.
Oh mis gibi,ruhum açıldı,gençleştim,gençliğim geldi ve geri geldi.
Hadi bakalım,hafta metal ve matalin her türüyle başladı,nu progressive melodik ...
Bu enerji nereden geliyor..
Buyurun beyler bayanlar:
mekanik enerji, mekanik bir sistemin bileşenlerinde yer alan potansiyel ve kinetik enerjinin toplamı olarak ifade edilir. Bu enerji cismin hareketi ve konumu ile ilişkilidir. İdeal bir ortamda eğer bir cisim, yalnızca yer çekimi kuvveti gibi konservatif bir kuvvete tabi ise enerjinin korunumu yasası mekanik enerjinin sabit olduğunu söyler. Bir cisim konservatif net kuvvetin tersi yönünde hareket ederse potansiyel enerji artacak ve eğer sürati (hızı değil) de değiştiyse kinetik enerjisi de değişecektir.

Bulut

'Say you'll share with me one love, one lifetime
Lead me, save me from my solitude
Say you'll want me with you here beside you
Anywhere you go let me go too, Christine that's all I ask of'


Phantom of The Opera'yı on yaşımda Londra'da,Her Majesty's Theatre'da  izlememin anısına


Saturday, July 19, 2014

Saatlik

Saatlik:

Saat 06:00 Günaydın.
Aydınlık,beyaz bir mavi gökyüzünde,Milano her zaman ki gibi...yani,yazın olduğu her zaman ki halinde;nemli,güneşli,sıkıcı...
Saat 06:01 Aklımda İstanbul var,aklımda Eylül ve Ekim de var ve aklımda...
Ağustos nasıl geçecek?Bunalıyorum.
Yastık ve kafam,kaç aydır,kaç yıldır bir 'uyumsuzluk'içinde.
Saat 06:03 İstanbul seni özlüyorum,bunu neden söylediğimi biliyorsun,en azından sen,sen bunu biliyorsun.




Thursday, July 17, 2014

Kuzey Anektodu


Abbiamo cercato insieme di godare la vita :

Sabah sabah bürokrasi calışıyor.
Sırf calıştığı için her türlü kurumu arayasım ve çeşitli bilgiler alasım var:
'İyi günler bir bilgi almak istiyordum...?'
İnsan kendini bu rakun gözlerle sabah sabah hiç yalnız hissetmiyor.Sistemin parçalarıyız biz.Bir de sistemden öte bir sistem var ki..internet,küreselleşme falan da var..ama sabah sabah,sanki bu sistemin parçaları olan sosyal medya o kadar da bütün hissetmiyor seni,bir telefonla,çeşitli kurumlarla görüşmek daha etkili ama etkili olsun diye başlamamıştım bu işe,gerçekten bilgi soruyordum sonra bir baktım ki herkesler uyanmış..hatta bak elin en kuzey memleketlisinin ne kadar ayık olduğunu bile denedim,geçmiş bir tarih söyledim,soruma cevap verirken,sonra bir an durdu nasiiil dedi ben de pardon 2014'e kadar değil 2015'e kadar geçerli dedim,o zaman bir problem olmaz,dedi.kuzey global arkadaş.Akdeniz'den uzak insan ne kadar samimi,yerel ve tembel olabilir ki?Saat sekiz buçuk anlatabildim mi,herkesin gözlerinin rakun olduğu bu saatte,bu kuzeyliler nasıl da sistemin çarkını başlatıyorlardı?
Ben kendimi her zaman çarktan da sistemin de uzak tutuyorum,elimde oldukça yani aşırı sarfettiğim bir çaba yok aslında,kendi doğallığımca,bu global dünya ve sistemin içinde,hoşlanmama duygusu ile,uzakta oluyorum.İşte bazen sırf bu yüzden de uzaaaklara gitmeler,alıp başlarını falan geliyor ya aklıma,oradan doğa,ot,püsür,Alaska bile..

Limon Ağacı II

Konsanstrasyonum tam,istediğim tam,hissettiğim ve yaşadığım tam:
Dans.
Onun için var olduğumu tekrar hatırladığım günlerdeyim,aylardayım.
Sabır ve tutkunun bir olmadan bütün olduğu o duygu-durum.Aynısı fotoğrafta da başıma geliyor.

Hatırlıyorum,sadakati,tutkuyu,disiplini,aşkı,sonsuz sevmeyi,acıyı.
Hatırlıyorum tüm bunların bedenime olanını,bedenimin bana sadakati,benim ona sadakatim;ruhumun,aklımın,varlığımın birbirlerine ve bana olan sadakati.
Çok seviyorum ama soyut,ona bunu söyleyemiyorum,halbuki söylüyorum çünkü bedenim,ruhum,varlığım kendi kendine böyle bir döngü içinde,var olup yok oluyor,hiçbir kötü duyguya değmeden.
Evet,dans için,bale için hırs gibi bir duygudan bahsedebiliriz.Benim için hırs kötü bir duygu.ve bu oluyor.Karşıma çıkıyor,ama bu döngü nasıl bir şey ise,beni her zaman onarıyor,kendi kendiliğinden,doğallıyla.
Hırs,umut,umutsuzlukla..karşılaşırsa bu üçlü,ruh beden varlık,kertenkelece kuyruğunu yeniliyor.
Kopan parça,çürük parça,kötü parçayı atıyor ve doğallıyla yeniden var oluyor.

Şansa inanmıyorum.Şanslı-şansız olup olmadığımdan değil,yani şansın bir niteliği olmadığını düşünüyorum,belki nimet diye algılayabilirim.ve bu açıklamaya bağlı olarak,çok değerli parçalarımı kaybetmeme rağmen,küçüklüğümden beri ve nimet ve değer ve bağ ve sadakat ...lerin anlamlarını bildiğimden beri,şükrettiğim bir şey var diyebilirim:dans.
Bu,nimet şükür açısından gözümde şöyle bir yerde,hani doğduğun zaman sana bir ad veriyorlar ya ama kişiliğini değil,sana o an da verilen bir dünyaya geliş sebebi de olabilir adınla beraber ve buna da sonra şükredebilirsin-ki edersin,bu şükür meselesini açınca,annen ve baban bile çıkar içinden;şükür annem ve babam hayattalar gibi-işte buna misyon diyen insanoğlunun tümcesince;adım gibi,o anda almaya başlayıp şu güne kadar geldiğim nefesim gibi,dans da o gün benimle geldi,bana geldi.
Altı yaşımdan beri de,bırakmıyoruz birbirimizi.
Ayrıldığımız günler,yıllar oldu.O yıllarda beni ve üçlüyü,tekrar Şifa'ya götürdüler.Hareketler ve zaman,geri geri gitti,doğmaya çalıştım,ilk nefesimi ve onunla beraber başlayacak nefeslerimi almaya çalıştım,adımı koydular,kucaklarına aldılar,sevindiler,sevdiler,büyüttüler.Büyüyüp kavramlara,duygulara,akla açıklamalar,algılar getirdiğimde;bilgiler öğrendiğimde,yaşadığımı kendi gözümden de görmeye başladığımda,bir şeyin unutulduğunu fark ettim hastanede.Hatırlayınca,unutmamaya ve ona sahip çıkmaya çalıştım,çalışıyorum.
2008 yılında,Devlet Tiyatroları Opera ve Balesi'nin sahnelediği bir çağdaş dans gösterisi olmuştu.Bu dans gösterisinin beş ayrı koreografisi vardı,bu beş ayrı temaya göre:“bağ”,“bağlı”,“bağımsız”ve“bağımlı”.
Bu bir bağdır ve öleceğim güne kadar da onunla olacağımı biliyorum,bu sezgiden ve neredeyse kesin bilgiden dolayı da,onun için var olduğumu mütamadiyen ama,çeşitli zaman,yer ve duygu durumlarda duyumsuyorum.

Wednesday, July 16, 2014

Sevgili Ömer Madra ve Can Tonbil'e bayılıyorum.
Haberleri sakince dinliyorken-kitap olmalarından kaynaklı-suratımın gittikçe düştüğünü,alnımdaki çizgilerin düşüncelerin gelişi ile arttığını hissettim.Çünkü,Can Tonbil'in de dediği gibi,içinde saatler harcayıp,kaybolduğumuz,dolup taştığımız Robinson kitapevinin yerine patatesçi açılma imkanı var.
Bunları duymak,görmek,yaşamak öyle acı ki!ve yineliyorum,sevgili Romalılar,bunlar değişim değil.
Velhasıl o sırada Ömer Madra sordu:
-Kitap mı patates mi?
Can Tonbil de cevap verdi:
-Zor soru.
Bu sabahın konularından biri de İstiklal Cadde'sinde,seksen yıldır bulunan korse mağazasına gelen tahliye ve bundan hareketle,İstiklal Cadde'sindeki değişimler,asfaltlar,yol genişletmeler... di.
ve yineliyorum,ve yineliyorum:
iyi ki fotoğraf var.
Bunun neden iyi ki olduğunu bir önceki Beyoğlusal yazı da belirtmiştim.
Zamanında ve hatta yakın tarihte de,bu tahliye kararından haberim olmadan,Kelebek Korse'yi de fotoğraflamıştım.
Kendimizi psikolojik olarak bazı şeylere hazırlamalıyız.Güzel günler mi göreceğiz çünkü romalılar.
Velhasıl üç nokta


Monday, July 14, 2014

Umutsuzlar Parkı*

Bugünlerin mottosu:'Her şey çok güzel olacak'


''Bu kimin duruşu, bu sizin en gülmediğiniz saatlerde
Her cümlede iki tek göz, bu kimin
Ya da kim korkuttu bu kadar sizi
Bu nasıl sevişmek, üstelik bu kadar hızlı
Ya da tam tersine
Boş vermek öperken, severken boş vermek sevmelere
Sulardan ürpermek gibi dokununca,
Ya da ben kimi sarmışım böyle kollarımla
Kime söz vermişim, biraz da unutmak gibi
Denir mi, ama hiç denir mi, iş edinmişim ben
İş edinmişim öyle kimsesizliği
Kendimi saymazsam - hem niye sayacakmışım kendimi -
Çünkü herkese bağlı, çünkü bir yığın ölüden gelen kendimi
Konuşmak? konuşuyorum, alışmak? evet alışıyorum da
Süresiz, dıştan ve yaşamsız resimler gibi.
...
Binlerce, ama binlerce yıldır yaşıyorum
Bunu göklerden anlıyorum, kendimden anlıyorum biraz
İnsan, insan, insandan; ne iyi ne de kötü
Kolumu sallıyorum yürürken, kötüysem yüzümü buruşturuyorum
Çok eski bir yerimdeyim, çürüyen bir yerimden geliyorum
Öldüklerimi sayıyorum, yeniden doğduklarımı
Anlıyorum, ama yepyeni anlıyorum bıktığımı
Evlerde, köşebaşlarında değişmek diyorlar buna
Değişmek
Biri mi öldü, biri mi sevindi, değişmek koyuyorlar adını
Bana kızıyorlar sonra, anısızın bana
Kimi ellerini sürüyor, kimi gözlerini kapıyor yaşadıklarıma
Oysa ben düz insan, bazı insan, karanlık insan
Ve geçilmiyor ki benim
Duvarlar, evler, sokaklar gibi yapılmışlığımdan.''

*Bir Edip Cansever şiiri.

Sunday, July 13, 2014

The body is a sacred garment: it is what you enter life in and what you depart life with, and it should be treated with honour, and with joy and with fear as well. But always, though, with blessing.

Friday, July 11, 2014

İnci Taneleri

Yarın dostlarıma içeceğim,
Uzağımda olan,beni özlemeyen,benim özlediğim,beni özleyen;nefesini duymadığım,yanımda hissetmediğim ve yanımda hissettiğim,yanında olduğumu hissettirdiğim ve hissettirmediğim o dostlara.
Onların fiziksel,varlıksal,ruhsal yoklukları çok şey demek ama,oluyor böyle şeyler,oluyormuş.
Mide çalış ve üzülme.

'[..]Fino a quando ci sei ti senti al centro del mondo, ti sembra che non cambia mai niente. Poi parti. Un anno due, e quanno torni è cambiato tutto: si rompe il filo. Non trovi chi volevi trovare. Le tue cose non ci sono più. Bisogna andare via per molto tempo, per moltssimi anni, per trovare, al ritorno, la tua gente, la terra unni si nato. Ma ora no, non è possibile. Ora tu sei più cieco di me.'

Kavuşma II

Üç hafta sonra beni bir İstanbul bekliyor,dans bekliyor.Bu aklıma geldiği zaman yüzümde güller açıyor.
Bu kaç yıldır değişmeyen,artık benden olan,'kalıtımsallaşmış' bir his.
Böyle iki güzellik.Oh huzur.Oh mutluluk.
ve bu ikisi 'herzamanlaşmış'lar.Uzama yayılmışlar.Hem değişip hem değişmiyorlar.
Her zaman bu ikisini-beraber ve ayrı ayrı-özlüyorum,seviyorum;bazen ikisinden ayrılıyorum,bazen onlara kavuşuyorum.Kavuşmak.Özlem olunca kavuşmak anlamlı oluyor.Nitelik.Ama bu ikisi,her zamanlıklarından olsa gerek,her zaman özlemi kendilerinde taşıyan iki olgu,kavuşsan dahi özleyebildiğin,uzaklarında kalsan da özleyebildiğin,hatta bunlarla beraber yıllarca an be an yaşasan dahi özleyebildiğin ve onlara an be an kavuşabildiğin.
Kavuşmak,birleşmek de demektir.

Wednesday, July 9, 2014

Tuesday, July 8, 2014

Amami II

Tamam,peki,doğru;
Bazen hiç yalnız kalmak istemiyorum
Ama,
Bu genelde nereden mantar gibi çıkıyor buna bir cevabınız var mı?
Benim var,birliktelik sandığım birlikteliklerin bir anda veya tuhaf bir şekilde veya kaderin cilvesi olarak veya sosyal antropolojik kavramlardan ötürü kopması/birlikteliklere araların girmesinden,mantar gibi çıkıyor bu yalnız kalmamak isteği.
Sonra,beni kurtarıyor bazı şeyler.
Devam edeceğim dedi.

Kaçamadığın,yoksayamadığın ve gerçek tanımının hakkını veren iki oluşum:Yalnızlık ve Ölüm.
Çoğu zaman değil ama,bazen,çocukların bir şeyi ısrarla istediği ve hayırını kabul etmediği gibi,ölüm ve yalnızlığı istemiyorum ve doğa,döngü bana:yalnızsın ve öleceksin,dediği zaman da-yani hayır,sonsuza kadar birliktelik ve sonsuza kadar yaşamak diye bir şey yok-bunu kabul etmiyorum.Bu insana verilmiş kocaman bir külfet,nasıl yaşayacağız bunları kabul ederek,etmeye çalışarak,nasıl?
-Daha iyisin değil mi?
-Daha iyiyim.
Evin içinde,günlük hayat içinde sana bunu söyleyen(soran)oluyor mu?Çoğumuzun şu ölüm ve yalnızlık arasında yaşamaya çalıştığı 'ara'da bunu birinden duymak,nedense insana iyi geliyor,sanki sakinleşiyor.Aslında böyle bir şey yok.Bu sadece bir geçiş anı.Bu bir an olduğu için,bunu banyo yaparak,uyuyarak,yürüyerek,durarak...çeşitli şekilde insan kendine de sorabilir ve kendi kendini sakinleştirebilir ama,böyle bir şey de yok.Bu,başka birinin vereceği'anlık'rahatlatma ile aynı şey.
Ama yine de güzel değil mi?Güzel.
İşte bu,yalnız olmamak;biriyle yaşamak,evlenmek,aile olmak,birliktelik demek,gerçekten uzak anlamda.Unutuyoruz böylece,unutuyoruz o kabul ettiğimiz-belki-kabul etmek zorunda olduğumuz gerçekleri:yalnızlık ve ölümü.Yalnızlığın ve ölümün sonsuz olmayışını.Bunu bir çay koyarak bile unutuyoruz.Bu anlar toplanıyor,bir bütün oluyor.Bir bütün içinde de yıkılmak,yalnızlığı hatırlamak daha zor oluyor.Halbuki insan bunu,bu anlar toplamının sıfırını bile,görebiliyor.Arkadaşlarıyla gittiği bir yemekten dönüyor,varsayalım ki,döndüğü yerde-evde büyük ihtimalle ama çok fazla ve çeşitli dönülecek yer olabilir-biri yoksa,bu geceyi anlatacağı,sarılacağı,sadece nefesini duyacağı,hatırlıyor yalnızlığı,kabul etmek zorunda olduğu bu gerçeği.Sonra gidip çay koyuyor işte,televizyon izliyor,internette zamanını geçiriyor.ve,unutuyor.Sonra sabah oluyor.


Monday, July 7, 2014

Juilette

Anlamadığım çok şey birikti,
Anlamadıklarım da birikti
Bu geceler bu gündüzler bu pazartesiler...bunları hiç anlamıyorum bazen.

Teatro alla Scala'daki avize nasıl düşmüyor bunu da anlamıyorum ya...

Friday, July 4, 2014

Dokuz Sekizlik


Bugünler özlediklerim arasında Mor ve Ötesi de varmış

Bir
Sen baktın, tüm gözlerim kıskandı resmini
Sarıldık takvimlerce, anlattık ki hayata
Zaman yok kucağında, tek bir an bile yeter bana zaten
Yarım kalan bu düş bizim mi
Yoksa yiten ben miyim derken
Nereden geldin sen
Kaybeden ben miyim derken
Nereden geldin sen
Sarhoştum, evindeydi ellerim
Bütün günlerden başka bir ismin vardı senin
Titredim zamansızca, dün ve yarın yok oldu yanında

Yaz Yaz Yaz

Neden seninle hiç durmadan tartışıp duruyoruz ki biz
Bile bile üstüme gelmene ne gerek var
Neden dostça ve insanca ayrılamıyoruz ki biz
Ve bunca yaşanmış yılların da hatırı var
Eğer her gün bu işkence, eğer her gün bu karmaşa
Eğer her gün bu kavgaya katlanırım sanıyorsan
Sen de yaz yaz yaz bir kenara yaz bütün sözlerimi
Yanılırsam çık karşıma göster kendini
Belki zamanla teker teker silinirler aklından
Anlarsın ki boşuna geçmiş bunca zaman

Yalnız Şarkı

olasılıklar, şanslar 
olaylar neden hep senin tersine 
bunu hala sorma 
yanlış yer ve yanlış zaman 
bunlar hep aldatmaca 
bunu artık anla 
belki bir gün güneş doğar 
mezarının üstünden, sen sessizce uyurken 
uyanınca üzülme gerçek bu işte 
tesadüfen yalnızsın, henüz yolun başındasın 
tesadüfen yalnızsın, gerçeklerin farkındasın 
kelimeler sokaklar ve evler 
ne kadar da boş şeyler 
sen gizlice ağlarken 
biraz umut biraz sevgi 
ne çok şey demek oysa 
senden uzakta 
ama kim bilir belki bir gün 
o yaşarken sen ölmezsin, acılar akıp gider 
uyanınca üzülme gerçek bu işte


Thursday, July 3, 2014

Esinti

Rüzgarın araladığı,evini bilmediklerimin perdeleri;yani esinti,kimsesiz perdeler,Cohen sesi,yani aslında Ezginin Günlüğünün Seni Düşünmek Ne Güzel Şey bestesi.

Aynı anda birçok şey düşünmekten vazgeçmelisin,bu işte,her gün yorgunluğun sebebi ve aynı zamanda her günün devamı,her günün güneşi 'gün aydını'.
Anlar var,bu anları yaşamak ve bunların bazılarını yaşadıktan birkaç saniye veya dakika sonra,farkına varmak.Bu geceden bir an,hafif hafif çalan bir jazz müzik eşliğinde gözümün önüne gelmesinin yanı sıra,bedenimin de oraya gittiği bir an;Çıplak Ayaklar Kumpanyası'nda bir dans gösterisinin veya atölyesinin saatini beklerken,Neverland Hostel'de kahvemi içiyorum,hava kararmaya yüzünü çevirmiş,en sevdiğim mavi gökyüzünde.Çekingenim biraz,yine.Sonra gösteri veya atölye saati geliyor,içeri giriyorum;garajı kendi elleriyle,vizyonlarıyla Çıplak Ayaklar yapan yere.Heyecanım var.Gösteri veya atölye başladıktan sonra,heyecan da çekingenlik de geçip gidiyorlar.O birkaç saat,hem oradayım hem değilim;hem oraya ve kendi bedenime ruhuma aitim hem de onlara ait değilim.Sonra,bitiyorlar.Bitince,günlük veya gecelik hayat başlıyor;kumpanyadan çıkınca çıkılan Çukurcuma yokuşlarının huzuru başlıyor,içim dolu,içim şişkin değil.Mutlu ve huzurluyum,aynı anda.
Bu an nasıl geldi bana,bugün?Rüzgar esti,esinti oldu,arkada da hafif hafif jazz müzik çalıyordu...Oldu işte ve öldüğün zaman bu anlar olmayacak ya,üzüldüm biraz işte.Çünkü olmak,hem düşünce,hem beden,hem imge ve var olmak demek,ruhunla,bedeninle ve aklın ve içinde ayrılan imge,düşünce...ile.
Her şey birden bire oldu,birden bire vurdu gün ışığı yere;gökyüzü birden bire oldu,mavi birden bire.*

*Orhan Veli Kanık