Thursday, June 17, 2010

Geceleyin

Gömülmek geceye.Bazen düşüncelere dalmak için baş eğilir ya işte öyle,düpedüz gömülmüş olmak geceye.Çepçevre insanlar uyumaktadırlar.Ufak bir oyunculuk,masum bir kendini aldatış,sanki evler de uyumaktadırlar.Sağlam yataklarda,sağlam çatılar altında,döşekler üzerinde boylu boyunca uzanmış ya da büzülmüş,çarşaflar içinde yorganlar altında,gerçekte bir araya gelmişlerdir.
Ve sen uyanık durursun,nöbetçilerden birisin.Neden uyanıksın?Birinin uyumaması gerekiyor işte,birinin olması lazım.

Franz Kafka

Incipit Vita Nova*

Yaşamımda,çoğunluk insanın yaşamındaki gibi,bir özel başkalaşım noktası,bir korku,karanlık,yalnızlaşmışlık yeri,bir görelmemiş körelme ve boşluk günü var;bugünün akşamında ise,gökyüzünde yeni yıldızlar,içimizde de yeni gözler doğuyor.
O zamanlar,titreye titreye,gençlik dünyamın yıkıntıları arasında dolaşıp duruyordum,kırık düşünceler,kopuk,dağınık,düşler üstünde;neye baksam un ufak oluyor,yaşanmaz oluyordu.Yanımdan,tanımaktan utanç duyduğum dostlar gelip geçiyor;dün düşündüğüm,sanki yüzyıllıkmışcasına,hiçbir zaman benim olmamışçasına uzaklaşmış,yabancılaşmış düşünceler dönüp bana bakıyordu.Sonra her şey yıkıldı,kaydı gitti,korkunç bir boşluk,bir durgunluk sardı çevremi.Artık bana yakın hiçbir şey yoktu,ne sevgili,ne komşu;yaşamım sarsıcı bir tiksinti gibi kabardı içimde.Sanki her ölçü taşırılmış,her tat bozulmuş,her yükseklik aşılmıştı.
Özleyecek hiçbir şeyim yoktu artık,tapınacak,nefret edecek hiçbir şey.İçimde kutsal,alçalmamış,bağışlatıcı ne kaldıysa,bakışını,sesini yitirmişti.
Yalnızlığın dibini gören kim var?
Incipit vita nova.Yeni birisi oldum artık,kendi kendime bir mucize gibi geliyorum daha,hem dingin hem etkin,kabul eden ve bahşeden,belki en değerlilerini kendimin bile daha bilmediği değerlerin sahibi.

Hermann Hesse

Anche nella mia vita, come in quella della maggior parte degli uomini, esiste un punto cruciale ben preciso, un luogo di spavento, di oscurità, di confusione e solitudine, un giorno di inaudito stordimento e di vuoto, dalla cui sera spuntano nuove stelle in cielo e in noi nuovi occhi.
Allora vagai infreddolito fra le macerie del mondo della giovinezza, calpestando frammenti di pensieri e sogni stracciati, ancora pulsanti, e ciò che guardavo si disintegrava e cessava di vivere. Mi passavano davanti amici che mi vergognavo di conoscere, e pensieri elaborati solo due giorni prima mi sembravano così lontani ed estranei che pareva avessero cent'anni e non fossero mai stati miei. Ogni cosa si allontanava da me e presto fui circondato da un vuoto e da una quiete terribili. Non c'era più nulla che mi fosse vicino, nessuna persona cara o amica, e la mia vita mi venne su come una nausea sconquassante. Era come se la misura fosse colma, come se tutti gli altari fossero sconsacrati, ogni dolcezza disgustosa, ogni cosa elevata irraggiungibile. Come se ogni barlume di purezza si fosse definitivamente spento, e ogni idea di bellezza stravolta e calpestata. Non avevo più nulla per cui struggermi, nulla da offrire e nulla da odiare. Tutto ciò che di puro, sacro e conciliante vi era ancora in me aveva perso sguardo e voce. Tutti i custodi della mia vita si erano addormentati. Tutti i ponti erano interrotti, e gli orizzonti privati della profondità.

*Hermann Hesse

Boynuz

Görgüsüz kişilerin en büyük kusurlarından biri de;soluk alan her şey konusunda,durmamacasına,bir sürü boşboğazlıktan,yergiden,kara çalmadan sakınmamalarıdır,hem de hiç tanımadıkları kimseler önünde.
Bu çeşit gevezeliklerin meyvesi olan,nice olayları akla,hayale getirmek bile zor:Öyle ya,kendisini ilgilendirenler hakkında kötü şeyler söylenirken,bunu göze alan budalayı paylayacak dürüst kişiye nerede bulmalı?
Gençler eğitilirken,bu akıllıca ölçülük ilkesine yeterince yer verilmiyor;Dünyayı,adları,nitelikleri,kendileriyle birlikte yaşamak için yaratıldıkları kişilerin yakınlıklarını tanımayı yeterince öğretmiyorlar onlara;bunların yerini,akıl çağına gelindikten sonra ayaklar altında çiğnenmekten başka hiçbir şeye yaramayacak bir sürü saçmalıklarla dolduruyorlar.Hep yobazlık,sahtekarlık ya da faydasız şeyler,bir ahlak ilkesi aramayın hiçbir zaman.

M.De Sade

Yeraltından Notlar

Elbette şaka ediyorum sayın okuyucularım,şakalarımın bayat kaçtığını da bilmiyor değilim;ama söylediklerimin tümünü şaka sanmak da doğru değildir.Belki dişlerimi gıcırdata gıcırdata takılıyorum size.Baylar,ne olur,canıma okuyan bazı sorunların çözümünü verin ben de kurtulayım!
Örneğin,bir insanı köklü alışkanlıklarından kurtarmak,iradesini bilimin,sağduyunun verileriyle bağdaşacak şekilde düzenlemek istiyorsunuz.İnsanın böyle bir değişikliğe uğratılmasının yalnız olanaklı değil,aynı zamanda gerekli olduğunu nereden çıkartıyorsunuz?Hangi sebeple isteklerimizin yeni baştan düzeltilmeye muhtaç olduğunu söylüyorsunuz?Kısacası,bu düzeltmenin insana gerçekten yararlı olacağını nereden biliyorsunuz?Açık konuşalım:mantğın ve aritmetiğin sağlama bağladığı,gerçek,normal çıkarlarımıza aykırı gitmemenin bizler için tek çıkar yol,bütün insanlık için de şaşmaz bir kural olduğuna nasıl yüzde yüz inanıyorsunuz?Böyle bir şey şimdilik sizin tahmininiz olmaktan öteye geçemez.
Okuyucularım,sakın beni deli sanmayınız?İzin verirseniz size daha söyleyeceklerim var.İnsanın doğuştan yaratıcılığa,amacına bilinçle ilerlemeye,durmadan kuran bir mühendisliğe,yani nereye olursa olsun kendine yol açmaya mahkum edilmiş bir varlık olduğunu kabul ederim.Kim bilir,belki de bu yol açmaya mahkum edilişi yüzünden,insanın canı şöyle arada bir kaçamak yapmak ister.
İnsanın yaratmayı,yol açmayı sevdiği su götürmez bir gerçektir.Ama sorarım size,neden bir yandan da yıkmaya,her şeyi darmadağın etmeye bayılır?Yanıtlar mısınız bu sorumu?Bu konuda ayrıca birkaç sözüm daha var.Sakın insanoğlu hedefe ulaşmaktan,kurmakta olduğu yapıyı bitirmekten içgüdüsel bir ürküntü duyduğu için,yıkmayı,bozup dağıtmayı seviyor olmasın?
İnsanın yapıyı yakından değil de,uzaktan sevdiğni,onun için de oturmayı değil yalnızca kurmayı,sonunda da karıncalar koyunlar gibi evcil hayvanlara bırakmayı düşündüğünü yadsıyabilir miyiz?
Saygıdeğer karıncalar yapı işine karınca yuvasıyla başlayıp,hala da öyle sürdürmekle olumlu,sabırlı davranış adına büyük bir onur kazanmışlardır.Gelgeç gönüllü,tutarsız bir yaratık olan insanoğlu ise,belki de satranç oyuncuları gibi,hedefi değil,hedefe giden yolu sever.Kim bilir,belki de insanoğlunun yöneldiği tek hedef,hedefini elde etmek için harcadığı sürekli çabadır,başka bir deyişle yaşamın kendisidir.Oysa hedef;iki kere iki dörtten,bir formülden başka bir şey olamaz;iki kere iki dört ise yaşam değildir.İnsan iki kere iki dörtten en azından bir korku duymuştur.Evet,insanın tek yaptığı,iki kere iki dörtlerin peşine düşmek,okyanuslar aşmak,bu uğurda yaşamını seve seve vermektir;ama öbür yandan aradığını bulacağı için de ödü patlar.Çünkü bulursa arayacak başka bir şeyi kalmayacağını hissetmektedir.İnsanoğlu amacına doğru ilerlemeyi sever,fakat amacını elde etmeyi değil.Çok gülünç bir durum doğrusu.İnsanın yaratılıştan gülünç bir varlık olmasındadır bütün terslikler zaten.
İki kere iki dört gene de çekilmez bir şey.İki kere iki dört bana sorarsanız,küstahlıktır.İki kere iki dördün yetkinliğine inanırım,ama en çok övülmeye değer bir şey varsa,o da iki kere ikinin beş etmesidir.
Peki ama nasıl oluyor da,siz,yalnız olumlu normal durumların,kısacası refahın insan çıkarlarına uygun olduğunu böylesine kendinizden emin,böbürlene böbürlene söyleyebiliyorsunuz?Mantığınızı çıkar konusunda yanıldığını hiç düşünmediniz mi?
Belki de insan yalnız refahı sevmiyor,refah kadar acılardan hoşlanıyordur.Şurası kesindir ki,bizler bazen acıyı tutkuya varan bir sevgiyle severiz.Bunu anlamak için Dünya tarihine başvurmaya gerek yok;eğer siz de bir insansanız,azıcık da olsa yaşamışsanız,kendinize danışın yeter.
Şuna iyice inandım ki,insanoğlu karışıklık çıkarmaktan,kırıp dökmekten kendini alamayacaktır.Acı duymak,anlamanın tek kaynağıdır.Her ne kadar notlarımın başında,anlamayı insanın baş belası saydığımı söyledimse de,insanın anlamayı sevdiğini biliyorum.Anlamak,iki kere ikiyle oranlanamayacak bir yüceliktedir.İki kere ikiden sonra artık yapacak bir şey de değil,tanıyacak bir şey de kalmamıştır.Olsa olsa beş duyunuzu körleştirip,düşüncelere dalarsınız o kadar.Gerçi anlama da insanı aynı sonuca götürür,yani gene yapacak işiniz kalmaz,ama hiç olmazsa kendi kendinizi döverek biraz olsun canlandırabilirsiniz.
Varıp dayandığımız sonuç:En iyisi hiçbir şey yapmamak.Bir köşeye çekilip,seyirci kalmaktan iyisi var mı?

Onun için yaşasın yeraltı!
Fyodor Dostoyevsky

Tuesday, June 15, 2010

My Very Self


''Sizi aralıklı ama derin düşünmekte olduğum şu günlerde,cümlelerinizi tekrardan kuruyorum.Tekrardan anlamaya çalışıyorum,tekrardan dinlemeye...
Savaş sevmediğim halde,ortada mücadele edilmesi gereken bir olgu varsa ve bu bir savaşı gerektiriyorsa,savaş vermeye hazır olduğumu bilirdiniz.
Halen daha nedenini bilemediğim bir sebepten;vapurla geçerken,iki yakayı düşünüyorum,iki yakada iki insan düşünüyorum.Hem varlar hem yoklar gibi.Bir gün eski yüzlerini görüyorum,bir gün şimdiki hallerini.Gördüğüm anda gülümsüyorum.Hatırlıyorum;
Bir gün bir sokakta bir oğlan ağladı,bir gün de karşılıklı ağladılar.
Aynalarla barışık olmayan ve barışık olan iki insan.
Çok kavga etmez miydi,aynaya geçip,kendine bakıp?
Kimi zaman suratını beğenmez,başka bir ifadeyle çıkardı dışarıya.Yıktı sonra,bakar oldu ama halen bitmeyen,bitmek bilmeyen o sancısı...Öfkeyle bakar,birçok şeye izin vermezdi.
Gölge,gölgeleri vardı.
Değiştik,yorulduk,yoruldunuz ve nerdesiniz halen bilmemekteyim.
Son olarak şunu itiraf etmeliyim ki sizi özlüyorum.''

Monday, June 14, 2010

Nehir Kenarında Aşk

My dearest lady;
I cry your mercy,pity,love
Merciful love that tantalizes not;
One thoughted,never wandering,guileless love;
Unmasked and being seen,without a blot.
Let me have thee whole,all,all be mine.
That shape,that fairness,that sweet minor zest of love
Your kiss,those hands,those eyes divine,
That warm,white,lucent...
Yourself,your soul in pity give me all.
Lifes purposes the palate of my mind
Losing it's gust and my ambition blind.

Pillow d'upon my fair love's ripening breast,
To feel forever it's soft fall and swell,
Awake forever in a sweet unrest,
Still,still to hear her tender taken breath,
And so live ever or else swoon to death.

A thing of beauty is a joy for ever:
It's loveliness increases;it will never
Pass into nothingness;but still will keep
A bower quiet for us and a sleep
Full of sweet dreams,and health,and quiet breathing.

J.Keats

Sunday, June 13, 2010

Şair

Bilirim nerede kırıldın şair;
İstanbul deyince aklıma bir martı gelir,
Yarısı gümüş yarısı köpük.
İstanbul deyince aklıma bir masal gelir,
Bir varmış bir yokmuş*,şair.

Rüyalarımı canımın istediği yerinden açıp,
İstediğim zaman kapatarak
Bir turna sürüsü gibi süzülüp,
Giden içimin peşine takılarak uyumak.

Sarı gül kokan göklerin ortasına boylu boyunca uzanıp,
Göz kapaklarımın arkasında kalan,
Masmavi bir gök parçasını,
Başımın içindeki karanlığa damlatarak uyumak.*

Acımak lazımdı geç kaldık,
Gözyaşlarımızla sadece sinema koltuklarını ve
Yastıklarımızı ıslattık.
Acımak lazımdı acıyamadık.
Çatlar mıydı bu yürek kahrından,kıyamadık*.

Yalnızlığın kadarsın şair,
Yalnızlığın mis kokmalı.
Karanlığın kadar konuş şair.

*Bedri Rahmi Eyüboğlu

Thursday, June 10, 2010

Nocturne

Uzun bir ara ve nefes...

Delirmek kolaya kaçmak mıdır?Yoksa zor olan mıdır?Ne düşüneceğim ben?Gidince...

Düşünmeli miyim?Neden özleyeyim?Özlemeli miyim?Aslında hayır.

Hep dans olmadı mı?Aciz zamanlarımda,dans beni bu yalnızlıkla tamamlamadı mı?Aynada ruhuma bakarken,keşke diyecek miyim?Demeli miyim?Gidersem ne düşüneceğim ben,kalırsam nasıl düşüneceğim?

İşte bu yüzden delirmektir kolaya kaçan,ama delirmişsen zordur,delirdiğini görmek aynadan.

Upuzun bir ara,bir nefes...

Düşünüyorum.Boğulmuyor,sadece düşünüyorum.Derin düşünüyorum.
Derin bir boşluk düşünüyorum.