Thursday, June 17, 2010

Yeraltından Notlar

Elbette şaka ediyorum sayın okuyucularım,şakalarımın bayat kaçtığını da bilmiyor değilim;ama söylediklerimin tümünü şaka sanmak da doğru değildir.Belki dişlerimi gıcırdata gıcırdata takılıyorum size.Baylar,ne olur,canıma okuyan bazı sorunların çözümünü verin ben de kurtulayım!
Örneğin,bir insanı köklü alışkanlıklarından kurtarmak,iradesini bilimin,sağduyunun verileriyle bağdaşacak şekilde düzenlemek istiyorsunuz.İnsanın böyle bir değişikliğe uğratılmasının yalnız olanaklı değil,aynı zamanda gerekli olduğunu nereden çıkartıyorsunuz?Hangi sebeple isteklerimizin yeni baştan düzeltilmeye muhtaç olduğunu söylüyorsunuz?Kısacası,bu düzeltmenin insana gerçekten yararlı olacağını nereden biliyorsunuz?Açık konuşalım:mantğın ve aritmetiğin sağlama bağladığı,gerçek,normal çıkarlarımıza aykırı gitmemenin bizler için tek çıkar yol,bütün insanlık için de şaşmaz bir kural olduğuna nasıl yüzde yüz inanıyorsunuz?Böyle bir şey şimdilik sizin tahmininiz olmaktan öteye geçemez.
Okuyucularım,sakın beni deli sanmayınız?İzin verirseniz size daha söyleyeceklerim var.İnsanın doğuştan yaratıcılığa,amacına bilinçle ilerlemeye,durmadan kuran bir mühendisliğe,yani nereye olursa olsun kendine yol açmaya mahkum edilmiş bir varlık olduğunu kabul ederim.Kim bilir,belki de bu yol açmaya mahkum edilişi yüzünden,insanın canı şöyle arada bir kaçamak yapmak ister.
İnsanın yaratmayı,yol açmayı sevdiği su götürmez bir gerçektir.Ama sorarım size,neden bir yandan da yıkmaya,her şeyi darmadağın etmeye bayılır?Yanıtlar mısınız bu sorumu?Bu konuda ayrıca birkaç sözüm daha var.Sakın insanoğlu hedefe ulaşmaktan,kurmakta olduğu yapıyı bitirmekten içgüdüsel bir ürküntü duyduğu için,yıkmayı,bozup dağıtmayı seviyor olmasın?
İnsanın yapıyı yakından değil de,uzaktan sevdiğni,onun için de oturmayı değil yalnızca kurmayı,sonunda da karıncalar koyunlar gibi evcil hayvanlara bırakmayı düşündüğünü yadsıyabilir miyiz?
Saygıdeğer karıncalar yapı işine karınca yuvasıyla başlayıp,hala da öyle sürdürmekle olumlu,sabırlı davranış adına büyük bir onur kazanmışlardır.Gelgeç gönüllü,tutarsız bir yaratık olan insanoğlu ise,belki de satranç oyuncuları gibi,hedefi değil,hedefe giden yolu sever.Kim bilir,belki de insanoğlunun yöneldiği tek hedef,hedefini elde etmek için harcadığı sürekli çabadır,başka bir deyişle yaşamın kendisidir.Oysa hedef;iki kere iki dörtten,bir formülden başka bir şey olamaz;iki kere iki dört ise yaşam değildir.İnsan iki kere iki dörtten en azından bir korku duymuştur.Evet,insanın tek yaptığı,iki kere iki dörtlerin peşine düşmek,okyanuslar aşmak,bu uğurda yaşamını seve seve vermektir;ama öbür yandan aradığını bulacağı için de ödü patlar.Çünkü bulursa arayacak başka bir şeyi kalmayacağını hissetmektedir.İnsanoğlu amacına doğru ilerlemeyi sever,fakat amacını elde etmeyi değil.Çok gülünç bir durum doğrusu.İnsanın yaratılıştan gülünç bir varlık olmasındadır bütün terslikler zaten.
İki kere iki dört gene de çekilmez bir şey.İki kere iki dört bana sorarsanız,küstahlıktır.İki kere iki dördün yetkinliğine inanırım,ama en çok övülmeye değer bir şey varsa,o da iki kere ikinin beş etmesidir.
Peki ama nasıl oluyor da,siz,yalnız olumlu normal durumların,kısacası refahın insan çıkarlarına uygun olduğunu böylesine kendinizden emin,böbürlene böbürlene söyleyebiliyorsunuz?Mantığınızı çıkar konusunda yanıldığını hiç düşünmediniz mi?
Belki de insan yalnız refahı sevmiyor,refah kadar acılardan hoşlanıyordur.Şurası kesindir ki,bizler bazen acıyı tutkuya varan bir sevgiyle severiz.Bunu anlamak için Dünya tarihine başvurmaya gerek yok;eğer siz de bir insansanız,azıcık da olsa yaşamışsanız,kendinize danışın yeter.
Şuna iyice inandım ki,insanoğlu karışıklık çıkarmaktan,kırıp dökmekten kendini alamayacaktır.Acı duymak,anlamanın tek kaynağıdır.Her ne kadar notlarımın başında,anlamayı insanın baş belası saydığımı söyledimse de,insanın anlamayı sevdiğini biliyorum.Anlamak,iki kere ikiyle oranlanamayacak bir yüceliktedir.İki kere ikiden sonra artık yapacak bir şey de değil,tanıyacak bir şey de kalmamıştır.Olsa olsa beş duyunuzu körleştirip,düşüncelere dalarsınız o kadar.Gerçi anlama da insanı aynı sonuca götürür,yani gene yapacak işiniz kalmaz,ama hiç olmazsa kendi kendinizi döverek biraz olsun canlandırabilirsiniz.
Varıp dayandığımız sonuç:En iyisi hiçbir şey yapmamak.Bir köşeye çekilip,seyirci kalmaktan iyisi var mı?

Onun için yaşasın yeraltı!
Fyodor Dostoyevsky

No comments:

Post a Comment