Sunday, October 31, 2010

Tren Yolu


Işığa giderken karşına engeller çıkacak,
Bilmem çok uzun bir zamanda mı kısa bir zamanda mı aşarsın onları,ama aşacaksın;
Sonra tam bitti derken,karşına iki yol çıkacak;hangisini seçeyim diyeceksin,mavi sakal gelecek aklına,dalacaksın,unutacaksın ve seçeceksin birini.Belki de o sırada uykuya dalarsın,kendiliğinden geliverir yolların biri.
Yolda ilerlerken aklın takılacak gökyüzüne,gökyüzünü görmem lazım diyeceksin,kafanı kaldıracaksın,bakacaksın,gördüğün şeye doğru yürümeye devam edeceksin.
Karanlık olacak,belki korkacaksın belki üşüyeceksin,yolda durup bir şeyler yiyeceksin;oyalanacaksın,dolanacaksın,karanlık bahanesiyle.
Savrulacaksın,devam edeceksin savrulmaya ışığa gidene kadar ve bir süre sonra insanın dolanmayı sevdiğini,insanın amacına ulaşmaya çalışırken verdiği emeği hatırlayacaksın.
Artık tam bitti derken;
yolun sonuna gelmiş olacaksın,geriye baktığında,yaptıklarına inanamayacaksın,tüm o konuşanları bulamayacaksın;ben şanslıyım diyenleri,ben kendim geldim diyenleri,ben paramla geldim,ben hiçbir şey yapmayarak geldim diyenleri,o duruşları bulamayacaksın,kendini ne güzel bir yerde bulduğuna şaşıracaksın.
Sonda,'the end' yazısı çıkmadan önce ışığa dokunmak isteyeceksin,tam dokunacaken ışığın kaybolduğunu göreceksin.Huyun ya,belki gülümseyeceksin belki de oturup ağlayacaksın.
Yanındaki tarlaya koşmak,tarlanın ortasında durup bağırmak isteyeceksin.
Karşına çıkacak ilk denize atlamak isteyeceksin.
Belki de durduğun anda,ışığın içinde olduğunu fark edeceksin.
Aslında onlara hiç aldırmadığını,aslında onların komik olduğunu düşüneceksin ve belki kendine teşekkür edeceksin;dışındaki fanusla beraber kendini iyice gizleyebildiğin için,koruyabildiğin için.
Geldiğin yolun hepsinin aslında o ışığın küçük parçaları olduğunu bulacak,göreceksin.
Belki savrulduğunu fark edeceksin,o noktada seni iten o şiddetli rüzgarla koşmak isteyeceksin.
Koştuktan sonra,hala dokunmak isteyeceksin.Belki hala daha içinde olduğunu göremeyeceksin.
Yetmeyeceksin kendine,emeğine,hayatına.
Peki ya sen ışığın içinde değilsen ve gerçekten dokunmak istediğinde ışık kaybolursa?
Yanılsama diyeceksin.
Yanıldım diyeceksin,gördüğüm şey inandığım değil,hayal ettiğim şeymiş,diyeceksin.
Sonra belki yine kendini bir fanusun içine koyup başka şeyler görmeye ikna edersin,
belki de gördüğün şeyin içinde fanusunla beraber kendini korumaya,kendinle savrulmaya,kendini ordan oraya vurmaya;belki mutlu değil ama iyi olmaya,belki elde ettiğin huzuru korumaya devam edersin.
En sonunda,öldüğünde,ölümün bile sana yanılsama olarak geldiğini göreceksin.


Fotoğraf için,genç fotoğrafçı Sabino'ya teşekkürler.

Friday, October 22, 2010

22.10.2010

Yıllar çabuk geçiyor;
En azından,dolu dolu geçmiş.
Bakınca tarihe gülümseyebilmek,hala güzel.
Ben şu an,bu tarihte İtalya'dayım,eskiden bu tarihte martılara bakardım.

Thursday, October 21, 2010

Falling Man

Kim bilir,gökyüzünün kocaman olduğunu?
Çok çok çok yüksek olduğunu?
Sınırsız olduğunu,huzurlu olduğunu?
Ben tam ordayım,bulutların içinde oturuyorum,an geliyor,kendimi bırakıyorum aşağıya düşüyorum ama bir başka bulut beni tutuyor,biraz onunla oturuyor,yaşıyorum.
Bazen sıkılıyorum kafamı bulutların arasından çıkartıp gökyüzüne bakıyorum,ne kadar kocaman diyorum her seferinde,ne kadar yüksekteyim,ne kadar huzurluyum ben,olduğum yerde...
Fakat kendimden özür dilemem gerek,çünkü üzgünüm ve ben,kendim kendimi üzüyorum.Kendi kendime üzülüyorum.Önyargılar yapıp,kafamı karmakarışık bir hale sokup ben kendimi üzüyorum.
Diyorum ya arada bulutların arasından gökyüzüne bakıyorum diye,bir de olduğum yerden gerçeğe bakıyorum.
Gerçek hangisi diyorum?Hangisi olmalı?
Kurduğum hayal mi,olacak olan bir şey mi?
İnandığım mı,gördüğüm şey mi?
Sonra bakıyorum yaptığım kaygı mı,gördüğüm şey imkansız mı diye?
Şimdi ben,mutluyum.Mutluluğum güzel bir yerde.Çok özlem duymuyorum,çünkü güzel bir huzurdayım,şanslıyım burada olduğum için,bunun değerini de anlıyorum ama mutlu olan insan aynı zamanda üzgün de olabilir,mutsuz değil.
İşte,bulutların arasında şimdi oturdum ağlıyorum.Hem de kocaman kocaman ağlıyorum,ve ben;
çok üzgünüm.

Monday, October 4, 2010

Happy Blossom Hears You Sobbing*

Oturup da bir tarlanın ortasına,
Bağırmak:
Ağzımı açıp sesimi çıkarmak istememek,çıkaramamak.

Durup da bir yolun kenarında,
Sonu görmek:
Ama koşamamak,yavaşça yürümek,belki yürüyemeyip sadece dolaşmak,dolanmak.

Bakıp da bir adama,
Özlemek:
Bilemiyorum nasıl anlatmak,anlatmak istemek,istememek.

Koklayıp da kokusunu denizin dibinde,
Atlamak:
Kaybolmak istemek,suyun ağırlığının ilk defa yukarı çıkarmasını değil aşağı çekmesini istemek.

Konuşmayı bilip de duyularında,
İç içinde susmak:
İçin için susmak,uzun süre sessiz kalmak istemek,kalmak.

*William Blake'in The Blossom