Ekim'den bir aldım,
Yarım kaldım.
Hava soğudu hemen,
Beklemeden.
Üşümeye başladım otonom
Yapraklardan uzağım.
İçimde sanki bir Yunan veya Roma tanrısı bağırıyor;
Bir savaş var ama,kestiremiyorum
Kim kaçıyor,kim kazanıyor,kim kaybediyor,
İçimde sanki bir dünya hem kurulup hem yıkılıyor.
Şiire düştüm yine,görüyor musun,
İçim hem yaşıyor hem ölüyor.
İç dediğin;
Sonbahardan kışa ani geçerken,
Hem aklın hem kalbin.
Bedense,arada yontunan bir taş
Zamanla aynı tarafa bakan,
Hem yoran,hem yorulup kendini unutmaya bırakan.
Monday, September 30, 2013
Sunday, September 29, 2013
Raté
yalnız,
bir ordudur kendi çölünde;
sonsuz savaşlarında,
hep yenen kendi ordusunu.*
*Özdemir Asaf'ın Yalnızın Durumları şiirinden beşinci dize.
Saturday, September 28, 2013
Göğüs Üzeri Manda Oturuşları
Ne yapmalı?
Bu mandalar hiç gitmiyor bazen,bazen öyle oluyor ki hiç gitmiyor.
Ölüm nasıl bir şey?
İnsan,kendi ölümünden korkmaz,kendi ölümüne üzülmez,üzülemez.
Ama neden ölüme ağlıyoruz,üzülüyoruz,onu bazen uzun bir yankı gibi duyuyoruz,bazen ensemize,elimize,gözlerimize yapışık?
Var olmak böyle ağır bir külfet işte,onu biliyoruz.
Var olmayı biliyorsam,ölümü de bilmeliyim çünkü,var olmayı bilmek bunu gerektirir.
Ölümü sadece tanımlıyoruz,bir bilgi gibi biliyoruz.
O zaman var olmayı da bilmiyoruz.
ve o zaman var olan her esna,aslında yok olmaktır da.
Bu mandalar hiç gitmiyor bazen,bazen öyle oluyor ki hiç gitmiyor.
Ölüm nasıl bir şey?
İnsan,kendi ölümünden korkmaz,kendi ölümüne üzülmez,üzülemez.
Ama neden ölüme ağlıyoruz,üzülüyoruz,onu bazen uzun bir yankı gibi duyuyoruz,bazen ensemize,elimize,gözlerimize yapışık?
Var olmak böyle ağır bir külfet işte,onu biliyoruz.
Var olmayı biliyorsam,ölümü de bilmeliyim çünkü,var olmayı bilmek bunu gerektirir.
Ölümü sadece tanımlıyoruz,bir bilgi gibi biliyoruz.
O zaman var olmayı da bilmiyoruz.
ve o zaman var olan her esna,aslında yok olmaktır da.
Friday, September 27, 2013
Eylül
Tam bir buçuk ay önce,14 Ağustos 2013'te,İstinye-Çengelköy vapurunda,fakat bu ses diyerek arkamı bir dönmüştüm ki,Tuncel Kurtiz eşiyle oturuyor.
Kendisine ayrıca,bir pazar günü İtalya'da da rastladım,21 Temmuz 2013'ta Rai5'de A Cavallo Della Tigre filminde.O gün,bir ayrı heyecanlandım,Milan'dayım ve televizyonda Tuncel Kurtiz var...
Bak görüyor musun,daha dün akşam içimi oyuşuma kızmış,kendi kendime ya insanlar nasıl ölüyor falan diye soruyordum,aklımın yine almayacağı tutmuş bir geceydi.
Sonra uyudum.
Tabii yeni bir sabaha uyandım.
Hatta uyanıp buradaki kapıcının şişe çöpü bidonlarını langur lungur çekmesine sövdüm.
Biraz daha uyudum.
Gözümü açınca da bu haberi aldım.
Bunu da kaydet unutma Eylül.
ve sevgili Tuncel Kurtiz bir Eylül oldu.
Eylül’dü,
Dalından kopan yaprakların,
Sararan yanlarına yazdım adını;
Sahte bir gülüşten ibarettin oysa,
Ve hiç bilmedin ellerimin soğuğunu.
Eylül’dü,
Di’li geçmiş bir zamandı yaşadığımız,
Adımlarımızın kısalığı bundandı,
Bundandı gözlerimin durgunluğu.
Sarı sıcak cümlelerde sözün kadar yalan,
Ellerin kadar ıssız,
Sen kadar zamansız molalar veriyordum
Ve çocuksu bir bencillikti hüznümüz.
Eylül’dü,
İzlerini çizdiği zaman ansızın gidişin,
Şimdi yoktu bir anlamı suskunluğun.
Çırılçıplak kalakaldım sessizliğinin orta yerinde.
Sonra sesime yankı vermeyen uçurumlar kıyısında yürüdüm bir zaman
En çok sesini aradım.
Gözlerinse asılı bıraktığın yerdeydiler hâlâ.
Gözlerini sildi zaman..
Dedim ya... Eylül’dü.
Savruluşu bundandı kimsesizliğimizin.
Kendisine ayrıca,bir pazar günü İtalya'da da rastladım,21 Temmuz 2013'ta Rai5'de A Cavallo Della Tigre filminde.O gün,bir ayrı heyecanlandım,Milan'dayım ve televizyonda Tuncel Kurtiz var...
Bak görüyor musun,daha dün akşam içimi oyuşuma kızmış,kendi kendime ya insanlar nasıl ölüyor falan diye soruyordum,aklımın yine almayacağı tutmuş bir geceydi.
Sonra uyudum.
Tabii yeni bir sabaha uyandım.
Hatta uyanıp buradaki kapıcının şişe çöpü bidonlarını langur lungur çekmesine sövdüm.
Biraz daha uyudum.
Gözümü açınca da bu haberi aldım.
Bunu da kaydet unutma Eylül.
ve sevgili Tuncel Kurtiz bir Eylül oldu.
Eylül’dü,
Dalından kopan yaprakların,
Sararan yanlarına yazdım adını;
Sahte bir gülüşten ibarettin oysa,
Ve hiç bilmedin ellerimin soğuğunu.
Eylül’dü,
Di’li geçmiş bir zamandı yaşadığımız,
Adımlarımızın kısalığı bundandı,
Bundandı gözlerimin durgunluğu.
Sarı sıcak cümlelerde sözün kadar yalan,
Ellerin kadar ıssız,
Sen kadar zamansız molalar veriyordum
Ve çocuksu bir bencillikti hüznümüz.
Eylül’dü,
İzlerini çizdiği zaman ansızın gidişin,
Şimdi yoktu bir anlamı suskunluğun.
Çırılçıplak kalakaldım sessizliğinin orta yerinde.
Sonra sesime yankı vermeyen uçurumlar kıyısında yürüdüm bir zaman
En çok sesini aradım.
Gözlerinse asılı bıraktığın yerdeydiler hâlâ.
Gözlerini sildi zaman..
Dedim ya... Eylül’dü.
Savruluşu bundandı kimsesizliğimizin.
Labels:
A Cavallo Della Tigre,
Cemal Süreyya,
Tuncel Kurtiz
Moments Musicaux IV
Herkes kendi işine baksın,başkasının işinden sanane sanane ah yavrum sanane
Böyle tavırlı teyzelere hiç denk geldiniz mi?
Bu cümleyi kurduktan sonra bir de yarım saat tek kaş havada hafif kırkbeş dereceden bir bakar...
Ya öyle tabii ama,bir amadan dolayı bırakılmıyor hemen,çizmeye,politika ve şehir konuları okumaya devam ediyorum ve tam o anda bedenimle aklım ayrı düşüyor;ayaklarım okula giderken aklım bir film karesinde koşuyor;bazen de aklım okulda olabiliyor.neyse ki.ama bedenim orada olmuyor bu sefer,kalkmış plié falan yapıyor.
of Müjgan.
Ne düşünüyorum bu ara biliyor musun?
Çok sigara içtiğimi.
Ben kırklı yaşlarından korkan,ellisini kaygıyla yaşayan bir insanım.
Otuz desen hiç çekemeyeceğim,yirmi dokuza kadar fena olmaz yetiştirsem varlığımı.
Ben kırklı yaşlarındaki bir annenin hastalığını,ellilerindeki bir babamın yorgunluğunu;
Gözlerinde,sırtında taşıyan taşımakla da kalmayıp bunlardan oluşmuş olan bir insanım.
Bir anım.
Tek bir kelime 'Git'in ağırlığını her zaman boynumda bir inci kolye gibi taşıyor olan ve taşıyacak bir insanım.
Bu ağırlığa,bu kabullenişe maruz kalmanın nehirlerini bastırmaya çalışan bir insanım.
Şimdiki zamanda,geldiğim noktaya bazen çok şaşıran,bazen uyusam dahi yorgunlukla uyanan bir insanım.
'Bırak soğusun parçaların,tekrar bitiştiğinde,başka bir şey olacaksın'*
Bugün oturdum,mis gibi içimi oydum.
Ne o fok balıklarını öldürüyorlar ya,onun için.
Sadece fok da değil,saymakla bitmez,bunun yılanı,köpek balığı,köpeği,kuşu,kuruyan toprağı,otu,püsürü,sakatı,hastası,insanı var.
Ay ne iyi insan canııım.
Dünya diyorlar,
Ekosistem diyorlar,
Aslan zebrayı yemesin mi diyorlar,bir döngü diyorlar.
Ben de Dünya'da bulundum elbet ve geldiğim gün bilmiyordum bunları.
Bunu zarif bir düğümle sonuçlandıracağım:
Ama geldim ve sevdim.
Hepsi bu.
Dur sayın kefal atlama hemen,elbette Dünyayı sevdiğimi söylemiyorum.
Yaşamak tralalala,Dünya dönüyor of aman ne güzel...
Hayatımın en mutlu günlerinde bile bunu söylemediğime de şimdi yazarken düştüm.
Ekosistemine başlarım,diyor insan.Bu cüreti gösterebiliyor.
İnsan nasıl bir şeyden oluşuyor
Cevabı sorusunun içinde olan sorular sormayınız,çok rica edeceğim sayın Dünya.
*Birhan Keskin'e ait bir dize.
Böyle tavırlı teyzelere hiç denk geldiniz mi?
Bu cümleyi kurduktan sonra bir de yarım saat tek kaş havada hafif kırkbeş dereceden bir bakar...
Ya öyle tabii ama,bir amadan dolayı bırakılmıyor hemen,çizmeye,politika ve şehir konuları okumaya devam ediyorum ve tam o anda bedenimle aklım ayrı düşüyor;ayaklarım okula giderken aklım bir film karesinde koşuyor;bazen de aklım okulda olabiliyor.neyse ki.ama bedenim orada olmuyor bu sefer,kalkmış plié falan yapıyor.
of Müjgan.
Ne düşünüyorum bu ara biliyor musun?
Çok sigara içtiğimi.
Ben kırklı yaşlarından korkan,ellisini kaygıyla yaşayan bir insanım.
Otuz desen hiç çekemeyeceğim,yirmi dokuza kadar fena olmaz yetiştirsem varlığımı.
Ben kırklı yaşlarındaki bir annenin hastalığını,ellilerindeki bir babamın yorgunluğunu;
Gözlerinde,sırtında taşıyan taşımakla da kalmayıp bunlardan oluşmuş olan bir insanım.
Bir anım.
Tek bir kelime 'Git'in ağırlığını her zaman boynumda bir inci kolye gibi taşıyor olan ve taşıyacak bir insanım.
Bu ağırlığa,bu kabullenişe maruz kalmanın nehirlerini bastırmaya çalışan bir insanım.
Şimdiki zamanda,geldiğim noktaya bazen çok şaşıran,bazen uyusam dahi yorgunlukla uyanan bir insanım.
'Bırak soğusun parçaların,tekrar bitiştiğinde,başka bir şey olacaksın'*
Bugün oturdum,mis gibi içimi oydum.
Ne o fok balıklarını öldürüyorlar ya,onun için.
Sadece fok da değil,saymakla bitmez,bunun yılanı,köpek balığı,köpeği,kuşu,kuruyan toprağı,otu,püsürü,sakatı,hastası,insanı var.
Ay ne iyi insan canııım.
Dünya diyorlar,
Ekosistem diyorlar,
Aslan zebrayı yemesin mi diyorlar,bir döngü diyorlar.
Ben de Dünya'da bulundum elbet ve geldiğim gün bilmiyordum bunları.
Bunu zarif bir düğümle sonuçlandıracağım:
Ama geldim ve sevdim.
Hepsi bu.
Dur sayın kefal atlama hemen,elbette Dünyayı sevdiğimi söylemiyorum.
Yaşamak tralalala,Dünya dönüyor of aman ne güzel...
Hayatımın en mutlu günlerinde bile bunu söylemediğime de şimdi yazarken düştüm.
Ekosistemine başlarım,diyor insan.Bu cüreti gösterebiliyor.
İnsan nasıl bir şeyden oluşuyor
Cevabı sorusunun içinde olan sorular sormayınız,çok rica edeceğim sayın Dünya.
*Birhan Keskin'e ait bir dize.
Thursday, September 26, 2013
Ekim oldu mu gideceğim,
Kavafis söyleye dursun;başka bir deniz bulamazsın diye.
Bulamam elbet Kavafisciğim,pek tabii bulamam.
Lakin,hatrında mı
Cahit Zarifoğlunun zarifçe dile getirdiği:
''Ah kardeşler,gönlümün yükünü kaldıramıyorum''
Sen de haklısın efendim,gideceğim deyince,
Sanki bir tavır var sözlerimde
Vallahi yok,
Ayrıca vallahi çok ağır olan bir şey de yok.
Çünkü zaten olmuş,binmiş,o olmuşum,çünkü zaman denilen bu mevhum;
İşlemiş tüm bu olan biteni ve sonra ağırlık demişiz.
Yani Kavafis,bu aynı,rakı masasında dertlenip susmaya benziyor.
Ağır olan tam da işte bu.
Masada yetmişliği tek başına devirmiş de kalkamıyormuşcasına,
Kelimeler,işlenenler
Dile gelmiyor.
Gönlümün yükü cümlesi ağırlığından sanırsın ki,
Masada oturdum ağladım ağladım,şarkıları söyledim söyledim...
Yok efendim.
Çok güzel susuyorsun.
Zaten susmuş olduğunu da,eve gelince anlıyorsun.
O anı yaşamışsın öylece.
Bir de tutturmuşum gideceğim de gideceğim
Nereye gideceğim?
Boşver;gidip gidip gelmelerim meşhurdur.
Velhasıl ben başka bir deniz bulamam,aramıyorum da,
Ama şimdi anla,Ekim oldu mu ki Ekimden başlayarak yıl,
Nehirler akar ben de oturur dalarım,
Dağlar durur ben de bakar dururum.
Kavafis söyleye dursun;başka bir deniz bulamazsın diye.
Bulamam elbet Kavafisciğim,pek tabii bulamam.
Lakin,hatrında mı
Cahit Zarifoğlunun zarifçe dile getirdiği:
''Ah kardeşler,gönlümün yükünü kaldıramıyorum''
Sen de haklısın efendim,gideceğim deyince,
Sanki bir tavır var sözlerimde
Vallahi yok,
Ayrıca vallahi çok ağır olan bir şey de yok.
Çünkü zaten olmuş,binmiş,o olmuşum,çünkü zaman denilen bu mevhum;
İşlemiş tüm bu olan biteni ve sonra ağırlık demişiz.
Yani Kavafis,bu aynı,rakı masasında dertlenip susmaya benziyor.
Ağır olan tam da işte bu.
Masada yetmişliği tek başına devirmiş de kalkamıyormuşcasına,
Kelimeler,işlenenler
Dile gelmiyor.
Gönlümün yükü cümlesi ağırlığından sanırsın ki,
Masada oturdum ağladım ağladım,şarkıları söyledim söyledim...
Yok efendim.
Çok güzel susuyorsun.
Zaten susmuş olduğunu da,eve gelince anlıyorsun.
O anı yaşamışsın öylece.
Bir de tutturmuşum gideceğim de gideceğim
Nereye gideceğim?
Boşver;gidip gidip gelmelerim meşhurdur.
Velhasıl ben başka bir deniz bulamam,aramıyorum da,
Ama şimdi anla,Ekim oldu mu ki Ekimden başlayarak yıl,
Nehirler akar ben de oturur dalarım,
Dağlar durur ben de bakar dururum.
Wednesday, September 25, 2013
Preisner
Nasıl gülünüyordu?
o anlamda değil yani,
Yani çok mutsuzum nasıl gülünüyordu değil,
Nasıl gülünüyordu sadece?
Çok istersen o anlamda da olur ama önce şuna bir varalım.
Neye gülünüyordu?
Gülmek,nasıl ağlamanın bir karşıtıydı?
Ağlamak neydi ki gülmek doğmuştu?
Tersi de olur,sonuçta her gün ölmek için olmuyor,doğmuyor mu?
Doğduğun andan itibaren ölmeye de başlıyorsun ya*
*'Dünyaya geldiğimiz gün bir yandan yaşamaya, bir yandan ölmeye başlarız.'dır aslı ve Montaigne söylemiş,Ara Güler de aynı varıma varmıştır.
o anlamda değil yani,
Yani çok mutsuzum nasıl gülünüyordu değil,
Nasıl gülünüyordu sadece?
Çok istersen o anlamda da olur ama önce şuna bir varalım.
Neye gülünüyordu?
Gülmek,nasıl ağlamanın bir karşıtıydı?
Ağlamak neydi ki gülmek doğmuştu?
Tersi de olur,sonuçta her gün ölmek için olmuyor,doğmuyor mu?
Doğduğun andan itibaren ölmeye de başlıyorsun ya*
*'Dünyaya geldiğimiz gün bir yandan yaşamaya, bir yandan ölmeye başlarız.'dır aslı ve Montaigne söylemiş,Ara Güler de aynı varıma varmıştır.
Thursday, September 19, 2013
Karaköy'de Çay İçmeden Gidince
Beş dakikada bir motorunun acelesine inat
Biniyorum meçhule
Ardımda martılar telaş
Bırakıp gitmek var
Şimdi seni yarim
Dört yan ezan
Vapur vapur boğaz
Sesim binlerce binlerce
Gözüm bugün
Gözlerin İstanbul İstanbul
Gözlerin bugün
Gözlerin istanbul İstanbul
Yüzün bugün
Beş dakikada bir motorunun acelesine inat
Biniyorum meçhule
Ardımda martılar telaş
Bırakıp gitmek var
Şimdi seni yarim
Dört yan ezan
Vapur vapur boğaz
Gözlerin bu kadar mı
Bu kadar mı iki hüzün?
Ellerin İstanbul İstanbul
Ellerin bugün
Ellerin İstanbul İstanbul
Hüzün bugün
Birsen Tezer
Biniyorum meçhule
Ardımda martılar telaş
Bırakıp gitmek var
Şimdi seni yarim
Dört yan ezan
Vapur vapur boğaz
Sesim binlerce binlerce
Gözüm bugün
Gözlerin İstanbul İstanbul
Gözlerin bugün
Gözlerin istanbul İstanbul
Yüzün bugün
Beş dakikada bir motorunun acelesine inat
Biniyorum meçhule
Ardımda martılar telaş
Bırakıp gitmek var
Şimdi seni yarim
Dört yan ezan
Vapur vapur boğaz
Gözlerin bu kadar mı
Bu kadar mı iki hüzün?
Ellerin İstanbul İstanbul
Ellerin bugün
Ellerin İstanbul İstanbul
Hüzün bugün
Birsen Tezer
Dönence*
Seni düşününce
Beynimde bir 45'lik kaset yalnızlığı infilak eder
İçimde trenler tanklar ve Hitler'in aklına gelebilecek
Tüm II.Dünya Savaşı ıvır zıvırları sırayla geçer.
Kendimi kirası gecikmiş bir gecekonduda
Yuva dağıtan olaylar zincirinde bulurum.
Göğsümde saçma sapan bir akarsu kaynağı
Saçma sapan bir nedenden dolayı kan oluverir.
...
Seni düşününce kalabalıklaşır her şey.
Yalnızlık kıvrılıverir kaburgama
Omurgamda bir gramofon stop der.
Karanlıkta bir sigara daha yakılır
Yalnızlık çekimli bir eyleme dönüşür
Kovanda vızıldayan bir arı gibi
Beynimde kalabalıklaşır.
Hakan Şahin
Beynimde bir 45'lik kaset yalnızlığı infilak eder
İçimde trenler tanklar ve Hitler'in aklına gelebilecek
Tüm II.Dünya Savaşı ıvır zıvırları sırayla geçer.
Kendimi kirası gecikmiş bir gecekonduda
Yuva dağıtan olaylar zincirinde bulurum.
Göğsümde saçma sapan bir akarsu kaynağı
Saçma sapan bir nedenden dolayı kan oluverir.
...
Seni düşününce kalabalıklaşır her şey.
Yalnızlık kıvrılıverir kaburgama
Omurgamda bir gramofon stop der.
Karanlıkta bir sigara daha yakılır
Yalnızlık çekimli bir eyleme dönüşür
Kovanda vızıldayan bir arı gibi
Beynimde kalabalıklaşır.
Hakan Şahin
İki Adım Mesafesinde Kesişen Hayatlar*
...
''Yürüyünce ya son bulmalıydı adımlar,ya çakılıp kalmalıydı yerinde.Başka türlü anlayamazdı insan,bunca adım ya varlığa çıkmalıydı ya hiçliğe.Hızlı hızlı kat edilen mesafeler ya kavuşmayı çağrıştırır ya uzaklaşmayı.İkisi arasında bir tercih yapmaktır yürümek.Yürümek koşmak gibi değildir.Yürüyenler yavaş tempolarıyla kararlılıklarını,koşanlar hızlarıyla yanlış kararlarını temsil ederler.Hız insanın kaybettiğini gösteren bir ibredir.Bütün bu kayba bir tanım eklenir sonra.İnsan:Yeryüzüyüzle aldatılıp,gökyüzüne dokunamayan.
Bütün intiharlar yere dik inmek zorunda değildir sayın insanlar.Boş verin yerçekimini.Ben oyalarım onu.Ölüm dediğiniz zamansızlık sadece.Canı yanar mı hiç birinin zaman akmıyor diye?''
Ahmet Bedlek
''Yürüyünce ya son bulmalıydı adımlar,ya çakılıp kalmalıydı yerinde.Başka türlü anlayamazdı insan,bunca adım ya varlığa çıkmalıydı ya hiçliğe.Hızlı hızlı kat edilen mesafeler ya kavuşmayı çağrıştırır ya uzaklaşmayı.İkisi arasında bir tercih yapmaktır yürümek.Yürümek koşmak gibi değildir.Yürüyenler yavaş tempolarıyla kararlılıklarını,koşanlar hızlarıyla yanlış kararlarını temsil ederler.Hız insanın kaybettiğini gösteren bir ibredir.Bütün bu kayba bir tanım eklenir sonra.İnsan:Yeryüzüyüzle aldatılıp,gökyüzüne dokunamayan.
Bütün intiharlar yere dik inmek zorunda değildir sayın insanlar.Boş verin yerçekimini.Ben oyalarım onu.Ölüm dediğiniz zamansızlık sadece.Canı yanar mı hiç birinin zaman akmıyor diye?''
Ahmet Bedlek
..rdum?*
Ben kainatım diyorum kimse inanmıyor bana.Ve benim içimde,çok güzel bir kızın ezkaza yanağına yapışmış susam tanesi kadar yalnız bir insanlık yatıyor.
...
Fare demişken,gemim batmıştı bir kere.İlk Gülçin terk etmişti.O kadar ilk terketmişti ki henüz demir alamamıştık limandan.
...
Ne diyordum?Gözlerin çok güzel ama bu seni bir tren garından güzel yapmaz.Çünkü dünyanın en güzel yerleridir tren garları,kainatta bu kadar izmariti başka yerde göremezsin.Binlerce dudak izi yatar rayların arasında,binlerce fısıltı,binlerce rüya sonrası,binlerce kapı deliği.Bakamazsın,gözlerin yanar.
Miraç Ağca
...
Fare demişken,gemim batmıştı bir kere.İlk Gülçin terk etmişti.O kadar ilk terketmişti ki henüz demir alamamıştık limandan.
...
Ne diyordum?Gözlerin çok güzel ama bu seni bir tren garından güzel yapmaz.Çünkü dünyanın en güzel yerleridir tren garları,kainatta bu kadar izmariti başka yerde göremezsin.Binlerce dudak izi yatar rayların arasında,binlerce fısıltı,binlerce rüya sonrası,binlerce kapı deliği.Bakamazsın,gözlerin yanar.
Miraç Ağca
Yolcusu Kalmasın*
...
Bir sokak,sen olmadan da sokaktır,bir düşün;
İçindeki sanrılı sarı,
Eksikliğini anımsa.
Mekan/zaman rasyosudur ekseriyetle fakat,
En az bir canlı ister hatıra dediğin;
Fani de olsa bir göz,
Bir kulak ve bir idrak.
Tamamlar nasıl olsa bir şey ölümü,
Lal olsan da bir başka şehirde.
Bir şehrin depozitosu biter bir öğünde.
Yokluğunda şimdi,
Kramptan kurtulup gerinir bulvar,
Ahenk bulaşır yürüyüşlere işler kaldırım,
İki direk arası sevmek işler.
Kıvamında pilav,deminde rakı.
...
Aslında terk edilmez bir şehir,yakılır;
Giden vesaitlerde hep kül vardır.
Abilmuhsin Özsönmez
Bir sokak,sen olmadan da sokaktır,bir düşün;
İçindeki sanrılı sarı,
Eksikliğini anımsa.
Mekan/zaman rasyosudur ekseriyetle fakat,
En az bir canlı ister hatıra dediğin;
Fani de olsa bir göz,
Bir kulak ve bir idrak.
Tamamlar nasıl olsa bir şey ölümü,
Lal olsan da bir başka şehirde.
Bir şehrin depozitosu biter bir öğünde.
Yokluğunda şimdi,
Kramptan kurtulup gerinir bulvar,
Ahenk bulaşır yürüyüşlere işler kaldırım,
İki direk arası sevmek işler.
Kıvamında pilav,deminde rakı.
...
Aslında terk edilmez bir şehir,yakılır;
Giden vesaitlerde hep kül vardır.
Abilmuhsin Özsönmez
Kim Beni Sevse Sen*
...
Tarih ağustos muydu,yoksa İstanbul mu;tartışmaya başladı.
...
öylece bugüne kadar geldi ve kaldı.Bakınırdı ve bir garip olurdu bakınırken;''nasır''derdi,gözleri ufka doğru süzülür giderdi.Dönüşte nedense yanına hep ''Herkes gibi mi olduk?''cümlesini alırdı.
...
Mehmet Tutlu
Tarih ağustos muydu,yoksa İstanbul mu;tartışmaya başladı.
...
öylece bugüne kadar geldi ve kaldı.Bakınırdı ve bir garip olurdu bakınırken;''nasır''derdi,gözleri ufka doğru süzülür giderdi.Dönüşte nedense yanına hep ''Herkes gibi mi olduk?''cümlesini alırdı.
...
Mehmet Tutlu
Günaydın*
''İçim içimi yiye yiye doyamadı.Şimdi kırıntılarıma ıslak parmak basıyor.Ne arsız bir ciğerse,nefesle dolmadan iflah olmuyor.İstiyor ki;hep alayım hiç vermeyeyim.Bana kalsa dükkan senin ama bana kalmıyor.
Yalnızlığım kocaman;büyüdükçe bana benziyor kerata.İnsanlar bizi karıştırır oldu.Daha dündü;göğsümde minik karanlık.Şimdi gece oldu da yutar gündüzü.
....
Dağlar usandı taşımaktan sırtımı.Öyle güvensiz bir his ki;herhangi bir düşünceye giremeyecek kadar diken üstünde beynim.Ondandır tedirginim.Dilimin ipleri saldı kendini.Tahammülsüzüm ve gitmek istiyorum.E,lafın gelişi.Ve son gidişim.Düşmeme izin verdiğiniz için müteşekkirim.Anlatılacak çok şey var.Sadece sessiz kalarak bunun ciddiyetini vurgulayabilirim.Siz okşayan elleri ısıra durun,ben yavaştan büyüyorum.Zaferler varsın sizin olsun.
Zira,kaybetmeyi bilen kazanmakla ilgilenmez.Bu bir tür tavır değildir.Sadece...Gerçek bir kaybın ardından,hiçbir kazanç yeterince güçlü olamaz.Kaybetmek talihsizce acı yüklüdür.Bu acı yükü,ona eşsiz bir güç kazandırır.Karşısına rakip düşüremeyecek cinsten.Hayır,ellerin kolların bağlı değil.Hatta özgürsün.Özgürlüğün tanımı istediğini yapabilmekse şayet.
Sanki yüreğin irice bir kapana takılmış,her geçen saniye ite-kaka bitersin.Ama ölmezsin.Can çekişmek;cılız ve amiyane bir tabirdir.Bitememenin şaşkınlığıyla defalarca başlayan biri için en azından.''
Okursan Yazarım
Yalnızlığım kocaman;büyüdükçe bana benziyor kerata.İnsanlar bizi karıştırır oldu.Daha dündü;göğsümde minik karanlık.Şimdi gece oldu da yutar gündüzü.
....
Dağlar usandı taşımaktan sırtımı.Öyle güvensiz bir his ki;herhangi bir düşünceye giremeyecek kadar diken üstünde beynim.Ondandır tedirginim.Dilimin ipleri saldı kendini.Tahammülsüzüm ve gitmek istiyorum.E,lafın gelişi.Ve son gidişim.Düşmeme izin verdiğiniz için müteşekkirim.Anlatılacak çok şey var.Sadece sessiz kalarak bunun ciddiyetini vurgulayabilirim.Siz okşayan elleri ısıra durun,ben yavaştan büyüyorum.Zaferler varsın sizin olsun.
Zira,kaybetmeyi bilen kazanmakla ilgilenmez.Bu bir tür tavır değildir.Sadece...Gerçek bir kaybın ardından,hiçbir kazanç yeterince güçlü olamaz.Kaybetmek talihsizce acı yüklüdür.Bu acı yükü,ona eşsiz bir güç kazandırır.Karşısına rakip düşüremeyecek cinsten.Hayır,ellerin kolların bağlı değil.Hatta özgürsün.Özgürlüğün tanımı istediğini yapabilmekse şayet.
Sanki yüreğin irice bir kapana takılmış,her geçen saniye ite-kaka bitersin.Ama ölmezsin.Can çekişmek;cılız ve amiyane bir tabirdir.Bitememenin şaşkınlığıyla defalarca başlayan biri için en azından.''
Okursan Yazarım
Sunday, September 15, 2013
Eylül Güncesi
Neyse ki zaman Eylül,zaman diyorum
Neyse ki geçiyor.
Biliyor muydun,
Sözlüğü açınca,zaman buldozer ile aynı şeye çıkıyor.
Ya ya.
Zaman diyorum,buldozer gibi
Neyse ki üzerimizden geçiyor,
Bir bulut sanki taşdan gibi,
Öylece hıkıp demiş dura-kalmış gökyüzünde,
Ağırlığı diyorum Eylül,öylece işte
Ama nasıl ki günler oluyor,
Nasıl oluyor gerçekten?
İşte geçerken bulutlar,
O da geçiyor,
Taş bulut geçiyor Eylül
Ama kalıyor bizde,
Çünkü her baktığın bulut kalır
Senden olur
Çünkü
Sen görmeye devam edersin Eylül.
Kör olsaydın görerken,bir anda,
O zaman tam geçerdi
O sadece süzülüyor ve senden oluşuyor
O da senden.
İşte böyle geçiyor günler ve günleri oluşturan zaman.
Bunu da unutma Eylül.
Neyse ki geçiyor.
Biliyor muydun,
Sözlüğü açınca,zaman buldozer ile aynı şeye çıkıyor.
Ya ya.
Zaman diyorum,buldozer gibi
Neyse ki üzerimizden geçiyor,
Bir bulut sanki taşdan gibi,
Öylece hıkıp demiş dura-kalmış gökyüzünde,
Ağırlığı diyorum Eylül,öylece işte
Ama nasıl ki günler oluyor,
Nasıl oluyor gerçekten?
İşte geçerken bulutlar,
O da geçiyor,
Taş bulut geçiyor Eylül
Ama kalıyor bizde,
Çünkü her baktığın bulut kalır
Senden olur
Çünkü
Sen görmeye devam edersin Eylül.
Kör olsaydın görerken,bir anda,
O zaman tam geçerdi
O sadece süzülüyor ve senden oluşuyor
O da senden.
İşte böyle geçiyor günler ve günleri oluşturan zaman.
Bunu da unutma Eylül.
Saturday, September 14, 2013
Niçün
Ben niçün böyle oldum?
Ferdi Özbeğen babacığımız da gitti diye,yine pencerelere çıkıp İssssanbul diye bağırasım geliyor;
Sonra ne bileyim,hüzünlenmeler,fotoğraflar fotoğraflar fotoğralar;insanlardan sıkılınca boyunla oynamalar,unutmalar,sürekli bir boşvermeler ama genelde camlara çıkıp İsssssanbul diye bağırma istekleri...
Bazı bazı rakı kadehlerini anlamsızca masaya vurmalar,Zeki Müren şarkılarını titrete titrete ve dalıp dalıp söylemeler,Müzeyyen Senar'la coşmalar,İstanbul'a sarmalar gecenin bir yarıları...
Sonra dalga geçmeler,hep geçmeler,denize gitmeler,sürekli denize gitmeler,denizden bir türlü ayrılamamalar,denize dalıp dalıp bakmalar,orada dala-kalmalar...
Karaköy ve Emirgan'dan ayrılamamalar
Beşiktaş'a kafalar estikçe gitmeler,Çukurcuma'nın sokaklarını evlerini sevmeler,Galatasaray'da iç çekmeler
Neyse Firuzan şiştim
yaşamak yeter bence*
*Tezer Cem'in Dile Kolay şiir kitabından bir dize
Friday, September 13, 2013
Tuesday, September 10, 2013
Anlatmanın Anlamı
Bugün dokuz Eylül,bugünü kaydet Eylül
...
Gerçi artık babam buradan çıktı,kaygılarım ve geçmişim sonucunda;onu yormamaya çalışıyor,buna özenle dikkat ediyor,ona gerçekten artık kızmıyorum,sinirlenmiyorum.Onunla olan hesaplarımı,'onu'kabullenerek kapattım.Çünkü 'o'en değerli şey.Değerli olan,bu faso fisolar ve hatta benim yaşamım bile değil.Her şeyden önce o.
Bu düşüncenin ''yeterince''olmadığının farkındayım,''fazla''olduğunun ve bu fazlalığın sonucu,buna bir yerde esir oluşumun farkındayım.Bu esirliğin sonucu olarak da hatta,felsefik yaklaşıyorum her şeye.Felsefik olarak tanımlayabileceğim hayat görüşümle ve hayatımın başlangıç noktası ile.Hayatımın başlangıç noktası bir sonla başlıyor,dünyevi kelimelerle.Yaşamım sona erdi,başka bir şey düşünüyorum*gibi bir şey olacak bu.Kaygı ve korkuların sonucunda,özgürlüğüne kavuşursun diyorlar ya,doğru.Kurtulmuş oluyorsun,çünkü kaygı duyduğun şey,kişi,ortadan kaybolunca,senin de kaygı ve korkuların bitmiş oluyor ve gayet tabii özgür oluyorsun.Ama izin verin şu özgürlük konusunda biraz durayım.Ben,ben olarak,o özgürlüğü bu korku,daha doğrusu o varlığın ortadan kalkmasıyla elde edeceğimi ve böyle,yeni bir hayata başlayacağımı,hayat kaldığı yerden devam ediyor demeyeceğimi,biliyorum.Bunun da kabullenmişliği var üstümde,üstüme yapışık ve bu ölü toprağı gibi bir şey işte.Gel gör ki bunu ne babama,ne de ona anlatabilirim çünkü bu bir varımdır;bu yola,bu kavrama,bu anlama gelene kadar tek tek geçilen,basılan yollar yaşamadan,sadece sözle anlatılamaz ve baktığın zaman ne o bunu;geçmişinden,aile kavramından dolayı anlayabilir,ne de babam.
Sonracığıma,asıl konu şu,neden bugünü kaydediyorum?Yıllar sonra,bunu okuduğumda,yanılmadığımı görmek için.Bu gerekli elbet,ben kendi kendine büyüyen biriyim,bazı ağır açılardan o yüzden gerekli pek tabii.Bugün konuştuklarımız üzerine,ne garip oldum.Çünkü bazen İtalya'da,bazı günler,bizimkiler de burada olsaydı şimdi diye içimden geçiriyorum ki bunu;saf,katıksız''aile kavramı''edindiğimde düşünebiliyorum.
Aslında ana başlık altında,benim durumumdu öğrenmek istediği bir yandan.Sotto titolo.
Bana soruyor ya,neden anlatmıyorsun,paylaşmıyorsun bizimle diye,kendi aramalı soru da cevabı.Çünkü o biliyor,bense yaşadım,anlatamam o yüzden.Anlatmanın böyle bir yanı da,anlamı da var işte.
Bugünü kaydet Eylül,unutma.
...
Gerçi artık babam buradan çıktı,kaygılarım ve geçmişim sonucunda;onu yormamaya çalışıyor,buna özenle dikkat ediyor,ona gerçekten artık kızmıyorum,sinirlenmiyorum.Onunla olan hesaplarımı,'onu'kabullenerek kapattım.Çünkü 'o'en değerli şey.Değerli olan,bu faso fisolar ve hatta benim yaşamım bile değil.Her şeyden önce o.
Bu düşüncenin ''yeterince''olmadığının farkındayım,''fazla''olduğunun ve bu fazlalığın sonucu,buna bir yerde esir oluşumun farkındayım.Bu esirliğin sonucu olarak da hatta,felsefik yaklaşıyorum her şeye.Felsefik olarak tanımlayabileceğim hayat görüşümle ve hayatımın başlangıç noktası ile.Hayatımın başlangıç noktası bir sonla başlıyor,dünyevi kelimelerle.Yaşamım sona erdi,başka bir şey düşünüyorum*gibi bir şey olacak bu.Kaygı ve korkuların sonucunda,özgürlüğüne kavuşursun diyorlar ya,doğru.Kurtulmuş oluyorsun,çünkü kaygı duyduğun şey,kişi,ortadan kaybolunca,senin de kaygı ve korkuların bitmiş oluyor ve gayet tabii özgür oluyorsun.Ama izin verin şu özgürlük konusunda biraz durayım.Ben,ben olarak,o özgürlüğü bu korku,daha doğrusu o varlığın ortadan kalkmasıyla elde edeceğimi ve böyle,yeni bir hayata başlayacağımı,hayat kaldığı yerden devam ediyor demeyeceğimi,biliyorum.Bunun da kabullenmişliği var üstümde,üstüme yapışık ve bu ölü toprağı gibi bir şey işte.Gel gör ki bunu ne babama,ne de ona anlatabilirim çünkü bu bir varımdır;bu yola,bu kavrama,bu anlama gelene kadar tek tek geçilen,basılan yollar yaşamadan,sadece sözle anlatılamaz ve baktığın zaman ne o bunu;geçmişinden,aile kavramından dolayı anlayabilir,ne de babam.
Sonracığıma,asıl konu şu,neden bugünü kaydediyorum?Yıllar sonra,bunu okuduğumda,yanılmadığımı görmek için.Bu gerekli elbet,ben kendi kendine büyüyen biriyim,bazı ağır açılardan o yüzden gerekli pek tabii.Bugün konuştuklarımız üzerine,ne garip oldum.Çünkü bazen İtalya'da,bazı günler,bizimkiler de burada olsaydı şimdi diye içimden geçiriyorum ki bunu;saf,katıksız''aile kavramı''edindiğimde düşünebiliyorum.
Aslında ana başlık altında,benim durumumdu öğrenmek istediği bir yandan.Sotto titolo.
Bana soruyor ya,neden anlatmıyorsun,paylaşmıyorsun bizimle diye,kendi aramalı soru da cevabı.Çünkü o biliyor,bense yaşadım,anlatamam o yüzden.Anlatmanın böyle bir yanı da,anlamı da var işte.
Bugünü kaydet Eylül,unutma.
Sunday, September 8, 2013
Ait
Geçmiş zamana ait bir video izledim,aslında özellikle izlemek için onu rafından almamıştım.
Sadece ne nerede düzenlemesi yapıyordum.
Sonra,
İşte ne bileyim.. sonrasının bir cümlesi yok.
Ama bir şey var,ne zaman geçmiş zamanı görsem,
Bir yere kafamı yaslayıp saatlerce
Yıllarca uyumak istiyorum,
Suratımdaki o tebessümle ve belki kalmış ama inememiş gözyaşlarıyla.
İnsanın yaşı,Dünya'nınki içinde sıfır bile değil,Dünya'nın ki evrenin ki için hadi bir nebze
Ama,biz 'ömür'demişiz ya,
Ondan oluyor işte,
Sonrası
ve cümlesinin olmayışı.
Sadece ne nerede düzenlemesi yapıyordum.
Sonra,
İşte ne bileyim.. sonrasının bir cümlesi yok.
Ama bir şey var,ne zaman geçmiş zamanı görsem,
Bir yere kafamı yaslayıp saatlerce
Yıllarca uyumak istiyorum,
Suratımdaki o tebessümle ve belki kalmış ama inememiş gözyaşlarıyla.
İnsanın yaşı,Dünya'nınki içinde sıfır bile değil,Dünya'nın ki evrenin ki için hadi bir nebze
Ama,biz 'ömür'demişiz ya,
Ondan oluyor işte,
Sonrası
ve cümlesinin olmayışı.
''Hayatıma giren herkes hayatıma katılmış artık benim hayatım olmuş demektir.Onlar olmasa anlatacak ne kalırdı geriye?
Ayrılık hüzün verir.
Bugün de hayatımdan giden herkesin arkasından el salladım.
Hiçbirinizi unutmadım ve hepinizi unuttum.
Hoşgeldiniz
Güle güle... ''
Saturday, September 7, 2013
Karaköy ve Emirgan
Yani ne bileyim
Ben Karaköy'e her gidişimde yüreğim hopluyor
Her gidişim ilk gidişim
Gibi
Ol-maklı
ve
An'lık bir şey
Gibi
Bir de Emirgan...
Yani Emirgan diye bir gerçek var şu Dünyada
Dünyaya ait kelime olan gerçek ile
Yani Emirgan diye bir gerçek var şu Dünyada
Dünyaya ait kelime olan gerçek ile
Sanki deniz orada daha bir
Mavi mi
Sanki Emirgan'da ben
Denizin delisi
miyim?
Eylül 2013
Yeşeren
Eylül 2013
Yeşeren
Wednesday, September 4, 2013
Gel Git
Sabah,kendi nefesime uyandım
Yani,ilk onu duydum gözümü açmadan
Sonra gözümü açtım ve tekrar kapattım ve
Bu toplam üç saniyeydi
Nefesin uyandırdığı uykudan tam ayılmamıştım
Ki tekrar dalmaya giderken,bu inip inip kalkmalar
Gözümün önüne,gel git gibi geldiler
Hatta gözümün önünü de geçip
Kendimi bir gel git gibi hissettim
Sonra kendi içimden,içimce tekrar ettim
Biiir fuuu
İki fuuu
Üç fuuu
Sonra sabah oldu
Klasik gün;
Kahvaltılı,
Kahveli
Ne yaptın
Merhaba
Aman
Ya ya
Tabii
Evet
Subscribe to:
Posts (Atom)