...kalkardı,ellerime sarılır;beni bir gün unutacaksan,bir gün bırakıp gideceksen boşuna yorma,derdi boş yere mağaramdan çıkarma beni,alışkanlıklarımı,özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna,tedirgin etme beni,bu sefer geride bir şey bırakmadım tasımı tarağımı topladım,geldim neyim var neyim yoksa ortaya döktüm beni bırakırsan sudan çıkmış balığa dönerim bir kere cavuş olduktan sonra bir daha amelelik yapamayan köylüye dönerim,beni uyandırma.*
*Acıma Bankası,Tutunamayanlar,Oğuz Atay
Monday, March 31, 2014
Sunday, March 30, 2014
Kader vs il Destino
Non conosciamo le persone per caso:
tutte sono destinate ad incrociare
il nostro cammino per una ragione
Wednesday, March 26, 2014
Bir İç Meselesi
25 Mart'ı bir mavi,
26 Mart'a çaldı,bir iç çekişim oldu.
Akşam yedinin,sekize çalan mavisinden çok;
Sabaha karşı altının,yediye çalan bir mavisi,
Mavilerin en güzeli ve habercisiydi
Bugün Milano'da havanın kapalı ve yağmurlu olacağının.
...yıl olmuş
Dedim.
Acaba bazen iç çektiğimi,
Adını seslice dışıma sessizce içimden söylediğimi,
Bazen derinden,içten aklıma düştüğünü duyuyor mu o da,
Dedim.
Öyle sabahlardan biriydi işte;
Yatağa uzanmak ile yatmak arasında kalmış bir bedenin,
Gözlerini masasına diktiği,
Mavinin önce perdelere vuruşunu
Sonra masaya,eve,yatağa uzanışını izlediği sabahlardan biri.
Bir 26 Mart 2014 sabahı.
Bir daha tekrarlanmaz,
Mavi de öyle.
Tane tane mavinin bütün her yere yayılışını
Sakince izledim.
Böyle sabahlarda bazen
Sanki bir nabızla çıkıyorsun,
Geçiyorsun karşıma,
Benim gözlerim hafif hafif kapanırken
Duruyorsun.
Ben söylüyorum adını,
Hem sana hem maviye.
Öylece bakıyorum bir süre
Sonra uyumaya doğru gidiyorum,
Mavi oluyor sana beyaz
Maviyi kapatıyorum,
Gözlerimi kapatıyorum,
Ara ara açıyorum
Uykuyu yoklarcasına.
Atan nabızlardan biriyle
Dönüyorsun içime
Yutkunuyorum.
Şaşırıyorum,
Nasıl oluyor da tam kalbimin içinde bir yerde
Bir varlık hissediyorum
Diyorum.
Çok düşümüyorum bunu
Bir hissiyat
Gözlerimi açmamak üzere kapatıyorum.
Bir ara.
Sonra,sabah olmuş oluyor,
Mavi çoktan gitmiş,
Başka maviler karışmış,
Kalbim aklım sözüm dilim unutmuş
Uyanmış oluyorum.
26 Mart'a çaldı,bir iç çekişim oldu.
Akşam yedinin,sekize çalan mavisinden çok;
Sabaha karşı altının,yediye çalan bir mavisi,
Mavilerin en güzeli ve habercisiydi
Bugün Milano'da havanın kapalı ve yağmurlu olacağının.
...yıl olmuş
Dedim.
Acaba bazen iç çektiğimi,
Adını seslice dışıma sessizce içimden söylediğimi,
Bazen derinden,içten aklıma düştüğünü duyuyor mu o da,
Dedim.
Öyle sabahlardan biriydi işte;
Yatağa uzanmak ile yatmak arasında kalmış bir bedenin,
Gözlerini masasına diktiği,
Mavinin önce perdelere vuruşunu
Sonra masaya,eve,yatağa uzanışını izlediği sabahlardan biri.
Bir 26 Mart 2014 sabahı.
Bir daha tekrarlanmaz,
Mavi de öyle.
Tane tane mavinin bütün her yere yayılışını
Sakince izledim.
Böyle sabahlarda bazen
Sanki bir nabızla çıkıyorsun,
Geçiyorsun karşıma,
Benim gözlerim hafif hafif kapanırken
Duruyorsun.
Ben söylüyorum adını,
Hem sana hem maviye.
Öylece bakıyorum bir süre
Sonra uyumaya doğru gidiyorum,
Mavi oluyor sana beyaz
Maviyi kapatıyorum,
Gözlerimi kapatıyorum,
Ara ara açıyorum
Uykuyu yoklarcasına.
Atan nabızlardan biriyle
Dönüyorsun içime
Yutkunuyorum.
Şaşırıyorum,
Nasıl oluyor da tam kalbimin içinde bir yerde
Bir varlık hissediyorum
Diyorum.
Çok düşümüyorum bunu
Bir hissiyat
Gözlerimi açmamak üzere kapatıyorum.
Bir ara.
Sonra,sabah olmuş oluyor,
Mavi çoktan gitmiş,
Başka maviler karışmış,
Kalbim aklım sözüm dilim unutmuş
Uyanmış oluyorum.
Saturday, March 22, 2014
Şiir tutuyor beni,
Boynumu kırdığım yerden,
Başımı eğdiğim yerden alıyor beni
Onarıyor,
Belki bir tek o seviyor.
Ne dersin seviyor mu?
Bazen şiirler olmasaydı diyorum,
Ne çekilmez olurdu her şey,
Kendimi kuş sanıp,
Kolayca atardım pencereden veya denerdim
Galatadan uçmayı , birileri gibi
Dener miydim?Yapabilir miydim?
Bir kuş yüreği,
Balık yüreği kadar.
Biliyor musun,
Bazen kuşlar alçaktan uçar,
Bazen kanatları olduğunu unuturlar
Bazen,camı seçemezler
Ölürler.
Önce şiir sonra düzyazı
Olmasa ne yapardım?
Diyorlar ya,
Üzülme,canını sıkma...veya
Ah ne güzel,ne mutluluk,ne hoş...
On a kadar say,nefes al,rahatla,güzel şeyler düşün...
Benim güzel şeylerim hep şiir.
Bazen yatak,
Benimle beraber binbeşyüzüncü turunu atmaktan yoruluyor,
Diyoruz ki hep beraber
Şiir okuyalım
Gülüyoruz,
Bazen ağlıyoruz.
Bazen yastık gözyaşı,
Göze çekilen yorgan deniz oluyor.
Sevmeyi öğreniyoruz,
Sevmeyi hatırlıyoruz,
Bak ne güzel bitiyor gece diyoruz.
Gece bitiyor,
Ben sızıyorum
Yatak yorgan ne yapıyor bilmem
Beni sarıp sarmalıyorlar herhalde
Sabah oluyor.
Bu sabahlar oluyor.
Bir gün uyandığında da,
Gece olmuyor
Zaman oluyor.
Boynumu kırdığım yerden,
Başımı eğdiğim yerden alıyor beni
Onarıyor,
Belki bir tek o seviyor.
Ne dersin seviyor mu?
Bazen şiirler olmasaydı diyorum,
Ne çekilmez olurdu her şey,
Kendimi kuş sanıp,
Kolayca atardım pencereden veya denerdim
Galatadan uçmayı , birileri gibi
Dener miydim?Yapabilir miydim?
Bir kuş yüreği,
Balık yüreği kadar.
Biliyor musun,
Bazen kuşlar alçaktan uçar,
Bazen kanatları olduğunu unuturlar
Bazen,camı seçemezler
Ölürler.
Önce şiir sonra düzyazı
Olmasa ne yapardım?
Diyorlar ya,
Üzülme,canını sıkma...veya
Ah ne güzel,ne mutluluk,ne hoş...
On a kadar say,nefes al,rahatla,güzel şeyler düşün...
Benim güzel şeylerim hep şiir.
Bazen yatak,
Benimle beraber binbeşyüzüncü turunu atmaktan yoruluyor,
Diyoruz ki hep beraber
Şiir okuyalım
Gülüyoruz,
Bazen ağlıyoruz.
Bazen yastık gözyaşı,
Göze çekilen yorgan deniz oluyor.
Sevmeyi öğreniyoruz,
Sevmeyi hatırlıyoruz,
Bak ne güzel bitiyor gece diyoruz.
Gece bitiyor,
Ben sızıyorum
Yatak yorgan ne yapıyor bilmem
Beni sarıp sarmalıyorlar herhalde
Sabah oluyor.
Bu sabahlar oluyor.
Bir gün uyandığında da,
Gece olmuyor
Zaman oluyor.
Thursday, March 13, 2014
Sühan,An
Bugün ben,düşünüyorum.
Tramvaya atlayıp,iki durak sonra indim.Bir yere gidecektim.
Gideceğim yere yürüdüm,yürürken düşünmek aldı beni,düşündüm.
Gideceğim yer kaldı ama,ben yürümeye ve düşünmeye devam ettim.
Biraz geçti.
Tekrar tramvaya atladım,yürüye yürüye gideceğim yeri geçmiştim.
Tramvayda karar değiştirdim,gideceğim yere gitmedim.
Geçen hafta,okulda üniversitedeydim.
Sınavım vardı,sınavım bitti,aslında okuldan alacağım kitaplar vardı,okulda konuşmam gereken öğretmenlerim.
Kitapları almadım,öğretmenleri görmedim.
Okulda gezindim.Okulun içinde bir aşağı bir yukarı indim.
Arkadaşıma rastladım,ne yapıyorsun,dedi.
Arıyorum,dedim.
Düşünüyorsun,dedi.
Bu akşam midem arıyordu,hem açlıktan hem de midenin kendi görevini unutup,
Sıkışmasından,üşümesinden.
Bir an önce yemek yemeliydim.
Düşündüm,sokaklarda gezindim,binalara baktım
Gökyüzünü aradım,nefeslerimi bıraktım.
Midem kendini hatırlatıp durdu,açlığım da ama
Yürüdüm,düşündüm.
Şu anda da düşünüyorum elbette,
Oturuyorum ama sorarsan,ayaklarımı zor tutuyorum.
Yemek yedim ama şu bir aydır olan gibi,yemekten sonra mide bulantım başladı.
İstanbul'a gitmek istiyorum ama nereye gideceğimi bilmiyorum.üzülüyorum.üzmek istemiyorum susuyorum.
Gideceğim elbet,göreceğim,duyacağım,konuşmayacağım,yine ve yine yutkunacağım.
Sonra Milanoya dönerken,havaalanında kalbim burulacak,düşecek,yine bir kaybım olacak,yine benden gidecek.
Gideceğim elbet ve bazen biliyorum nereye gideceğimi ve diyorum üzülecek kırılacak bir şey yok,ben denizi gören bir odada kalacağım,sonra ziyaretlerime başlayacağım.Babam kırılır mı?Kırılır elbet ya,işte o yüzden bildiğimi unutuyorum hemen ve diyorum tamam,gideceğim ve yutkunacağım.
Ama artık çok yorgunum ve daha yirmidördüm ve çoktan yirmidört oldum.
Konuşmayayım diyorum,
Olmuyor.
'En iç, en içten, en içteki sesine bile aykırı düşebilir mi kişi? Düşer..'*
Düşüyor.
Bugün üzgündüm,ağlamaklıydım ve konuşamıyordum ya hani,veya dün,veya geçen hafta
Aklıma Feneryolu geldi.
Geldiği gibi kovdum,
Beni durdurup,sokaklarda ağlatmasın diye.
Neden aklıma geliyordu,gelebiliyordu?
Neden kokusunu duyabiliyor,renklerini sanki oradaymışcasına görebiliyordum?
Hissizleştiğim zaman korkuyorum.
Çünkü çok dip,derin...leşiyor.
O zaman,kendimi bir merdivenden yuvarlamak hiç ağır gelmiyor,
Tek bir an soluğumu unutabiliyorum ve ne yapacağımı bilemeden,sokaklarda,üniversitenin bölümleri arasında,meydanlarda dolaşıyorum.
Konuşmayayım diyorum,
Olmuyor.
'En iç, en içten, en içteki sesine bile aykırı düşebilir mi kişi? Düşer..'*
Düşüyor.
Bugün üzgündüm,ağlamaklıydım ve konuşamıyordum ya hani,veya dün,veya geçen hafta
Aklıma Feneryolu geldi.
Geldiği gibi kovdum,
Beni durdurup,sokaklarda ağlatmasın diye.
Neden aklıma geliyordu,gelebiliyordu?
Neden kokusunu duyabiliyor,renklerini sanki oradaymışcasına görebiliyordum?
Hissizleştiğim zaman korkuyorum.
Çünkü çok dip,derin...leşiyor.
O zaman,kendimi bir merdivenden yuvarlamak hiç ağır gelmiyor,
Tek bir an soluğumu unutabiliyorum ve ne yapacağımı bilemeden,sokaklarda,üniversitenin bölümleri arasında,meydanlarda dolaşıyorum.
Bugün aptallıklarımı masaya koydum,aklımdakileri koydum.
Masa da masaymış ha,
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu,
Adam ha babam koyuyordu.**
Ben aptallık yapmam aslında,yapmadım.Daha doğrusu kendime aptal,demem diyemem ben bile diyemem ama,
Bir gün bir şey oluyor;insana,insani şeylere değer vermeye başlıyorum,bir şeyler yapıyorum,
Bu yaptıklarımı gören bilen kişi,alıyor değerini hayvanca yiyor,bitiriyor,gizliyor,gizleniyor.
Değer,saygı,beden-ruh-sevgi ile ilgili şeylerden bahsediyorum,dahası da vardır elbet ama susacağım.
Sinirleniyorum,üzülüyorum.
Bu da etti mi sana üç dört beş.
Bugün masamın tozunu aldım,
Çerçeveleri sildim.
Fotoğraflara artık bakmadım ama elimde gitmiyor ki kaldırmaya.
Bugün,dostlarım,nerede benim dostlarım?
Dün,on dört yaşında küçücük bir bedenin yok olduğunu duymadan önce,
Yatakdaydım.
Gözümü bahar alerjisinin verdiği kaşıntı,hapşuruk ile açtım.
Yatakta kollarımı uzattım,yine ve yine aklıma düştü soru:
Ya,bu eller kollar nasıl toprak olacak?
Dedim ki,mezarlıklar aslında bir sahne,dünyaya ait olan gerçek kelimesinden ayrılıp,'gerçek'i gerçekçe yansıttığın bir sahne ve bu yüzden insan,
Ağlayabilir her gün de,illa bir gri mezar taşı,kavaklar,çamlar ve çiçekler gerekmez.
Sanat için sanatın,gerçek için gerçeklik olanı.
Yulaf ezmemi bebek maması kıvamına getirdim,çay içip içmemek kararsızlığında,
Sallama çayın üzerine kaynar suyu ekledim.
Çilekleri yıkadım,tencereye koydum,üzerlerine şeker serptim.Az serptim ve bir şölenle,yahu bio reçel olanlar da bile glükoz şurubu var,bok yiyin,bakın nasıl glükozsuz ve diğer zararlı maddelersiz reçel oluyormuş,diyerek bunu kutladım.
Sonra,sosyal medyada küfür kıyamet bağrış çığrış kaos içinde bu on dört yaşındaki bedenin ölüm haberini aldım.
Yulaf ezmemi bebek maması kıvamına getirdim,çay içip içmemek kararsızlığında,
Sallama çayın üzerine kaynar suyu ekledim.
Çilekleri yıkadım,tencereye koydum,üzerlerine şeker serptim.Az serptim ve bir şölenle,yahu bio reçel olanlar da bile glükoz şurubu var,bok yiyin,bakın nasıl glükozsuz ve diğer zararlı maddelersiz reçel oluyormuş,diyerek bunu kutladım.
Sonra,sosyal medyada küfür kıyamet bağrış çığrış kaos içinde bu on dört yaşındaki bedenin ölüm haberini aldım.
Daha sakince olanını ise radyodan dinledim,kitap okuyormuşcasına ve elbet düşündüm.
Bu hafta bu ay bu sene;haftalarca,aylarca,senelerce ölümler,savaşlar,açlıklar,kuraklıklar haberi aldım.
Çilek reçeli kaynıyordu,evi bu koku sardı.
Vişnenin kulaklarını çınlattım,vişne reçeli,anneanne taneli...en bir sevdiğim.
Evi koku sardıkça,düşündüm,çilek reçeli yapabildiğimiz ve yiyebildiğimiz bir dünyada yaşıyoruz,ve aynı dünyada çocuklar öldürülüyor,afrikada insanların başları kesiliyor,bombalar atılıyor...yani çilek reçeli kokusunun,olduğun yeri sardığı bu dünyada bunlar nasıl oluyordu,bunu düşündüm.
Çilek reçeli kaynıyordu,evi bu koku sardı.
Vişnenin kulaklarını çınlattım,vişne reçeli,anneanne taneli...en bir sevdiğim.
Evi koku sardıkça,düşündüm,çilek reçeli yapabildiğimiz ve yiyebildiğimiz bir dünyada yaşıyoruz,ve aynı dünyada çocuklar öldürülüyor,afrikada insanların başları kesiliyor,bombalar atılıyor...yani çilek reçeli kokusunun,olduğun yeri sardığı bu dünyada bunlar nasıl oluyordu,bunu düşündüm.
Sosyal medyadan sıkıldım,sosyal medyaya yalnızlaşmamak için katılanlardan,bunun için var olanlardan,bunun için olan anlardan ve beni buna sürükleyenlerden sıkıldım.
Milanoda aç evsiz kimsesiz insan görmekten yoruldum.
Bugün değil bayadır insanların dinlemediklerinin farkındayım,
İnsanların dinlemeyenlerinden sıkıldım.
İnsanların yalnızlık korkusundan sıkıldım.
İnsanların katlanmalarından,bunu görmekten sıkıldım.
Sırf yalnız yemek yemeyeyim diye düşünüp,arkadaşlarını arayan var.
Bunun gibi başka örnekler var,
Bunlardan sıkıldım.
Daha çok şeyden sıkıldım.
Unutmak.
Unutmaya ve bundan korkmaya başladım.
Unutuyorum bazen.
Derin unutuyorum,kaybolurcasına.
O zaman kendimi de unutuyorum.
Ağır geliyor,
Saatlerce koku,ses,ten arıyorum.
Bir bebeğin,memeden süt içerken anlık memeyi kaybedişi gibi.
Sahneden ayrı kaldığım her gün bir yaş öldüm.
Zaman benim,ruhuma,bedenime,aklıma asılı bir şey değil;
Kafanı çeviririr bakarsın saate,takvime,
İlerlemiştir.
Sahneden ayrı kaldığım her günün farkına vardığım zaman da,
Ölüyorum.
Bu sefer ne kadar gideceğim?
Gidiyorum öyle ya,gidiyorum.
Bugün ağlayamamaktan,
Sinirimi bağıramamaktan,
İnsan kırmamaktan,
Kırgınlıklarımı toplamaktan,bitkinim.
Bugün beni özleyen bir şey var;
Resim.
Ona gidiyorum.
Bugün beni özleyen bir şey var;
Resim.
Ona gidiyorum.
Gitmek isteği içerisindeyim.
Bir dem oldum,bir suya dönüştüm ve yeniden,
Kendimi buldum kafam döndü,işte kendime tutundum,kendimleyim.
Böyle yaptı insanlar ve insana dair şeyler.
Güneşin varlığına belge,yine güneştir.***
Güneşin varlığına belge,yine güneştir.***
Sahi zaten neden yazıyorum,
Biraz azaldım ama yazıyorum
Toprak yüzünden yazıyorum.
Bağlayalım ve susalım:
Bu gidiş,gidiş gibi gelmedi bana
Sürgünlük desem...o da değil.
Ben içimde hep bir yerlere giderim zaten
Sürgünlük,benim kendi içimde.
Coğrafya üzerindeki gitmeler,sürgünlükler katlanılır şeyler
Benim gidişlerim,çoğu zaman,
Dönüş anlamına gelir içimde ve işte
Kafam böyle dönmeye başlar.
Suya taş atarlar,su kalır bir süre veya uzunca bir süre,duru ve içinde lotusları büyütürcesine.
*Oruç Aruoba
**Edip Cansever,Masa da Masaymış Ha
***Mevlana Celaleddin Rumi
**Edip Cansever,Masa da Masaymış Ha
***Mevlana Celaleddin Rumi
Wednesday, March 12, 2014
Akşamüstü Kahvesi #2
Bağımsız radyo neyle yaşar?”
“Dinleyicisiyle.”
Açık Radyo Dinleyici Destek Projesi 11 yaşında!
15 Mart-07 Nisan tarihleri arasında 9 gün 99 saat Radyo Şenliği.
Destek olalım.Çünkü çok güzel,limonlar kadar onyaşındaykendi
Destek olalım,çünkü üzüm bağları,çilek tarlaları kadar güzeller,sadeler,gerçekler,doğallar.
ve bu on gün boyunca Ömer Madra ve diğer programcılar konuşuyor anlatıyor,gülüyor düşünüyoruz.
http://www.acikradyo.com.tr/
Labels:
Açık Radyo,
Bağımsız Radyo Neyle Yaşar,
Ömer Madra
Sunday, March 9, 2014
Ah benim aşkım,
Ah burnumda tüten şehir;
Sen ve ben şimdinin içindeyiz,
Ben uzağım,varmak ile ayrılmak arasında
Bir arayım.
Bugün bir fotoğrafını görmek,
Kalbimin tam üstüne ağırlığınca bir taşı bıraktı.
Bugün sana buradan sarılıyorum
Ah ve benim ve aşkım sözcüklerini tam da içimden kopartıp
Sana yollayarak.
Benim olan ve
Çok sevdiğim,kalbimden nabızcasına atan bir sevgiyle sevdiğim şehir.
Seni çok özlüyorum İstanbul.
Ah burnumda tüten şehir;
Sen ve ben şimdinin içindeyiz,
Ben uzağım,varmak ile ayrılmak arasında
Bir arayım.
Bugün bir fotoğrafını görmek,
Kalbimin tam üstüne ağırlığınca bir taşı bıraktı.
Bugün sana buradan sarılıyorum
Ah ve benim ve aşkım sözcüklerini tam da içimden kopartıp
Sana yollayarak.
Benim olan ve
Çok sevdiğim,kalbimden nabızcasına atan bir sevgiyle sevdiğim şehir.
Seni çok özlüyorum İstanbul.
Sunday, March 2, 2014
Allaciate Le Cinture
Bir Ferzan Özpetek filmi daha,Magnifica Presenza da olduğu gibi ama,İtalya'da izlenecek olan bir film.
Eski zamanlardaki gibi yani,Galileo Galilei İtalyan Lise'si çıkışında,bir heyecanla gidip izleneceklerden değil.Daha yoğun İtalya kokulu izlenecek bir film ama ne güzel ki,heyecanım aynı onyedi,onsekiz yaşımdaki gibi.Bu sefer,üniversite notları arasında,Milano yağmurları içinde koşup izlenecek bir film.
Ayrıca iki şey daha var bahsetmek istediğim;ancak fırsatım oldu Serra Yılmaz'ın İtalyan İşi adlı yemek ve sohbet programını izleyebildim,bir de Ferzan Özpetek katılmış,o bölüm pek bir keyifliydi.Dudaklar yanaklardan hiç inmemecesine izlendi.
Bir diğer konu ise,Rosso İstanbul.Rosso İstanbul,bir Ferzan Özpetek kitabı,4 Aralık 2013'te Feltrinelli'den alınan.
Yorgun bir Milano gününde,Feltrinelli'ye girmiş,kitapları karıştırıyordum ki yeni çıkanlar köşesinde Rosso İstanbul'u gördüm.Kitaba bakmamla,hem Galileo günlerimi hatırladım hem de bir tüyler diken diken oldu.Bir Ferzan Özpetek filmi daha,Magnifica Presenza da olduğu gibi ama,İtalya'da izlenecek olan bir film daha.
Eski zamanlardaki gibi yani,Galileo Galilei İtalyan Lise'si çıkışında,bir heyecanla gidip izleneceklerden değil.Daha yoğun İtalya kokulu izlenecek bir film ama ne güzel ki,heyecanım aynı onyedi,onsekiz yaşımdaki gibi.Bu sefer,üniversite notları arasında,Milano yağmurları içinde koşup izlenecek bir film.
Ayrıca iki şey daha var bahsetmek istediğim;ancak fırsatım oldu Serra Yılmaz'ın İtalyan İşi adlı yemek ve sohbet programını izleyebildim,bir de Ferzan Özpetek katılmış,o bölüm pek bir keyifliydi.Dudaklar yanaklardan hiç inmemecesine izlendi.
Bir diğer konu ise,Rosso İstanbul.Rosso İstanbul,bir Ferzan Özpetek kitabı,4 Aralık 2013'te Feltrinelli'den alınan.
Yorgun bir Milano gününde,Feltrinelli'ye girmiş,kitapları karıştırıyordum ki yeni çıkanlar köşesinde Rosso İstanbul'u gördüm.Kitaba bakmamla,hem Galileo günlerimi hatırladım hem de bir tüyler diken diken oldu.Ben ve benim gibi Galileo'lu arkadaşlarım,ister istemez İtalyan filmlerine ve Ferzan Özpetek'e bir sempati duyuyoruz.Çoğumuz ne zaman Ferzan Özpetek'in filmi çıksa,hemen gidip izliyor.İzliyordu.
Şimdiki zamana dönüp baktığımda ise,İtalya'da bulunmam ve geçmiş zamanım arasında,çok naif bir yerde bulunuyor Ferzan Özpetek.Dolayısıyla,hani artık İtalya'da günlük ritüelime karışmış,kitapçı gezmelerinde,sokaktan geçmelerde rastaladığım Ferzan Özpetek film afişi,kitabı beni iyi hissettiriyor.
6 Mart'ta Piani,Politiche e Progetti sınavından çıkıp,Allaciate Le Cinture izlenecek,sonrası işte aperativo,biraz lak lak sonrası bruschetta,pasta magari pesce o pollo e dopo nanna.
♡
Subscribe to:
Posts (Atom)


