Thursday, March 13, 2014

Sühan,An

Bugün ben,düşünüyorum.
Tramvaya atlayıp,iki durak sonra indim.Bir yere gidecektim.
Gideceğim yere yürüdüm,yürürken düşünmek aldı beni,düşündüm.
Gideceğim yer kaldı ama,ben yürümeye ve düşünmeye devam ettim.
Biraz geçti.
Tekrar tramvaya atladım,yürüye yürüye gideceğim yeri geçmiştim.
Tramvayda karar değiştirdim,gideceğim yere gitmedim.

Geçen hafta,okulda üniversitedeydim.
Sınavım vardı,sınavım bitti,aslında okuldan alacağım kitaplar vardı,okulda konuşmam gereken öğretmenlerim.
Kitapları almadım,öğretmenleri görmedim.
Okulda gezindim.Okulun içinde bir aşağı bir yukarı indim.
Arkadaşıma rastladım,ne yapıyorsun,dedi.
Arıyorum,dedim.
Düşünüyorsun,dedi.

Bu akşam midem arıyordu,hem açlıktan hem de midenin kendi görevini unutup,
Sıkışmasından,üşümesinden.
Bir an önce yemek yemeliydim.
Düşündüm,sokaklarda gezindim,binalara baktım
Gökyüzünü aradım,nefeslerimi bıraktım.
Midem kendini hatırlatıp durdu,açlığım da ama
Yürüdüm,düşündüm.

Şu anda da düşünüyorum elbette,
Oturuyorum ama sorarsan,ayaklarımı zor tutuyorum.
Yemek yedim ama şu bir aydır olan gibi,yemekten sonra mide bulantım başladı.
İstanbul'a gitmek istiyorum ama nereye gideceğimi bilmiyorum.üzülüyorum.üzmek istemiyorum susuyorum.
Gideceğim elbet,göreceğim,duyacağım,konuşmayacağım,yine ve yine yutkunacağım.
Sonra Milanoya dönerken,havaalanında kalbim burulacak,düşecek,yine bir kaybım olacak,yine benden gidecek.
Gideceğim elbet ve bazen biliyorum nereye gideceğimi ve diyorum üzülecek kırılacak bir şey yok,ben denizi gören bir odada kalacağım,sonra ziyaretlerime başlayacağım.Babam kırılır mı?Kırılır elbet ya,işte o yüzden bildiğimi unutuyorum hemen ve diyorum tamam,gideceğim ve yutkunacağım.
Ama artık çok yorgunum ve daha yirmidördüm ve çoktan yirmidört oldum.

Konuşmayayım diyorum,
Olmuyor.
'En iç, en içten, en içteki sesine bile aykırı düşebilir mi kişi? Düşer..'*
Düşüyor.
Bugün üzgündüm,ağlamaklıydım ve konuşamıyordum ya hani,veya dün,veya geçen hafta
Aklıma Feneryolu geldi.
Geldiği gibi kovdum,
Beni durdurup,sokaklarda ağlatmasın diye.
Neden aklıma geliyordu,gelebiliyordu?
Neden kokusunu duyabiliyor,renklerini sanki oradaymışcasına görebiliyordum?
Hissizleştiğim zaman korkuyorum.
Çünkü çok dip,derin...leşiyor.
O zaman,kendimi bir merdivenden yuvarlamak hiç ağır gelmiyor,
Tek bir an soluğumu unutabiliyorum ve ne yapacağımı bilemeden,sokaklarda,üniversitenin bölümleri arasında,meydanlarda dolaşıyorum.

Bugün aptallıklarımı masaya koydum,aklımdakileri koydum.
Masa da masaymış ha,
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu,
Adam ha babam koyuyordu.**
Ben aptallık yapmam aslında,yapmadım.Daha doğrusu kendime aptal,demem diyemem ben bile diyemem ama,
Bir gün bir şey oluyor;insana,insani şeylere değer vermeye başlıyorum,bir şeyler yapıyorum,
Bu yaptıklarımı gören bilen kişi,alıyor değerini hayvanca yiyor,bitiriyor,gizliyor,gizleniyor.
Değer,saygı,beden-ruh-sevgi ile ilgili şeylerden bahsediyorum,dahası da vardır elbet ama susacağım.
Sinirleniyorum,üzülüyorum.
Bu da etti mi sana üç dört beş.

Bugün masamın tozunu aldım,
Çerçeveleri sildim.
Fotoğraflara artık bakmadım ama elimde gitmiyor ki kaldırmaya.
Bugün,dostlarım,nerede benim dostlarım?
Dün,on dört yaşında küçücük bir bedenin yok olduğunu duymadan önce,
Yatakdaydım.
Gözümü bahar alerjisinin verdiği kaşıntı,hapşuruk ile açtım.
Yatakta kollarımı uzattım,yine ve yine aklıma düştü soru:
Ya,bu eller kollar nasıl toprak olacak?
Dedim ki,mezarlıklar aslında bir sahne,dünyaya ait olan gerçek kelimesinden ayrılıp,'gerçek'i gerçekçe yansıttığın bir sahne ve bu yüzden insan,
Ağlayabilir her gün de,illa bir gri mezar taşı,kavaklar,çamlar ve çiçekler gerekmez.
Sanat için sanatın,gerçek için gerçeklik olanı.
Yulaf ezmemi bebek maması kıvamına getirdim,çay içip içmemek kararsızlığında,
Sallama çayın üzerine kaynar suyu ekledim.
Çilekleri yıkadım,tencereye koydum,üzerlerine şeker serptim.Az serptim ve bir şölenle,yahu bio reçel olanlar da bile glükoz şurubu var,bok yiyin,bakın nasıl glükozsuz ve diğer zararlı maddelersiz reçel oluyormuş,diyerek bunu kutladım.
Sonra,sosyal medyada küfür kıyamet bağrış çığrış kaos içinde bu on dört yaşındaki bedenin ölüm haberini aldım.
Daha sakince olanını ise radyodan dinledim,kitap okuyormuşcasına ve elbet düşündüm.
Bu hafta bu ay bu sene;haftalarca,aylarca,senelerce ölümler,savaşlar,açlıklar,kuraklıklar haberi aldım.
Çilek reçeli kaynıyordu,evi bu koku sardı.
Vişnenin kulaklarını çınlattım,vişne reçeli,anneanne taneli...en bir sevdiğim.
Evi koku sardıkça,düşündüm,çilek reçeli yapabildiğimiz ve yiyebildiğimiz bir dünyada yaşıyoruz,ve aynı dünyada çocuklar öldürülüyor,afrikada insanların başları kesiliyor,bombalar atılıyor...yani çilek reçeli kokusunun,olduğun yeri sardığı bu dünyada bunlar nasıl oluyordu,bunu düşündüm.

Sosyal medyadan sıkıldım,sosyal medyaya yalnızlaşmamak için katılanlardan,bunun için var olanlardan,bunun için olan anlardan ve beni buna sürükleyenlerden sıkıldım.
Milanoda aç evsiz kimsesiz insan görmekten yoruldum.
Bugün değil bayadır insanların dinlemediklerinin farkındayım,
İnsanların dinlemeyenlerinden sıkıldım.
İnsanların yalnızlık korkusundan sıkıldım.
İnsanların katlanmalarından,bunu görmekten sıkıldım.
Sırf yalnız yemek yemeyeyim diye düşünüp,arkadaşlarını arayan var.
Bunun gibi başka örnekler var,
Bunlardan sıkıldım.
Daha çok şeyden sıkıldım.

Unutmak.
Unutmaya ve bundan korkmaya başladım.
Unutuyorum bazen.
Derin unutuyorum,kaybolurcasına.
O zaman kendimi de unutuyorum.
Ağır geliyor,
Saatlerce koku,ses,ten arıyorum.
Bir bebeğin,memeden süt içerken anlık memeyi kaybedişi gibi.

Sahneden ayrı kaldığım her gün bir yaş öldüm.
Zaman benim,ruhuma,bedenime,aklıma asılı bir şey değil;
Kafanı çeviririr bakarsın saate,takvime,
İlerlemiştir.
Sahneden ayrı kaldığım her günün farkına vardığım zaman da,
Ölüyorum.

Bu sefer ne kadar gideceğim?
Gidiyorum öyle ya,gidiyorum.
Bugün ağlayamamaktan,
Sinirimi bağıramamaktan,
İnsan kırmamaktan,
Kırgınlıklarımı toplamaktan,bitkinim.
Bugün beni özleyen bir şey var;
Resim.
Ona gidiyorum.
Gitmek isteği içerisindeyim.
Bir dem oldum,bir suya dönüştüm ve yeniden,
Kendimi buldum kafam döndü,işte kendime tutundum,kendimleyim.
Böyle yaptı insanlar ve insana dair şeyler.
Güneşin varlığına belge,yine güneştir.***
Sahi zaten neden yazıyorum,
Biraz azaldım ama yazıyorum
Toprak yüzünden yazıyorum.
Bağlayalım ve susalım:
Bu gidiş,gidiş gibi gelmedi bana
Sürgünlük desem...o da değil.
Ben içimde hep bir yerlere giderim zaten
Sürgünlük,benim kendi içimde.
Coğrafya üzerindeki gitmeler,sürgünlükler katlanılır şeyler
Benim gidişlerim,çoğu zaman,
Dönüş anlamına gelir içimde ve işte 
Kafam böyle dönmeye başlar.
Suya taş atarlar,su kalır bir süre veya uzunca bir süre,duru ve içinde lotusları büyütürcesine.

*Oruç Aruoba
**Edip Cansever,Masa da Masaymış Ha 
***Mevlana Celaleddin Rumi 






No comments:

Post a Comment