Friday, January 31, 2014

Astronot

En kötü Müjgan,
En kötü,bir limonlu veya beyaz çikolatalı turta alıp,bir de vermut
Bütün gece hem yer içer,hem ağlarım.
Tatlı canımı üzmeyeceğimi söylemiştim,yapmaya çalışıyorum.
Fakat bazen çok boşverdiğim oluyor ya.Çok oluyor.İşte bazı insanın da grisi yoksa...
Ciddiyetsizliğin,belirsizliğin,aitsizliğin olduğu yere,zamana;ve tüm bunlara sahip olmayan insana tahammül edemiyorum.
O zaman neden beraber yaşıyoruz,öyle değil mi?
Ah bu katlanmalar ve ah bu,ah bu birçok şey ve hiçbir şeyler.
Keşke bir gün,kapım çalsa ve biri elinde tüm gezegenlerle gelse,bak dur sana turta değil,Jüpiter,Satürn,Mars ve Venüs getirdim dese...
Ben küçükken en çok Satürn'ü severdim.Komik gelirdi,hala öyle geliyor.Sanki kendi tekmiş gibi tüm evrende,ortasında hulahopu var.
Yer çekimi çok tuhaf bir şey.Ben nasıl dönmüyorum arkadaş ya?
Veya düşmüyorum.
Bu topraklar nereye gidiyor?Onlar bile yer çekimli,siz hiç uçuşan toprak gördünüz mü?
Biraz canlar sıkkın bu aralar.Çünkü ben bir şeyi anlayamadığımda,isterse gelsin onu bana en sade kelimelerle biri anlatsın,en bilgili insan gelsin anlatsın,yok efendim,ben bir şeyi anlayamadığımda,olmuyor.
Ben bir tek suyu anlıyorum.Suyu kaynatınca,buhar oluyor;dondurunca buz,benim kalbime çok benziyor ve birçok insanın kalbi de aynı aort,kulakçık ve karıncıkdan oluştuğu için,onların kalbine de.
Geçen -yine canım sıkkın,zaten ne zaman acaba şöyle mutluluk dudaklarımın iki ucu arasında yerleşmiş olacak bilinmez-yirmi metre kare demedim,en sevdiğim müzik grubundan birinin şarkısında dans ettim,güldüm,bağırdım.Ne güzel oldu.Sonra,suratım düştü elbet.Ama diyorum ya Müjgan,en kötü turtayı falan da boşver hadi,ergen kız unutma yöntemince,kalkıp dans ederim.
Eskiden,başımı dans ede ede döndürüp uykumu getiririr,kendimi yatağa lönk diye atmaya bayılırdım.
Anlaştık mı yani şimdi güzeller güzeli?
Hadi bakalım.

karanlığı geçelim
karanlığı geçelim
ne uyku
ne ölüm
hem uyku
hem ölüm
düş içime uyu
ve sonsuz büyü
unut renkleri
ve şekilleri
hepi
ve hiçi
beni 
ve seni
ve geceyi yuttu
nirvana*

*Asaf Halet Çelebi 




Thursday, January 30, 2014

Şimdi Bir Şişe Oluyorum*

Buldum;
İnsanların bardaklarındaki içeceklere tek bir an durup baktığı anı buldum.Bir köşede durup veya bir yerde otururken,bir şey söylemeden;düşünemeden de,kafalarını sanki bir şey söylecekmişcesine kaldırıp,anlık bir hareketle nasıl indirdiklerini ve tuttukları bardağa,içindekine nasıl baktıklarını buldum.

Sonra;
Can dostunla,içinle,bir rakı masasında konuşurken,dertleşirken,paylaşırken;susup avucun rakı kadehini nasıl kavradığını buldum,avucuna kuruyemiş alıp,sgövdeyi hafif masadan çevirip etrafa bakışı,çatalın peynire gidişini,o anda bile susuşu buldum.

Buldum;
Bir anne meyveleri soyup,olduğun yere getirmiyor;bir baba elmaları kocaman dilimleyip sana uzatmıyorsa,o meyveler yenmiyormuş.Meyveler alındıkları gibi,torbaların içinde,buzdolabının bir köşesinde veya dışarıda kalakalıyorlarmış.Bugün,ben öyle,bir mandalina buldum.

*Metin Kaçan'ın cümlesi.

Monday, January 27, 2014

Società

İşte biz società diye buna diyoruz:



Bir toplum,millet düşün ki,soğukta Teatro alla Scala'nın önünde toplanıp,orkestra şeflerini,Claudio Abbado'yu anıyor.Görülen görüntü haricinde olan gerçek o kadar net vee güzel ki ve öyle bir saygı,medeniyet,kültür var ki,insan oturup tam da Piazza alla Scala'da ağlamak istiyor veya kah kah gülmek.

Sunday, January 26, 2014

Nino Rota

Saf,doğal,kendiliğinden gelen bir iyilik,güzellik,sade bir mutluluk:
Vino della Basilicata.
Üzümün tadını her içtiğin yudumda duyabiliyorsun.Ben bununla sonsuza kadar yaşayabilirim.
Bir evim olsun ve içinde böyle şaraplar,böyle sade mutluluklar,böyle sade sakin huzur olsun.
Sonra,çıkayım tarlalarda,küçük şehirde 'citta storica'da dolaşayım.Deniz hemen yanımda olsun,bir gün denize gidip bakayım,bir gün denize atlayayım.
Yani rüzgar gibi gelen bir mutluluk olsun.

Friday, January 24, 2014

Dervişler*

Bir çöp torbası.
Ha sahi ya,biliyor musunuz neden bu kış bu kadar sıcak ve neden temmuz ağustosta ağlayacağız?
İnsanoğlu yedi bitirdi dünyanın bütün suyunu ve su vıdılarını da ondan.
Oh mis gibi olacak yazın.
Zaten en sevmediğim mevsim yaklaştıkça geriliyorum.
İlkbahar da yaklaştıkça daha da geriliyorum;çünkü insanlar anlamsızlaşıyor.Zaten huyları...
Çöp torbası dedim şeyden,
Millet dünyayı kurtarıyor,çalışıyor,para kazanıyor,
Ben de bütün gün düşünüyorum.
Bununla acaba daha ne kadar yaşayabilirim?
Bir gün geldiğinde,işleri yoluna koyma yeteneğim ve tek yapabildiğim şey düşünmek-çalışmak vs yerine-ile su alabilecek,karnımı doyurabilecek miyim?
Arkadaşlarım,dostlarım,tanıdıklarım hep çalışıyor.
Sonra evlenen,nişanlananlar falan da oldu.
Tıkırlığa bak.
Ben de işte,tıkırlık yaklaştıkça uyuyorum.
İnanır mısın daha geçen gün,bir yere curriculum vitae bıraktım,sonra da dönüp yok bırakmıyorum deyip geri aldım.
Ne sistemi,ne düzeni,neyi zorluyordum?
Hadi çalışmaya başladım,para kazandım,güya bir de bundan mutlu oldum,ne olacak yani ya soru bu değil de açmıyorum şimdi.

Bunları bir yere koyalım şimdilik,
Asıl bağırmaya çalıştığım şu,
Çerçevelerdeki fotoğrafları kaldırmaya elim gitmiyor ama,kaldırmam lazım,çünkü artık beni mutsuz ediyorlar,beni iyi hissetirmiyorlar,fotoğraflardakiler uzaklar.
Kaldırıp,masayı dümdüz bembeyaz bırakırsam,aklım belki kendini damıtır,su gibi.,ruhum da.
Öldüğümüz zaman söyleriz birbirimize artık;seni çok seviyorum,seni çok özlüyorum,seni düşünüyorum,seni dinliyorum;seni dinlemek istiyorum,sana anlatmak istiyorum,senin sesini duymak istiyorum...
Öldüğümüz zaman.
O yüzden,geçer bu da geçer.

Nasıl olur da kendi kendine geceyle gündüz, 
sahipsiz olarak nasıl gelir, nasıl gider demezsin?**


*Mehmet Günyeli'nin aynı isimde,bir fotoğrafı vardır.

Thursday, January 23, 2014

Ah İstanbul ah,
Bak görüyor musun ne güzel içine sıçıyorlar!
Çok özür dileyerek küfür kullanmış oldum ama;şehir ve bölge planlama bölümü okumamdan,İstanbul'u çok sevmemden,orada yaşayıp büyümemden ve her bir karışında da-neredeyse-bulunduğumdan,küfürlü konuşma hakkını kendimde buluyorum.Bu konuya daha da değineceğim.
Katliam diye buna diyoruz.
Kuraklık bangır bangır bağırırken,ormanları katledip köprü yapmak maalesef çözüm değildir.
Nüfusu ve egzoz kokuları her yıl artan bir şehir için köprü yapmak,hiç çözüm değildir ve bir köprü yapıyor olmak,kimseyi 'güçlü'yapmayacaktır,çünkü devir aynı devir değildir.
Bu devir de ormanların bağrından köprü geçirmek,çevresindeki arazileri doyumsuzca yapılaştırmak,köprüyü ve köprüyü yaptırma kararı alanları 'güçlü'olarak nitelendirmeyecektir,tarih içinde.
Nasıl ki Beyoğlü'nda,başlayan inşaatlara,ara sokaklardaki eski rum evlerinin yerine yapılan otel ve merkezlere vandalizm dediysem,buna da aynısını demekten gocunmayacağım.
Keşke mümkanatı olsaydı da,İstanbul'u cebime koyup,kaçırabilseydim.
https://twitter.com/ucuncukoprufoto
Ben neden Ara Güler'i bu kadar çok seviyordum?Yanıt belli:

Daha da iyi olması dileklerimle 

Monday, January 20, 2014

Yeşeren'in Huzuru

bazen kelimelerle tanımlayamadığım şeyler var.
ve
Claudio Abbado'yu sevgiyle anıyorum,
uyuduğu yer bulut olsun.

Yol Yordam

-Yoo hayır inkar etmeyeceğim,bazen akşamları:'bu sabah da nerede kaldı'diyerek volta atan benim.Evet Evet bakın söylüyorum,ciddiyim.
Bu akşam da onlardan biri işte.Bazen o kadar çok sabah olsun istiyorum ki,bazen de yahu yeni bir günün hani tekrarı yoktu,cümlesi geçiyor yanlarımdan.Hep bu kişisel gelişim,anı yaşa felsefesi ve türevlerinin kabahati.
Geçen yine böyle bir akşamda,alt komşum Müzeyyen hanım tavana vurdu,Müzeyyen de ne Müzeyyen ama!Görsen hiç Müzeyyen demezsin,bildiğin huysuz,gözü kapıda,meraklı bir italyan teyze,Monica veya Maria'dan dönmeli Müzeyyen.
Neymiş efendim,akşamları ben ip mi atlıyormuşum.Şaşırdım elbette,öyle sert adımlarla voltamı atmıyordum çünkü.Zaten durmalarım da vardı.Voltaları atıyor,sonra bir durup duvara bakıyordum,bir de pencereden dışarı ve sonra yine öf pöf,sabah bir türlü olamıyordu.
Uyku neredesin.Bazen de uyku gelirsin ama yatak,uyutmazsın,yastık bir taş olur,ona vura vura,kendini döndüre döndüre sabahı edemezsin.Bir de öyle bir sessizlik ki bazen,insan diyor,tüh ben nasıl uyumuyorum.Burada öyle dat dat öten araba alarmı,akşam akşam dat dat kornaya basan abiler,tıslayan kediler yok.Baya akşam hazırlığını yapıyor gece herkes uyusun diye,yapıyor da uyunuyor mu öyle güzel.
Şarap mı içeceğiz hep?
Yok yok Müzeyyen teyze yok maalesef alt kapıda.Eski evdeydi o.
Zaten olsun olmasın...
 Şimdi benim aklımda bir soru var,sorup duruyorum ve cevabını da alana kadar soracağımı biliyorum,
Zaman nedir,nasıl bir şeydir?
Çok alışmışız,zaman'ı cümlelerde kullanmaya:
Zamanla geçer...zaman dediğin nedir ki su gibi akıp geçer...zamanım yok...zamanında yapsaydım...
Bir fiil,kelime düşün ki her çekim haline giriyor,hiç istifini bozmuyor,hamur gibi,her hale bürünebiliyor.
Bunların haricinde ama ben bilmek istiyorum,
Zaman nedir?

-Akşam diyordun işte oldu akşam.Kur bakalım çilingir soframızı;dinsin artık bu kalp ağrısı*

*Cahit Sıtkı Tarancı 

Thursday, January 16, 2014

Bellezza

İşte biz 'bellezza'diye buna diyoruz:

''When you realize the value of all life,
You dwell less on  what is past and 
Concentrate more on the preservation of the future.''
Dian Fossey 

Lonely Soul*

Bazı şeyler gerçekten komik.
Trajili komiklikten.
'Yaşlanmanın ilk belirtilerine karşı'kremler var şu hayatta ya ve
Bunu alan insanlar.
Ben de yani,bir insan olduğumdan
İşte bunlar aslında hep insan olduğundan değil de,
Nerede ve hangi zaman içinde yaşadığınla alakalı.
Ben neden ilk yaşlanma belirtilerime karşı krem süreyim,kayısı yiyeyim,cilt bakımı yaptırayım(şükür ona daha gelmedik)
Neden ben bunun stresine gireyim?
Evet stres,öyle gökten yağmıyor.
Ayrıca stres,çünkü iyi markalar veya biyolojik olanlar,normal olandan katlı fiyattalar.
İşte vıdılardan biri daha ve
Gitmelerin bir parçasını oluşturuyorlar.
Bir yerde,aslında kapitalist dünya hem gel gel al al derken sana,hem de kaç kaç git de diyor ama bunu
Çoğumuz bilmiyoruz
Bam kredi kartları
En sevdiğim.
Ben büyüyünce kredi kartı ve araba almayacağım.
Bin kere daha söyleyebilirim bunu.
Surat bu en nihayetinde,alçı değil ki!
Ya bir mide doktorum tüm bu yazdıklarımı aslında çok güzel neden ve sonuç içinde cümleye koymuştu,dedi ki bana:insansın bir yere vuracak elbet.
Bir de bu aralar çok üzgünüm.
Gözlerin altı en sevdiğim renk.
Bir de gitmiyormuş ya,yaş ilerledikçe sofa oluyormuş göz altları...
Değişik.
Hadi iyi geceler gönül dostları.

*Kendisi U.N.K.L.E ın bir parçası.

Friday, January 10, 2014

''tabii efendim, ne demek. ne diyor? "gonül dağı". 
kerem de diyor ki, "dağ üstünde dağ olmaz." bir "dağ" var, bir de "dağ" var. 
demiri kızdırırlar da derinin üstüne basarlar ya, işte o da "dağ"dır.
gonül de öyle dağlanıyor.''

Çerçeve Altı Dantelleri

Yanakların yanması işte böyle bir şey
http://www.youtube.com/watch?v=j41i5MBCDhM

Wednesday, January 8, 2014

Bulut

 Çam ağaçlarımı suluyordum,aklıma geldi.
Çiçekleri suluyorduk,
Sulamak...
Kabristana gidiyorum,toprağı suluyorum,bir varlığı,bir canlıyı sulama hissiyatıyla.
Arada kafamı kaldırıp kavak ağaçlarına bakıyorum.
Kabristandan ayrılırken,bazı mezarlara bakıyorum;işli,süslü,güzel çiçekli,etrafı sarılmış olanlar var mesela,
Bazen büyüklerimiz diyorlar ki,üşümesin,iyi yerde uyusun,çiçeklerine bakılsın,su verilsin.
Çiçek dersem,demektir ki canlı veya ruhu çıkmış geziniyordur;çiçek demezsem,ben neyi suluyorum?
Onlar,neyi sulayacaklar sonra?Toprağa karışmış,bir zamanlar her şeyden üstte tuttuğum,koruduğum aklımı mı sulayacaklar?
Bir çiçekmişim gibi,yapraklarım dökülmesin,canlı kalayım diye bana su mu dökecekler?
Büyüklerimiz,üşümeyeyim diye bana etrafı sarılı,çiçekli,dantel işlemeli bir mezarlık mı yapacaklar?
Uyuduğun yer...
Uyuduğum yer böyle mi olacak?
Mesela,yağmur yağdığı zaman,şimşekler çaktığı zaman,kabristan sanki olduğundan daha gri oluyor,daha soğuk ama boğuk değil,çünkü kavaklar var,çamlar var.
Ama soğuk işte ve sen de toplumsal aklınla,duyduklarınla bunca zaman,şimşekler çakınca,acaba 'uyuyan'üşüyor mu diye düşünüyorsun.
Bu soğuk olan mekandan daha soğuk bir düşünce.Bu neden gelir ki insanın aklına?
Ah şu anneanneler,babanneler...
Karşımda fotoğraflar var,çerçevelerin içinde.
Temizlik yaparken,onların da tozlarını alıyorum.Göz ya bu,gözün fotoğraftaki kişilere dalıyor.
Eğer o kişiler 'uyuyorlarsa',ellerine,gülüşlerine,gözlerine daha bir dikkatli bakıyorum.Sonra tekrar aklıma geliyor,bu gözler,bu eller,bu dudaklar nasıl toprak oluyor?Bazen seslerini duyuyorum,o zaman da hatırlıyorum,bu ses nerede?
Bazen de korkuyorum,çok korkuyorum.
Fotoğraflarına baktığım kişiler yaşıyorsa ve hemen 'uyuyanın'yanındaysa,ona da dikkatlice bakıyorum.
Sonra aniden,gözlerimi kaçırıyorum,seslerini duymamak için kaçıyorum,aramıyorum,sormuyorum.
Yani birinin yaşlılığını ararken,diğerinin yaşlanmasını görmeye dayanamıyorum.
Bu arayı çoğu insan bilemez,bu bir lütuf değildir zaten,bilinmesi gereken bir bilgi de değil.İnsanlar büyür,yaşlanır,ölür.Göz,gönül;zaman,akıl buna alışıktır,kilosu,temposu bozulmaz çoğu insanın.
Bu güzeldir belki.
Bilmiyorum ki.
Öyle her zaman değil ama,sadece bir 'ara'da bana bir telefon numarası verilsin,arayayım istiyorum,uyuyanın sesini duyayım istiyorum.Uzak olalım,yine uzak olalım ama,o ellerin,o gözlerin,o saçlar,o sesin yaşadığını bileyim diyorum.
Kabristanda bu kadar çok uzun kavağın olmasının sebebi,bana göre,hemen önünde duran gri mezar taşı ve kahverengi toprak renginin seni boğması ve bu boğmanın otonomuyla,kafanı kaldırıp nefes alman için.
Öbür türlü olmuyor.Bir de konuşmaya başlıyorsun,ağlamaya.
Mesela neden ağlıyorum?veya aklıma,sesin,gülüşün geçirdiğimiz iyi kötü günler geliyor?
Halbuki o anın içinde,gri bir mezar taşıyla konuştuğumu bana hiç kimse söylemiyor ama,şu cümleyi kurabiliyor insanlar,kabristana ziyarete gitti.
Bu öyle bir enlem ki,önünde gri taş ve tuttuğun toprak seni ne kadar boğsa da,kafanı kaldırıp genişlediğin,genişlettiğin göğsünle,kabristanda saatlerce kalabiliyorsun.
Bir an orayı benimsiyorsun,anlattıkların,anımsadıkların bitince,etrafına bakınıyorsun,diğer uyuyanlara.
Hayat var ya yanında,yaşanmış,başkalarının çerçevelerine girmiş gülüşler,gözler,suratlar var.Bu aklındayken,bir toprağa bakıyor olmak,buruyor kalbini ve senin nefes alıyor oluşun,tik tak zamanın sesini ,kalp atışını duyuyor oluşun daha da buruyor.O zaman da kalkıp gidiyorsun işte,teker teker her bir mezara bakarak,her bir fotoğrafa,surata,göze,ellere...
Bundan daha acı olanı,fotoğrafın diğer yanında,hala yaşıyor olanın da nefesini duyuyor,ellerini tutuyor,gözlerini görüyor oluşun.
O zaman da,ellerini bırakıp,gözlerini gözlerinden kaçırıp,sesini duymamak için kulaklarımı tıkayıp koşuyorum,
Kavakların arasında.
'Biri ürkütür beni,öteki sevince boğar.'
Bugün,kalbim yeniden kendini bana hatırlattı,üşüyerek,burularak.
Gözlerimdeki kırışıklıklar,ağlayamamaktan arttı.
Bir hastane odasında,yalnızlığa terk ettiğim,can benim.
Toprağını sulamaya gittiğim can benim,etrafındaki ağaçlara bakıp:bak tepende kavakların var,biraz ileride çamların,hemen karşında,bir dal ağacın,dediğim can benim.
 O gün seni toprağa karıştırırlarken,hayat devam ediyor,dediler.O anda,gözümle gördüğüm şey toprağa karıştırılan bir can ve kalbimdi,duyduğum cümle bu ve aynı anda kalp atışlarımdı,düşündüğüm şey soğuk ve soğuk bir ara,bir ev sıcaklığının bir kabristan soğuğuna dönüşmesiydi.O gün bugündür ait olmak nedir bilmiyorum,ev nedir kaybettim,bazen dalıyorum kabristanı evim sanıyorum.
Bugün dokuz yıl oldu;insanlar seni anacaklar,doğum gününde olduğu gibi,bazı günler olduğu gibi ama,sen bizi anmayacaksın,bana telefon açmayacaksın.
Ben senin o gece,o sabah ne hissettiğini bilmiyorum,ne düşündüğünü son anında,dudaklarının son kez nasıl oynadığını,gözlerinin en son neyi gördüğünü bilmiyorum.
Sabah mı akşam mı,öğlen mi gece mi gittin bilmiyorum.Bunları bilmeyerek büyüdüm,büyümeye devam ediyorum.
Yalnız mıydın bunu bilmiyorum ve biliyor musun,
Ben o günden beri yalnızlıktan korkmuyorum.
Hatta küçüklüğümde,kendi oluşturduğum kendi istediğim yalnızlıktan,daha derin bir yalnızlık olmasına rağmen,hiç korkmadım yalnızlığın tüm hallerinden fakat,insanların çoğunda yalnızlıktan-yalnız olmamalarına rağmen-korktuklarını gördüm.Bunun için,yemek yerken sırf biri olsun diye,yemeğe birilerini çağıran insanlar tanıdım,alışverişini,tamirini yaparken de ve diğer şeylerde de öyle.
Benim zamanım,değişkendir,bir arayım çünkü ben;doğan,yaşlanan,ölen bir varlıktan ziyade,hep bunların aralarında olan,zamanı hep bölen;kalbi,nefesi,aklı hep aralarda olanım ben.

Tuesday, January 7, 2014

Thursday, January 2, 2014

Hep uykum var,
Hep çok uykum var.
İki saat de uyunsa,sekiz saat de hep uykum var.(zZzZzZ siz ingilizler nasıl diyor,fall asleep)
Unutmak eylemini tüm neden ve sonuçlarıyla denize atabilseydim,
Belki uyumazdım öyle değil mi bilinçaltım?(bilinçaltı şaşırmış etrafına bakıyor,hemen kaçacak delik arıyordu)
Farkındayım farkındayım(bilinç,o ara bilinçaltına fısıldadı)
Bir haber aldım bugün,italyan bir abi yirmibeş yıl sonra komadan öbür tarafa geçiş yapmış.
Birkaç haber daha vardı böyle yıllı,komalı;yedi yıl sonra uyanan,üç yıl sonra uyanan,on yıl sonra uyanamayan...(bilinç ve bilinçaltı camdan ufka baktı,ikisi de hem fikir oldular gidip uyuyalım bari)
Aslında uyumayı,uyumayı sevdiğimden dolayı gerçekleştirmiyor muydum?
Yatağa gidiş anı,uykuya geçişe bir kala anı,uykudaki anın...ve uyuduktan sonra uyanacağımı bildiğimden uyumayı sevmiyor muydum?

Rete Notturna :

Yani gece vardiyası.
Uykudalardı.
Görevleri bitmemişti,bilinçaltı gizlendiği yerden,ben tam uykudayken,bilincin katına çıktı ve bilince :
''Bir kahve koy da içelim,gece uzun bizimki sabaha kadar uyanmaz''dedi.
Bilinç de bilinçaltına yaptı kahvesini getirdi önüne:
''Ee kardeşim ne haberler?''




Karalama Defteri

Geç olsun güç olmasınlı:
Yavaş yavaş başaracağım.
Bugün buna inandım.
Ama şu 'geçiş'arasında
Lanetler de olabilir,olabilir ki
En sevdiğim yerde oturup kahve içip bunları yapmaya çalışmıyorum.
Neyse.
Karaköy kokmak diye bir şey varmış,
Bir 'ara' olsa da Karaköy'de ağzım açık gezebilsem.
Karaköy'ü çok seviyorum ben.
Olabilir.
Buradan halletmeye çalışacağım.
Karaköy bir de neden benim aşkım?
Birçok etnik grubu,etnik yapıyı bir arada yaşatabildiği için.
Koskoca devletlerin,şehirlerin yapamadığını,
Bu koskoca semt yapabildiği için.
Adiós Nonino*

*Bu da Astor Piazzolla'nın bir kompozisyonu,albümünün adıdır.
Adios,bana hoşçakal,goodbye veya ciao'dan daha eserikli,daha gitmenin hakkını veren bir elveda olarak geliyor.