Thursday, November 24, 2011

Harmonica

Bu kadar.
Yok daha kapatmamaya karar verdim,şimdi;
Artık ben de kabul ediyorum bunu,küçüklüğümden beri,büyüdüğüm çevremde insanların ben de görüp,bana dedikleri şeyi yani.
Bu konudan ayrı olarak,hep kolay değil dedikleri şeyin de ne olduğunu buldum,bu yaşımda.
ve sonra zaman gösterir dedikleri şeyin de.
Deformasyon ve dahası.
Sanat çocuğu olduğum için,aklımı seviyorum kalbimi de.
Adı sanat olmak zorunda değil.
Görüyorum ki yetenek,duyu,algı nereye gidiyorsa gidiyor,ben aklımı ve kalbimi sevdiğim için oluşmuyor,tamamen benden bağımsız oluşmuş oluyor.
Bir bakıyorum sonra ben olmuşum,diğerlerini anlamaz ve anlayamaz olmuşum.Onlar da beni.
Sonra bunun içinde de ayrılıyor,benden sonra benim sanatım,benim fikirlerim,yarattıklarım,yaratacaklarım oluyor.
Önce o gelmiş bana.
Adı da kabul olmak zorunda değil.
Bazı çocuklara zorla sanatı ve dallarını sevdiremeyiz,ne dinlersen dinle çocuğunun yanında,bu öyle bir şey değil.Adı bilgi olabilir ancak ama sanat değil.
Benim en mutlu olduğum anlardan biri mesela,bir bale veya konserde,orkestranın gösteri başlamadan önce çıkardığı o ıvır zıvır sestir,akorlarını yaptığı son hazırlıklarını tamamlamaya çalıştığı süredir.O ses karmaşıklığının ben de yarattığı mutluluk,çok güzel.
Böyle işte.
Bu değişik çağda,çoğu zaman nefesimi duyamaz oluyorum.
Gereksiz bir,gerekli birçok endişemin yanında gereksiz,endişe yaratıyor üzerimde,çünkü o bahsettiğim beni anlayamaz dediklerim düşünceden değil yaratamamaktan,tekdüzelikten bulduğunu hemen önüme sunuyor.Korkuyorum.
O yüzden de uzun süredir düşündüğüm bir kararı vermek üzereyim.
Artık konuşmayalım.

Harmonica






Monday, November 21, 2011

Nodo

Parça pinçik içlerden yansıyan,unutarak gülümsediğimiz haller,davranışlar,olaylar.
Hep kenardan kenardan gülümsemeler,bazen de kocaman kahkahalar.
Karmakarışık çok.
Boya olmak isterdim,bir renk,koku yani soyut bir şey;gözle görünmeyen ama hissedilen ve benim hissetmediğim duygusuz mantıksız bir nesne veya şeyler dediğimiz,herhangi bir şey.



"Benim mesleğim başkalarına hikayeler anlatmak. Bu hikayeleri ille de  anlatmalıyım. Anlatmadan yapamam. Birilerinin hikayelerini diğerlerine anlatırım. Bazen de kendi hikayelerimi, kendi kendime ya da başkalarına anlatırım. Bu hikayeleri  insanların da bulunduğu ahşap bir sahne üzerinde bir takım eşyaların ve ışıkların ortasında anlatırım. Ahşap bir sahne olmasaydı, yerde, herhangi bir meydanda, bir sokak köşesinde, ya da bir balkondan, bir pencerenin arkasından anlatırdım. Yanımda insanlar olmasaydı, tahta parçalarıyla, kumaş parçalarıyla, kesilmiş kağıtla, tenekeyle, ya da dünyanın bana sunduğu herhangi bir şeyle anlatırdım. Şayet hiçbir şey olmasaydı, yüksek sesle konuşarak anlatırdım. Sesim olmasaydı, ellerimle, parmaklarımla konuşurdum. Ellerim, parmaklarım olmasaydı, vücudumun geri kalan bölümleriyle anlatırdım. Sessiz anlatırdım, kıpırdamadan anlatırdım, bir ramp ışığının önündeki ekrana bağlı ipleri çekerek anlatırdım. Ne yapar ne eder anlatırdım, çünkü benim için önemli olan bir şeyleri birilerine anlatmak, beni dinleyenlere. Bundan ötesinin hiçbir anlam ifade etmediğini anlamıyor musunuz? Anlamıyor musunuz ki içinizdeki şeyleri başkalarına anlatmak için seçilen yol sadece bir araç, sadece bir nesne, bir bahane. Bir de gelip bana tiyatrodan, sinemadan, daha birçok şeyden söz ediyorsunuz! Bir meydanın ortasında yerden yirmi metre yüksekte bir ipin üzerinde sandalyeye oturmuş bir adam bile orada, yukarıda, iskemlesiyle tek başına neler yapabileceğini anlatabilir. Var olduğunu, dengesini koruduğunu, düşebileceğini ama düşmediğini, korktuğunu ama korkusunu göstermediğini ve daha neler, neler anlatabilir. Bütün bunları anlamıyor musunuz? O zaman siz zaten hiçbir zaman, hiçbir şey anlamadınız. Ama, artık benim için önemli olan anlaşılmak değil. Beni dinleyin yeter."

G.S


Saturday, November 19, 2011

Gertrud

Hermann Hesse'nin Gertrudu:
Gertrud,betimlemeleri çok nahif olan,benim hayalimdeki birçok şeye uyan ve aynı zamanda daha önceleri fark ettiğim birçok şeyi bana hatırlatan,kontrastların incecik anlatıldığı;yaptığım ve yapmak istediğim birçok şeyi de içinde barındıran,aynı zamanda Hesse'nin bir zamanlar aldığı psikanaliz tedavisinden de parçaların gezindiği bir kitap.

''Daha o zamanlar şunu sezmiştim ki,doğru dürüst bir çalışma insanı yalnızlığa sürüklemekte ve bizden yaşamın rahatlığına sırt çevirmemizi istemekteydi''

''Bu arzu edilmeye değer güzel kızı,ilk kez tutku ve coşkudan uzak,çıplak gözle görmek,kendisini daha önce hiç tanımamış olduğumun bilincine varmak hayli şaşırtmıştı beni''

''Geçmiş ayların yaşantılarından,heyecan ve telaşlarından sonra yalnızlığın sessizliği emin bir kale gibi çevremi kuşatıyordu;bozulan ruh huzuruma yeniden kavuşmuş,fiziki güçsüzlüğüme,gülüp oynayarak değilse bile,bir rıza duygusuyla katlanmayı öğrenmiştim.Yükseklerdeki o köyde,hayatımda yaşadığım en güzel haftaları geçirdim.Temiz ve saydam havayı soludum,çayların buz gibi sularını içtim,sarp yamaçlarda otlayan keçi sürülerini seyrettim,düşsü sessizlikler içinde siyah saçlı çobanlar vardı başlarında.Kimi zaman ovada gezinen fırtınanın sesini dinledim,alışılmadık bir yakınlıktan sislerin ve bulutların gözlerinin içine baktım.''

''İkide bir sonatımı önüme koyup,içinden parçalar çalıyor,sonra yine bir kenara kaldırıyordum.Bazen sonatımı gerçekten güzel bulup göğsümü kabartan bir kıvanç duyuyor,bazen de değersiz,bölük pörçük ve gereken aydınlıktan uzak gözüyle bakıyordum ona.İçimdeki bu heyecan ve endişe uzun süre katlanılacak gibi değildi.Sonunda,yaklaşan akşama sevinmem mi,yoksa ondan korkmam mı gerektiğini bilemez olmuştum.''

''Sazların hafif akort sesleri yumuşak bir curcuna oluşturdu...
Yanımdaki müzisyenler coşmuştu,şarkıdaki giderek kabaran özlem tedirgin kanatlarını çırpmaya başlıyor,uça uça doyumsuz halkalar çizerek yukarılara çıkıyor,arıyor sonra yakınıp sızlanarak ürkek yitip gidiyordu.Ardından çello derinden bir coşkuyla melodiyi devralıyor,onu belirgin ve ısrarlı öne çıkarıyor,melodi yavaş yavaş yankılanıp sönerken yeni ve kasvetli bir perdeden içeri alıp götürüyor onu,yarı öfkeli bir basta umutsuzluk içinde çözüp dağıtıyordu''


''Artık haz ve elemi birbirinden ayırmaz olmuştum,biri ötekinin aynıydı bunların,ikisi de acı veriyor ikisi de hazlara boğuyordu insanı.Yüreğimde ister hüzün ister neşe olsun,varlığımdaki güç bunların üstünde dinginlik içinde duruyor,durumu izliyor,aydınlık ve karanlığın birbirinden ayrılmaz kardeşler olduğunu görüyordu;üzüntü ve huzur aynı büyük müziğin ölçüleri,güçleri ve parçalarıydı.''

Monday, October 24, 2011

Lacrimosa


Lacrimosa,beyaz yasemin kokulu bir çiçek.
Bildiğimiz mutluluk,huzur,sevinç veya üzüntü surata yansır mı?
Hepsi sığ.
Çok karmaşık hücrelerimiz var,duyularımız,duygularımız,düşüncelerimiz ve tüm bu karmaşa bir insanda birleşiyor.
İnsanın kendi sessizliği bir süre sonra insana rahatsızlık veriyordu,bildiğimiz rahatsızlık.
Fakat,bir anda ve aslında parmaklarınla saymaya başlayıp yılların parmaklarınla geçtiğini gördüğünde,rahatsızlık vermiyor.
Kopmak bu mu?
Nasıl bir sakinlik sessizlik bu?
Lacrimosa,gölde duran,süzülen;beyaz,yasemin kokulu çiçek.
Hiç aynı insan olamadım ve aslında hep aynı insandım.



Wednesday, October 5, 2011

Naval

Acıyı her hissettiğin,istediklerine ulaşamadığın anda
Yutkun.
Yutkun,belki nehir olur birgün

Kim bilir,bakarsın belki tüy olur,
Birikip yumak olur,
Sonra da uçup..gider

İnsan hiç,çıkmadan günlerce,yıllarca nehirde kalır mı?
Kalamaz,üşür bir de.
Sen hiç kırmızı nehir gördün mü?
Ben görmedim,nehir;
Berrak,mavi olur
O da bana göre.
Ama kırmızı olamaz.

Unutmamalıyım ki,bazılarımızın hayal gücü o kadar geniştir ki,istediklerini elde etmesine gerek bile kalmaz.



Saturday, September 24, 2011

Pamuk Kalp

Kalbin pamuk olur da düğümlerle birbirine mi karışır?
Ne oldu kocaman kalbine?
Saitciğim Faikciğim dinliyor mu beni?

Sesler duyuyorum kocaman sesler,uğultu değil ama
Oradan buradan bitmeyen sesler
Sonra kokular

Kalp bir taş
Olamaz mı?
Pamuğu taşla örtsen,taş yine gözükür de
Taşı pamuğun üstüne koysan pamuk gözükür mü?
Gözükmezmiş.
Sonra uğraş,kaldıramazsın taşı.
Pamuk olur kocaman bir kütle taşıyamazsın ,o pamuk değildir artık.

Wednesday, September 7, 2011

Sonbahar

Bu bir başka masal,
Aşka dair yazılan bir masal
Her aşk gibi olmuş,sonunda bir rüya ya da bir hayal.
Sevmiş ve sevilmiş hiç bıkmadan,
Deli gibi peşinden koşmaktan,
Ne kalmış elinde aşktan?
Kırık bir kalp ve kırık bir hayal,
Defter içinde solmuş bir çiçek.
Şimdi her akşamüstü bakarmış,
Bakıp bakıp da ağlarmış.
Artık o başka bir aşkın malı,
Kalbine söyle ki unutmalı.
Defterde solmuş kuru çiçeği,unutmak için atmalı
Ya kalbi ne yaparsın?
Solmuş çiçek gibi mi atarsın?
Farzet attın dedik,
Kalpsiz söyle,sen nasıl yaşarsın?
Ağla ağla unutursun bir gün,
Artık masal oldu bak o düğün,
Yarın doğacak yeni gün.

Söz:Fecri Ebcioğlu

Thursday, June 23, 2011

Uzaklığa Övgü*

Gözlerinin kaynağında yaşıyor misineleri
Çılgın denizi balıkçılarının
Gözlerinin kaynağında tutuyor deniz
Verdiği sözü.

Burada atıyorum bir yüreği,
İnsanlarla aylaklık eden
Elbiselerimi üstümden ve 
Pırıltısını bir sözün

Karalar içinde daha kara,daha da çıplağım
İhanette sadık oldum,ilk kez.
Ben senim,
Ben ben olunca.

Gözlerinin kaynağınga deviniyorum ve 
Düşlüyorum talanı
Bir misine yakaladı bir misineyi
Ayrılıyoruz sarmaşdolaş.
Gözlerinin kaynağında boğazlıyor 
Asılmış biri ipi.

*Lob Der Ferne-Uzaklığa Övgü,Paul Celan'ın Neredeyse Yaşayacaktın kitabından,Oruç Aruoba çevirisi ile.

Wednesday, May 18, 2011

Hiçkimse'nin Gülü*

Bazen taş olur kalbin,
Yalnızsan eğer,istersin ki bir rüzgar sarılsın sana
İşte o taş seni aşağıya çeker,başkasını değil ki zaten istemezsin başkasını aşağıya çeksin.
Sen seni kaldırmak zorunda olduğun için de oturur ağlarsın sonra
Geçer ama,çıkarırsın kendini
Çünkü nefesin boğar artık seni.
Zaman neymiş ki...
Unutursun işte,sırf yaşadığını bilebilmek için kalkıp suratını yıkarsın
Öyle geçer işte,yaşadığın korku
Yani
Geçti sanırsın,sonra tekrar başlar.
Yalnızlık güzeldir tatlıdır aslında ama
Yalnızlık çok yalnız olmayınca
Ben ordayım şimdi,
Yalnızlığın çok yalnız olduğu bir köşede,kıyıda belki odada.
Bir süre sonra yalnızlık korkutmaz seni,yalnızlığın bu saf halinden korkarsın
Aynı doğduğun andaki gibi.
Nefes alamayınca çıkmak istersin bakarsın ki aynı su,
Su hep aynı.
Bazen düşünmeden uyumak en tatlısı,hatta her zaman
Kendini yatağa atmak ve öylece uyumak işte ama
Olmaz çoğu zaman.
Tetikler-ler.
Taş olur kalbin,
Kapkara bir taş.

Hiçkimse'nin Gülü'nden :

Bir sessizlik oldu,bir de fırtına,
Tüm denizler geldi.(İçlerinde Toprak Vardı)

Derine gitmenin sözü(Derine Gitmenin Sözü)

Senin göçüp gitmen bu gece,
Sözcüklerle geri getirdim seni,işte buradasın
...bu yarımla düşer kalkarız.Senin Göçüp Gitmen)

Gerçek kalan,gerçek olmuş olan satır.(Oniki Yıl)

Bütün bu hüzünlerin üzerinde:ikinci bir gökyüzü yok.
Bir ağızda,
Ki bu yüzden o bir binlik sözcüğüydü,
Yitirdim ben-bir sözcük yitirdim.(Su Bendi)

Bir Hiç idik,
bir Hiç'iz,kalacağız
Öyle,çiçek açarak:
Hiç gülü,
Hiçkimse'nin gülü.(Mezmur)

Bir sözcük,
Severek seni ona kaptırdığım:
Hiç sözcüğü.
...
Şarkı söylediğim hala hatırında mı?
Apaçık yatıyordun önümde,
Yatıyordun bana doğru,
Önümde yatıyordun
Benim öne çıkan
Ruhumun önünde.
...
Şarkı söylediğim hala hatırında mı?
Bu-ah bu akıntı.
Hiç.Dünyanın altına doğru.Şarkı söylemiyordum.
Apaçık yatıyordun
Yol alan ruhumun önünde.
Akşamlar gözünün altında
Çukur oluşturuyor.(Pırpır Eden Ağaç)

...
Siz benimle sakatlanan sözcükler,
Ey siz benim düz olanlarım.(Şırıldıyor Çeşme)

Artık değil
Bu
Kimi zaman seninle
Saatin içine dalan
Ağırlık.
Bu başka bir şey.

O boşluğu tutan ağırlıktır,
Senin-le giderdi o.
Adı yok,senin gibi.
Belki aynı şeysiniz.
Belki sen de adlandırırsın beni bir gün
Böyle.(Artık Değil)

Taşla konuşulduğu gibi,senin
Gibi,
Bana doğru bir uçurumdani
Bir ülkeden bana kardeş olan,
Bana doğru savrulan se,
Evvel zaman içinde sen,
Sen bir oysa-gecesinde rastlanan,sen oysa-sen(Radix,Matrix)

...
Bunun gönlüne yaz
Yaşayan Hiç'i.(Kapının Önünde Duran Birisine)

...
Odunlaşmış kalp öteberisi.(Hiçkimse'ye Yanaşmamış)

...
Bırak onu,o tümüyle
Kendine ait olsun,yarım ve
Tekrar yarım olarak.(İki Evle,Sen Ey Sonsuz)

...
Bende de
Binyıllık renkteki taş
Boğazımda duruyor,yürek taşı,
Benim de
Dudağımda
Başlıyor yeşil küf oluşmaya.(Sibirya'Vari)

...
Sen gözlerimi kapattığım için ben,
Böyle olsun
Dan sonra türküye devam etmeyen sesini duyan sen.(Benedikta)

...
Fışkıran yollar oraya doğru.
Yürüyebilen bir şey bu,
Selamsız sanki bir yürek olmuş,
Geliyor buraya doğru.(A La Pointe Acérée)

...
Hece-
Rıhtımları,deniz-
Rengi,uzaklara
Hiç gidilmemiş yere.
...
Güzel zıplayan saniyelik
Nefes refleksleri ile:
Işıklı çan sesleri(dum-,
dun-,un-,kalbin özlem çektiği yerde)
Harekete
Geçen,kur-
Tarılan,bizim olan(Anabasis)

Bir cirit,solunum yollarında,
Öyle gezer,kanat
Güçlüsü ve
Doğrusu.
Yıldız yol-
Ları,dünya tarafından
Kıymıkları öpülmüş,zaman
Tanecikleri tarafından yaralanmış,zaman tozu,

Sizinle yetim kalarak,
Lav parçacıkları,cüce-
Leşmiş,ufalmış,yok-
Olmuş,
Kullanılmış ve reddedilmiş,
Kendi kendie kafiye,-
Böyle geliyor
Uçarak,böyle geliyor
Yeniden ve geriye,
Bir kalp atışını bin yıl boyunca
Saklamak için
Etraftaki tek ibre olarak,
Bir canı,
Kendi
Canını
Yazıyla donatan,
Bir tek
Canı
Rakamlarla donatan.(Bir Cirit)

Bir tane,tek
Bir tane
İplikte,onda
Dokuyorsun-onun
Tarafından daha da sarılmış,
Açığa,oraya,
Bağlı olana.(Hawdalah)

...
Yitik,yitik olmayan demekti,
Yürek ise sağlam bir yer,anladım.(Sirk ve Kale Öğleden Sonra)

Tavşanpostu gök.Hala
Yazıyor belirigin bir kanat.
Ben de,hatırlasana,
Toz-
Renginde,geldim
Turna olarak sana.(Gündüz)

...
Hissediyor musun,yatıyoruz
Beyaz bin
Renklilerden ve bin ağızlılardan
Önünde zaman rüzgarının,nefes yılının,kalp-hiç'in.(Kolon)

...
Kalp kalbe.Fazla ağır geldi bak.(Ne Oldu?)

...
Her şey
En ağırı bile,
Kanatlanacak gibiydi,hiçbir şey
Geri kalmadı.(Les Globes)

Ağır,ağır,ağır
Davranan
Söz yollarında ve söz-orman yollarında.
Ve-evet-
Körükleri şairlerin gizli oturumlarda
Nefesli çalgı sesleri,ikindi sesleri,fısıldamalar ile yılan
Sesleri çıkarır,mektup yazarlar.
...
Hiç-insan günü tarihinin Eylül'de:
Ne zaman,
Ne zaman açacaklar,ne zaman,
Ne zaman açacaklar,hühendiblü,
Huhendiblü,evet,Eylül-
Gülleri?(Huhendiblu)

...
Ve sayılar
Birlikte örülmüştü
Sayılamayanla.Bir ve bin ve onlardan
Önce ve sonra,
Kendinden daha büyük olan,daha küçük,olgun-
Laşmış ve
İleri geri
Dönüştürülmüş
Çimlenen bir Hiçbirzaman'a.
Unutulmuş olan uzanıyordu
Unutulacak olana,kıtalar,kalp bölümleri
Yüzüyordu,
Batıyor ve yüzüyordu.Kolomb
Gözünde güz
Çiğdemi,o ana-
Çiçek,
Direk ve yelken öldürüyordu.Her şey yola çıktı,
Özgür olarak
Keşif hevesiyle,
Rüzgar gülü soluyordu,yaprakları
Dökülüyordu,bir dünya denizi
Kitle halinde ve ortada çiçeğe durdu.(Acı Sözcüğü)

...
onun adı Yarın.
...
-kopmuş olan,tekrar kaynaşıyor-
İşte onlar,al onları,ikisi birarada önünde,
Adı,adı,eli,eli
Al onları rehin olarak kendine,
O da onu alıyor,ve sende
Tekrar senin olan,onun olan var.
Yel değirmenleri.
...
Adı nedir,senin ülkenin
Dağın ardındaki,yılın ardındaki?
Adını,biliyorum ben.
Adı,o kış masalı gibi,
Yaz masalı gibidir adı.(Her Şey Farklıdır)

...
Oradan
Sana yönelen gerçek,ve önceden ve geçerken,
Oradan
Yukarıya doğru söylenenden,
Orada hazır duran,bir tanesi
Kendi kalp taşlarına benzeyen,tükürülen
Bütün bozulmayan saat mekanizmasıyla,dışarıya
Doğru olmayan ülke ve olmayan saate.Aynı
Tik tak ve tik tak sesi ortasında
İri kum küplerinin
Geriye doğru sırtlan izlerinde,
Yukarıya doğru izlenebilen.(Ve Tarussa'dan Gelen Kitapla)


*Bir Paul Celan kitabıdır.


Reversible

1947 Toni Frissell

Sunday, May 1, 2011

Saturday, April 30, 2011

Corona

Güz,kendi yaprağını yiyor elimden,biz iki dostuz.
Zamanı ceviz kabuklarından ayırıp,yürümeyi öğretiyoruz ona,
Zamansa dönüyor kabuğuna.

Aynada pazar,
Düşte uyunan uyku,
Ağızsa,gerçeği söylemede.

Gözüm bir sevgilinin cinselliğine teşne:
Öyle bakışıyoruz,karanlık sözler ediyoruz birbirimize;
Haşhaş ve bellek gibi seviyoruz birbirimizi,
Uyuyoruz şarap gibi midye kabuğunda,
Bir deniz gibi ayın kanlı ışığında.

Penceredeyiz,sarmaş dolaş,kendimizi seyrediyoruz sokaktan:
Vakit erişti,herkesler bilsin bunu,
Artık çiçek açma zamanıdır taşın,yüreğinse tedirginlik zamanı.
Zamanıdır,zamanı gelmenin.

artık zamanıdır.

P.CELAN

Sunday, April 10, 2011

Son Açılış

Bazen kimseyle konuşulmayacak kadar dipte olan şeyler vardır;utangaçlıktan değildir bu konuşamamak,sadece susman gerektiği içindir. Dipte dediğim,derinde dediğim şeyler,öyle şeyler değil;kaçmayı belki saklanmayı gerektiren şeylerdir,bir suç işlemiş gibi kaçmak da değil,sadece saklanbaç oynarken süreyi uzatmak isteyen çocuk gibi kaçmaktır,saklanmaktır yani. Bir çiçek vardır,güzel bir çiçek...Çiçek açması gerektiği halde,biri ona dokununca,kendine has bir kırılganlıkla içine kapanıverir ve kimsecikler yokken etrafta açmayı tercih eder. Halbuki dokunan her neyse,çiçeğin yanına giderken ne kadar da güzel der,sevmek dokunmak ister,belki dalından koparmak,yanına almak ister. İnsanoğlu böyledir. ''Çağımız yalnızca aptalların,sıkıcı insanların önemsendiği bir çağ;yanlış anlaşılmama korkusu içinde yaşıyorum.''

Monday, March 28, 2011

Bahar

Ben düşündüğümü sanarak,

Ne düşünüğümü bilmeden yürürken,

Başımdan aşağıya güller saçabilir misin?


Mutluluğu ve daimi huzuru düşünürken,

Tam da bu günler öleceğimi sanarken,

Saçımı okşayıp,beni sakinleştirebilir misin?


Uyuduğumu sanarak,

Yatakta saatlerce dönerken,

Bana gülümseyebilir misin?



Kendimi sallandırarak,


Yerlerde yuvarlandığımda,


Bana sarılabilir misin?



Korkularımı dizerek,

Kalp atışlarımı sayarken,

Elimi tutabilir misin?


Resim yapmaya tekrar başlayarak,

Aklımı kaybederken,

Bana en güzel rengi verebilir misin?



Gözlemleyerek,


Tanıdığımı sanarken,

Bana zaman ayırabilir misin?


Yanaklarıma sular değdiğinde,


Kocaman ağlayabilmem için,


Çıkıp gidebilir misin?



Durup camdan bakarak,


Kabuslarımı düş sanarken,


Benimle aynı düşü görebilir misin?



Gözlerimi açarak,


Bakamazken


Bakışlarımdaki ağırlıkları çekip alabilir misin?


Hem sevinip hem üzülerek,


Bir nota dinlerken


Bana tebessüm edebilir misin?


Durarak,

Koşmak isterken,

Beni izleyebilir misin?



Kaygılarımdan ürkerek,


Mezarlara çiçekler serperken,


Sen de korkabilir misin?



En basit çiçeği koklayarak,


Duyularımı hissettiğimde,


İnsanları düşünebilir misin?



Konuştuğumu sanarak,

Kısık sesle bağırırken

Susabilir misin?


Geri dönmeni isteyerek,


Seni özgür bırakırken,


Beni aldatabilir misin?


Beyazı severek,

Siyahı düşlerken

Korkunun öbür tarafında özgürlük olduğunu bilebilir misin?*


Yalnızlıktan saklanarak,


Yalnız olmayı isterken,

Sen de benimle saklanabilir misin?


Gülümsediğimi bilerek,

Mutluluk nedir ararken,

Arada,

Benimle çiçeklerin ortasında uyuyabilir misin?

Wednesday, February 16, 2011

Beyoğlu'nda İzlenen Film

 Ferzan Özpetek'in 2007 yapımı filmi,Saturno Contro'yu,Beyoğlu Sinema'sında izlemeye gittik.Tam emin olmamakla beraber sinemanın yerini Beyoğlu Sineması diye hatırlıyorum,çünkü İstiklal Cadde'si üzerinde bulunan bir bu sinema salonu var,bir de Atlas sineması,diğer hepsi çeşitli sokaklara dağılmış durumda;İmam Adnan sokakta mesela Yeşilçam Sinema'sı,Yeşilçam sokakta Sinepop bulunur.Beyoğlu'ndaki sinemalar böyle ara sokaklara sıkışmıştır bir-iki tanesi hariç.
 Biz de 2007 yılında önce Beyoğlu'nda buluşup,biraz dolaştıktan sonra,Saturno Contro'yu izlemeye gittik.
Sinemanın içi küçücüktü ve filmi izlemeye en fazla on beş kişi gelmişti.Film başlamadan önce bir şeyler aldık ve yerimize geçtik.
Bizler İtalyan Lise'li olduğumuz için ister istemez İtalyan filmlerine ve Ferzan Özpetek'e bir sempati duyuyoruz.Çoğumuz ne zaman Ferzan Özpetek'infilmi çıksa,hemen gider izlerdi.Ben sinemaya gitmeyi çok sevmediğim için,bunu da o bildiği için,bir günümüzü de de Ferzan Özpetek'in filmini izlemeye ayıralım dedik.
Film güzel bir filmdi,sakin,bazen ağlatabilen,bazen eğlendirebilen,Ferzan Özpetek renkleriyle harmanlanmış ,insanın izledikçe İtalya'ya gidesi gelen bir filmdi.
İkinci yarı da o sıkılmıştı ve sürekli bana filmdeki karakterle ilgili şeyler söylüyor,gülüp duruyordu.Ben de ona hem gülüyordum hem de onu susturmaya çalışıyordum,çünkü filmin sonunu merak ediyordum.
Ben,yanımda bir çocuk varmışcasına bir yandan ona laf yetiştiriyor bir yandan filmi izlemeye gayret ediyordum.
Film bitmek üzereydi,artık onu kendi haline bırakmıştım ki son sahneyle ilgili bir espri daha patlattı ve son sahne çok acıklı olmasına rağmen,gülmeye başladık.Bu sefer ben bir yandan ağlıyordum,bir yandan gülüyordum.
Filmden çıktık,bu sefer o benim halime gülüyordu.Filmle dalga geçti,bazı beğendiği sahneleri söyledi,biraz film üzerinde konuşup,sinemadan çıktık.
İstiklal'de yürümeye başladık.
 Dün akşam,öylesine müzik listemi karıştırırken bu filmden bir parçaya rastladım;''Neffa-Passione'',bir an için tüm o ana gittim.Bu anıları hatırladım,gülmeye başladım.Diyorum ya,Ferzan Özpetek'in filmlerini izledikçe insanın İtalya'ya gidesi geliyor diye;fakat bana,dün akşam,İtalya'da bir şarkı,İstanbul'u,Beyoğlu'nu,o sinemayı,o anıları hatırlattı.

Thursday, February 3, 2011

Kuğu



Kanlı sahnelere bakamadım,beni kan tutar,bakayım dedim nabzım tek-tek ledi.


Bale,bana kaybettiklerimi hatırlatıyor,hemen ardından o kaybettiklerim teker teker sıralanıyor,sonra üzülüyorum nasıl bıraktım ben hepsini diye.ve sonra buluyorum,aslında ben bırakmadan gittiler,biliyorum.

Aynalar,haftanın iki gününe ve her saate bölünen aynalar,her yanlışa,her kendime bölünen aynalar:

'Olmadı,köşeye geç,tekrar!'' ve ''bir ve ki ve üç ve dört,dön!''

Yavaş yavaş insanın içine giren ve zamanla ve onun getirisi sabırla bedene,ruha işlenen acı.

Sevilen sonra tutkuya dönüşen o acı,bırakılmıyor,bıraktığım anda beni de sürüklüyor,alıp aynaya fırlatıyor,her bir kırılan yitirilen parça bana batıyor,dedim ya beni kan tutar diye,battıkça o parçalar ben çıkartıyorum,kabullene kabullene...nabzım tek-tek liyor.


ben sahneye alışkın bir insanım.


Mutlu olmak çok zormuş,çok o yüzden tüm bunlar.

Korkum,kaygım,hırsım,sevgim,kırılmam,ağlamam hepsi bundan.

Mutlu olmak çok zor,çok.




Monday, January 31, 2011

Dönüştürülebilir Tehlike

Sizle kafayı bozdum gençler,ama sanmayın ki bundan rahatsızım.
Ama sizlere bir konu hakkında bir şey anlatmak istiyorum,ondan sonra herkes kendi
kulvarında yüzsün bakalım.



Bana böyle küçük hırsların;
bozuk kaygıların,
hasta kişiliklerin,
bir sürü paralar verilip gidilen kursların;
ve sonrasında parayla satın alınan okulların,
yeteneklerin,
gösterişlerin...
Benim kafam artık çok farklı çalışıyor ve bu yönünü görebildiğim için mutluyum.Bana bunu gösteren,özlediğim ve ihtiyacım olan sakinliğim oldu.
Bir ara,mutluluktan,gençlik çağımızdan,teknolojinin bu kadar hayatımıza girmediğinden vs vs den diyelim;beslenip dönüştürüp yaratabiliyordum.
Bir ara bu yeteneğimi bilinçsizce sildiğimi,şimdi fark ediyorum.
Şimdi tekrardan sahip olduğum şeyi çok güzel bir yere götürmeye çalışıyorum hem de;
küçük hırslarım,bozuk kaygılarım,hasta kişiliklerim;bir sürü para verip gittiğim kurslarım ve böylece kazandığım yeteneğim,gösterişim olmadan.
Bu aslında büyük bir sır kendim hakkında.
Benim nasıl yaşadığımı bilemezsiniz.
Bu özleyip de tekrardan kavuştuğum ve uzun süredir ihtiyacım olan huzurumu biraz biraz elde ettikten sonra;
Daha büyük hırslarla,daha yapıcı kaygılarla,daha çabuk önceden görebilmeyle,daha hasta kişiliklere belki gülümsemekle,daha çok parayla,kendime has yeteneğimle ve kendime has gösterişimle geliyorum.
Benim bu cümlelerimden pek bir şey anlamayabilir insanlar ve ben böylece bir egoiste,ukalaya,bencile dönüşebilirim.Güzel,dönüştürün bakalım
Havuzda herkes kendi kulvarında yüzerken ve kimisi yüzmeye çalışırken bu tip vakalar olası,bana zararı yok çünkü ben yüzmeyi biliyorum ve belki okyanuslarda yüzmeyi bile göze almış olabilirim.
Beni,tutupta bu küçük,bozuk,bir sürü parayla,yetenek sandığın şeyle ve o komik gösterişinle boğmaya çalışmadığın sürece sorun yok.
Çalışmadığın sürece...
Çalışmayı deneme.
Ben dönüştürüyorum.
Bunlar benim için büyük tehikelerdi;çünkü bunlar hoşlanmadığım karakterler,durumlardı.Velhasıl,sizlerin bu küçük ama beni rahatsız eden şeyleriniz benim gözümde güzel yerlerde şu an.
Biraz dolandım oralarda bulduklarım çöp değil,işte bunları buldum ve böyle anlatıyorum.
Ben sinsi bir insan olamam ama neler düşündüğümü bilemezsiniz.
Sağda çok sevdiklerim olacak,solda en beğendiklerim,
Arkada sakince ama binbir güzel kaygıyla ne düşündüklerinizi ölçeceğim.
Her biri yürüdükçe,belki neredeyse hergün heyecanlanacağım,belki solda oturanlardan biri,dudaklarını büzdüğünde anlayacağım.
Sonunda çıkacağım ilk başlarda belki biraz genç olacağım,sonra tane tane yaşlanacağım.
Saçlarım beyazlayacak,ellerim büzüşücek,gözlerim yorulacak
ama o zaman bile hala gelip,bu yüzüğü nereden aldın diyenler olacak,bugün olan gibi.
Belki o halde bile bir parça şeyi öyle bir kullanacağım ki,gözleri kötü,sinsi ve istercesine bakacak,bugün olan gibi.
''Seneliği bir şey bir şey okullarda okudum ve ben bir çöpüm.''Siz kabul etmeyip onu sığ bir gösterişe çevirdikçe,ben sizinle çok eğleneceğim.
Sinsi olacağımı,kafamın farklı işleyeceğini ve ne kadar farklı olabileceğini bilemeyeceksiniz.
Şimdi ilerleyen zamana kadar,kendi kulvarınızda yüzün.
Yüzemezseniz en kötü paranızla,havuzu kapatın ve özel ders alın.Sonra da facebook a yazın:Yüzme yarışmasına kabul edildim!ve altında bunu beğenenler çıksın.
Şimdi unutmadan yazmayı denemeliyim.


Sunday, January 16, 2011

Severed Garden

Akan bir nehirle kocaman yüzüyorum,
Jim Morrison bana kulağımda şarkılar söylüyor.
Uyumaya çalışıyorum aslında,ama sakinleşmeye ihtiyacım var.O yüzden bana sesi yardımcı oluyor.
O bilmemezlik varya...
Bilseydim halbuki ben de saçımı topuz yapar,topuzumun üzerine çiçeklerden bir taç koyardım.
Bilemedim ve aceleye getirdim.
Bir şeyi bilmesem şu cümleyi de kurmam;çok daha güzellerini takacağım ve o günlere az kaldı.
Ben bu tip kimliksizliklere gelemiyorum.
Bir süreliğine bir karar verdim.O sürenin ne kadar olduğunu,kararımın ne olduğunu söylememe gerek var mı?
Ve yine bana iyi geceler.

Sunday, January 9, 2011

Afrodizyak


Saydamlaştım,

Kristalin ellerime batan acısından değil kırıldığından ağlamışım.
Değerli diye gözlerim ağlamış,ona değerli derken değeri fark etmemiş
Sonra da bırakmışım.
Bakınca sağından solundan,bir yanılsama varmış.
Işığı farklı açılardan yansıtırmış ya ve bakınca birçok şey görülürmüş ya öyleymiş,
Kristale değil de yansıttıklarına kapılmışım.
Biri gelmiş,pat diye yere atmış.
Paramparça olmuş ya,kristal kırıldı sanmışım.

''Bilgeler ve büyükleri büyük bir utanma alıyor.Kendilerini övmeye cesaret edemiyorlar.Çoğu zaman dalkavuk bir şakşakçıyı sahtekar bir şairi yanlarına çağırır,o da para karşılığı onları övmeyi başka bir deyişle onlara yalanlar söylemeyi kabullenir.''

''Şimdi Cariyelerimi de tanıtmam gerekir.Şurada size,küstahca bakan,özsaygıdır.Yüzü hoş ve elleri alkışa hazır olan yüzegülmedir.Burada unutmanın tanrıçasını görüyorsunuz.Bakın uyumaya başlıyor ve çoktan uykuya daldığı görülüyor.Biraz ileride tembellik kollarını kavuşturmuş,dirseklerine dayanıyor.Şehveti çelenklerinden,güllü tacından ve süründüğü nefis kokulardan tanımıyor musunuz?Her tarafa utanmaz ve kararsız bakışlarını gezdiren,bunaklık.Derisi pek parlak,vücudu pek temiz ve tombul olan şu öteki de zevk ve sefa tanrıçasıdır.Fakat bu tanrıçılar arasında iki de tanrı görüyorsunuz:birisi Kornosu diğeri Morpheusdur.Bu sadık hizmetkarlarımın yardımıyla ben evrende ne varsa hepsini devletime tabi kılar,dünyayı idare edenleri idare ederim.''

''...Çünkü daima deli daima sarhoş olan bu tanrı hayatını oyunlar,ziyafetler içinde geçirir.O,bilge olmaktan uzaktır.Tersine ona ,ancak deliliğin oyunları ve zevkleriyle hoşuna gidecek tarzda tapılabilir.''

''Niçin Cupido hep çocuktur?Çünkü,her zaman şen ve şakacıdır,çünkü sadece delilikler yapar.Gençlik baharı Venüs'ün çekiciliğini daima korur.''

''Flora,bu haz uyandıran o şehvetli tanrıça,Romalıların en fazla özenle saygı gösterdikleri tanrıça değil miydi?''

''Kahreden tanrı Jüpiter'in kahramanlıkları bir yana,onu aşıklarıyla ve yeryüzünde oynamış olduğu güzel oyunlarla bilirsiniz.''

''Yeryüzünde benden gelmeyen ne sevinç,ne saadet,ne de haz vardır.Öncelikle bir bakın!İnsan türünün sevecen anası olan doğa her tarafa deliliğin tuzunu biberini ne kadar büyük bir derin görüşlülükle ekmek özenini göstermiş!''

''Jüpiter hayatının acılarını,kederlerini biraz yumuşatmak için insanlara akıldan çok tutku vermemiş miydi?Jüpiter aklı başın bir köşesine atmış,oysa bedenin geri kalan kısmını,tutkuların sürekli sarsıntılarına terk etmiştir.Sonra bu zavallı aklın karşısına,karşıtı olarak,sert ve şiddetli iki kıyıcıyı çıkartmış;üst kısımda yani hayatın kaynağı olan kalpte hakim olan hiddet,hükmü bedenin en aşağıdaki yerlerine kadar yayılan şehvet,insanların hareket tarzları hakim bu iki güçlü düşmana karşı ne yapabileceğini her gün yeterli derecede gösteriyor.''

''Eğer uyruklarımdan olan yüze gülme,oyunlar,hatırşinaslık,ikiyüzlülük ve kurnazlıklar erkekle kadın arasındaki bağı durmadan desteklemese,her gün ne kadar boşanma,ne kadar uğursuz olaya tanık olurduk!
..Kocaların ihmali yahut ahmaklığı,sevgili karılarının maceralarını görmeyecek kadar kör etmeseydi ne kadar uzun zaman korunurdu?''

''Hayatta hoş olan ya da sürekli olan hiçbir bağlılık göremezsiniz.Hükümdar uyruklarını,uşak efendisini,cariye hanımını,dost dostunu,koca karısını,ev sahibi misafirini;durmadan hata,yüze gülme,hatırşinaslık ya da buna benzer hoş bir deliliğin verdiği tatlı rüyalarla karşılıklı olarak aldatırlar.Aksi takdirde,her biri az zamanda diğerine katlanılmaz gelir.''

''İnsanın her yaptığından memnun olmasından,kendine hayran olmasından daha delice bir şey var mıdır?Ömrünüzde yaptığınız güzel ve hoş ne varsa, bunu deliliğe borçlusunuz.Evet,özsaygı olmayınca edimlerinizde ne hoşluk ne güzellik ne uygunluk kalır.''

''Euripides'e göre,bilgenin iki dili vardır,biri gerçeği söylemek,diğeri gerektiğinde gizlemek için.''

''Çevrelerini saran bütün debdebeye rağmen,prensler,kendilerine gerçeği söyleyecek kimseleri bulunmadığından ve gerçeği gizleyen yaltakçıları dost edinmeye mecbur olduklarından,bana mutsuz görünüyorlar.''

''Benim tapınağa ne ihtiyacım var?Her yerinde her zaman saygı gördüğüm bu evren,az görkemli bir tapınak mı?Bir de beni tasvirler,heykeller isteyecek kadar budala sanmayın;bütün bu şeylerin gerçek dine ne kadar zarar verdiklerini bilirim.Ahmak ve kaba insanlar aziz yerine onun heykeline taparlar.Ölümlülerin her biri,istemeseler de beni tabii olarak gösteren birer heykel,birer tasvirdir.''

''..bunlar deliliğin kudretinden o kadar emindirler ki,zorlukları çözmekte şakanın,en ciddi mantıktan çok defa daha elverişli olduğuna inanırlar.''


Erasmuscuğum DesideriuscuğumThe Praise of Folly 

Friday, January 7, 2011

Led Zeppelin

Tangerine

Measuring a summers day,i only find it slips away to gray
The hours,they bring me pain.
Tangerine,Tangerine
Living reflection from a dream.
I was her love,she was my queen
And now a thousand years between.
Thinking how it used to be,does she still remember times like these,to think of us again?
And i do.

Bron-y Aur-stomp

Caught you smiling at me,
That's the way it should be,
Like a leaf is to be a tree,so fine.
All the good times we had,
I sang love songs so glad
Always smiling never sad,so fine.
Yeah,ain't but one thing to do,spend my nat'ral life with you
You're the finest dog i knew,so fine.



Tuesday, January 4, 2011

Düşey Duruş

Gördüğüm ve sustuğum korkutuyor beni,
Söz ettiğim ama bilmediğim kurtarıyor.
Kurtarma beni.
Yürümek olanaksızlaştığında,
Ayaktır patlayan yol değil.
Sizi aldatmışlar.
Yavaştır ışık ve 
Tepeler yakın.
Kapınızı çalarsam yanlışlıkla bu gece,
Açmayın.
Açmayın daha.
Yüzünüzün yokluğu,
Tek karanlığımdır benim.

Jacques DUPIN

***

Ada Şarkılarından

İnsan ayrılırken,
Fırlatmalı şapkasını denize,
İçinde yaz boyu topladığı deniz kabukları ve
Gitmeli saçları uçuşurak rüzgarda.
Kurduğu sofrayı sevgilisine;
Devirmeli denize,
Bardağında kalan şarabı dökmeli denize,
Ekmeğini balıklara vermeli
Ve denize bir damla kan katmalı;
Bıçağını dalgalara saplamalı
Ve salmalı sulara ayaklarını,
Yürek,çapa ve haç
Döner gelir sonra
Ne zaman?
Sonra

Ingeborg BACHMANN

Parco Sempione

Sorun benim manita!
Bana ormanda uzun yürüyüşlere çıktığını söylüyor
komik olansa,bir gece onu takip ettim&meğerse doğru söylüyormuş,onun ilgisini
futbol ve silah gibi şeylere çekmeye çalışıyorum
fakat yaptığı tek şey gözlerini yumup&'bunlar da mı gelecekti başıma'demek.
Geçen akşam kendini asmaya kalkıştı...derhal tımarhaneye kapatmayı düşündüm,ama
lanet olsun o benim manitam&böyle kaçık bir kadınla yaşadığım için herkes bıyık altından gülüyor.
belki ona bir araba alsam her şey düzelir,ne dersin?


Bu son mektubum-seni memnun etmeye çalıştım,sanırım kafanı da epey yordum-şimdi ihtiyacın olan seni övecek biri-bunu yapabilirdim,ama ne değeri kalırdı?bununla birlikte&sana ihtiyacım yok-kendi içini öyle bir arapsaçına çevirmişsin ki,bir parça açlığa dönüşmüşsün-mistikler güneşin üzerinde sıçrarken,sen bir abajura dönüştün-kafanı bir şeye yoracaksan-'insanlar neden birbirlerini sevmiyorlar'la başlama-insanlar neden kendilerini sevmiyorlar diye başla-belki o zaman onları sevmeye başlarsın-söylemek istediğin bir şey varsa,haberim olsun.uçuş kontrolünün bildiği köşede duruyor olacağım-boşver&kafanı çok kaşıma-dolmalık biberleri seyret,yeterince patlamış mısır yedin-bir bağımlıya dönüştün-dediğim gibi sana sadece bir 'sadece'verebilirim-sendense vicdan azabı dışında bir şey alamam-hiçbir alışkanlığı alıp&veremem...

maskeli baloda görüşürüz cefalı,su çocuğu

Sunday, January 2, 2011

Düğün

Trende bir düğün gördüm;
Gelinliğiyle koşup onu arayan bir kız ve trende bir o uca bir öbür uca yürüyen bir başka kız
sonra da bağıran bir oğlan:seni seviyorum.
Kilisede evleniyorlarmış,evlenmek zorunda kalıyorlarmış.
Kilisenin merdivenlerde bekleyen bir kız,içeride kendini tatmin etmeye çalışan ve bunu herkese göstermeye çalışan bir kız.
Sonra da kaçan bir oğlan:benimle gel,kaçmalıyız.
Tren yolunda koşuyorlarmış,el ele aslında kaçıyorlarmış.
Sonra fark etmişler,kaçtıkları ne düğün,ne o gelinliğin içindeki kız,ne aile,ne başka bir şey.
İkisi el ele kendilerinden,kendi içlerinden kaçıyorlarmış.
En son karede ise,kilisede ağlayan bir kız,şaşkın aileler ve tren yolundan koşan ikisi kalmış.