Tuesday, April 22, 2014

İ Bemolli Sono Blu*

Acı nedir öğrenmek;
Ben acı nedir,nasıl bir şeydir küçükken öğrendim,
Baleden öğrendim.
Gençliğimde anlamı yineledim,anlamlar kattım,hayat öyle gerektirdi.
Acıya duyduğum bir korku olmadı hiçbir zaman,belki de 
Hep kendiliğinden geldiği için.
Elbetti ki buna alışkınım veya bunu sevdim diyemeyeceğim,
Sonuçta hepimiz doğar doğmaz bize doğanın bahşettiği bir misyonla dünyaya geliyoruz,
Mutluluk.
Mutlu ol.
Mutlu olmak.
Mutlu olmaya çalışmak.
Mutlu olmaya çalışmak için çabalamak.
Fiziksel acılar var,fizyolojik;
Duygusal,manevi acılar var.
Bugün-şükür ki-çok büyük bir fizyolojik acı içerisinde değilim,
Küçükken de,fiziksel acı ne demek,bunu sadece bir gözden tatmış bulundum.
Manevi acılarımın ise,gözleri üç gözlü,kulakları Midas.
Bugün ise,bir başka acı daha öğreniyorum;
Bunlara bağlı bir acı belki,
Bir alt başlık belki,henüz bilemiyorum ama öğrenme aşamasındayım ve
İlk defa,farkında olduğum bir acı;
Kendiliğinden geliyorken,gelmişken,
Yolunda onu tuttuğum,beni tutan bir acı,
Eski İstanbul günleri.
Bugün ben,İstanbul'a gidip şurada yemek yiyeyim,şu konsere gideyim,şu atölyeye katılayım,şu günler dansa gideyim diyorum
Olmuyor.
O lokantalara gidecek,iki kelam edecek arkadaşlarım uzak,aralar,ellerime bakıyorum.
Zamanında,yalnızlığım içinde çokken,dostlarım ve arkadaşlarım uzak değillerdi,yalnızlık yine yalnızlıktı,lokantalar gittiğimiz yerler yine aynıydı ama vardılar,ne ben araydım ne onlar uzak.
Konserler desen,herkes bir yerde,ona da kendi başıma gidemiyorum.
Bunu da bir zahmet kendi başına üstlenme artık,
Ki zaten,yedi günlük on günlük İstanbul çıkartmam da,
Dinlemek istediğim sanatçıların konseri olmuyor,
Denklikten bozuluyor bu sefer düzenim,suratım.
Kaç yıldır Mfö'ye,Bülent Ortaçgil'e,Fikret Kızılok'a;
Erkan Oğur'a,Mor ve Ötesi'ne,Birsen Tezer'e ve nicelerine denk gelemiyorum,
Göğsümün üstüne pomat basıyorlar.
Atölyeler,ah güzel atölyeler ve benim atölye günlerim;
İstanbul Modern atölyeleri,Akbank Sanat atölyeleri,Mısır apartmanı,
İksv etkinlikleri ve niceleri...aynı acıyı çekiyorlar benimle.
Çıplak Ayaklar ile,Zeynep Tanbay dansçıları ile olan dans atölyeleri...
Tarihler olmuyor.Ben geliyorum,iki gün ben gidiyorum üçüncü gün,onlar devamlı,onlar akan,onlar uzam.
Böyle olunca,
Makineye bağlı bir organizma oluyorum.
Büyük konuşma yok bende.Bunlar mecazi elbette ama yine de,
Kendimi öyle bir varlık hissediyorum,soyut.
Sanki beni terk etmişler,sanki ben terk etmişim.
Terk mi ettim?
İnsanlar ne çok konuşur,konuşurken de bazen derler ya,
Gurbette olan arada oluyor diye,dön sen oralardan diye de kendi akıllarınca akıl vermeye kalkarlar,
İnsanlar bunu çok sever.Çünkü çoğu insan,kendini dinlemez,kendiyle konuşmaz ve çoğu insan çok da derin yalnızlık içinde değildir,genel yaşarlar,genel dinlerler,genel konuşurlar.
Bu cümle,üstte anlattığım sebeplerden dolayı haklı bir cümledir aslında ama,
Ben bunlarla büyüdüğüm için,bana olan ayrılıkları daha derin geliyor,
'Gurbette kalma dön'bu pencereden bakınca,bir soru işareti oluyor.
Dön mü?
Emek dediğin şey,bu arada derinliği iyiden iyiye yaran bir olgu.

20.04.2014

Bugün sabah içimden çıktı sonunda bazı şeyler,ağladım.Ağlayabildim.
O kadar yutkunuyorum ki bazen,her bir damla,göz altlarımda toplanıp nehir oluyor,şişiyor.
Yorgun oluyorum.
Ağladım,İstanbul'a gideceğim diye ağladım.
Gidip nerede kalacağımı bilemediğimden ağladım,
Gitmenin neden bir stres yarattığını anlayamadığım ve bu kısır döngünün içinde kendi kendime dönmekten yorulduğum için ağladım.
Halbuki İstanbul bu.
Geçti elbet.Her şey geçer zaten.
Geçince,İstanbul'a gideceğim,dedim,baksana gidiyorum dedim kendime ama beni ağlatan üzen şey kadar,
Sevinçli gelmedi bu kulağıma.Bir sevinç dıuymadım.
Sadece kavuşacağımı bildiğim için,heyecanlandım,iyi hissettim.
Neden böyle oluyor?
Neden böyle yapıyorum?
Sonra kendime döndüm,kendime geri geldim,
Dolaşacağım göreceğim her bir kare ve henüz bilemediğim kareler gözümün önüne geldiler,
İyi hissettim,duruldum,sakinleştim,kendime vardım ve bir şey yok dedim.
Bir şey yok,geçti.
Sanki rahatsız edilmek istemiyorum...

22.04.2014

*Debussy'nin mektuplarının adı.


No comments:

Post a Comment