'Çok doğal davranıyordu,çok açık sözlüydü,gereğinden fazla dürüsttü ve her şeyin belirsiz,bütün ilişkilerin karmakarışık olduğu bu dünyada böyle dümdüz bir açıklık garip bir karmaşaya yol açıyordu.
Yüzü ise,sesinden bile daha değişkendi,yüzünün çizgilerini insanın belleğine hapsetmesine olanak yoktu,bitmemiş bir resim gibi çizgileri sürekli değişiyordu,yüzü birden büyüyüp bir kadının yüzü oluyor,sonra bir çocuğun yüzüne dönüşüyor,birden yaşlanıyor ya da bebekleşiyordu. Ürkütücü bir kadındı benim anlattığım,hem erkeklere aldırmıyor,hem de çılgınca kıskanabiliyordu;hem şefkatliydi,hem de taş gibi duyarsız olabiliyordu.Bense korkuyordum.Bir kadını daha çok sevip daha çok bağlandıkça,bir gün onu kaybedip yapayalnız kalmak korkusu büyüyordu.Kıskanmanın çaresizliğinden ve içimde yarattığı aşağılanma duygusundan kurtulmak ve bana kaçınılmaz gözüken o terk edilme gününün acısını daha baştan hafifletmek için,hayatıma kattığım kadınların sayısı artıyordu.Onun bir çocuk olmadığını,takındığı çocuksu tavırların aslında bir maske olduğunu bir tek ben biliyordum.Onun güzelliğine duyduğum hayranlıkla başlayan ilişki daha sonra kesin bir cinsel bağımlılığa dönüşmüş ve hep öyle sürmüştü.Bu saflıkla bu yalancılık nerede buluşuyordu,neredeydi ortaklıkları,benim göremediğim hangi sır onları benzer kılıyordu?Dokunulmamış bir dürüstlükle,her şeyden kuşkulanan bir yalancılık aynı şekilde hayata yabancı ve aynı şekilde vahşi olduğu için mi benzerlik çıkıyordu ortaya?Yalnızlığın böyle bir çaresizlik olarak geldiği zamanlarda insanın kendisini parçalayan yalnızlığından kurtulmasının çok zor,hatta imkansız olduğunu biliyordum,bir zaman kendini yalnızlığa bırakıp teslim olmak gerekiyordu,sonra tekrar kalabalıklar geri gelirdi.Kendisi karşımda olsa belki,bir gün içinde böylesine bir yakınlığı kuramazdık ama ses,tek başına,her şeyden bağımsız ses,insanın içine gerçek bir varlıktan daha kolay akıyordu.Yepyeni kuşkular ve burukluklarla ayrıldı yanımdan.Onun burukluğu ve kırıklığı bana yansımıştı.Onun üzüntüsünü bir ayna gibi yansıtıyordum,ama üzüntüsü karşımdan kaybolunca ayna da bomboş kalıyordu.Zaten her kadınla bir kokuyu sever ve o kokuları hep o kadınlara benzeyen kadınlarda duymak isterdim;dolgun bir kadının sürdüğü bir kokuya,ince bir kadında rastlarsam bana bir şey eğreti ve yanlışmış gibi gelirdi.Yüzünde derin bir keder vardı,duygularını bana hiç anlatmazdı,yalnızca o duyguların sonuçlarını ve tepkilerini görürdüm ben;öfkesini,sevincini,üzüntüsünü,mutluluğunu görürdüm,ama bütün o görünenlerin altında yatan duygu dalgalanmalarının ne olduğunu bilmezdim.'
Ahmet Altan
*Ahmet Altan
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment