Dante'nin infernosunda binbeşyüz gün.
Kıskançlık dolu,inat dolu,diri diri yakılıyorum,yanıyorum ve tamam, arafa geçişim için bir sebep:
Özlüyorum.
Muafım ben.
Ama görüyorum ya işte...
''Cennetle dünya arasındaki mavi ufuktayım,her gün birbirine benziyor,her gece aynı rüyayı görüyorum;kimsenin duymadığı çığlığı,kalbimin yerinden fırlayacakmışcasına atışını...''
Gerçekten çok zor.Her zamanki gibi.
Ne acı şey kar orada yağarken,bunu görememek,sanki sürekli önümden çekilen hayatı izliyor gibiyim.
Yağmur yağdığında orada yağmurla yürüyememek;sonbaharı orada görememek.
Dedikodu kazanın içinde ama en güzel sunum içinde kendime bakmak ama görememek.
O kadar yaşlanıyorum ki bir anda,bunları hissedince o kadar kopuyor ki her şey...
Keşke diyorum aşık olsaydım.Çünkü bu zaman o zaman değil,hayal ettiğin şeyin içinde realite gözlüklerinle kendini görmek bambaşka çok başka bir acı veriyor,aşık olduğuna ulaşamamaktan bile.
Dinlenmek ne demek?Uzanmak,uyumak,sessiz huzurlu bir yere gitmek...ama benim için değişti.Ben dikerken,uykularımı kaçırıp kalkıp notlar alırken,hayal ederken,çizerken dinlenir oldum artık.Böyle olması gerektiği için mi yoksa yaşadıklarımdan dolayı böyle olduğu için midir bu?Her ikisi de ve birbirinden bağımsızca her ikis de olduğu içindir.
Daha hala realiteleri görebildiğim ve görmeyi istediğim için seviniyorum.Bu tükendiğinde baştaki gibi ve işte şu cümle kadar basitleşecek her şey:
Cehennemin kendisi gibi sahne altındayız-artık-
No comments:
Post a Comment