Wednesday, May 9, 2018

Bir Yelkenli


 Kendimi arada bir yelkenli sandığım doğrudur çünkü işim rüzgarladır. Her yelkenlinin işi rüzgarla olmak zorunda da değildir ya..Rüzgar çıkar ve nostaljiye götürür, bazen bir yere götürmez; olduğu yerde, olduğu gibi, onu dinlemek için camı açıp gözlerimi kapattığım olur. Rüzgarın bir şarkısı vardır, bir de o esmesi. Onu yüzümde hissetmek, yüzümden kulağıma boynuma, boynumdan tüm vücuduma yayılan bir yolculuk olur. Öte yandan, denize her zaman olan hasretimi azaltır, sanki bana arada, kokusunu taşır.
 Çok yalnız hissetiğim zamanların olduğu doğrudur, bu, maddesel bir yalnızlıktır. Bir madde olarak, dolu olduğumu yalnız olmadığımı biliyorum, buna eminim ama diğer maddeler de dolu olup bir bütünlük sağladıklarında beni yalnızlaştırıyorlar. Buna sosyo-maddesel yalnızlık diyebilirim. Tarih boyunca ve toplumlar boyunca, bireylerin bu ağırlığı taşımış olduğunu okuyorum. Yalnızlık ile yalnızlaştırılmak, aynı kelimeden türeseler de, anlam olarak ağırlıkları farklı.
Kızarım insanlara, yalnızlaştırdıkları için. Önce varolup birlik yarattıkları sonra da ıssızlaştırdıkları için. Ben, çoğu zaman kendi yalnızlığımı bazı şeylerin yerine tercih eden, onunla uyumlu, ortak alan ve zamanda buluşabilen bir insanım. Yalnızlaştırma, insanın kendi yalnızlığına küsmesini sağlayabilecek, tek kişiye bağlı olmayan çoğul, türeyen tehlikeli bir eylemdir.
Güneş de doludur. Bize öyle gözükür. ve yalnız mıdır? Deniz ile gökyüzü ile bütünleşir mi? Bütünleşirse, yalnızlaşır mı? Çoğalır mı? Ben, bir tane güneş biliyorum.
 İnsan, sevdiği şeyi korumak mı ister? İyileştirmek, sarmak? Kendini, bu dili ve ülkeyi sevmeye adamak, amaç mıdır?
Sevgili İtalya ve sevgili marmo, kendi toprak parçanı oluşturmak, kendinden bir heykel yaratmaktır.
 İnsanın, bir tel saçının olması radikal bir karar alması için yeterlidir. Yoksa o saç: ''aman koparma, o uğurlu saç'' dedikleri şey midir? Şans, bir kelimedir. Bunu telaffuz ettikçe, biz yaratır ona biz anlamlar yükleriz. Elma, armut gibi bir sözcüktür oysa.
 Karatavukları, serçeleri ve diğer kuşları uzun uzun gözlemlerim. Her seferinde kalplerinin küçüklüğünü hayal eder ve buna şaşırırım. Onları gözlemledikçe, tekrar tekrar anlarım, bu düzeni tek başına değiştiremeyeceğimi, bu düzenin içindeki insanın, bu varlığın, inanamadığım huylarını davranışlarını; bildiklerini, sandıklarını, inançlarını kullandıkları kelimeleri, anladıklarını, anlam koyduklarını..
 Her sabah mavidir. Buna şaşırırım. Rüzgarın uçuşuna şaşırırım. En sevdiğim renk, denizin lacivertidir, avucumun içine denizi alırım denizin tekrar tekrar lacivert, mavi olmayışını fark eder, buna şaşırırım.
Ölünce klasik müzik dinleyemeyeceğime şaşırırım. Laciverti bir daha göremeyeceğime şaşırırım.
Ben ne zaman boyut değiştirmeye başlasam, avuç içi dostlarım beni rüyasında görür. Buna şaşırırım.
Çoğu insan, baharı diğer mevsimlerden ayırır ona ayrı bir sempati kurar, anlam yükler, buna şaşırırım.
 Denge, eşitlik kaybolduğu zaman, zamanda oynamalar meydana geliyor. Daha hızlı akıyor veya daha hızlı aktığı algısı yaratılıyor. Bahar gibi, empati gibi. Bahara sempati duyan insanlar, birbirlerini kışın kötü bir şey olduğuna, mutsuz bir mevsim olduğuna inandırıyorlar. Birbirlerinin davranışlarını bozuyorlar, mutlu davranıyorlar. Çünkü, mutlu olmak için, güneşten bahardan kendilerine sebep yaratıyorlar. Bu hayat için güzel bir şey olabilir ama doğru bir şey midir? Kışın zamanı neden yok edilir de baharın zamanı uzar gider? 'Doğru' nedir? Doğru da aslında öğrendiğimiz kadarıyla, sadece bir çizgidir.
 ''Örümceğe ağ örmesini kim öğretir? Bu ağlara takılan sinekleri kim cahil bırakır?'' http://www.yasarozkan.net/makaleler/orumcekler/makale36.html
 Panjurları denize açılan bir ev vardı aklımda. O ev nerede? Varmak nedir? Sadece bir başlangıç noktasından başlayıp, bir sonuç noktasına geldiğin bir eylem midir?
 İnsanlar hiçbir zaman kendilerinin olamayacak bir hayatı yaşıyorlar. Ev alınca, kendilerinin sanıyorlar. Çalışıp para kazanınca bir işe yaradım, ürettim sanıyorlar. Çarkın bir parçasıyım diyorlar ve bu onlara sosyo ekonomik bir mutluluk veriyor. Bir ev veya her ne ise ve bir insan toprak parçasıdır. Tüm bunlar, bir an dan ibarettir ve anların toplamı hayatı vermez. Döngüsel veya doğrusal zaman içindeki bu anlar..bilmiyorum.


 Gitmek gitmek gitmek..Dilimde, aklımda, bedenimde; her hareketimin çıkışında, tüm varlığımdaki sabit noktada( punto fisso) , ruhumda hep bu eylem. Düşününce bir yelkenli ve üstünde ben, denizle denize doğru denize gitmek. Derin bir yere yani. Kendimi ve sevdiklerimi ölümsüzleştiremediğim o yere gitmek, bisiklete binemediğim o yere, baleyi bıraktığım o duyguya gitmek gitmek gitmek.
Böyle olunca, bu dünyadan kopuyorsun merlo, çünkü demiyorsun ki bisiklete binebildiğim yer şurası, o yer hep başka. Tüm derinlikler gitmek eylemi ile başlıyor, yolculukla.
 Bu sıralar, kendime olağandan daha çok an ayırıyorum, rüzgarla daha da uzun klasik müzik dinliyoruz.
Rüzgar ve denizle her maddede bir insanım. Bu boyut değiştirme sürecimde, insanla ise, katı maddede buluşabilen bir insan a dönüşmekteyim. Rüzgar ve denizle olan bu münasebetim dolayısıyla da, toprak mı olmak isterim kül mü, sorup duruyorum.
 Hayat, bir hareket olarak, sadece andan ibaret. Biri gelir ve tüm nostaljiyi yok edebilir veya geleceği. Bu, bir harekettir ve zaman, bu anın içindeki hareketin süresi, olur. Geçmiş, anlam ve önemini; gelecek de, o an için önceliğini yitirir. Sadece an ve o andaki hareket, eylem var olur.( azione)



No comments:

Post a Comment