Monday, November 24, 2014

Saatlik IV

Sonunda sessizlik...
Birkaç haftadır matkap sesine uyanmaktan lanetler okuyorum.
Bazen Milano, İtalya'da olduğunu unutturuyor insana, matkaptan değil, başka şeylerden dolayı...
Bazen üzüyor bu yüzden, üzüyor.
Sicilya'dan gelme Arap ahçıları olan bir restauranttan pizzamı alıp eve geldim, sessizlik bütün caddedeydi, bütün binaların yüzünde, arabaların geçişleri, insanların azalışındaydı. Arap ahçı iki kere seslendi: 'signoraa signoraa pizzaa pizzaa!' Belki de üç kere seslendi, ben bana birkaç kez seslendiğini, sesini sonra duyduğumda anladım. Mutfaktaki çelik tavalara dalmıştım, onların dizilişine, aralarından çıkan buhara ve aynı anda da aklımdan Milano geçiyordu, sonra buhar yayıldıkça İtalya'yı düşünmeye başladım. Ahçının bana seslendiğini fark ettiğimde, artık düşünmeyi bırakmıştım. Askıya asmıştım, elime not almıştım, deftere yazmıştım...hatırlamam gerektiğini unutmadım.
Pizza yemeyeli uzun zaman oldu.
Uyku yiyorum daha çok.
Kareleri düz yazı veya şiir ile, daha çok düz yazı ile anlatmak benim işim, mi?
Pizza yendi.
Özlediğimi pizzaya da söyledim. Sonra durdum.
Durup hayatıma giren insanları düşündüm, birçoğunun yüzü film şeridi gibi geçti, dizildi. Bu da klişe ya, hemen ölecek miyim diye düşündüm. Film şeridi gibi dizilmenin algısı böyle verilmiş.
Pizza ile de şarap çok güzel oluyor. Şarabın rengine daldım. Bordosuna. Hala düşünüyordum, hala birçoğu gözümün önünde, önümdeydiler.
Öğretmenler günü içinde, bu akşam hayatıma giren öğretmenleri düşünüyorum. Bugün birçoğunun sesini duymak-sanal ortamda mesajlaşarak-iyi geldi. Bunu her öğretmenler gününde hissediyorum. Sanki bulut üzerinde uzanmak gibi. Onların sesini duyduğumda, iyi ki hayatıma girmişler diyorum. Onlara olan sevgimi düşünüyorum, sevgimi hissediyorum.
Silüetleri beliriyor karşımda.
Hemen ardından bir düşünce geliyor oturuyor yanıma;
Onları birgün unutacağım.
Hemen ardından bir düşünce daha kıvrılıyor onun yanına:
Onları birgün unutacağımı, şimdi düşünüyor, düşünmüş olmak acı veriyor.
Öyle ya, acı da buraya ait. Acıması için zaten acı duyuyorum.
Onları hiç unutmayacağımı biliyorum ama, unutacağım gün acının da olmayacağını biliyorum. Unutacağım gün, onları hiç unutmayacağımı da unutacağım.
Bir ürperti geliyor sonra,
Özlerim diyorum,
Onları unutursam özlerim.
Unutmak, uzaklaşmak oluyor. Anlam değişiyor. Anlam iç içe geçiyor, onları özlüyorsam onlardan uzağım, uzaklaşmışım.
Öyle ya, özlem de buraya ait.Unuttuğum zaman özlem de duymayacağım.
İşte bunları düşünmüş oluyorum bir bordonun tik takında. Sonra, bardaklar kalkarken, tenime değmiş oluyorum. Bu ten, bana gerçek diye inandırılmış.Gerçekten de, dokunuyorum ve canlı, kan akıyor, hareket ediyor, damarların gidşi gelişi...
Bir 'ara'da git-geller.


No comments:

Post a Comment