Hayatımın bir bölümü, pastanelerde geçti
Hiç unutmadım o pastane kağıtlarını, onlara dolanan ve makasla fırfır yapılan süslerini
Çocukken denerdim, o fırfırı yapmayı, becerirdim ve yapıp yapıp dururdum.
Hayatımın bölümlerinden biri pastaneler:
Baylan, Venüs, Motta, Kuğu; 7-8 Hasanpaşa Fırını, Lebon, Görgülü, İnci; Barcelona...ve hatırlamadığım daha niceleri...
Hele bir de tüm bunlara anne ve anneanne ile gidiliyorsa, pastane sözcük anlamını buluyordu.
Ne konuşuyorlardı ikisi, bunu hatırlamıyorum pek, kocaman pastaları iştahla yediğimi, insanları ve bulunduğum pastaneyi, mekanı gözlemlediğimi hatırlıyorum. Bir şey düşünmezdim gibi, yani tam hatırlayamıyorum bulanık biraz.
Mutluluğun, şefkatin, birlikteliğin böyle bir şey olduğu aşılanırdı işte; pasta yiyerek, pastaneye giderek, yalnız olmayarak...ama sana böyle gösterilen öğretilen şefkati, mutluluğu bir daha bu tat da bulamayacağını kimse söylemezdi, kimse göstermezdi bu pastanelerden birinde, öylece oturmuş iştahla koca dilim pasta yerken, kup griyeyi kaşık kaşık bitirirken...
Bugün, Milano da öyle bir pastane keşfettim, çocukluğumun dekorunda. Biraz pastaneyi incelidikten sonra, arkama dönüp kapıdan annemle anneannemin de girmesini istedim. Yoktular. Reçel aldım. Tüm pastalar, kurabiyeler, şekerlemeler lezzetli gözüküyordu ama ne bileyim, canım hiç istemedi.
Yani maneviyatı aradım, manevi olgular durmuyordu pastane kağıtlarının üstünde; pastane kağıtlarının üstünde özenle dizilmiş, satın alınabilen pastalar, kurabiyeler duruyordu. Canım hiç istemedi. Pastane sahipleri ile biraz konuşup, buruk çıktım, ağlayamadım da. Bir şey vardı, yutkundum. Nehir oldum yine biryerlerimde.
İnsan yutkununca da çocukluğunu yazıyor, hatırlıyor, anlatmak anmak istiyor.
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment