Monday, September 1, 2014

Senenin kaç olduğunu hatırlamıyorum2, hangi gün, hangi mevsim olduğunu hatırlamıyorum. Tahminen 2006-2007lerdi. Marc Levy'i tanıdım, kitap dolabımda, İstanbul ziyaretim esnasında, onun kitaplarını tekrar inceleme fırsatı buldum.

 'Bir akşam oldu ve sayısız başka sabah' diye bitiyor Sonsuzluk İçin Yedi Gün ve onun ilk sayfasında, Jean Cocteaudan bir alıntı:
 'Tesadüf,tanrının fark edilmeden geçip gitmek için büründüğü biçimdir.'

Marc Levy’nin Gelecek Sefere kitabını okuduktan sonra,saat taşımamaya başladığımı hatırlıyorum.
Bu kitap,zaman,beden,varlık  ve ışık üzerinden bir yol da izliyor. Herhalde 2007diydi okuduğum yıl, baksana şimdi hatırlayamıyorum o gün kaydedemediğim için ama saolsun kalemler burada da imdadıma yetişti, çizmişim, ayırmışım şu dizeleri, cümleleri:

Hala birkaç amfi doldurduğum oluyor.Peki daha önce sürdürdüğümüz yaşamlarla ilgilenmiyorsanız,ne diye yaşamınızı xıx.yyda geçiriyorsunuz?
Jonathan gafil avlanmıştı.Bir süre düşündükten sonra kadınann doğru eğildi.
-O dönemde yaşamış bir ressamla neredeyse tutkulu bir ilişkim var.
İnsan nasıl önceki yaşamlarla ilgilenmeye başlar?diye sürdürdü Jonathan sözlerini.
-Saatine bakıp orada yazanla yetinmeyerek.
-İşte bu en iyi dostuma umutsuzca aşılamaya çalıştığım bir bakış açısı.Zaten ben hiç saat taşımam.
Kadın onu uzun uzun süzünce,Jonahthan kendini rahatsız hissetti.
….
Gümüş saçlı kadın parmağıyla saatinin camını yokladı.
-Zaman da yolculuk eder.Bir yerden ötekine değişir.Yalnızca bizim ülkemizde dört değişik saat var.
Jo:Bu zamansal farklılıklara dayanamıyorum artık,midem de öyle.Kimi haftalar akşam yemeği saatinde kahvaltı ediyorum.
-Zamanı algılama biciminiz yanlış.Zaman,enerji parçacıklarıyla yüklü bir boyuttur.Her tür,her varlık,her atom bu boyutu farklı bir biçimde geçer.
-Dünyanın düz olduğuna da inanmıştık,güneşin bizim etrafımızda döndüğüne de.İnsanların büyük çoğunluğu gördüklerine inanmakla yetinirler.Günü birinde zamanın devinmekte olduğunu anlayacağız,tıpkı dünya gibi döndüğünü ve sürekli genleştiğini.
Jonathan ne diyeceğini bilemiyordu.Bir şey yapmış olmak için ceketinin ceplerini karıştırdı.
-Baksanıza neler düşünüyoruz.

Hala çok korkuyoruz,hazır değiliz ve atalarımızla aynı cahilliği göstererek,ulaşamadığımız ve bildiklerimize gölge düşürecek her şeyi paranormal ya da ezoterik diye adlandırıyoruz.Araştırmaya düşkün ama keşfetmekten korkan bir türüz.Korkularımıza inançlarımızla karşılık veriyoruz,kesin olarak bildikleri şeyden uzaklaşınca dünyanın dipsiz bir uçurumla son bulacağına inanmış,yolculuk fikrine karşı çıkan şu eski denizciler gibiyiz biraz da.
Jo:Benim mesleğimin de bilimsel yanları var.Zaman resmi bozuyor,birçok şeyi gözle görülmez kılıyor.Bir tabloyu restore ettiğimizde ne harikalar keşfettiğimize inanamazsınız.

-Yeni kaşiflerimizi bekliyoruz hala,zaman yolculuklarımızı.Bir avuç yeni Macellan,Kopernik ve Galileo yeterli olacaktır.Onlara sapkın muamelesi yapacağız,onlara güleceğiz ama evrenin yollarını onlar açacak,ruhlarımızı onlar görünür kılacak.
Jo:Bilimle uğraşan biri için ilginç şeyler söylüyorsunuz,bilimle maneviyat genelde pek uyuşmaz da.
-Bu basmakalıp düşüncelerden kurtulun.İnanç bir din meselesidir,kim olursak olalım ya da kim olduğumuzu düşünürsek düşünelim,maneviyatı vicdanımız doğurur.
Jo:Ölümden sonra ruhlarımız yaşadığını mı düşünüyorsunuz gerçekten?
-Gözün görmediği şey var olmayı sürdürür.

-Işığın yansıtamadığı şey saydamdır.ama var olmadığını söyleyemeyiz,bedenimizi terk ettiği vakit yaşamın kendisini de göremeyiz.

-her birimiz yaşantımızı kendi ritmine göre kurup bozuyoruz.Geçen zaman yüzünden değil,harcadığımız ve kısmen yenilediğimiz enerjiye bağlı olarak yaşlanıyoruz.

Jo-Bir ruhun birçok kez yaşadığını mı düşünüyorsunuz?
Kadın-Evet,kimilerinin.
Jo:Ben çocukken,büyükannem yıldızların göğe çıkanların ruhları olduğunu söylerdi.
-Bir yıldızın ışığı bize ulaşana dek belli bir zaman harcamıyor,zaman onu bize doğru yönlendiriyor.Zamanın gerçekte ne olduğunu anlamak,onun boyutunda yapılacak bir yolculuk için,kendine olanak tanımaktır.Bedenimiz bu olanaklarla çatışan fiziksel güçlerle sınırlanmış olsa da ruhlarımız bu güçlerden sıyrılıyor.
Jo:Asla ölmediklerini düşünmek olağanüstü olurdu…
Kadın-Çok iyimser olmayın,ruhların çoğu ölür gider.Bizler yaşlanırız,onlar da belleklerinde biriktirdikçe farklı boyutlar alırlar.
Jo:Ne biriktirirler belleklerinde?
-Evrende katlettikleri yolları!Yuttukları ışığı!Yaşamın genini!En miniciğinden en devasa boyutta olanına kadar taşıdıkları mesaj budur,hepsi buna erişmeyi hayal eder.Yaşamı boyunca içimizden pek az kişinin çevresinde dolşatığı bir gezegende yaşıyoruz ve ruhların da pek azı yolculuklarının amacına ulaşmayı başaracaktır:yaratılışın çemberini bütünüyle katetmek.Ruhlar elektrik dalgalarıdır.Gezegenizimdeki her şey gibi milyarlarca parçacıktan oluşurlar.Büyükannenizin yıldızı gibi,ruh kendi dağılışından korkar,ona göre her şey bir enerji sorunudur.İşte bu nedenle dünyevi bir bedene gereksinim duyar,bu bedeni donatır,onda yeniden canlanarak zamansal boyutta kendi yoluna devam eder.Bedende yeterli enerji kalmadığında,terk eder onu ve uzun yolculuğunu sürdürmesi için kendisini ağırlayacak yeni bir yaşam kaynağı arar.
Jo:Peki bu arayış ne kadar sürer?
Kadın-Bir gün,bir yüzyıl?Ruhun gücünebir yaşam boyunca ürettiği enerji kaynağına göre değişir bu.
Jo:Peki ya yeterli enerji yoksa?
Kadın-Ölür
Jo:Nasıl bir enerjiden söz ediyorsunuz?
-Yaşam kaynağından:duygudan.


Jo:Peki bana baktığında ne görüyorsun?
Luciana:Gözlerinde iki ışık görüyorum,Jonathan.Yalan söylemeyen bir işarettir bu.Biri aklını,öteki duygularını aydınlatır.Dikkat et,kalbine fazla sıkıntı çektirirsen kırılıverir.Kalbinin ne söylediğini duymak için onu dinlemeyi bilmek yeterlidir.






No comments:

Post a Comment