Ey sırasını beklemeden gelen akşam üstleri*, tam o sırada geliyor güzelim uyku,yok böyle bir gelmek, günün başka hiçbir saati böyle gelmiyor. Bunun aslında beni üzen ve üzmekten de öte endişelendiren tarafı var ama ses etmiyorum, kırıyorum kabuğunu, uyku bu.
Sonra gözümü açıyorum,büroların ışıkları sönmüş, insanlar sıradan sıradan işten çıkmışlar evlerine gidiyorlar, ertesi sabah yedide uyanmak için uyuyacakları uykularına...
Beni ise bir uyku almış ki,sırtımı yataktan kaldıramıyorum bıraksan asırlık uyuyacağım şu namussuz akşamüstlerinde**.Tam böyle yazınca da dedim bir şiir vardı namussuz akşamüstleri tamlamasının geçtiği,hah dedim sonra,Saitciğim vardı ya, meğer söylenip duruyormuşum da en sevdiğim şiirlerinden birini, haberim olmamış, yazmışım yine.
Uçak,
Şu uçaklar ve martılar
Onlara olan sevgim,uçabilmeyi hayal etmemden,
Uçabilmeyi sevmemden,uçmak eylemini kendimce sevdiğimden mi geliyor?
Uçak,Trieste'den kırdı,
Baya atlasta gözüktüğü gibi kıta işte ve deniz.ve uçak baya baya kıtanın üstünden uçarak ve benim kendimce çok sevdiğim bulutlardan geçerek ilerliyor.Bir daha şaşırıyorum bilime,doğaya,doğaya anlam yüklememize,kavramlar bulmamıza,anlamamıza,anlamaya çalışmamız,sorgulamamıza...
Ama en çok da,insanın ve tüm canlıların,evrendeki boyutuna bir daha bir daha şaşırıyorum,uçak tam Trieste'yi geride bırakmış Verona'ya oradan da Milano'ya doğru ilerlerken.Resmen bir engin denizi geride bırakıyoruz,hem de bulut olduğuna inandığım,o gaz parçalarının içinden geçerek.Bana küçükken bizleri anlatmaya çalıştıklarında,bilimle,ilimle:'iyi de bu kara parçaları nasıl duruyor böyle düşmeden'diye sorup dururdum.Açıklarlardı yerçekimini,merkez kaçı,eksen eğikliğini,coğrafyayı,bilimi...dinlerdim ama mütamadiyen sormaya da devam ederdim.Bu geldi aklıma uçukta,hemen aldım elime kağıt kalem,çizdim gördüğüm kara parçasını,onun denizle birleşimini,sudan,denizden kopuşunu..sanki anladım ama eksik kaldı bir şey.herhalde ben çok küçük olduğumdan tüm bu kıtalara,sulara kıyasla.
Bunları düşününce,patates bile soyarak ömrümü geçirebilirim diyorum.Meslek hayatta kalmak değil mi sonuçta...Bakıyorum aşağıya,boylu boyuna kıta,deniz,kara parçası,su..bunlar bildiğimiz boyutu ve benim bulut olarak sevdiğim gaz parçalarından da yukarıda başka bir boyut,en sevdiğim renk olan denizin derininde başka bir boyut var,şu gördüğüm kıtaların altında başka boyutlar,mineraller,yaşamaya devam eden bir enerji var.Öyle ya, benim bedenimin yukarısında ve aşağısında, içinde de başka başka boyutlar var. Bakıyorum,henüz insanları göremiyorum.Uçak alçalıyor,insanlar,onların kullandıkları yollar,yaşadıkları yerleri görüyorum;tek tek inceliyorum,sonra ölüm geliyor aklıma,küt biri gitmiştir belki şu an diyorum,biz ne biliyoruz ki şu an da.Gördüğüm ile düşündüğüm,bir anlık birleşip algıma bir şeyler yapıyorlar,hafif kısa devrelerle,bu kıtaların bu suların haberi bile yok birinin ölümünden,doğumundan...o zaman ne diye üzülüyoruz böyle,ne diye yaşıyoruz a kadar gidiyor mu sorular.Eşit olduk mu sana diyorum ölüme,doğuma.Laf atıyorum onlara,alt etmeye çalışıyorum benden haberleri bile olmayan,ölüme ve doğuma,birilerinin evlerine yollarına yukarıdan bakarken.Yok diyorum şurada yarım saat var inmeye,oturduğun yerden kalkamayacaksın,boşver diyorum.Boşver diyorum,sonra iniyorum.'Günlük'hayat alıyor beni,tüm bunları unutuyorum.Dalıyorum.
Uçak,
Şu uçaklar ve martılar
Onlara olan sevgim,uçabilmeyi hayal etmemden,
Uçabilmeyi sevmemden,uçmak eylemini kendimce sevdiğimden mi geliyor?
Uçak,Trieste'den kırdı,
Baya atlasta gözüktüğü gibi kıta işte ve deniz.ve uçak baya baya kıtanın üstünden uçarak ve benim kendimce çok sevdiğim bulutlardan geçerek ilerliyor.Bir daha şaşırıyorum bilime,doğaya,doğaya anlam yüklememize,kavramlar bulmamıza,anlamamıza,anlamaya çalışmamız,sorgulamamıza...
Ama en çok da,insanın ve tüm canlıların,evrendeki boyutuna bir daha bir daha şaşırıyorum,uçak tam Trieste'yi geride bırakmış Verona'ya oradan da Milano'ya doğru ilerlerken.Resmen bir engin denizi geride bırakıyoruz,hem de bulut olduğuna inandığım,o gaz parçalarının içinden geçerek.Bana küçükken bizleri anlatmaya çalıştıklarında,bilimle,ilimle:'iyi de bu kara parçaları nasıl duruyor böyle düşmeden'diye sorup dururdum.Açıklarlardı yerçekimini,merkez kaçı,eksen eğikliğini,coğrafyayı,bilimi...dinlerdim ama mütamadiyen sormaya da devam ederdim.Bu geldi aklıma uçukta,hemen aldım elime kağıt kalem,çizdim gördüğüm kara parçasını,onun denizle birleşimini,sudan,denizden kopuşunu..sanki anladım ama eksik kaldı bir şey.herhalde ben çok küçük olduğumdan tüm bu kıtalara,sulara kıyasla.
Bunları düşününce,patates bile soyarak ömrümü geçirebilirim diyorum.Meslek hayatta kalmak değil mi sonuçta...Bakıyorum aşağıya,boylu boyuna kıta,deniz,kara parçası,su..bunlar bildiğimiz boyutu ve benim bulut olarak sevdiğim gaz parçalarından da yukarıda başka bir boyut,en sevdiğim renk olan denizin derininde başka bir boyut var,şu gördüğüm kıtaların altında başka boyutlar,mineraller,yaşamaya devam eden bir enerji var.Öyle ya, benim bedenimin yukarısında ve aşağısında, içinde de başka başka boyutlar var. Bakıyorum,henüz insanları göremiyorum.Uçak alçalıyor,insanlar,onların kullandıkları yollar,yaşadıkları yerleri görüyorum;tek tek inceliyorum,sonra ölüm geliyor aklıma,küt biri gitmiştir belki şu an diyorum,biz ne biliyoruz ki şu an da.Gördüğüm ile düşündüğüm,bir anlık birleşip algıma bir şeyler yapıyorlar,hafif kısa devrelerle,bu kıtaların bu suların haberi bile yok birinin ölümünden,doğumundan...o zaman ne diye üzülüyoruz böyle,ne diye yaşıyoruz a kadar gidiyor mu sorular.Eşit olduk mu sana diyorum ölüme,doğuma.Laf atıyorum onlara,alt etmeye çalışıyorum benden haberleri bile olmayan,ölüme ve doğuma,birilerinin evlerine yollarına yukarıdan bakarken.Yok diyorum şurada yarım saat var inmeye,oturduğun yerden kalkamayacaksın,boşver diyorum.Boşver diyorum,sonra iniyorum.'Günlük'hayat alıyor beni,tüm bunları unutuyorum.Dalıyorum.
Akşam üstleri geliyor
Tam insanlar işten çıkarken.
Salkım salkım tramvaylardan
Bir güzel çocuk yüzüyle gülümsüyor
Namussuz, akşam üstleri geliyor.
Tam insanlar işten çıkarken.
Salkım salkım tramvaylardan
Bir güzel çocuk yüzüyle gülümsüyor
Namussuz, akşam üstleri geliyor.
Neremden yakalıyor, bilmiyorum
Ben tam sevmeye hazırlanırken
On altı yaşındaki sevgilimi.
Elini elimle tutmak
Yirmi dört saatte bir
Sıcak bir laf dinlemek isterken
Rezil... tam o saatlerde geliyor**.
*Edip Cansever,Günlerden
No comments:
Post a Comment