Müzeyyen, Firuzan, Necla, Ayten...teyzelerin hiçbiri hashtag nedir bilmez. Mutluluk, gerçek, yalnızlık, ölüm..bunları da bilmezler.
Una parola come un'altra* yani, bir atasözü vardı ama şimdi aklıma gelmiyor..
Müzeyyenler, mutluluğun sözlük anlamına inanmış ve onu öyle yaşatmışlardır, gerçeği, yalnızlığı, ölümü...de. Zaten bundan dolayı ölüm için misal, bizleri de sözlüğe katarak, hayat devam ediyor a inandırmışlardır.
Bugün, tbt ler vsco camler foodporn lar...ve bunun gibi birçok kelime, motto, deyim tüm bu anlamlarla bir olmuşlardır. Fakat bir şey değişmemiştir. Bugün de insanlar, kelimelerin, sözlük anlamlarına, trendliklerine inanmakla ömürlerini geçiriyorlar. Hiç kimse bir kelimeye bir saatini vermez bugün. Throwback thursday deyip perşembeyi geçiren insanlar topluluğundan bahsediyoruz. Açıyor ambalajı, yiyor biri güzel içindeki ve sonra bam çöpe. Perşembe için çöpün önünde durup düşünecek hali yok ya! Jetler var. Özel jetler de var.
Nitekim zamanında, dantel örtü üzerinde, sehpa çekilerek ikram edilen limonatalar ve kuru pastalar dahilinde de, hiç kimse perşembeyi veya bir kelimeyi uzun uzadiye düşünmedi: 'Cuma da oldu işte' dediler, Perşembe toplanıp giderken. Oraya o da ekini koyarak, günü geçirdiler, bugünkü hashtaglerden bir farkı olmaksızın.
Mutluluğu, ilk flört e koydular. Ölümü, çerçevelere. Yalnızlığı televizyonlara, radyolara.
Ben hem yakıyor, atıyorum kelimeleri ve sözlük anlamlarını hem de onlara zaman ayırıyorum. Çünkü yaşamım, gerçek ve gerçeğe inanmakla geçiyor. Bunu 'gerçekten'düşünüyorum. Sözlükteki gerçek anlamına hiçbir zaman inanmadım, dokunduğum, gördüğüm, tattığım birçok şeye de...ve bazen inandım, kabul ettim. Ama hep bir sorgu ile, gerçek nedir?
Tuesday, March 3, 2015
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment