...Boynum bükülüyor böyle günlerde, böyle anlarda. Küçüklüğümde öğrendiğim şeyler, bugün farklı bir hal alınca, boynum düşüyor oturduğum yerde. Sonrası, daha da zor. Yani, bükülen boynu kendi kendine kaldırmak hep daha zor.
Arkadaşlıkları, aile olmayı, yaşamı şu anki halinden farklı öğreniyoruz küçüklüğümüzde. Sonra zaman bugün, bana diyor ki, o kadar da samimi değildi hiçbir şey, şefkat artık yok diyor.
Beden ve akılı alıştığı 'hal'lerden çıkarmak, onlara o halin farklı boyutlarını anlatmaya çalışmak zor.
Zor diyerek, duruma yorum yapmıyorum.
Bazen, bir kelime, bir olguda kendini buluyor, ona kendini uydurmaktan ziyade.
kelimeler, kelimeler albayım... bazı anlamlara gelmiyor.
fakat allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım. öyle budalaca bir özleme kapılıyor. bir yandan da hiç konuşmak istemiyor, tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor.
ve bazen nasıl oluyorsa, bir kelime, kelimeler, bir geceye ve bir gündüze yetiyor. Tüm bir gece ve tüm bir gündüze. ve böyle gün ve gecelerde, kelimelerin söz olması için, ağızdan çıkmalarına gerek olmuyor. Bir suskunluk içinde kelimeler, kelimeler, kelimeler...Yani hiç konuşmadan söylenen kelimeler.
Polonius-Neler okuyorsunuz efendimiz?
Hamlet – Kelimeler, kelimeler, kelimeler!
Polonius – Aralarında ne var efendimiz?
Hamlet – Kiminle kimin arasında?
Polonius – Kitapta neler var, demek istedim.
Hamlet – Bir sürü iftira, bayım; bu hicivci maskaraya göre
Yaşlıların sakalları kır, suratları buruşukmuş,
Gözlerinden sarı yağlar, çam sakızları akarmış;
Akılları kıt, bacakları cılız olurmuş.
Elbette doğru bütün bunlar, tastamam doğru,
Ama bunları yazıya dökmek edepsizlik…
Neden derseniz sayın bayım,
Siz, mesela, benim yaşıma gelebilirsiniz.
Yengeç gibi gerisin geri yürüyebilirseniz.
Polonius – Deli olmasına deli, ama mantığı da yok değil.
Bu havanın dışına çıkamaz mısınız?
Hamlet – Çıkarım, mezarımda.
...
Söylenmeyen derin kelimeler için, küçüklüğümde başka bir yol buldum.
Babamla küçüklüğümdeki ilişkimden doğan bir şey: yazı.
Ona olan sevgimi, söz ile anlatamayınca, yazıyı buldum. Doğdu bir şey.
Buradan doğdu 'yazı'hayatımda.
Annem, hayatımda tam olan bir şeydi; gördüğüm, sözle de gözle de sevdiğim, tutunduğum, dokunduğum ve beni sözle ve gözle seven.
Babam, eksik olan, özlenen, özlediğim, özleyen ve özlemeye devam ettiğim.
Sonra, arkadaşlarım, dostlarım.
Bazı şeyler, derin yer kaplıyor. Bunu anlamaya çalışıyorum.
Hayatta benim kelimelerim fazla, rakam ise bir tane, o da üç.
Ama, bütün hücrelerim her zaman iki şey ile buluşuyor, dünyaya ve bana ait birçok şey iki bazdan çıkıyor, öyle yaşıyorum, bilinçli ve bilinçdışı:
disiplin ve soyutluk
kararlılık ve spontanelik, kendiliğindenlilik
yaratıcılık ve sakinlik
saygı ve sadakat
gioia* ve la virtu*
la dignita* ve irade...diye gidiyor.
Monday, March 30, 2015
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment