Friday, June 6, 2014

Gabbiani

''Differend'da düzenleyici bir rol oynayan bir başka kavram var:tümce kavramı.Buna sınırsız bir kaplam veriyorsunuz,şöyle diyerek:
'Fransızca 'Aie',İtalyanca 'Eh',Amerikanca 'Whoops' birer tümcedir;bir göz kırpışı,bir omuz silkme,ayağını yere vurma,belli-belirsiz bir kızarma ya da ani bir yürek çırpıntısı,birer tümce olabilir.
...*'' diye başlıyor Tümceler**

Dünya bana doğru dönüyor,
Ama kimseyi yakınıma getirmiyor.
...

Kim çizdi ufuktaki o kalın çizgiyi?

Martıyı,uçarken,önünden de görsen arkasından da,farketmez:
Hiçbir yere gitmiyordur.
Ancak yanından görürsen fark edersin,
Yol aldığını

Martılar ile insanların ortaklığı:
Mideleri için çıkardıkları gürültü

Denizin üstünde süzülen,
Rüzgarda savrulan,martıya,
Balık gözlüyor diye değil de,
Kanatlarını deniyor diye baksak?

(Bugün çok uçuk renkleri akşamüstünün-cansız,heyecansız..
Ne kadar eğreti duruyor bulutlar gökyüzünde-asılı gibi...
Gök,derinliksiz;sığ,neredeyse...)

Bulutların üstünde hava hep açıktır.

Ne çok isterdin,değil mi-masanda,dingin,suskun,yalnız otururken,çevrende dizi dizi defterlerin,yazı dosyaların,kağıt zarfların,içiçe kalem kılıfların,gözlük kabın,yanında ayrı ayrı sigara paketlerin,bira şişen,yarı dolu bardağın,yazdıklarını temize çektiğin daktilonun başında,kulağında derin bir müzik,bir an,yaptıklarını,yapamadıklarını,yapmakta olduklarını düşünerek dalmışken,dışarıda,karşındaki tülün örttüğü ışığın içinden,akşam yağan yaz yağmurunun berraklaştırdığı ılık havada,parlak öğle güneşi altında,Güney'den gelip birdenbire pencerenin pervazına konan,Poyraz'ın uçuşturduğu açık kahverengi,uçuk gökrengi tüyleriyle,orada,bir an aldırmasızca duran,dönen,sonra,bir kez zıplayıp,başını çevirerek,yeniden kanat açıp,sanki kaygısız,tasasız,dertsiz,Kuzey'e doğru uçup giden o ufacık kuş,bir daha gelse-ama,bir seferliktir uçuşu;gelmez bir daha.
İstinye

O bir kez,sessizce gelip,konup,uçup gitmişti ya-şimdiyse bu,boyuna gelip,balkonumun tepesine kurduğu yuvasını kollamak için pervazımda yaygara koparıyor-
-mutlu mu olmalıyım,bilmem!...
Yoğurtçubaşı/Çiftehavuzlar

Daha bir birası yarılanmadan hemen bir sonrakini ısmarlayan,arada da yalnızca sigara ve kuruyemişle yetinen,kısa boylu,yanağında sakalıyla birleşerek uzamış bıyıklı,parkalı,dingin Adam:gözlerin niye o kadar devingen?
Cağaloğlu

Martı öbekleri,Karabatak dizileri,Serçe noktaları...
Haydarpaşa

Doğadan her aldığını,ona hep geri verebilir olmalısın-zaten,kendini de,
Sonunda,ona geri vermeyecek misin?
Gümüşlük Akademisi

Dünya,uyur da.
Yoğurtçubaşı/Çiftehavuzlar 

Dalgalar ve ağaçlar
-bir de bayrak direkleri ve ipleri-
Olmasaydı,rüzgarın sesi duyulmazdı.
Karamürsel

Cemal Süreya için,
Bir şairin gözleri kapanınca,dünyada görülecek şeyler azalır.
11 Ocak 1990 

Ölüm
Zor iş-ölen için değil de,yaşayanlar için:gidip,'teşhis'edip,alıp,
 götürüp,yıkayıp,sarıp sarmalayıp,bir kutuya koyup,bir çukur kazıp,taşıyıp,gömüp,
 toprak küreyip,ağlamalarını gerektiren bir iş-
zor..
21 Temmuz 2003 
Beyodaları/Gümüşsuyu 

Her insanın-bir kişinin-ölümü,ucu-bucağı bilinemeyecek,sınırları bulunamayacak bir varlığın yokoluşudur.
Karamürsel 

Belki de ağaçlar ancak yeni yapraklarını verecekleri duruma tam geldikleri zaman,
Eskilerini tamamiyle dökmüş olurlar.
Yoğurtçubaşı/Çiftehavuzlar 

Ancak
Marmara'da da gel-git olur;ama bunu,Dolunay'ın önceki ile sonraki günlerinde,kıyılardaki kayaların üstündeki
 midyelerin açıkta kalış seviyesindeki farktan anlarsın.
Karamürsel 

Hep unutursun ya bir şeyleri,bir yerlerde;işte:bütün kış,balkonunda,büyük saksıların arkasında unuttuğun
 dondurucu soğuklar,kurutucu rüzgarlar geçiren,sonunda,baharda,zaten yetersiz olan küçücük saksısı  içinde,hiç nemi kalmamış durumda bulup hatırladığın bir yaşındaki Fıstık Çamı fidesi,şimdi,
 saksısı değiştirilmiş,toprağı zenginleştirilmiş,bolca sulanmış,Nisan güneşinin altında duruyor-ama hala  kupkuru,cansız;daha dallaşamamış üç küçük çıkıntısının ve tepesindeki büyüme noktasının sararmış
 sivri yapraklarında en ufak bir yeşillik belirtisi bile yok-ne bekliyordun ya:
 bütün o geçirdiklerinden sonra,ilk suyla,ilk güneş ışığıyla,ilk ılıklıkla,hemen canlanıp yeşere miydi?
İstinye

Bazen,tek bir akşamda,
Yalnızca bir tek Martı uçar
-uçup,geçer...
Yoğurtçubaşı/Çiftehavuzlar

Yolda Olmak
Bulunduğun,oturduğun odayı,üstünde yazdığın masayla birlikte,gece yol alan;
Gittiği yere de ne zaman ulaşacağı belli olmayan bir trenin,tek kişilik kompartmanı olarak gör-
-öyle görebilirsen,olur,o da,öyle...
Gümüşlük

Bütün sokak lambaları,bütün gemi ışıkları,bütün otomobil farları,ışığı hala yanan bütün odaların pencereleri
 öylesine pırıl pırılken,Ay'ın,bir hayalet gibi,silik,sönük,sinik bir halde yükselmesi:reva mı?!-çok uzaktaki bulutlardan kurtulmağa çalışıyor bile olsa?-ama,bir kez kurtulunca onlardan,odur artık bütün hepsi içinde en parlak,en pak,en ak-

Rüzgar dindi:şimdi,Yağmur gelecek mi-yetecek mi,Bulutlar_

Bülbül gibi:geldiği gibi;gecenin karanlığında,yalnızca ses bir şey demekken;ışık,aydınlık,görme,uzak ileti yolları,sabahı beklerken-serin,sakin,derin seslerle iletmek,anlatmak,konuşmak...
Körce-ama,işiterek;duyarak ve duyurarak...
Dingin-derin...

Dolunay altındaki Boğaz'ın sularında gezinen karaltılar,sanarsın,Ay'ın altından geçen bulutların gölgeleri-  oysa,apaçık,ışık dolu,bulutsuz gökyüzüne bakınca anlarsın:
 Bunlar,dingin suları ürperterek yalayıp geçen,bir süre bir yöne sürükleyen gece Rüzgar'ının yarattığı küçük  dalgaların karaltıları.

Martı Mart'ı özler Ekim'de-oysa fark yoktur aralarında.

Ay'ın ışığında ve güçlü Poyraz'ın temizlediği,berraklaştırdığı Boğaz'ın karanlık ama parlak,pırıl pırıl sularında  da olsa,ileriden,Kanlıca açıklarından gelen,garip,kırmızı ışıklı,peşinden bir dizi beyaz yansıma sürükleyen-  sanki önü tanker.arkası yolcu gemisi,ortası şilep gibi duran-geminin ne menem bir şey  olduğunu,anlayamazsın-sonra,geçip gider;işte:artık boşunadır,anlamağa-görmeğe,kestirmeğe,belirlemeğe-  çalışmak...

Galata Köprü'sünü Günbatı'sına karşı siper edip,
Haliç'ten gelen ılık sularda uyuklayan Martılar...


*Jacques Derrida
**Oruç Aruoba'nın Yürüme Üçlüsü'nden ,üçüncüsü Tümceler

No comments:

Post a Comment