Duygusal olarak bu, içimde bir şeylerin yanmasına bağlansa da; fizyolojik, bilimsel, patolojik, genetik ve psiko-sosyolojik ve de psikolojik açıdan da birkaç şeye bağlanabilir, belki. Biz insanlar, anlam yüklemek için elimizden geleni yapıyoruz, bu yüzden bunların eğitimlerini bile alanlar var.
Benim bu konularda anlam yüklemek için yeterince bilgim, birikimim, becerim yok. Elbette okuyorum ama anlam yüklemenin aksine, bundan kaçmak için, sade olabilmek için.
Duygusal açıdan da bir bilgim yok, öyle olsaydı buna inanırdım. İçimde bir şeyin yandığına inanırdım.
Bu mecaz anlama inanırdım, gerçek sanırdım. Bu anlamı çıkarsaydım, her yıl her ay bunu nüks ettirecek bir becerim de olurdu.
Benim bu konularda anlam yüklemek için yeterince bilgim, birikimim, becerim yok. Elbette okuyorum ama anlam yüklemenin aksine, bundan kaçmak için, sade olabilmek için.
Duygusal açıdan da bir bilgim yok, öyle olsaydı buna inanırdım. İçimde bir şeyin yandığına inanırdım.
Bu mecaz anlama inanırdım, gerçek sanırdım. Bu anlamı çıkarsaydım, her yıl her ay bunu nüks ettirecek bir becerim de olurdu.
Psikoloji mi bunların başını çeker, fizyoloji mi, patoloji mi bilemiyorum. Hangisi nasıl bu durumu çözer, bunu araştırıyorum ama araştırırken, üzülmeye devam ediyorum; bir ders notu, bir evrak...gibi değil, belli bir zaman çalışıp, araştırıp masada bir köşeye bırakıp, ertesi sabah bakılacak. Bakıp bakıp durabiliyorsun.
Dertli ediyor insanı, dertli.
Vazgeçtiğim şeyden tekrar vazgeçmekte, vazgeçmek zorunda olduğum, şu çok su içtiğim günler, bir yerde Milano'nun gözlerini, ellerini bana tekrar kazandırdı. Dalıp unuttuğum olmuş, nedeni, kimi, nasılı, neredeyi. Evde hiçbir şeyin yeri değişmemiş, tuzluk bile aynı yerinde sadece biraz eskimişler.
Şu günlerde, onu, saatlerin arasına koyup, bölüp duruyorum, saniyelerin ve dakikaların arasına, en uzun geceye, en uzun gündüze.
Sevsin diyorum, bugün başkasını sevsin. Ben bugün başkasına alışayım ve onun tam gideceği gün, en mutlu olduğum şeyi yapayım ki, onun ayrılışını-yola çıkışı-gidişini bir saniyeye bile koymayayım.
Daha çabuk olur her şey, daha çabuk.
Mutluluğun süresini uzatayım, ben de , bir yola çıkayım onun tam yola çıktığı anda. Dalayım, hatırlamayayım tuzluğu nereye bıraktığımı tuzluğun nerede olduğunu.
Beni saat üçte mutlu olmaya alıştırmadan gitsin.
Dertli ediyor insanı, dertli.
Vazgeçtiğim şeyden tekrar vazgeçmekte, vazgeçmek zorunda olduğum, şu çok su içtiğim günler, bir yerde Milano'nun gözlerini, ellerini bana tekrar kazandırdı. Dalıp unuttuğum olmuş, nedeni, kimi, nasılı, neredeyi. Evde hiçbir şeyin yeri değişmemiş, tuzluk bile aynı yerinde sadece biraz eskimişler.
Şu günlerde, onu, saatlerin arasına koyup, bölüp duruyorum, saniyelerin ve dakikaların arasına, en uzun geceye, en uzun gündüze.
Sevsin diyorum, bugün başkasını sevsin. Ben bugün başkasına alışayım ve onun tam gideceği gün, en mutlu olduğum şeyi yapayım ki, onun ayrılışını-yola çıkışı-gidişini bir saniyeye bile koymayayım.
Daha çabuk olur her şey, daha çabuk.
Mutluluğun süresini uzatayım, ben de , bir yola çıkayım onun tam yola çıktığı anda. Dalayım, hatırlamayayım tuzluğu nereye bıraktığımı tuzluğun nerede olduğunu.
Beni saat üçte mutlu olmaya alıştırmadan gitsin.
Geçsin işte, geçsin.
Aşk üzerine nesir gibi duruyor bu yazdıklarım. Bu anlam çıkıyor.
Aşk değil ama, nükseden başka bir şeyin varlığı söz konusu.
Ben henüz ölümü anlamamışım, değer verdiğim, sevdiğim, yanımda olmasını istediğim ve yanlarında, yanı başlarında-uzakta olup kafamı göğüslerine yasladığım kadar yanı başlarında-olmak istediğim insanlar gidip duruyorlar. Kopuyorlar. Ayrılıyor, yola çıkıyorlar. Sonra kendilerine çerçevelerde yer ediniyorlar, bazen de öyle acıyor ki edinmiyorlar. Bunu anlayamıyorum. Anlamak için, okuyorum, inceliyorum, hissediyorum ama yine anlayamıyorum; psikolojisini, fizyolojisini, patolojisini, genetiğini.
Aşk üzerine nesir gibi duruyor bu yazdıklarım. Bu anlam çıkıyor.
Aşk değil ama, nükseden başka bir şeyin varlığı söz konusu.
Ben henüz ölümü anlamamışım, değer verdiğim, sevdiğim, yanımda olmasını istediğim ve yanlarında, yanı başlarında-uzakta olup kafamı göğüslerine yasladığım kadar yanı başlarında-olmak istediğim insanlar gidip duruyorlar. Kopuyorlar. Ayrılıyor, yola çıkıyorlar. Sonra kendilerine çerçevelerde yer ediniyorlar, bazen de öyle acıyor ki edinmiyorlar. Bunu anlayamıyorum. Anlamak için, okuyorum, inceliyorum, hissediyorum ama yine anlayamıyorum; psikolojisini, fizyolojisini, patolojisini, genetiğini.
No comments:
Post a Comment