Thursday, January 15, 2015

Un Giorno Me Ne Andro Senza Aver Detto Tutto


Korku işlevsel bir duygu olarak;
Yani uçurumun kenarında iken korkuyu hissetmek gayet doğal ve sağlıklı bir duygudur.
Kaygı ise; nesnesi ve süreci belli olmayan bir duygu olarak, irrasyoneldir.

 Milano yağmurlu olduğu zaman, kendisi ile özdeşleşiyor ve ben onu, yağmurlu havada daha çok seviyorum çünkü, yalana, hileye, dalavereye yer vermemiş oluyor. Buradaki insanlar, binalar, meydanlar, parklar...hepsi yağmurlu. Milano'da güneş açtığı zaman; insanlar kendilerini, meydanlar meydanları, binalar binaların grisini, ağırlığını kandırmış oluyorlar.
Ben de yağmurlu'lukla özdeşleşen bir varlığım; insanım, ağacım, denizim, rüzgarım ve bir ateş değilim. Benim yağmurluluğum başka yerden, Milano gibi değil, Milano'nun kendini özdeşleştirdiği gibi değil.
Kendi kendine konuşan insanlar, durakta tramvayı beklerken durağa gelip iyi akşamlar diyen bayan, milano yağmurları, evlerine çekilen, sıcak sarımsı-turuncu ışıkta evlerinde olan insanlar; tramvaydaki, sokaktaki yalnız insanlar, otobüse; tramvaya binen ve gecenin en karanlığına kadar inmeyen yaşlı kimsesiz-belki-insanlar...
 Geçen akşam, Fedele meydanında, Alessandro Manzoni büstü ile karşı karşıya geldik. Kararsızlığım, düşünceliliğim bu şehirde, meydanlara, binaların ön cephelerine, parklara vuruyor. Bir iki dakika duruyorum, ayaklarım otonom olarak duruyor, bir durup tartıyorum. Bazen neyi tarttığımı, düşündüğümü unutuyorum. Bunu ilk fark ettiğimde, çok korkmuştum.
 Yalnız yemek yediğim akşamlarda, Nevizade Akdeniz'de onun beni bir başıma bırakıp gidişi aklıma geliyor, bana git deyişi aklıma geliyor, babamın kardeşlerimle oturduğu sofralar geliyor. Yalnızlaşmıyorum. Bazen de yalnızlaşıyorum ve korkumdan, ayaklarım yönlerini, suratımdaki çizgiler hangi duyguyu ifade edeceklerini şaşırıyorlar. Sonra, duraksadığımda, bir büst ile konuşurken, unutmazsam eğer, bunun bir yerde, daha doğru olduğunu düşünüyorum; kendimi sonsuz beraberliğe alıştırmaktansa, bir gün herkesin gidebileceği, bir gün hiç kimsenin olmayacağını düşünmek ve böyle yaşamak daha doğru geliyor.
Bir savaş verdiğimi hissediyorum. Bu iki düşünce ve duygu arasında bir doğru, bir savunma için savaşıyorum.
ve
Milano bu tip duygu durumları hiç atlamadan, bana yardımcı oluyor, sessizliği, kimsesizliği, suratsızlığı ile.
ve
ben gidip, dondurma alıyorum, uçuşan perdelere bakıyorum, ağaç yapraklarının rengini inceliyorum.
ama yine de, Milano'yu avucumun içine alıyorum, kendimden de koruyorum biraz. Onu seviyor muyum, bilmem..ama onu kaybedeceğim günü düşündüğüm zaman, ona olan sevgimi düşünmek, oluşturmak daha kolay oluyor. Bazen de bu şehri yaşadığım, birlikteliklerle bu şehri paylaştığım zamanlarda da, ona olan sevgim hep askıda durup, uçuşup duruyor. Yine de insan, onu bırakıp gitmekten, bir gün, üzüntü duyuyor. Henüz bırakmadan, bırakmamışken.
ve
hikaye ve imgelerle yaşamak, yaşadığımı bana anlatmış oluyor.

No comments:

Post a Comment