Kar ufak ufak yağdı ve sustu.
Bugün Mendelssohn'un doğum günü.
Her şeyi belli bir kütle ağırlıyla yapıyorum, kolumu kaldırıyorum bir ağırlık, yavaş-lık; bakıyorum bir ağırlık.
Geceleri jazz çalıyor, dünyanın cazı.
Bugün, taneli gül aldım. Hintli çiçekçi rosa, yani gül, deyip geçiştirdi. Halbuki gülün bir türü, demeliydi. Hintli satıcı bilmiyor, ben de bilmiyorum. Açmalarını bekliyorum. Ufak beş adet gonca. Ama, hiç açmayacak gibi duruyorlar. Renkleri çok güzel. Pembenin beyaza çalışı. Aslında mavi de yoktur ama var deriz. Bu beyaza çalan pembe de yok, hintli bilmiyor, hadi, ben de bilmemiş oluyorum.
Sütyen canımı sıkıyor.
Güneşli hava canımı sıkıyor.
Sabah griydi, içimde hem bir sıkışlık, hem bir ferahlık.
Bu çatışma beni yoruyor.
Bu aralar yeniden, kalbim sıkışarak uyanmaya başladım. Bırakmıştım bu huyumu. Beynim öğrenmişti ama bir şey oluyor, sıkılıyorum. Tıp bilimi buna anksiyete adını koymuş, Müjgan teyze bilimi de kuruntu.
Aslında korku ve kaygı aynı grup içinde yer almamalıdır. Korku işlevseldir, kaygı işlevsellikten çok uzak bir yerlerdedir.
Biliyorum ben, bunlar kuruntu değil. Aksiyete de değil. Oradan geçtik, şimdi başka bir yoldayız sanki ben ve taşıdıklarım.
Davranış terapimi, Alessandro Manzoni üstleniyor. Karşısında duruyorum, kimse yokken. Bazen dondurmayla gidiyorum karşısına, bazen de öyle hızlı yemiş bitirmiş karşısında dikilmiş oluyorum ki, kuru öksürüklerimle selamlıyorum onu.
Evet, bazen dondurmayı çabucak bitiriyorum, mutluluğu tartıyorum, ne kadar duracak diye. Hemen bitiyor. Ama öyle bir şey ki, dondurma yemek bana mutluluk vermiyor aslında, ben dondurma sevmem cannoli siciliani dururken, ben mutluluğu sorguladığım için dondurma yiyorum. Bulamayınca da cevap, dondurmayı hızlıca bitiriyorum. Kaşlarımı çatıyorum.
Gül alıyorum, sabahları güneşe çıkarıyorum. Evimde terasın olmaması büyük eksiklik. Halbuki bütün parayı, benim olmayan beslendiğim paraları, teraslı bir eve yatırmalı ve keyfime bakmalıydım. Sabah güneşini ben de terasa çıkıp almalıydım. Güneşi sevmem. Ateş, yaktığı şeyin rengini alır. Ateş kırmızı sarı turuncu değildir. Deniz de mavi değildir. Ama yine de, bugünkü hava grisi olduğu sabahlarda, kocaman nefeslerle griyi soluyabilirdim terasımdan, böylece dondurma almaya gerek de kalmazdı. Evet, gül alıyorum, sabahları güneşlendiriyorum ama yine de ölüyorlar çünkü bir gün menekşe alıp ona bakacak kadar, çiçek sevmiyorum.
Bugün Mendelssohn doğdu ama sabah radyomda, Monteverdi çalıyordu. Gül güneşe bakarken, Monteverdi de biraz kafamı bulandırırken, artık kimseyi sevmeyeceğim dedim. Yani her türlü sevgi. Aşk acısı çekiyor değilim. Bütün gün bu komutu beynime nasıl vereceğimi düşündüm.
Sonra sertleşiyorum ama. O da olmuyor.
Bazı günler çok istediğim bir şey var, beynimi kafa tasından bir on dakika-yarım saat ayırmak, onu karşıma alıp onunla biraz oturmak istiyorum. Belki dondurmayla. Onu her açıdan incelemek istiyorum. Önce incelemek, her yerini kurcalamak, ona bakmak, onu görmek, ona dokunmak istiyorum. Sonra da verilerle oynamak istiyorum. Sen hür adam, seveceksin denizi her zaman komutunu ve başka komutları vermek istiyorum. Karaciğerim karar vermiyordu sonuçta, sabahları kalbimin sıkışması, aklımın bulanmasına.
Akciğerlerimi sevmeye başladım. Yine de, seksen yaşına kadar, sigara içip tümörü olmayan nineler dedeler canımı sıkıyor. Ölümsüzlüğü mü arar oldum ne oldu böyle?
Onları, bugün sizi sigaradan arındıracağım diyerek her gün seviyorum. Sonra, kulvarın sonunda, bugün akciğerler bana kafa tutuyor: bugün diye diye bitirdin bizi, nefes nefeseyim bir su ver diyorlar.
Canım sıkılıyor. Evet haklısınız diyorum, bugün sizi seveceğim ve bundan sonra da hep sevmeye devam edeceğim. Seveceğim, sizi nefes nefese bırakmayacağım sonra bir gün siz de gideceksiniz.
O gün kulvarı unutmazsam hatırlatacağım size. Dondurmayla.
Hadi ben seveceğim sevmeyeceğim, ya ben akciğerlerimle beraber beynimi de sonunda alıp gittiğimde, beni sevenler sevmeyenler olursa, nasıl bileceğim? Bu canımı sıkıyor.
O gün bu, bir dert, bir kuruntu, bir anskiyete olmayacak ama.
Yeni bir kaç kararım var. Bunları almaktan ziyade bozmayı seviyorum, bozmayı sever oldum. Öyle karman çorman oluyorlar ki sonunda, hepsi bir puzzle ın parçası olsa bir bütünlükleri olsa bir kapıda en sonunda buluşsalar da, bu dağınıklık beni çıldırtıyor, dağıttığım yerden bir daha ve daha karışık dağıtıyorum. Sonra da hepsini yerde bırakıp, kapıyı çekip çıkıyorum. Sonra, kapıyı açıyorum, dağınıklıkları, çeşitlilikleri, renkleri rahatsız ediyor beni. Ayağımla yatağın altına, göremeyeceğim bir yere iliştiriyorum. Temizlik yaparken çıkıyorlar, sinirimi bozuyorlar, artık, ve en sonunda da plastik karton ve yiyecek olarak ayırdığımız dünya çöpüne ekolojik yardımla onları atıyorum. Atamadıklarım ise, bir hayal parçası oluyorlar. Görüyorum ki bozmayı sevmek bir yanılgı oluyor. Bir yanılgıyı, gerçek olmayan şeyi seviyorum. Bu da işte, her zaman giden, uçuşan bir şey oluyor. Rüzgar gibi. Uçuşan perdeleri seviyorum. Uçuşan perdeleri izlemeyi çok seviyorum, saatlerce. Bu yüzden.
Bu çatışmalardan yoruldum.
Takdir edersiniz ki, 'insan' ve nörolojisinden çıkıp, günlük hayatı yazmaya zaman kalmadı. Yani, aslında tüm bunların yanında, bugün okula gittim, vücudum çok çalıştı, sırtımdaki ağrılar devam etti; arkadaşlarımla kahve içtim, diğer okulumun sınavlarını düşündüm, ödeme yaptım...
Yukarıda, bilişsel davranışçı yaklaşımın belki de, çözebileceği bir teşhis de bulundum.
'Ben Bu Çağdan Bir Kere De Şerefimle Geçeceğim Lazım Gelen Gülleri Göğsüme Gömmüştüm Birleşmemiz Radikal Olacak Ben Kan Vereceğim Bunu Daha Çok Küçükken Bir Filmde Görmüştüm
Ben dünyaya karşı 'durmak'ile meşhurum.
...
Modern bir alışkanlıktır ölmek, seni doğasıya seviyorum.'*
Maddeler halinde sıralayınız:Nelerden yoruldum?
Nelerden yoruldum:
-Milano'da aç insan görmekten yoruldum.
-Milano'da açlıktan ağlayan, dilenen insan görmekten yoruldum.
-Milano'da açlıktan, evsizlikten, kimsesizlikten dilenen, taşlarda uyuyan insan görmekten yoruldum.
-Polislerden yoruldum.
-Oturma izinlerinden yoruldum.
-Para harcamaktan yoruldum.
-Yurtdışında yabancı olmaktan yoruldum.
-Kira ödemekten yoruldum.
-Gidecek olan arkadaşları tanımaktan yoruldum.
-Alışmaktan yoruldum.
-Dostlarımı kaybetmekten yoruldum.
-Dostlarımı uğurlamaktan yoruldum.
-Babamı özlemekten yoruldum.
-Sahip çıkamamaktan yoruldum.
-Evsizlikten yoruldum.
...
Devam edeceğim, dedi.
No comments:
Post a Comment